Showing posts with label Doğal Çevre Abant. Show all posts
Showing posts with label Doğal Çevre Abant. Show all posts

Tuesday, December 13, 2011

ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR

Bolu İli Özel İdaresi'nin Hazırladığı, Çevre Tahribatına Neden Olan ve Dava Konusu Olan Çevre Düzenlemesi





ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN 
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR 

RAPOR KONUSU

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği İl Özel İdaresince yapılan uygulamaların biyolojik, ekolojik ve hukuksal yönden incelenmesi ve muhtemel sonuçlarının ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır.

1. GİRİŞ
Abant Gölü Tabiat Parkı’nın yürütülen faaliyetlerin “çadırlı kamp alanı, kapı girişi, köy ürünleri satış ünitelerinin işletmeciliği ile genel saha temizliği ve güvenlik hizmetleri”  nin Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından yerine getirilmesi amacıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Bolu  İl Özel  İdaresi arasında Temmuz 2009 tarihinde ihale sözleşmesi imzalanmıştır.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra, Bolu  İl Özel  İdaresince göl ayağına savak sistemi yapılarak seviyesinin yükseltildiği, göl çevresindeki yollarda toprak dolgu yapıldığı ve yolların genişletildiği, Abant Gölünü besleyen derenin akışının engellendiği ve bu uygulamaların göle zarar verdiği iddiaları kamuoyuna yansımıştır. Bunun üzerine Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü
Müdürlüğü, TMMOB  İnşaat Müh. Odası, TMMOB Mimarlar Odası, TMMOB Orman Mühendisleri Odası gibi kuruluşlarca Abant Gölü Tabiat Parkında incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin tamamında Tabiat Parkında Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamaların Göl ve çevresindeki diğer ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtilmiştir. Bunun üzerine TMMOB tarafından 18.04.2010 tarihinde Bolu  Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurularak suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu gelişmelerden sonra TMMOB Orman Mühendisleri Odası, Abant Gölü Tabiat Parkındaki uygulamalar ile ilgili olarak bilimsel bir rapor hazırlanması için Oda Yönetim Kurulu üyesi Hasan Basri Avcı Başkanlığında,  İzzet Baysal Üniversitesi’nden Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planını hazırlayan Prof. Dr. Mehmet Tunçer,  İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof Dr. Tamer Öymen, Prof. Dr. Erdal Selmi, Doç. Dr. Ferhat Gökbulak, Doç. Dr. Doğanay Tolunay ve Yard. Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu’dan oluşan bir komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyona durumu hukuksal açıdan değerlendirmek üzere
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Çevre ve Orman Hukuku Anabilim Dalından Prof. Dr.
Sedat AYANOĞLU da katılmıştır.

Komisyonumuz 07.05.2010 tarihinde Abant Gölü Tabiat Parkı’nda incelemelerde bulunmuştur. Bu incelemelerden sonra oluşturulan rapor aşağıda sunulmuştur. Raporda öncelikle Göl ekosistemlerinin genel özellikleri tanıtılmış, Abant Gölü’nün özellikleri açıklanmış, Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların göl ve çevresindeki ekosistemler üzerindeki etkileri irdelenmiş ve daha sonra da ulusal ve uluslar arası hukuk yönünden durum değerlendirmesi yapılmıştır.



2. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER 
Abant Gölü Bolu ili sınırları içinde kalmaktadır. Vadi ağzının heyelanlarla tıkanması sonucunda oluşmuş bir tatlısu gölüdür. Denizden yüksekliği 1328 m olup, yüzey alanı 125 ha’dır (Şekil 5). Derinliği hakkında çeşitli kaynaklarda farklı ifadeler bulunmaktadır. Ancak güncel çoğu kaynakta gölün derinliğinin maksimum 18 m kadar olduğu belirtilmektedir. Abant Gölü’nü dağlardan gelen kar suları ve bir iki küçük dere beslemektedir. Fazla sularını ise göl ayağından akıtmaktadır. Büyüksu olarak adlandırılan bu  göl ayağı ile fazla sular
Dirgene çayına boşaltılmaktadır. Göl sularının pH’sı 6,5–7,0, elektriksel iletkenliği (EC) 200–225 µS/cm arasında değişmektedir. Bu özellikleri ile göl mesotrof (oligotrof ve eutrof göller arasında geçiş özelliklerinde) bir göl karakterindedir. Gölün çevresinde geniş sazlık alanlar bulunmaktadır. Abant gölü Türkiye’de en fazla araştırılmış göllerden birisidir. Abant Gölü’nün 03.05.2003 tarihinde çekilmiş uydu görüntüsü aşağıda verilmiştir.  Abant Gölü Tabiat Parkı ve çevresinde, orman ve göl ekosistemlerinin oluşturduğu birliktelik
biyolojik çeşitliliğine yansımış olup flora ve faunayı zenginleştirmiştir. Gölün kuzeybatı kesiminde oldukça geniş bir turbalık alan bulunmaktadır.
Gölü tehdit eden en önemli tehdit unsurlarından biri de göl çevresinin doğal yapısından kaynaklanan biyolojik erozyon diğer bir deyişle turba oluşumudur. Gerek jeomorfolojik yapı gerekse yörenin klimatik özellikleri Abant Gölü’nü  bu tehditle karşı karşıya bırakmaktadır. Yarı humuslaşmış organik atıkların su içinde yığılmasından oluşan ve ve üzerinde karakteristik bitkiler ile ağaç bakımından fakir bir vejetasyon örtüsü taşıyan oluşumlara turbalık adı verilir. Turbalar, soğuk veya nemli sahalarda, su altındaki bitki artıklarının hava
oksijeni ile bağının kesilmesi ile oluşurlar. Turbalaşma nedeni ile Abant Gölü giderek
küçülmekte ve kararmaktadır (Abant UDG Planı, Çevre Raporu, 2002).

Gölün doğu ve güneyinde de küçük ölçüde turbalık alanlar vardır. Nadir su bitkilerinden olan sarı ve beyaz nilüferler göl peyzajının doğal kaynak değerleri olarak ortaya çıkmaktadır. Abant gölünün batı ve doğu kesimlerinde yoğunlaşan su içi - su kenarı bitkilerinin ve sazlıklarında kontrol altında tutularak korunması, kuş popülasyonu ve akuatik flora ve fauna türleri için büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple Göl ve çevresi ile Tabiat Parkı flora ve faunasının yaşam ortamı olan ormanlar ve göl aynı zamanda birer biyolojik eşik olarak
karşımıza çıkmaktadırlar.
Abant Gölü Tabiat Parkının doğal kaynak değerlerinden biriside göl peyzajıdır. Özellikle göl peyzajı içerisinde yer alan sarı ve beyaz nilüferlerin, form, doku ve renkleriyle kıyı kenar 3 çizgisi boyunca oluşturdukları görsel peyzaj, göl yüzeyinde oluşan su aynasıyla birlikte manzara bütünlüğünü sağlamaktadır. Ayrıca Abant Gölü su faunası içerisinde yer alan endemik ve endemik olmayan balık türleri, su kenarı ve su içi bitkileri ve diğer canlı türleri ile zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olan, dışarıdan gelebilecek katı ve sıvı atıkların yol açabileceği zararlı etkilere karşı doğal kaynak değerleri korunması gereken bir göl ekosistemidir (Abant UDG Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002)..
Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki endemik bitkiler ile bazı hayvan türlerinin IUCN kırmızı tür listesindeki durumlarına ve Bern sözleşmesi listelerindeki durumlarına bakılmıştır. IUCN kırmızı listesine göre; Tehdit altında tehlikede (EN), Tehdit altında duyarlı (VU), Tehdide Yakın (NT), Düşük Riskli (LC), Değerlendirilmedi (NE) gibi durumları mevcut tablolarda verilmiştir. Bern sözleşmesindeki Ek–1; Ek–2 listelerindeki yerleri belirtilmiştir. Bu türler, ulusal ve uluslararası öneme sahip olup korunmaları gereken bitki ve hayvan türleridir.


Abant Gölü ve çevresi, gerek antropojenik kökenli kirleticilerin gerekse gölün jeomorfolojik özelliklerine bağlı doğal etkenlerin geliştirdiği çevresel problemlerle karşı karşıyadır.   Göl çevresinde yürütülen turizm faaliyetlerinden kaynaklanan atık sular, hava kirleticileri ve katı atıklar çevresel yapıyı tehdit eden temel unsurlardır. Turizm faaliyetleri yanında amacını aşan boyutlara ulaşan yaylalarda oluşan faaliyetler de fiziksel ve biyolojik çevrenin kalitesini tehdit etmektedir.
Gölün su kalitesini tehdit eden evsel atık suların oluştuğu temel birimler göl yakın çevresinde bulunan konaklama ve diğer amaçlarla kullanılan turistik tesislerdir. Özellikle yöre bulunan iki büyük otel, Abant Taksim Palace ve Büyük Abant  Otelleri, evsel nitelikli atık su oluşumunun en yüksek miktarlara ulaştığı tesislerdir (Abant UDG Planı, Çevre Raporu, 2002).

2.1. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Florası 
Abant Gölü Tabiat Parkı’nın bitki örtüsünü oluşturan başlıca ağaç ve ağaççıklar arasında sarıçam, kayın, karaçam, sapsız meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç, ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papaz külahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, sütleğen, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları sayılabilir. Alçak kesimler Doğu kayını (Fagus orientalis), 1500 metrenin üzeri ise Uludağ göknarının (Abies nordmanniana ssp.  bornmuelleriana) baskın olduğu sık ormanlarla kaplıdır. Ayrıca bölgede
yer yer sarıçam (Pinus sylvestris) ve  şimşir (Buxus sempervirens) topluluklarına rastlanır.
Orman sınırı ardıç ağaçlarından oluşur. Alanın dik ve kurak olan güney yamaçları ise geçmişteki aşırı otlatma baskısından dolayı tahrip olmuştur. Burada genelde meşe baskın çalı toplulukları ve erozyona uğramış yamaçlar uzanır. Özellikle Abant Gölü ve Abant Yaylası çevresindeki turbalıklar birçok nadir bitki türüne ev sahipliği yapar.  Abant Gölü Tabiat Parkı’nda 84 familyaya ait 332 cins, 664 tür, 150 alttür ve 67 varyete tespit edilmiştir. Alanda, içerdiği tür sayısına göre en büyük familya Asteraceae (68; %10,3) ikincisi
ise Poaceae’dir (55; %8,3). En büyük cins  Veronica L. (15; %2,3) ikincisi ise  Ranunculus L.’dur (12;%1,8). Türlerin fitocoğrafik bölgelere göre dağılımı  şöyledir: %29,3’ü AvrupaSibirya elementi (%5,3 Öksin elementi ve %0,7 Hirkano-Öksin elementi ile birlikte), %5,6’sı Akdeniz elementi ve %4,7’si İran Turan elementidir. Ayrıca taksonların %3,1’i kozmopolit ve %57,5’sinin de fitocoğrafik bölgesi belli değildir. Abant bölgesi Avrupa-Sibirya fitocoğrafik bölgesindedir. Alanda bulunan endemik taksonların sayısı 55’dir (Tablo 1) (Türker ve Güner, 2003)1 Dolayısı ile alanın endemizm oranı %8,1’dir.

