Friday, May 26, 2017



KENT PLANLAMASI – TASARIMI VE UYGULAMASINDAZORUNLU BİRLİKTELİK

Dr. Kamutay TÜRKOĞLU

Bu yazı Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yayını olarak yayınlanmıştır.

Daha iyi bir kent için çabalar...
İyi bir kent, daha iyi bir kent kurma çabaları yerleşik toplumların tarihi kadar eskidir.
Bu çabalar bugün de sürüyor. Kuşkusuz bu çabalar; mesleksel yakınlığın da ötesinde tüm topluma yönelik ve evrensel insanı uygarlaştıran, kendisinin ürettiği kenti, daha sağlıklı, daha güzel, daha akılcı, eşit ve hakça kullanma çabalarıdır.

Özde toplum ve birey var...
Kuşkusuz bu çabaların özünde toplum ve onu evrensel kılan insan / birey var. Kent, bireyin umutları ile, oluşturduğu toplumsal, ekonomik ve kültürel yapısı içinde gelişiyor. Toplumun sağlığı, eğitimi ve oluşturduğu yönetim yapısı ile de doğrudan bağıntılı.

Yoksulluk, kent yoksulluğunu da getiriyor...
Güzel umutların ve arayışların sonuçları toplumlara, özellikle de bireye hiç de kolay ulaştırılamıyor. Çelişme ve çatışmaların oluşturduğu çeşitli zorlukların aşılması gerekiyor. Genel yoksulluk kentsel boyutta daha da belirginleşiyor. Yoksulluk içinde sınırlı varsıllık ise başka tür yoksullukları getiriyor. Eşitsiz, adaletsiz, çatışmacı ve işletilemeyen demokratik değerler sistemi içinde daha da artıyor.

Kentlileşme bilinci ancak kamusal alanda / ortamda oluşuyor.
Eksikliklerin, yoksullukların, farklılıkların algılanması, değerlendirilmesi ve aşılması ancak toplumsal ve kamusal  ortamda gerçekleşebiliyor. Bu da demokratik ortamda kullanılması koşulu ile yönetim erklerini gerekli kılıyor...
Yeter ki birey, toplum ve özellikle de  yöneticiler, ilgili bilim ve meslek adamları ve politikacılar bunu böyle bilip, içlerine sindirip bu yönde bilinçlensinler...

Kent planlaması kamusal bir eylemdir.
Kentin planlanması da insanın toplumsallaşması kadar eskidir ve birçok evrelerden geçmiştir. Kentlerimizi şekillendiren, benimsediğimiz değerleri ve sorunları birlikte barındıran planlama özgeçmişimiz toplumsal gelişme ve kentleşmeye dayalı olarak değişerek gelmektedir. Bu özgeçmiş, sorun çözücü  olduğu kadar, sorun üreten olarak ta sürmektedir.

Planlama ve uygulama bir bütün süreç olmalıdır.
Bugünkü kent planlama tekniklerimiz ve hukukumuzun ve en temel sorunu uygulama boyutunun yokluğudur. Kent mekanını yüzeyde iki boyutlu tanımlayan belgeler bütünüdür.
Uygulama süreçlerini, etaplamayı / aşamalamayı, girişim organizasyonlarını, örgütlenmeleri, kaynakların bulunması ve programlanmasını bütünü ile içermemektedir. Toprağın nasıl kullanılacağını önceden tanımlar; fakat bunun toprağın kente dönüşmesi için işbirlikleri, özellikle de kamu yönetimi ile işbirlikleri ve ortaklıkları öngörmez. Yalnız bırakılmış, zamana terkedilmiş, bireysel istemlere, spekülasyona, arsa ticareti ve haksız rant bölüşümüne araç olan bir sistemi oluşturur.
Plancının, tasarımcının katılmadığı ortamda yapılan sözüm ona “ imar uygulamaları”
ile kentsel arsa piyasasına sürüm yapılır. Bunun adı gelişme süreci olarak konur;  koruma ve yenileme süreçleri ise gündeme gelemez. Yasal-hukuksal yazılım ve söylem böyle olmasa bile, uygulama boyutundan yoksunluk bu sonuçları nedenler.