2.2. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Faunası 
Kıyı Ekolojisinin Tahribi Sonucu Yokolan Türlerden: SU SAMURU
Abant Gölü Tabiat Parkı fauna açısından da zengin bir alandır. Bölgede ülkemizde endemik bir fındık faresi alt türü olan Muscardinus avellanarius abanticus Kıvanç, 1983 (Abant Fındık Faresi) bulunur.  Sorex satunini Ognev, 1922, Kafkasya Böcekçili türü yaşamaktadır. Bir alabalık altürü olan Salmo trutta abanticus Tortonese, 1954 (Abant Alası) bölgeye endemiktir. Alan birçok kelebek türü için önemli doğa alanı kriterlerini sağlamaktadır. Bu türlerden Apollo (Parnassius apollo) ve Kafkas Fisto Kelebeği (Zerynthia caucasiaca) nesilleri küresel ölçekte tehlike altında olan türlerdir. Sürüngenlerden,  Triturus karelini (Strauch, 1870) (Pürtüklü Semender) LC statüde ve Emys orbicularis Linnaeus, 1758 (Benekli Kaplumbağa) NT statüde bulunmaktadır (Eken ve ark., 2006)2
. Omurgasız hayvan türlerinden bazı kelebek türleri Tablo 2’de, Omurgalı türlerden kuşlara ve memelilere ait listeler Tablo 3 ve 4’de verilmiştir. Abant Gölü ve etrafında 2000–2010 yılları arasındaki kuşbank kayıtlarına
(Kusbank, 2010)3 ve yaptığımız kuş gözlemlerine göre 75 kuş türü yaşamaktadır. Yörede yapılan inceleme ve gözlemlere göre 18 memeli türü ve bir alt türün yaşadığı saptanmıştır.

Tablo 1: Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki endemik bitkilerin listesi 
Bitki Türleri  IUCN 
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Abies nordmanniana (Steven) Spach subsp. bornmuelleriana (Mattf.) Coode & Cullen NT -
Corydalis caucasica DC. subsp. abantensis Lid.n & Zetterlund NE -
Corydalis wendelboi Lid.n subsp. congesta Lid.n & Zetterlund NE -
Thlaspi lilacinum Boiss. & A.Huet  NT -
Barbarea trichopoda Hausskn. ex Bornm.  NT -
Minuartia anatolica (Boiss.) Woron. var. anatolica NE -
Dianthus leucophaeus Sibth. & Sm. var. leucophaeus NT -
Dianthus carmelitarum Reut. ex Boiss.  NT -
Paronychia chionaea Boiss.  LC -
Geranium asphodeloides Burm.f. subsp. sintenisii (Freyn) P.H.Davis LC -
Astragalus condensatus Ledeb.  NE -
Astragalus brachypterus Fisch.  LC -
Astragalus squalidus Boiss. & No.  NT -
Astragalus gymnolobus Fisch.  NT -
Lathyrus tukhtensis Czeczott  NE -
Trifolium pannonicum Jacq. subsp. elongatum (Willd.) D.Zohary NT -
Crataegus tanacetifolia (Lam.) Pers.  NT -
Astrantia maxima Pall. subsp.haradjianii (I.Grint.) Rech.f. NT -
Eryngium bithynicum Boiss.  NT -
Eryngium campestre L. var. virens Link  NT -
Asperula pestalozzae Boiss.  NT -
Helichrysum arenarium (L.) Moench subsp. aucheri (Boiss.) P.H.Davis & Kupicha NT -
Tripleurospermum rosellum (Boiss. & Orph.) Hayek var. album E.Hossain NT -
Tripleurospermum conoclinium (Boiss. & Balansa) Hayek NT -
                                                         
1
Türker, A.U., Güner, A. 2003. Plant Diversity in Abant Nature Park (Bolu), Turkey. Turkish Journal of Botany 27, 185–221.
2
Eken G, Bozdoğan, M., İsfendiyaroğlu, S., Kılıç, D.T., Lise, Y. (2006) Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği, Ankara.
3 Kuşbank, 2010: Abant Gölü Tabiat Parkı’nın kuşları 2001–2010. www.kusbank.org. 5
Tripleurospermum callosum (Boiss. & Heldr.) E.Hossain NT -
Ptilostemon afer (Jacq.) Greuter subsp. eburneus Greuter NT -
Centaurea inexpectata Wagenitz  VU -
Tragopogon aureus Boiss.  NT -
Hieracium lasiochaetum (Bornm. & Zahn) P.D.Sell & West NT -
Taraxacum mirabile Wagenitz  NE -
Taraxacum aznavouri Soest  LC -
Echium orientale L.  NT -
Onosma mutabile Boiss.  NE -
Verbascum bithynicum Boiss.  NT -
Verbascum abieticolum Bornm.  NT -
Digitalis cariensis Boiss. ex Jaub. & Spach  NE -
Digitalis lamarckii Ivan.  NT -
Veronica thymoides P.H.Davis subsp. pseudocinerea M.A.Fisch. NT -
Phlomis russeliana (Sims) Benth.  NT -
Stachys iberica M.Bieb. subsp. iberica var. densipilosa Bhattacharjee NE -
Salvia dichroantha Stapf  VU -
Euphorbia cardiophylla Boiss. & Heldr.  NT -
Euphorbia anacampseros Boiss. var. anacampseros NT -
Arum euxinum R.R.Mill  NT -
Allium olympicum Boiss.  NT -
Ornithogalum pascheanum Speta  NE -
Muscari aucheri (Boiss.) Baker  NT -
Galanthus plicatus M.Bieb. subsp. byzantinus (Baker) D.A.Webb VU -
Crocus abantensis T.Baytop & B.Mathew  VU -
Crocus ancyrensis (Herb.) Maw  NT -
Crocus biflorus Mill. subsp. pulchricolor (Herb.) B.Mathew VU -
Dactylorhiza nieschalkiorum H.Bauman & K.nkele NT -
Dactylorhiza bithynica H.Baumann  NE -
Tablo 2: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yaşayan kelebek türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Erebia medusa (Denis&Schiffermüller, 1775)  VU
Euphydryas aurinia Rottemburg, 1775  VU Ek-II
Glaucopsyche arion (Linnaeus, 1758)  NT
Muschampia proteides (Wagner, 1929)  EN
Parnassius apollo Linnaeus, 1758  VU Ek-II
Pseudophilotes bavius (Eversmann, 1832)  EN
Pseudophilotes vicrama (Moore, 1865)  VU
Tomares nogelli (Freyer, 1851)  EN
Zerynthia caucasia (Lederer, 1864)  VU
Leucorrhinia pectoralis (Charpentier, 1825)  NE
Tablo 3: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yaşayan kuş türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Tachybaptus ruficollis (Pallas,1764), Küçük Batağan LC Ek-III
Egretta garzetta (Linnaeus,1766), Küçük Ak Balıkçıl LC Ek-II
Egretta alba (Linnaeus,1758), Büyük Ak Balıkçıl LC Ek-II
Ardea cinerea Linnaeus,1758, Gri Balıkçıl LC Ek-III
Ciconia ciconia (Linnaeus,1758), Leylek LC Ek-II
Plegadis falcinellus (Linnaeus,1766), Çeltikçi LC Ek-II
Platalea leucorodia Linnaeus,1758, Kaşıkçı LC Ek-II
Tadorna ferruginea (Pallas,1764), Angıt  LC Ek-II
Anas crecca Linnaeus,1758, Çamurcun  LC Ek-III 6
Anas platyrhynchos Linnaeus,1758, Yeşilbaş LC Ek-III
Anas clypeata Linnaeus,1758, Kaşıkgaga LC Ek-III
Circus aeruginosus (Linnaeus,1758), Saz Delicesi LC Ek-II
Buteo buteo (Linnaeus,1758), Şahin  LC Ek-II
Buteo rufinus (Cretzschmar,1827), Kızıl Şahin LC Ek-II
Aquila pomarina Brehm,1831, Küçük Orman Kartalı LC Ek-II
Aquila chrysaetos (Linnaeus,1758), Kaya Kartalı LC Ek-II
Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758), Balık Kartalı LC Ek-II
Falco peregrinus Gmelin,1788, Gökdoğan LC Ek-II
Gallinula chloropus (Linnaeus,1758), Sutavuğu LC Ek-III
Fulica atra Linnaeus,1758, Sakarmeke LC Ek-III
Grus grus (Linnaeus,1758),Turna  LC Ek-II
Bubo bubo (Linnaeus,1758), Puhu LC Ek-II
Strix aluco Linnaeus,1758, Alaca Baykuş LC Ek-II
Merops apiaster Linnaeus,1758, Arıkuşu LC Ek-II
Jynx torquilla Linnaeus,1758,Boyunçeviren LC Ek-II
Picus canus Gmelin,1788, Küçük Yeşil Ağaçkakan LC Ek-II
Picus viridis Linnaeus,1758,Yeşil Ağaçkakan LC Ek-II
Dryocopus martius (Linnaeus,1758), Kara Ağaçkakan LC Ek-II
Dendrocopos syriacus (Hem. and Ehr.,1833), Alaca Ağaçkakan LC Ek-II
Dendrocopos medius (Linnaeus,1758), Ortanca Ağaçkakan LC Ek-II
Lullula arborea (Linnaeus,1758), Orman Toygarı LC Ek-III
Hirundo rustica Linnaeus,1758, Kır Kırlangıcı  LC Ek-II
Motacilla alba Linnaeus,1758, Ak Kuyruksallayan LC Ek-II
Nannus troglodytes (Linnaeus, 1758), Çitkuşu  LC Ek-II
Prunella modularis (Linnaeus, 1758), Dağbülbülü LC Ek-II
Erithacus rubecula (Linnaeus,1758), Kızılgerdan LC Ek-II
Phoenicurus ochruros (Gmelin,1774), Kara Kızılkuyruk LC Ek-II
Saxicola rubetra (Linnaeus,1758), Çayır Taşkuşu LC Ek-II
Saxicola torquata (Linnaeus,1766), Taşkuşu LC Ek-II
Oenanthe oenanthe (Linnaeus,1758), Kuyrukkakan LC Ek-II
Turdus merula Linnaeus,1758, Karatavuk LC Ek-III
Turdus philomelos Brehm ,1831, Öter Ardıç LC Ek-III
Turdus viscivorus Linnaeus,1758, Ökse Ardıcı LC Ek-III
Cettia cetti (Temminck,1820), Kamışbülbülü LC Ek-II
Phylloscopus collybita (Vieillot,1817), Çıvgın LC Ek-II
Phylloscopus trochilus (Linnaeus,1758), Söğütbülbülü LC Ek-II
Muscicapa striata (Pallas,1764), Benekli Sinekkapan LC Ek-II
Ficedula parva (Bechstein,1794), Küçük Sinekkapan LC Ek-II
Ficedula semitorquata (Von Homeyer,1885), Alaca Sinekkapan NT Ek-II
Parus ater Linnaeus,1758, Çam Baştankarası LC Ek-II
Parus caeruleus Linnaeus,1758, Mavi Baştankara LC Ek-II
Parus major Linnaeus,1758, Büyük Baştankara LC Ek-II
Sitta krueperi  Pelzeln,1863, Anadolu Sıvacısı NT Ek-II
Sitta europaea Linnaeus,1758, Sıvacı LC Ek-II
Certhia familiaris Linnaeus,1758, Orman Tırmaşıkkuşu LC Ek-II
Lanius collurio Linnaeus,1758, Kızılsırtlı Örümcekkuşu LC Ek-II
Garrulus glandarius (Linnaeus,1758), Alakarga LC -
Corvus corone Linnaeus,1758, Leş Kargası LC -
Corvus corax Linnaeus,1758, Kuzgun LC Ek-III
Sturnus vulgaris  Linnaeus,1758, Sığırcık LC -
Sturnus roseus  (Linnaeus,1758),Ala Sığırcık LC Ek-II
Passer hispaniolensis (Temmick,1820),Söğüt Serçesi LC Ek-III
Fringilla coelebs Linnaeus,1758, İspinoz LC Ek-III
Serinus serinus  (Linnaeus,1766), Küçük İskete LC Ek-II
Carduelis chloris (Linnaeus,1758), Florya LC Ek-II
Carduelis carduelis (Linnaeus,1758), Saka LC Ek-II 7
Carduelis spinus  (Linnaeus,1758), Karabaşlı İskete LC Ek-II
Carduelis cannabina  (Linnaeus,1758),Ketenkuşu LC Ek-II
Carpodacus erythrinus (Pallas,1770), Çütre LC Ek-II
Loxia curvirostra Linnaeus,1758,Çaprazgaga LC Ek-II
Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus,1758), Şakrakkuşu LC Ek-III
Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus,1758),Kocabaş LC Ek-II
Emberiza citrinella Linnaeus,1758, Sarı Çinte LC Ek-II
Emberiza melanocephala  Scopoli,1769,Karabaşlı Çinte LC Ek-II
Tablo 4: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda  yaşayan memeli türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Canis aureus Linnaeus,1758, Çakal  LC
Canis lupus Linnaeus,1758, Kurt  LC Ek-II
Vulpes vulpes (Linnaeus,1758), Tilki  LC
Ursus arctos Linnaeus, 1758, Bozayı  LC Ek-II
Lutra lutra (Linnaeus,1758), Su Samuru  NT Ek-II
Meles meles (Linnaeus,1758), Porsuk  LC
Martes martes (Linnaeus,1758), Ağaç Sansarı  LC Ek-III
Martes foina (Erxleben, 1777), Kaya Sansarı  LC Ek-III
Felis silvestris Schreber,1777, Yaban Kedisi  LC Ek-II
Lynx lynx (Linnaeus,1758), Vaşak   LC Ek-III
Sus scrofa Linnaeus, 1758, Yaban Domuzu  LC
Cervus elaphus Linnaeus, 1758, Geyik  LC Ek-III
Capreolus capreolus (Linnaeus, 1758), Karaca  LC Ek-III
Lepus europaeus Linnaeus, 1758, Yabani Tavşan LC Ek-III
Erinaceus concolor Martin, 1837  LC Ek-III
Sciurus anomalus Gmelin, 1778, Sincap  LC Ek-II
Muscardinus avellanarius (Linnaeus, 1758), Fındık Faresi LC Ek-III
Muscardinus avellanarius abanticus Kıvanç, 1983, Abant Fındık Faresi NT
Rattus rattus (Linnaeus, 1758), Sıçan  LC

Listesi verilen bu türlere ek olarak gölde çok sayıda alg türünün bulunduğu da rapor
edilmiştir.  1983 yılında yürürlüğe giren 2873 Sayılı Milli Parklar Kanununda; bitki örtüsü ve
yaban hayatı özelliğine sahip manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine
uygun tabiat parçalarının “Tabiat Parkı” olarak tefrikine dair hükümler yer almaktadır.
Tabiat Parkı tesisindeki gaye; yukarıda belirtilen özelliklere sahip tabiat parçalarının kaynak
değerlerinin korunarak dengeli ve düzenli bir  şekilde halkın istifadesine sunulmasını
sağlamaktır. Bu nedenle; Abant Gölü ve çevresindeki 1150 ha’lık bir alan flora-fauna
çeşitliliği nedeniyle 1989 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

3. BOLU  İL ÖZEL  İDARESİNCE ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA 
YAPILAN UYGULAMALAR ve GÖL EKOSİSTEMİNE ETKİLERİ
Göl Seviyesinin Yükseltilmesi İle Yaşanan Su Baskını Sonucu Kıyı Ekolojisi Tahrip Olmuştur

Tabiat Parkı İçinde Yapılan Tahribat; Yol Genişletilmesi ve Kıyı Doldurulması 

Abant Tabiat Parkı; orman, yayla, mera, göl yüzeyi, rekreasyon alanları ve küçük bir alanda da otel ve yayla evleri olmak üzere değişik arazi kullanım  şekillerini içermektedir. Ancak yapılmakta olan çalışmalar havzada mevcut arazi kullanımının değişmesine ve doğal dengenin bozulmasına yol açacak niteliktedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de korunan alanların restorasyonu esas itibariyle “ekolojik restorasyon” olarak adlandırılmakta ve ülkemizde ve dünyada bu işlerle ilgili doğa korumacı ve bilimsel esasları ortaya koyan
yeni disiplinler (doğallık dereceleri, biyolojik çeşitlilik indeksleri ve hemerobi derecelerinin belirlenmesi gibi) gelişmektedir. Dünyada ve ülkemizdeki diğer doğa koruma alanlarında olduğu gibi Abant Tabiat Parkı’nda da yapılacak olan her türlü inşaat, imalat ve düzenlemelerin bu esaslar dâhilinde, mevcut kanuni  çerçeve içinde, Uzun Devreli Gelişme Planı Karar ve Hükümleri doğrultusunda ve doğa koruma üzerine eğitim almış, bilgi, birikim ve deneyime sahip uzman kişilerce projelendirilerek uygulanması gerekmektedir.

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda 2010 yılı başından bu yana Bolu  İl Özel  İdaresince yapılan 
uygulamalar aşağıda sıralanmıştır. 

1. Abant Gölü’nün güneybatısında kalan ve mutlak koruma alanında bulunan Örencik Yaylasında Abant Gölünü besleyen derenin akışı yaklaşık olarak 1,5 m yükseklikteki bir setle kapatılmıştır. Bunun sonucunda otlak olarak kullanılan çayırlık alan sular altında kalmış ve suni bir gölet oluşmuştur. Hatta bu gölete Yavru Abant adı konulmuştur. Gelen tepkiler üzerine setin bir bölümü açılarak biriken su tahliye
edilmeye çalışılmıştır. İnceleme tarihinde çayırlık alan halen su altındadır.
Gölü besleyen derenin akışının engellenmesi, göle sürekli taze su akışının ve bu su
akışının getirdiği besin maddelerinin engellenmesine yol açacaktır.  Abant gölü
yamaçlardan sızan sular ve küçük birkaç derenin taşıdığı sularla beslenmektedir. Bu
akışlar ve göl ayağından tahliye olan su göl sularının yenilenmesine ve oksijence
zengin kalmasına yol açmaktadır. Oluşturulan gölet görsel bir etkiden başka
oluşturulduğu sahada herhangi bir fonksiyon taşımayacaktır. Gölet burada yer alan,
otsu bitki türü bakımından çok zengin mera alanının sular altında kalmasına yol
açmıştır. Bu mera alanının sular altında kalmasıyla, yaban hayvanları ve yaylacılık
yaparak geçinen yöre halkının hayvanları otlamak için yeni yerlere ihtiyaç
duyacaklardır. Çünkü Abant'ın çevresinde 13 tane köyün yaylası vardır ve bunlar geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Bu durumda hayvanlar otlamak için orman alanlarını kullanmak zorunda kalacaklardır.  Bu da ormanlar üzerinde otlatma baskısı oluşturacak ve dolayısıyla ormanlara zarar verecektir. Ayrıca bu alan Yamaç Paraşütü atlama sahasıdır ve bu özelliği ile önem taşımaktadır.

Suni gölet oluşturulan alan sığ olduğundan (su derinliği 1–1,5 m civarındadır), toplanacak suyun bir kısmı evaporasyonla kaybolacak ve Abant gölünü besleyen kaynaklarda azalma olacaktır. Kış aylarında oluşturulan suni gölete yağan kar hemen eriyecek ve eriyen kar kısa sürede Abant gölü havzasını terk edecektir. Bu durumda havzadaki toprak-su-vejetasyon dengesini olumsuz etkileyecektir. Böylece yazın
buharlaşmadan, kışın da oluşturulan gölet üzerine düşen karın hızla eriyerek akışa geçmesi ve havzayı terk etmesi nedeni ile havzadan  oluşacak su kayıpları artacaktır. Göletteki suyun özellikle yaz ayalarında evaporasyonla kaybı, su altında kalan sahanın bir kısmının bataklığa ve sazlığa dönüşmesine yol açacaktır. Oluşan gölet nedeniyle, saha piknikçilerin ilgisini çekecek ve insan çiğnemesiyle hem buradaki topraklar
sıkışacak hem de bitkiler zarar görecektir. Oluşturulan suni gölet çevresinde piknik faaliyetlerinin artması kaçınılmaz olacak, bu durumda su kaynaklarının kirlenmesine 9 yol açacak, özellikle debinin düştüğü yaz aylarında bu daha yüksek seviyelere ulaşacaktır. Abant gölüne akan su miktarı da yaz aylarında azalacağından, burada da su kirlenmesi riski ortaya çıkacaktır.