Planlama ve uygulama süreçlerinde birey - toplum ve kamu işbirliği kaçınılmazdır.
Varolan sistem kamu yönetimini; toprağın kente dönüşüm sürecinde; kendisini öncü, yönlendirici, özendirici, yardım edici, eşit pay aktarıcı olması gerekir iken, sahip olduğu toprağı da bu sisteme teslim eder duruma düşürmüştür. Toprağına plansız yerleşen gecekondu ile planlı bir işbirliğine / ortaklığa girememiş, önden giderek kente yeni gelenleri karşılayamamış, yükümlü olduğu kentsel, sosyal ve teknik altyapıyı yeterince ve zamanında oluşturamamıştır. Kentsel rantı bölüşememiş, hep fakir ve yalnız, kendisinden istenilen, oysa yeterince veremeyen bir kurum gibi algılanmıştır.
Yanısıra; ulaşım, endüstri, enerji kaynakları, tarım, orman alanları ve turizm yatırımları vb. gibi koruma, yenileme ve gelişme süreçlerinin çoklukla çeliştiği, hatta çatıştığı ortamlarda da etkin olamamıştır.

Varolan yasal-hukuksal sisteme yeni girdiler gerekiyor.
Sağlıksızlığı, yetersizliği yaşanarak saptanmış “planlama ve imar” hukuku ve ona dayalı planlama kentsel tasarım ve uygulama süreçlerinde geliştirici yenilikler kaçınılmazdır. Bunun en başında; uygulama süreçlerinin planlama ve tasarımla bütünleştirilmesi gelmektedir. Bu bağlamda;

Tekil parseller yerine anlamlı kent parçaları üretmeliyiz.
Ancak kağıt üzerinde var olan planlardan üretilmiş  oysa gerçek zamanlı, bütüncül girişimler yerine, küçük/tekil parsellerin önden üretilmesine son verilmelidir. Bunun yerine; gerçek gereksinmelere dayalı, organize, kamu yönetimi ile ortak toplu girişimler ile, oluşabilen anlamlı kent parçalarının üretimi zorunlu kılınmalıdır.

Kentsel rantların hem bireyler hem de, birey ve kamu arasında eşit bölüşülmesini sağlayacak, spekülasyonlara son verecek, yasal düzenlemelere gidilmelidir.
Planlama, tasarım ve uygulama bütünlüğü ile tüm tarafların birlikteliğinde gelişen süreçler, toprağa dönük kavgaları, çirkin politikaları, işgalleri ve imarsız yapılaşmaları, bunları izleyen bitmez tükenmez ıslah ve af yanlışlıklarını azaltacak, giderek ortadan kaldıracaktır.
Bu eşit bölüşülmeyi ancak toplu uygulamalar sağlayabilecektir. Bütüncül kent parçaları üreten sistem içinde, toprağı iki değil en az üç, hareketi / transferi ve zaman öğesini de katarak 4 ve 5 boyutlu tanımlayan bir ortamda rantların eşitlikçi bölüşülmesi olanaklıdır. Toplu girişimci, planlama önceliğine göre toprağa / konuma bağlı kalmadan, öncelikli alanlarda hak transferleri / takaslar ile yer değiştirebilmelidir. Bireysel / tekil girişim ancak bu süreçte, bir sonraki aşamada koşullu olarak ortaya çıkabilmelidir.

Sıradan değil, tasarıma dayalı kent mekanları oluşturulmalıdır.
Kopuk, dağınık, zamana yayılmış, yalnız küçük/tekil girişimlerin sıradanlığı, doğayı korumayan, topoğrafyaya uyumsuz, iyi işlemeyen ve pahalı teknik altyapıları nedenleyen sonuçlara götürür. Buna son verebilmek, ancak organize toplumun ve kamunun ortak girişimi ile olanaklıdır.