Yol Açma ve Genişletme Çalışmaları Orman Tahribatına Sebep Olmuştur

2. Abant Gölünden Örencik Yaylasına giden yol genişletilmiştir. Yolun genişliği 10 m olarak ölçülmüştür. Tabiat Parkı UDGP hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içindeki yollarda herhangi bir genişletme ve müdahale yasaklanmıştır.

3. Yapay göletin suları altında kalan Taşkesti yolunun kotu 1 m yükseltilmiş ve genişletilmiştir.

Abant Gölü Çevresinde Yol Genişletme Sonucu Ortaya Çıkan Doğa Tahribatı

4. Mudurnu sapağından itibaren yaklaşık 5 km uzunluğundaki yol genişletilmiştir. Yol genişliğinin 12–14 m kadar olduğu ölçülmüştür. Bu yol genişletme çalışmaları sırasında yol kenarlarındaki yamaçlar oyulmuş, bu sırada ağaçlar kesilmiş ya da zarar görmüştür. Ayrıca yola dışarıdan getirilen materyal yığılarak yol kotu yükseltilmiştir. Bu çalışmalar sırasında göl kıyıları da dolgu materyali ile doldurulmuştur.

5. Çadırlı Kamp alanına gidiş yönünde yeni yol açılmış ve bu yolda da dolgu çalışmaları yapılmıştır. Tabiat Parkı UDGP hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içinde yeni yol açılması mümkün değildir  ve yapılan işlem yasalara ve plana aykırıdır.

6. Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planında; yol genişliği banket dâhil 8 m olarak öngörülmüş olmakla birlikte, yerinde yapılan inceleme ve ölçümlerde; göl çevresinde İl Özel İdaresince yapılan yolun bazı kısımlarının 11–12 metreye (bazı bölümlerde 20 metrenin üzerinde) kadar ulaştığı, yapılan yol çalışmalarında kazı ve dolgu nedeniyle geniş ve dik yarmaların oluştuğu ve göl çevresinde mevcut yol dışında, ıslak
çayırlıkların yer aldığı bir bölgede yol güzergâhında sapma meydana geldiği ve tamamlanmamış olmakla birlikte yeni bir yol açıldığı saptanmıştır (Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Md. 11.03.2010 tarih ve 84 sayılı oluru ile hazırlanan Rapor) .

Abant Gölü çevresindeki ve Örencik yaylasına giden  yolların genişletilmesinin gözle görülen ilk etkisi yamaçların genişletilmesi ve bu sırada bazı ağaçların kesilmesidir.
Kuruyan ağaçların dahi kesilmesinin yasak olduğu bir alanda yol açma gerekçesi ile ağaçların kesilmesi tartışılması gereken bir konudur. Yine motorlu araç trafiğinin yasak olduğu bir bölgede genişliği yer yer 12–15 m yi bulan yolların gerekliliği de sorgulanmalıdır. Yolların bu derecede genişletilmesi hem yasalara hem de Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planına aykırıdır. Planda; Göl çevresindeki asfalt yolun özel olarak projelendirilip, kaplaması ve kesitinin değiştirilerek, atlı spor, yaya promenadı ve bisiklet yolu olarak düzenlenmesi öngörülmektedir. Tabiat Parkı sınırları içinin zorunlu durumlar (yangın, cankurtaran vd) ve servis araçları dışında motorlu araç trafiğine kapatılması, planlamanın önde gelen kararlarındandır(Abant UDG Planı, Plan Raporu ve Hükümleri, 2002). Yol genişletme çalışmaları sırasında dolgu yapılarak yol kotlarının yükseltilmesi sonucunda göl kıyılarındaki supralitoral
zon da dolgu materyali ile örtülmüştür. Hatta gölün bazı yerlerinde dolgu materyali göl içine kadar taşınmış ve göldeki yaşam için son derece önemli olan litoral zonunun bir kısmı zarar görmüştür. Dolgu materyalinden erozyon ile taşınan toprağın göl sularına karıştığı gözlenmiştir. Bu durumda yine göl ekosistemi için çok zararlıdır.
Çünkü göle taşınan toprak çökerek bentik bölgedeki su bitkilerinin ve buralardaki balık yumurtalarının üzerini örtecektir. Bu da göldeki besin zincirini bozacak ve balıklar ile diğer canlıların üremesini engelleyecektir. Dolgu işlemi bazı noktalarda oldukça abartılmıştır. Bazı ağaçların gövdelerinin de toprak dolgu ile kısmen
örtüldüğü belirlenmiştir.  İnceleme tarihinde henüz canlı olan bu ağaçlardan ibreli olanların ölmesi kaçınılmazdır. Çünkü ibreli türlerde kök boğazının toprak altında kalması kök havalanmasını engellemektedir. Toprağın kaldırılmasından sonra dahi ibreli ağaçlar bu durumu atlatamamaktadır. Yine ağır iş makinelerinin çalışması
sırasında bazı ağaçlarda makinelerinin çarpması nedeniyle yaralar da oluşmuştur.
Ayrıca Abant gölünde taşıtlar ve fosseptik atıkları nedeniyle ağır metal kirliliği olduğu daha önce yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Ağır iş makinelerinin ve kamyonların göl çevresindeki faaliyetlerinden kaynaklanan ağır metal salımlarının göle zararı olup olmadığının da incelenmesi gereklidir. Yol kotlarının yükseltilmesi ve yolların genişletilmesinin bir diğer etkisi de yamaçlardan göle doğru toprak içinden
sızan suyun göle ulaşmasının engellenmesidir. Böylece göldeki su sirkülâsyonu da engellenecektir.

7. Abant gölünün kuzeyinde bulunan göl ayağına yaklaşık 1,5–2 m yükseklikte, 40–50 cm genişlikte ve 12–13 m uzunlukta beton bir set inşa edilmiştir. Bu set eski tahliye kanalından yüksek olduğu için gölün su seviyesi 1,5 m kadar yükselmiştir. Daha sonra oluşan tepkiler üzerine bu setin üzerinde delikler açılarak su seviyesi
düşürülmeye çalışılmıştır. Su seviyesinin yükselmesi ile birlikte gölün supralitoral zonu da su altında kalmıştır. Bazı su bitkilerinin ve nilüferlerin tamamen suyun altında kaldığı gözlenmiştir. Bu durum göl kıyısındaki ve içindeki bitkilerin ölmesine yol açacak, göldeki besin zincirinin ve üreme faaliyetlerinin bozulması
ile sonuçlanacaktır. Su seviyesinin yükselmesi Abant gölünde yaşadığı bilinen Bern Sözleşmesine göre mutlak koruma altında olan ve kırmızı listedeki su samurlarının (Lutra lutra) yuvalarının tahrip olmasına ve göl kıyısında yaşayan bazı endemik bitkilerin zarar görmesine yol açacaktır. Göl kenarındaki sazlıkların da dolgu işleminden zarar görmesi ve yükselen suların altında  kalması, özellikle kuşların yaşam alanlarının daralmasına yol açacaktır. Hatta bazı bölgelerde göle yakın konumdaki ağaçlar da su altındadır. Suyun pompalarla boşaltılarak su altında kalan ağaçlar kurtarılmaya çalışılmıştır. Ancak özellikle ibreli türlerin kökleri uzun süreli su altında kaldığında havasızlıktan dolayı ölmektedir.  İbreli türler kök sürgünü vermediği için su boşaltılsa dahi kurmaları kaçınılmazdır. Su altında kalan ağaçların diplerine toprak doldurulmuştur. Kasıtlı ya da bilinçsizce
yapılan bu uygulamada ağaçları kurtarmayacaktır. Su seviyesinin yükselmesi  ile birlikte bazı tesislerin de sular altında kaldığı gözlenmiştir.

4. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA YAPILAN UYGULAMALARIN HUKUK 
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Abant Gölü Tabiat Parkında Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından gerçekleştirilen ve uluslar arası sözleşmelere,  ilgili yasalara ve uzun vadeli gelişme planına aykırı uygulamalar ile birden fazla yasa birkaç kez çiğnenmiştir. Söz konusu eylemlerle ilgili yasalar başta 6831 sayılı Orman Kanunu olmak üzere;  2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 4342 sayılı Mer’a Kanunu,  3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunudur. Uluslar arası sözleşmeler ise;
Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesidir.
İnceleme konumuzu oluşturan eylemlerin gerçekleştirildiği alan tamamen orman niteliğinde olduğundan ve bu alanda 2863 sayılı yasaya göre korunan alan bulunmadığından yukarıdaki yasalardan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı kanununun bu olayda uygulanması söz konusu değildir. Yukarıda etraflıca açıklanan eylemlerin belirtilen yasaların ve sözleşmelerin hangi hükümlerini ihlal ettiği ve bu ihlaller için hangi yaptırımların öngörüldüğü aşağıda ayrı ayrı irdelenmiştir.

4.1. Ulusal Hukuk Bakımından 
a)- 6831 sayılı Orman Yasası 
—Yolların genişletilmesi ve daha sonra bir kısım orman alanına moloz dökülmesi eylemleri orman açma ve işgal suçunu oluşturur. Her iki eylem de 6831 sayılı Yasanın 17. Maddesine aykırıdır ve yaptırımı 91. Maddede gösterilmiştir.
—Su seviyesinin yükseltilmesi ile göl kenarında bulunan ağaçların ölümüne sebep olunması 14. Maddeye aykırıdır. Yaptırımı 91. Maddesinde gösterilmiştir.
—Gene su seviyesinin yükseltilmesi suretiyle bir kısım orman alanının sular altında kalması
ayrıca ormanı işgal suçunu oluşturur.  

Bu suçlar için öngörülen yaptırımlar Milli Parklar Kanununun 20. Maddesi gereğince bir misli arttırılarak uygulanır.
—Ayrıca; ekteki fotoğraflardan da görülebileceği gibi göl kıyısında mevcut otellerden birisinin arkasında üç adet bina inşa edilmektedir. Bu inşaatların izinli olup olmadıklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu inşaatların Çevre ve Orman Bakanlığının bilgisi ve izni dışında yapılması durumunda ormanı açma ve işgal suçunun, uzun devreli gelişim planına göre gerekli izinlerin alınmamış olması durumunda Milli Parklar Kanunu’nun 14. Maddesine aykırılık oluşturacağı söylenebilir. Yaptırımı 15. maddededir. Bu yapılara
doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Ayrıca Orman Yasasının 93. Maddesi
hükümleri uygulanır.

b)-  2873 sayılı Milli Parklar Yasası  
Bu yasa uyarınca Yasaklanan Faaliyetler aşağıdadır:
    Madde 14 - Bu Kanun kapsamına giren yerlerde;
    a) Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz,
    b) Yaban hayatı tahrip edilemez,
    c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya
olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları
yaratacak iş ve işlemler yapılamaz,
    d) Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz,
    e) Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskân yapılamaz.
Yukarıda da belirtildiği gibi yapılan eylemler 2873 sayılı yasanın 14 maddesinin (a), (b), (c) ve (e) bentlerine aykırıdır. Zira yapılan eylemler tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerini bozmuş, yaban hayatını tahrip etmiş, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına sebep olabilecek işler yapılmış,  “…kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk
bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez.”kuralı çiğnenmiştir.  Bu eylemlerden açma ve işgal ve boğma eylemleri için 6831 sayılı yasanın yukarıda açıklanan hükümleri, bunların dışında kalan ve 2873 sayılı kanunda yaptırımı belirtilmeyen yasaklar için de bu kanunun 21. Maddesi uygulanacaktır.
Plan dışı gelişmelerin önüne geçilmesi bakımından, onaylı Uzun Devreli Gelişme Planı plan kararları ve plan hükümleri dışında yapı, tesis ve düzenleme yapılmaması, göle/suya bağımlı olarak yaşayan, su samuru, ördek ve benzeri türlerin yuvalanma, yavrulama ve beslenme alanları olarak çok büyük öneme sahip ıslak çayırlıklara, göl kenar çizgilerine ve doğal yamaçlara müdahale edilmemesi gereklidir.

c)- 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu 


Yapılan işler Abant gölünde yaşayan ve koruma altında bulunan endemik türlerin tahribine neden olmuştur.  Ayrıca, bu türlerin doğal yaşama ortamları yok edilmiştir. Bu eylemler 4915 sayılı Kanunun 4. Maddesinde yasaklanmıştır. Buna göre; Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında yaban hayatı tahrip edilemez, ekosistem bozulamaz, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile üretme istasyonları dışında da olsa bu sahalara olumsuz etki yapacak tesislere izin verilemez, varsa mevcut tesislerin atıkları arıtılmadan bırakılamaz, onaylanmış plânlarda belirtilen yapı ve tesisler dışında hiçbir yapı ve tesis kurulamaz, irtifak hakkı tesis
edilemez. Bu sahalarda Bakanlıkça gerektiğinde ilave yasaklamalar getirilebilir. Bakanlığın uygun görüşü alınmadan diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yasaklama getirilemez.  Bu sahalarda yaban hayatının tahrip olmasına, ekosistemin bozulmasına neden olan olumsuz müdahalelerden dolayı Bakanlıkça yapılacak iyileştirme çalışmalarına ait giderler sebebiyet verenlerden ayrıca tazmin edilir.

 Bu eylemlerin cezası 5728 sayılı Yasa ile değişik 21. Maddede gösterilmiştir.

d)- 4342 Sayılı Mer’a Kanunu 
Abant Gölü Tabiat Parkında yapılan işler nedeniyle köy merası olarak kullanılan arazide  1–1,5 m. derinliğinde ikinci bir gölün oluşması sonucunda yaklaşık 100 dekarlık alan sular altında kalarak kullanılamaz hale gelmiştir. Mer’aya tecavüz halinde yapılacak işlemler 19. maddenin son fıkrasında açıklanmıştır. Bu işlemlerin yanı sıra TCK’nun 152. Maddesinde yer alan “nitelikli mala zara verme” suçundan kovuşturma açılabilir. Ancak, bu arazi büyük bir olasılıkla orman içi mer’adır. Bu durumda orman rejimine tabi olacağından tıpkı büyük gölün taşarak ormanı işgal etmesi gibi ormanı işgal suçu işlenmiş olacaktır. Kısaca küçük gölün oluşturulması nedeniyle sorumluları hakkında Orman Kanununa göre işlem yapılabileceği gibi TCK 152. Maddeye göre de işlem yapılabilir.

e)- 3621 Sayılı Kıyı Kanunu 
Bu kanunun 6. Maddesi gereğince kıyılarda kıyıyı değiştirecek  şekilde kazı yapılamaz ve moloz dökülemez. Bu yasağın yaptırımı aynı kanunun 15. Maddesi gereğince atılan maddenin niteliğine, kirletici ve bozucu etkisine göre Türk Ceza Kanunun, Kabahatler Kanunu veya Çevre Kanunu veya imar kanununa göre verilecek cezalar 1 misli arttırılarak hükmolunur.
Söz konusu eylemlerin kıyının doğal yapısını bozacak bir etki meydana getirmesi durumunda bu eylemler daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadıkça faillere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

f)- 3194 Sayılı İmar Kanunu  
Göl kıyısında mevcut otellerden birisinin arka kısmında üç ayrı bina inşaatının yapıldığı tespit edilmiştir.
Abant Gölü Tabiat Parkında Uzun Devreli Gelişme Planı mevcuttur. Uzun devreli plana göre yapılacak bina ve tesisler için Çevre ve Orman bakanlığından gerekli izinlerin alınması gerekir. Bu tür bir plan bulunmadığına göre bu inşaat faaliyetleri ormanı işgal suçunu oluşturur ve yukarıda açıklandığı gibi Orman Yasasının ilgili maddelerine göre işlem yapılır.

g)- 2872 Sayılı Çevre Kanunu 
Abant Gölü Tabiat Parkında gerçekleştirilen eylemlerin çevre kirliliği yarattığı, bu nedenle çevre yasasının çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle yukarıdaki yasalarda hüküm bulunmaması veya açıkça çevre kanununa atıfta bulunulması durumunda çevre yasası hükümlerinin de  uygulanması mümkündür. Çevre Kanunu’na göre kirleten; faaliyetleri  sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel
kişileri, kapsamaktadır. Çevre Kanunu’nu Madde 3’e göre başta idare (Valilik ve  İl Özel İdaresi), meslek odaları, birlikler ve sivil toplum  kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler (Mad a). Çevrenin korunması, çevrenin bozulmasının önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi alanlarındaki her türlü faaliyette;  Bakanlık ve yerel yönetimler, gerekli hallerde meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği
yaparlar (Mad b). Abant’ta tüm uyarılara rağmen hala işlemler sürdürülmekte ve tüm Kanunlara aykırı davranılmaktadır. Çevre Kanunu Madde 8’e göre; “Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler”. Ancak, bu yapılmamış ve işlemler sürdürülmüştür. Madde 9’a göre, “doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin,
üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir”.

 Ancak, bölgenin en önemli üniversitesi, Abant  İzzet Baysal Üniversitesi’nde Biyoloji, Çevre, Mimarlık ve  Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri vardır. Bölgede uzun yıllardır çalışma yapan özellikle Biyoloji Bölümünde değerli bilimsel birikim bulunmasına rağmen bu birikim göz ardı edilmiş, değerlendirilmemiş ve görüş sorulmamıştır.  
Çevre Kanunu Madde 20 k Maddesine göre;  “Bu Kanunun 9 uncu maddesinin  (a) bendinde belirtilen hususlara aykırı olarak  biyolojik çeşitliliği tahrip edenlere, (d) bendi uyarınca ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı davrananlara ve (e) bendinin ikinci paragrafı uyarınca sulak alanlar için yönetmelikle belirlenen koruma ve kullanım usul ve  esaslarına aykırı davrananlar ile (f) bendinde belirlenen esaslara ve yasaklamalara aykırı davrananlara 20.000 Türk Lirası, (e) bendinin birinci paragrafına aykırı davrananlara 100.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.”
denmektedir.

h)- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 
Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından izinsiz olarak gerçekleştirilen eylemler TCK’nun ikinci bölümünde yer alan “Çevrenin kirletilmesi” (m. 181) ve “İmar kirliliğine neden olma”(m. 184)  suçlarının oluştuğu da söylenebilir. Zira gerçekleştirilen eylemler mevcut uzun vadeli gelişim planı aykırı olup hiçbir izin veya ruhsata dayanmamaktadır.
Mer’a olarak kullanılan kısmın sular altında bırakılması nedeniyle de TCK 152. maddesinde düzenlenmiş olan nitelikli mala zarar verme suçunun oluştuğu kabul edilebilir.
Ayrıca, bu eylemlerde muhtelif derecede sorumluluğu bulunan devlet memurları ile olaylara seyirci kalan Çevre ve Orman ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü memurlarının TCK’nda belirlenmiş memur suçlarını işledikleri açıktır. Bu kişiler hakkında da ceza kovuşturmasının açılması sağlanmalıdır.

4.2. Uluslararası Hukuk Bakımından 
Uluslar arası sözleşmeler kural olarak iç hukukumuzun bir parçası sayılmaktadır. 1982 Anayasası’nın 90. maddesi, “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlığını taşımakta olup Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı antlaşmaları hukukun kaynakları arasında saymakta ve normlar hiyerarşisindeki yerini de kanunla eş değer tutmaktadır.
Maddeye göre, (fıkra son) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Türkiye, çevre ve doğa koruma ile ilgili birçok antlaşmaya taraf olmuştur. Abant Gölünün korunması bağlamında konu ele alındığında, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesi hükümlerinin bu olaya uygulama yeri bulacağı 
kuşkusuzdur. 
Biyoçeşitlilik sözleşmesinin yerinde koruma - in situ - ile ilgili hükümleri, türlerin yaşam alanlarının korunmasının esas olduğunu ve bunların yerinde koruma tedbirleri ile sürdürülebilirliklerinin sağlanması gerektiğini, yaşam alanlarının tahrip edilmemesi gerektiğini amirdir.
Diğer yandan, Cites sözleşmesi ve bu sözleşmeyi iç hukukumuza uyarlayan Cites Yönetmeliği hükümlerine göre, nesli tehlikede olan türlerin mutlaka koruma altına alınması ve bunların ve yaşam alanlarını koruyacak her türlü tedbirin alınmasını öngörmektedir.

D. Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma
MADDE 90.– Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve  milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak  şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile  kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004–5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna ek olarak, 1979 tarihli Bern Konvansiyonu, Avrupa yaban hayatı yaşam alanlarının korunmasını öngörmektedir. Hatta bu tür alanların tahribine neden olabilecek her türlü faaliyetin kontrol altına alınmasını ve gerekli yaptırımların uygulanmasını öngörmektedir.
Ayrıca, Ramsar sözleşmesi de sulak alanların, su kuşlarının ve bunların yaşam alanlarının korunması ile bunları tehlikeye atacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesini öngörmektedir.   Bu duruma göre Bolu  İl Özel  İdaresi’nce gerçekleştirilen eylemler çevre ve yaban hayatı ile nesli tehlikede olan türlerin ve bunların yaşam alanlarının korunmasına ilişkin bir dizi sözleşmeye aykırıdır.

5. SONUÇLAR 
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği, İl Özel İdaresi tarafından yapılan uygulamalar ve bunların biyolojik, ekolojik ve hukuksal yönden doğuracağı muhtemel etkiler daha önceki bölümlerde detaylı olarak incelenmiş ve açıklanmıştır.
Örencik Yaylası’nda oluşturulan gölet endemik ve ender bitki türlerinin bulunduğu mera alanını yok ederek Tabiat Parkının bu kısmının ekolojisini tamamen değiştirecektir. Ayrıca gölü besleyen ana dere üzerinde oluşturulan bu suni göl Abant Gölü’nün oluşumundan itibaren süregelen su rejimini değiştirecektir.
Yine Abant Gölü’nden Örencik Yaylasına giden yol ile oluşturulan suni gölün sularıaltında
kaldığı için yükseltilen Taşkesti Yolu 10 m’ye kadar genişletilmiştir.
Tabiat parkında UDG Plana ve Kanunlara aykırı olarak genişletilen yollar trafik yoğunluğunu arttıracak ve çevreye, yaban hayatına zarar verecektir. Bunların dışında Mudurnu yolu 12–14 m’ye kadar
genişletilmiş, bu çalışmalar sırasında göl kıyılarında dolgu yapılmış orman tarafında ise ağaçlar kesilmiştir. Göl çevresinde yapılan dolgu çalışmaları ile gölün kıyı çizgisi değişmiş, sucul yaşam için en önemli ekolojik zonlardan olan supralittoral zon önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Göle dökülen dolgu malzemesi göl sularının bulanıklaşmasına neden olarak gölde yaşayan alabalıkların olumsuz etkilemektedir. Ayrıca meydana gelen siltasyon göl tabanında oluşturmaya başladığı verimsiz tabaka nedeniyle pek çok su canlısının yaşamını
riske sokmaktadır. Gölün su seviyesinin yükseltilmesi de çevredeki pek çok ağaç topluluğunun ya tümüyle veya kısmen sular altında kalmasına neden olarak özellikle bu durumdaki iğne yapraklı ağaçların kurumasına yol açacaktır. Suyun yükselmesi ile nilüferler tamamen sular altında kalmıştır. Göl çevresindeki eski yolun genişletilmesi ve aydınlatma sistemi kurulması bu alanın tabiat parkından ziyade şehir parkı gibi algılandığı düşüncesini güçlendirmektedir. Abant Gölü bu uygulamalar sonucu bir havuza dönüşecektir. Özel statü ile korunan bir Tabiat parkı’nın yapay bir park gibi düşünülmesi ve inşaat alanına çevrilmesi,
ekolojik bilgisizliğin acı bir örneği olmuştur. Büyük çaba ve paralar harcanarak hazırlanan Uzun Devreli Gelişme Planı’nın dikkate alınmaması Tabiat Parkı”nı geri dönüşü zor bir tahribatla karşı karşıya bırakmıştır.
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yapılan uygulamalar doğaya ve tabiat parkı kavramına asla
uygun olmayan, çevrede onarılamaz hasarlar yapan ve geriş dönüşü olmayan bir hata ve 19
ihmaller zinciridir. Bu nedenle Bolu İl Özel İdare’since yapılan uygulamalara son verilmeli ve
çeşitli disiplinler ve uzmanlardan oluşan bir ekip nezaretinde sahada ekolojik restorasyon
çalışmalarına derhal başlanmalıdır.
Ayrıca, hukuki değerlendirme bölümünde de ifade edildiği gibi yapılan eylemler başta orman,
çevre ve milli parklar kanunu olmak üzere temel çevre yasalarına ve uluslararası sözleşmelere
aykırı olup suç teşkil etmektedir. Bu yasalar defalarca çiğnenmiştir ve hala çiğnenmeye
devam edilmektedir.  
Bu memurlardan bir kısmı Türk milletince kendilerine tevdi edilen, korumakla görevli oldukları milli serveti kendi elleriyle tahrip etmiş, bir kısmı da bu eylemlere seyirci kalmıştır. Bu eylemlerin orman ve çevrenin korunması konusunda birinci derecede sorumlu olanlar tarafından işleniyor olması ve bu objeleri korumakla görevli olanların bir kısmı tarafından olaylara seyirci kalınması, 21. yüzyılın eşiğindeki modern Türkiye imajı ile çelişen,  ülkemizi çevre ve yaban hayatı konularında uluslararası taahhütlerini yerine getirmeyen ülke
konumuna düşüren bir tablo oluşturmaktadır.
Kendi temel yasaları bu yasaları uygulamakla görevli olanlar tarafından çiğnenen bir ülkenin demokratik hukuk devleti olduğundan da söz edilemez. Bu nedenle durumun düzeltilmesi ve tekerrürünün önlenmesi için gerekli davaların bir an önce açılması ve sorumluların cezalandırılması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Hasan Basri Avcı 
TMMOB Orman Mühendisleri Odası 


Prof. Dr. Mehmet Tunçer     Prof. Dr. Sedat Ayanoğlu 
İzzet Baysal Üniversitesi      İ.Ü. Orman Fakültesi 


Prof. Dr. Tamer Öymen        Prof. Dr. Erdal Selmi    
İ.Ü. Orman Fakültesi             İ.Ü. Orman Fakültesi 


Doç. Dr. Ferhat Gökbulak   Doç. Dr. Doğanay Tolunay    
İ.Ü. Orman Fakültesi           İ.Ü. Orman Fakültesi  
                                                                                    

Yard. Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu 
İ.Ü. Orman Fakültesi

Kaynak : http://ormuh.org.tr/attachments/483_abantkomisyonrapor2010.pdf

Saturday, December 10, 2011

ABANT TABİAT PARKI’NDA YAPILAN UYGULAMALAR İÇİN AÇILAN DAVA SONUÇ YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI





Abant'ta yapılan uygulamalar için TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından açılan Davada mahkemenin sonuç kararı aşağıdadır:



Thursday, November 10, 2011


KÖROĞLU ve YAYLA KÜLTÜRÜ
CANLANDIRMA VE YAŞATMA PROJESİ
ÇALIŞTAY PROGRAMI 2011

23-24  Eylül  2011
Kıbrıscık BOLU

Geleneksel Yayla Mimarisi ve Yayla Sorunları :
Örnek Abant Yaylaları

Prof. Dr. Mehmet Tunçer
Abant İzzet Baysal Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Başkanı,
Anahtar Kelimeler: Yayla Mimarisi, Abant Gölü Tabiat Parkı, Uzun Devreli Gelişme Planı, Kaçak Yapı, Koruma, Onarım,
Özet: Bu bildiri kapsamında; Abant Gölü Tabiat Parkı içerisinde yer alan yaylaların mimarisi, sosyal ve kültürel özellikleri ile yaylalarda karşı karşıya kalınan çevre sorunları ve kaçak yapılaşma konuları ele alınmıştır. Bolu İli Çevre  Düzeni Planı ve Abant UDG Planı’nda yaylalara ilişkin kararlar değerlendirilerek, yaylaların korunarak sürdürülebilir kullanımına ilişkin öneriler geliştirilmiştir.
Summary: This paper is about Plateau Villages (Yayla Yerleşimi) of “The Lake Abant Nature Park”, located in the highlands, its architectural, social and cultural characteristics. The environmental problems being faced by the plateau villages and illegal constructions which were discussed in Bolu Environment Plan of Bolu Province and Abant Long Term Development and Preservation Plan. By evaluating decisions on those Plans, the Paper aimed to develop recommendations for preservation and sustainable use.

I.                    Tanım ve Amaçlar

Yaylalar, hukuk literatüründe “...bir ya da birkaç köy, kasaba, şehir halkının .hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirdikleri, kadimden beri bu şekilde kullanılan, mülk edinilmeyen ve zilyetlikle kazanılmayan yüksek arazi parçalarıdır” şeklinde tanımlanmaktadır.

Boludaki başlıca yaylalar Değirmenözü, Gölcük, Saraycık, Üstyaka, Sarıalan, At, Aladağ, Abant yayla guruplarıdır. Ayrıca ilin tüm ilçelerinde birçok yayla vardır. Abant Gölü Tabiat Parkı Ormanlarının tamamı; Bolu ili sınırları içerisinde bulunmaktadır. Yaylalar Orman Kanunu ve Milli Parklar Kanunu’ na göre kamu mülkiyetindedir.
Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından; Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki mevcut yoğun kullanım ve yaylacılık faaliyetlerinin denetim altına alınarak, koruma-kullanma dengesi içerisinde, Tabiat Parkı’nın ana kaynak değerlerinin korunması, devamlılığının sağlanması ve buraların gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak şekilde arazi kullanım ve diğer eylemsel kararların geliştirileceği “Uzun Devreli Gelişme Planı” hazırlanmıştır.
Bu çalışmada örnek olarak Abant Tabiat Parkı içerisindeki 4 yayla ele alınmıştır.  2001 – 2003 Yıllarında hazırlanan “Abant Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı” çalışmaları için Abant için hazırlanan bölümlerden ve yapılan anket çalışmaları, arazi saptama ve belgeleme çalışmalarından yararlanılmıştır[1].
Bu kapsamda yaylalarda kaçak yapılaşmanın önlenmesi ve eski yapıların onarım ve turizm amaçlı kullanımına yönelik öneriler geliştirilecektir.