Çok disiplinli planlama, tasarım ve uygulamasında uzmanlıklar arasında işbirliği kurulmalı, sorumluluk ve onurlar eşit bölüşülmeli ve ortak barış sağlanmalıdır.
Bu amaçla; özellikle ilgili uzmanlıkları biraraya getiren süreçler oluşturulmalıdır. Bu birliktelikler, nazım planlar aşamasından kentsel tasarıma, giderek uygulamaya kadar kaçınılmaz kılınmalıdır. Ancak böyle bir ortamda; tüm doğa değerleri, su havzaları, vadi tabanları orman ve tarım alanları korunabilir, kentte kesintisiz yaya/yeşil koridorları açılabilir, ulaşım sorunları daha sağlıklı çözülebilir. Kent planlama ve tasarımında gerçek hak ve yetki sahiplerinin, özellikle bilim ve meslek adamı uzmanların; kuşkusuz sosyo-ekonomik ve kültürel politikalar içinde; birlikte/ortak çalışması yeni yasal düzenlemelerle daha iyi tanımlanmalıdır. Özellikle; kent plancılığı, mimarlık, peyzaj mimarlığı, yapı ve altyapı ile ulaşım mühendislik kurumları arasında gerçek işbirliği her an ve her konumda kurulmalıdır.
Meslekler / uzmanlıklar arasındaki işbirliğini geliştirecek yeni düzenlemeler, kentsel mekan oluşturmak gibi çok yönlü ve çok girdili bu olguyu, doğru algılayıp iyiye doğru ve zamanında daha da geliştirmeyi, toprağın gerçek ve doğru kullanılmasını sağlayacak, onun anlamsız ve gereksiz tutuklanmamasını önleyecektir. Doğa, insan ve toplumun yaşamını saygın ve sürekli kılacaktır. Gereksiz ve anlamsız geri dönüşleri, değer kayıplarını ortadan kaldıracaktır.

Yetki kargaşasına son verilmelidir.
İlgili tüm kişi ve kurumlar arası dayanışma ve işbirliği, yetki kargaşalarını, hatta çatışmaları önleyecektir. Zorunlu işbirliği, bilerek veya bilmeyerek, gerekli olan birliktelikleri bozacak politik, bürokratik ve çıkarcı olumsuz etmenlerden koruyacaktır. İlgili tüm tarafların eksik iletişimi nedeniyle kaybedilen zamanlar büyük boyutludur. Kaybedilen yalnız zaman da değildir. Tarafların güvenilirlikleri ve prestijleri de azaltmakta, bazen de kaybolmaktadır.
Çatışmaları çözücü arabuluculara da gerek kalmayacaktır. Planlama, tasarım ve uygulamasına ilişkin çatışmaları çözüme bağlamak adına, ihtisas mahkemelerinin bulunmadığı salt hukuk ortamındaki çabalar, çoklukla taraflar, bilirkişilik kurumlarının itibarını azaltmaktadır. Uyarılan tüm ilgililerin tekrar biraraya gelerek kendi sorunlarını kendi hukukları içinde çözmeleri doğallığı istenmektedir.
Böyle gelinen noktanın pahası ise ağırdır. Üstelikte ilgili tüm tarafları yeterince eğitici sayılamaz. Çoklukla, ilkeleri hatırlatan, esneklik içindeki çözümlere, yeni arayışlara yönlendiren arabuluculuktur. Gereksiz ve eksik iletişim ile işbirliği eksikliğinden kaynaklanan sorunlar mahkemeleri gereksiz ve uzun süreler meşgul etmektedir. Kaybedilen zamanlar kararsız, belirsiz ortamlar başka olumsuz gelişmelere de neden olmaktadır. Yanısıra hukuk kurumlarını da yıpratmaktadır.

Gerçek katılımı sağlayan, şeffaf ve demokratik bir ortam geliştirilmelidir.
İlgili taraflar kendi yetki, görev ve uzmanlık alanlarındaki kendi sorunlarını gene kendileri; şeffaf, katılımcı ve demokratik bir ortamda tartışarak sağlamalıdır. Bunu oluşturmak var iken, dışarından ödül, ceza ve nasihata gerek duymamalıdır. Böyle bir çalışma ve üretim ortamı, bugün Cumhuriyet Türkiyesi’nin denetim mekanizmaları işletilemeyen tek yasasının / İmar Yasası’nın eksikliklerini azaltacaktır.

SONUÇ
Sonuç, bu yazının başlığıdır. Kent planlaması – tasarımı ve uygulamasında ilgili tüm tarafların zorunlu birlikteliğini, yanısıra; burada tanımlanan içerik, nitelik ve süreçleri barındıran yeni bir “kentleşme, planlama, tasarım (imar) ve uygulamaları” yasal – hukuksal sistemini gerçekleştirmeliyiz.



15.09.2003                                                        Dr. Kamutay TÜRKOĞLU(*)



























(*) Y. Müh. Mimar (İTÜ)

    Şehir Planlama Doktoru