II. ABANT TABİAT PARKI İÇİNDE YER ALAN YAYLALAR
Abant Gölü Tabiat Parkı Bolu ili, Mudurnu ilçesi sınırları dahilinde yer almaktadır. 1196,5 Ha büyüklüğe sahip Tabiat Parkı sınırları içerisinde mevcut köy yoktur, ancak Tabiat Parkı civarındaki Sarıyer, Örencik, Pelitözü ve Samat Köylerine ait Sarıyer, Örencik ve Samat Yaylalarının tamamı ile Pelitözü Yaylasının küçük bir bölümü Tabiat Parkı sınırları içinde kalmaktadır. Yayla yerleşimlerine yönelik araştırmalar yerinde birebir saptama ve fotografik belgeleme çalışması ile tamamlanmıştır[2].
Abant Gölü ve yaylarına ilişkin detaylı çalışmalar yapılmıştır. Yaylalarda bire bir arazi kullanımı, yapı kalitesi ve niteliği, kat yüksekliği, onarım gereksinimlerine ilişkin saptama ve belgeleme çalışmaları yapılmış ve elde edilen bulgular raporun ilgili kısımlarında verilmiştir. Bu çalışmalar Pelitözü yaylasının Tabiat Parkı sınırları içerisine girmeyen kısmı için de yapılmıştır.
Yine yaylalarda ve Tabiat Parkı civarında bulunan mahallelerde anket çalışmaları yapılmış ve anket sonuçları değerlendirilmiştir. 

Şekil 1. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI İÇİNDE YAYLALAR (Özel Proje Alanları)

Abant Gölü Tabiat Parkı arazi kullanım özelliklerini tespit etmek için, sahada bire bir çalışmalar yapılmış, mevcut arazi kullanımı ile ilgili veriler hava fotoğrafları ve arazi gözlemleri ile harita üzerine koordinatlı olarak aktarılmıştır. Özellikle Tabiat Parkı sınırları içindeki yaylalarda yayla evlerinin konumları fotoğraflanmış ve yaylalara ilişkin fotoğraf albümü oluşturulmuştur.
Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu yetkilileri ile birlikte yapılan arazi çalışmaları sonucunda da Tabiat Parkı içerisinde kayda değer bir arkeolojik buluntuya rastlanılmamış, ancak hemen sınır dışında, kuzeybatıda Pelitözü yaylası eteklerinde yarı tahrip olmuş, açılmış birbirine yakın konumda üç tümülüs saptanmıştır. Bu tümülüsler Kültür Bakanlığı’nca tescilli değildir. Bu kesimde detaylı araştırma ve gerekirse kazı çalışması yapılmalıdır.

III. ABANT TABİAT PARKI YAYLA EVİ MİMARİSİ
Yaylalar kamu mülkiyetindeki alanlardır. Eskiden buyana (atadan kalma) hak sahipliliği sürmektedir. Yaylalardaki yapıların parsel içindeki konumu genellikle yola bakan cephelerde yer alan yapılar şeklindedir, yer yer bahçe içinde ve bahçe gerisinde yapıların konumlandığı görülmektedir. Yapılar genellikle topoğrafyaya uygun yerleştirilmiş ve birbirleri ile bir ahşap, kaba yonu taş çit/duvar ile ayrılmışlardır. Yapı ortalama büyüklükleri 45 – 65 m2 arasında değişmekte, yeni yapılan yapılarda bu ölçüler dışına taşılmaktadır. Parsel büyüklükleri 60-80 m2 ile 150-200 m2 arasında değişkenlik göstermektedir. Belirgin bir parselasyon düzeni bulunmamakla birlikte yapılar arasındaki sınırlar genellikle belirlenmiştir. Yapıların yükseltilmiş zemin katları ahır ve depo olarak kullanılmakta, topoğrafyaya uygun yerleştirilmiş giriş katları da barınma amaçlı kullanılmaktadır. Yapıya bitişik olarak ahşap derme çatma malzeme ile inşa edilmiş saman, tezek, odun vb depolama amacı ile kullanılan müştemilat ve bazen bahçe içinde tandır, tuvalet gibi müştemilat yapıları da yer almaktadır. Her yaylada 1 adet bakkal ve cami bulunmaktadır.
Bölgenin yoğun orman dokusu ile kaplı olması, Yayla evlerinin inşaasında ağırlıklı olarak ahşap kullanımına sebep olmuştur. Kâgir malzeme ise daha ziyade cami, han, hamam gibi kamu binalarında, ahşap evlerin su basmanlarında kullanılmıştır. Yayla evleri ahır + tek katlı, çatı eğimi en çok % 45 olan beşik çatılı yapılardır. Çatılarda en çok 1,5 metreye ulaşan saçak bulunmaktadır. Ahırların bulunduğu zemin kagir, 1 katlar ise ahşap veya çelik karkas inşa edilmektedir.
Zemin kotlarda genellikle büyükbaş hayvan barındırılmakta, bazen üst kata giriş ayrı düzenlenmektedir. Hayvan ahırları bazen ayrı ve genellikle evin altında geleneksel olarak düzenlenmektedir. Koku, sinek vb. çevre sorunu için önlemler alınması zorunludur. Katta max. 1,5 metreye ulaşan çıkmalar bulunmaktadır. Katlarda gömme veya açık veya cumba nitelikli açık veya kapalı balkonlar yer alır.
Şekil 2. YAYLA EVİ STRÜKTÜRÜ (Örencik Yaylası)

Karkas içi dolgu malzemesi zemin katlarda moloz ve/veya yontma taş (veya sonradan çimento) harçlı sıva ile kaplanmış tuğla vb taşıyıcı malzemeden oluşmaktadır. Çatılar oluklu saç vb metal kaplanmaktadır. Merdiven ve balkon korkuluklarda ahşap, pencereler ve kapılarda ahşap kepenk / kapak  kullanılmaktadır. Ahşap veya çelik karkas strüktür ahşap kaplama malzemesi ile kaplanmaktadır.

IV. YAYLALARDAKİ KAÇAK YAPILAŞMALAR VE YAYLA SORUNLARI
Ancak Samat, Sarıyer, Örencik ve Pelitözü Yaylaları günümüzde artık geleneksel yaylacılık faaliyetlerinden öte anlam taşıyan gelişmelere sahne olmaktadır. Yaylalarda son dönemlerde konaklama amaçlı kaçak yapılaşmaların olduğu gözlenmektedir. Yayla evlerinden bazıları bir-iki oda ilavesi ile yenilenmiş ve bu ilave mekanların pansiyon olarak kullanılması hedeflenmiştir. Özellikle TEM otoyolu’nun hizmete açılması sonrasında gelişen genel bir eğilim olarak, yaylalarda büyükbaş hayvancılığın yanı sıra, konaklama hizmeti vererek yayla evinden yararlanılması amacı ile yapılan bu ilaveler ve kaçak yenilemeler, mühürlenerek engellenmiştir.  Bu alanlardaki kaçak yapılaşmanın önlenmesi ve bu kesimlerin Abant Gölü Tabiat Parkı’nda korunmuş birer geleneksel yayla örnekleri olarak planlanması büyük önem arz etmektedir.
Yayla sakinleri ilkbaharla birlikte gerek küçük baş, gerekse büyük baş hayvanlarıyla sonbahara kadar burada barınmaktadırlar. Otlatma mevcut meralarda ve alpin zonlarda plansız ve başıboş bir tarzda yapılmaktadır. Ayrıca burada yaşayan halk, yakacak temini, çıra toplama ve çıkarma gibi orman ağaçlarına zarar verebilecek davranışlarda bulunabilmektedir [3].
Çevre halkının usulsüz ve plansız otlatma, çıra toplama ve çıkarma tali ürünlerden (mantar, çilek, kuşburnu, salep, üvez, ahlat) düzensiz bir şekilde yararlanıldığı gibi, ziyaretçi yoğunluğunun aşırı olduğu günlerde piknik ateşleri için yakacak teminiyle zararlar getirebileceğinden bahsedilebilir.
Diğer taraftan oluşan turizm potansiyeli çerçevesinde mevcut otellerde yılın on iki ayında gerek eğlence – dinlenme, toplantı ve sportif amaçlar ile, iç ve dış turizme dönük konaklamalar, tur turizmi ve çevre köy – ilçe ve illerden günübirliğine gelenler oldukça yoğunlaşmaktadır. Bu kişilerden bazıları, Göl ve çevresinde kendiliğinden disiplinsiz iş aramakta, marjinal sektör denilebilecek satıcılar gelmekte ve dolayısıyla sorunlar oluşmaktadır.
·      Yaylalardaki hayvanlardan gelen dışkıların yıllarca göle bu su vasıtasıyla karışması sonucu burada gölün en büyük turbalık alanı oluşmuştur.
·      Keza Yaylaların çevresindeki akar ve durgun su kıyılarına atılan evsel atıklar da lokal olarak ve ilkbaharda suyla süpürüldüklerinden dolayı tüm olarak olumsuz etkilere neden olmaktadırlar.
·      Abant ve çevresi köylülerinin yaylalara Mayıs ayı ile birlikte göçü sonucu ağır bir otlatma faaliyetine maruz kalmaktadır. Bu durum ise Abant Gölü Tabiat Parkı bitki türlerinin azalmasına sebep olmaktadır. Örneğin, Tetragonolobus maritimus (L.) Roth türü Uçar’ ın tez çalışması sürecinde 1994 yılında az sayıda toplandığı, ancak ağır otlatma sonucu 1995’ te bu türe rastlanmadığı belirtilmektedir.  Bu nedenle Mayıs ayında başlayan sığır istilasının Göl çevresinde, tür sayılarının azalmasında ve bununla birlikte Göl çevresindeki turistik faaliyetin de olumsuz etkilenmesine sebep olduğu düşünülmektedir.

Yaylalarda son dönemlerde artan kaçak yapılaşmaların özellikle Samat, Örencik ve Sarıyer yaylalarının yaylak mevsimlerde değil sürekli yerleşim amacıyla kullanıldığını göstermektedir. Hava Fotoğraflarının değerlendirilmesi sonucunda 1984 - 1994 yılları itibariyle Samat, Örencik ve Sarıyer yaylalarında yer alan yapı sayıları aşağıdaki tabloda verilmiştir.

TABLO 1 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA YER ALAN YAYLALARIN 1984 – 1994  YILLARI İTİBARIYLE YAPI SAYILARI
YAYLALAR
YAPI SAYISI
1984 Yılı
1994 Yılı
Samat Yaylası
69
100
Örencik Yaylası
77
89
Sarıyer Yaylası
43
40
Toplam
189
229
Kaynak : Abant Uzun Devreli Gelişme Planı, Araştırma Raporu, 2002.

Samat Yaylasında yapılan yayla evleri  hakkında 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 14. Mad. delaletiyle, 20 ve 21. Maddelerinin uygulanması istemiyle Kamu Davası açılmıştır. Kaçak yapılaşma eylemleri, hem Milli Parklar Kanunu (2873)  hem de Orman Kanunu’nun (6831) 93/1 ve 111. Maddeleri kapsamında suç oluşturduğu için, önce Orman Muhafaza memurları tarafından zabıt tutulmakta ve inşaatlar mühürlenmekte, daha sonra fiil hakkında Mudurnu Cumhuriyet Başsavcılığının iddianameleri ile kamu Davaları açılarak Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi tarafından yargılamalar yapılmaktadır.
Şekil 3. SAMAT YAYLASINDA ÇÖKMÜŞ BİR YAYLA EVİ
Samat Köyü Yaylasında Köy Kurulunun köyde hayvan otlatmayı yasaklaması nedeni ile yaylalara rağbet artmaktadır. Yerel yayla evleri taş duvar üzerine ahşap kütüklerden inşa edilmektedir, ancak kaçak yapıların bir çoğu kalıcı nitelikte betonarme yapılardır ve mülk edinme amacını taşımaktadır.
Mudurnu Cumhuriyet Başsavcılığı emirleri ve ekindeki yazılara konu olan Mudurnu Samat, Örencik ve Sarıyer Yaylalarında daha önce suç tutanağı tutulan ve kullanımdan men’i için mahkeme kararı tebligatı yapılan şahısların yayla evleri görevli memurlar tarafından teker teker dolaşılmış ve evlerin tahliye edilerek kullanılmaması istenmiştir. Ancak yayla evi sahiplerinin evlerini tahliye etmedikleri belirtilmektedir.
01.02.03 Ağustos 2000 tarihlerinde Örencik, Samat ve Sarıyer Yaylalarındaki kaçak yapılan yayla evleri kullanımdan men edilerek mühürlenmiştir. Ayrıca, Köy Muhtarlıklarına Milli Park Başmühendisliği tarafından yaylalardaki kaçak yapıların kontrolü ile tahliye edileceği resmi yazı ile bildirildikten sonra bu tahliye işlemini durdurmak için 31.07.2000 tarihinde köylerde şap hastalığı var şeklinde müracaat etmişlerdir [4].
Yaylalarda ikamet edenlerin tamamının daimi yaylada ikamet ettikleri ve yayla evlerini pansiyon olarak kiraya vererek para kazandıkları saptanmış ve kullanımdan men edilmişlerdir.
Abant Gölü Tabiat Parkı içindeki yaylalardaki usulsüz yapılaşmalar zabıt tutularak mahkemeye intikal ettirilmektedir. Ancak, yaylada yaşayan hukuka saygılı vatandaşlar hayvancılıkla uğraşmakta ve bu  kaçak yapılaşmalar onları da etkilemektedir.
Usulsüz yapılaşmaların kesinleşen mahkeme kararlarının uygulanması için jandarmadan yardım istenmiştir. Tabiat Parkı içerisinde ahşap eski yayla evi çökenler, eskiden beri yaylak ve kışlaklardan yararlanan vatandaşların zor durumda kalmamaları için diğer bölgelere emsal oluşturacak örnek bir yapı sistemi belirlenerek bir proje geliştirilmesi, yerleşim yerlerinin ve sınırlarının belirlenmesi, hak sahiplerinin belirlenmesi gerekmektedir [5]

IV.1. YAYLA YERLEŞİMLERİNDE ÇEVRE SORUNLARI
Abant Gölü Tabiat Parkı; yaylalardaki turizme yönelik talep ve kaçak yapılaşmalar, göl kıyısındaki turbalaşma ve sazlıklara kadar, çevresel ve sosyal sorunların arttığı, 2010 yılında Bolu Valiliği İl Özel İdaresi tarafından yapılan ve Abant tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı kararlarına tamamen aykırı karar ve uygulamalarla giderek doğal yapısı tahrip edilmekte olan korunması gerekli bir doğa parçasıdır.
Sadece Abant çevresinde değil, hemen tüm yaylalarda son dönemlerde görülen kaçak yapılaşmalar beraberinde bu yaylaların yaylak mevsimlerde değil sürekli yerleşim amacıyla kullanılmasını getirmiştir. Abant yaylalarında 2002-2003 yıllarında toplam 230 yapı bulunmakta, özellikle yaz aylarında yaklaşık 1000 kişi yaylalarda yaşamaktadır. Yaklaşık 100 m3/gün atık su sızdırmalı fosseptikler yoluyla bertaraf edilmektedir. Yer altı suları ve dereler aracılığıyla bu kirleticilerin göle ulaşması muhtemeldir. Bu nedenle yaylalarda kullanılan fosseptiklerin mutlaka ilgili standartları sağlayan yapıda olması sağlanmalı, fosseptiklerden alınan arıtılmamış sular kesinlikle bir alıcı ortama değil, sonu arıtma ile biten bir şebekeye boşaltılmalıdır. Yaylalarda giderek artan kaçak yapılaşmalar da hem uzaktan, hem de yayla içlerinde görsel kirliliğe neden olmaktadır.
Yaylalar çevresindeki akar ve durgun su kıyılarına atılan evsel atıklar da lokal olarak ve ilkbaharda suyla süpürüldüklerinden dolayı tüm olarak olumsuz etkilere neden olmaktadırlar.
Abant ve çevresi köylülerinin yaylalara Mayıs ayı ile birlikte göçü sonucu ağır bir otlatma faaliyetine maruz kalmaktadır. Bu durum ise Abant Gölü Tabiat Parkı bitki türlerinin azalmasına sebep olmaktadır.
Abant Gölü Tabiat Parkı alanı yoğun turistik, yaylacılık ve avcılık aktiviteleri altında birtakım olumsuz etkilerle karşı karşıyadır. Dolayısıyla bu olumsuz etkiler park alanı içinde ve özellikle göldeki tür zenginliğinin kaybına yol açabilir. Kaldı ki geçmiş zamanlarda -geyik avlanmasının yasak olmadığı yıllarda- geyik popülasyonunda önemli düşüşler görülmesi ve bölgede geyik neslinin tükenme tehlikesiyle karşılaşması bu olumsuz etkilerin doğal bir sonucudur. 

V. Yayla Anketleri DeğerlendirİLmesi
Abant Gölü çevresinde yer alan Samat, Örencik ve Sarıyer yaylalarında Muhtarlar ve Köy ileri gelenlerine  sosyal anket uygulaması yapılmıştır. Ayrıca, Köy Ürünleri satış Merkezi’nde çalışanlar ile görüşülmüş ve sosyal anket sorgulaması yapılmıştır[6].  Burada, sadece yaylaların mimari ve yerleşme özelliklerine ve bunu belirleyen sosyo-ekonomik yapıya ilişkin kısmı değerlendirmeye alınmıştır.
Tabiat Parkı sınırları içerisinde mevcut köy yoktur. Ancak en yakın köylere ait Sarıyer, Örencik ve Samat Yaylaları vardır. Sarıyer ve Örencik Yaylaları, Parkın kuzeybatısında, Samat Yaylası ise Parkın doğusunda yer almaktadır. Örencik yaylasında 54 hanede 150 – 200 kişi, Sarıyer yaylasında 41 hanede 100 – 125 kişi, Samat yaylasında 101 hanede 300 – 350 kişi Nisan – Ekim ayları arasında yaylamaktadırlar.
Parka en yakın köylerde bu yaylalara ait olan Örencik köyü 80 hanede 300 – 350 kişi, Sarıyer köyünde 53 hanede 150 – 200 kişi, Samat köyünde 143 hanede 550 – 600 kişi yaşamaktadır. Yapılan anket çalışmalarına göre, Örencik, Sarıyer ve Samat yaylarının ilişkide bulunduğu merkezlerin başında Bolu ve Mudurnu gelmektedir. Bu merkezlerin yanında yaylaların birbirleriyle ve Abant’la ilişkileri ekonomik, sağlık ve eğitim amaçlıdır.
Yine anket sonuçlarına göre, yaylalarda yaşayan hanelerin % 100’ ü hayvancılıkla geçinmektedir. En kalabalık sürüye sahip ailenin hayvan sayısı 100 civarında olmakla birlikte, hiç hayvanı olamayan hane yok denecek kadar azdır. Yaylalarda yaşayanların % 60’ı, üreme miktarındaki artış, hayvan satışındaki artış ve hayvan yemindeki artış gibi nedenlerle hayvan sayısının arttığını belirtirken, % 40’ ı barınak problemlerinden dolayı hayvan sayısının azaldığını belirtmektedir. Yapılan anketlerden ve birebir yapılan görüşmelerden, hayvancılığın yaylalarda yaşayanlar için, tek geçim kaynağı olması nedeniyle, çok önemli olduğu anlaşılmaktadır.
Anket çalışmaları sonuçlarına göre, tarım ve hayvancılık dışında yaylalarda yaşayanlar genellikle turizm sektöründe çalışmaktadırlar. Örencik yaylasında 15 kişi otelde; garson, belboy, recepsionist olarak, 25 – 30 kişi satış ya da faytonculuk gibi ticaret faaliyetlerinde çalışmaktadırlar. Samat yaylasında, 20 – 25 kişi otelde, 20 – 25 kişi tavukçuluk işinde, 20 – 25 kişi de ticaret faaliyetlerinde çalışmaktadırlar. Sarıyer yaylasında ise, 3 kişi öğretmen olarak görev yapmaktadır.
Anket sonuçlarına göre, yaylalarda yaşayanların % 80’ e yakın bir kısmı yaylalarının, çevresel duyarlılığı yüksek bir bölgede yer aldığını bilmektedir. % 90’a yakın bir kısım Abant’ a gitmekte ve Abant’ın önemini bilmektedir. Ancak yaylalarda yaşayanların sadece % 40’ a yakın bir kısmı yakın çevrede bulunan doğal nitelikli alanları bilmektedir.
Sarıyer, Örencik ve Samat yaylarında yaşayan kişilere yapılan anketler sonucunda, yaylaların mevcut durumuna ilişkin bilgilere ulaşılmıştır. 

a) Sosyal Yapı
Yaylalarda eğitim düzeyine bakıldığında Örencik ve Sarıyer yaylasında yaşayanların % 100’ ü ilköğretim bitirmiş olup, okuma yazma bilmektedirler.
Yaylalarda ciddi bir sağlık problemi yaşanmamakla birlikte, genellikle romatizma, bronşit ve govarta hastalıkları; hayvanlarda ise şap hastalığı görülmektedir.

b) Tarımsal Faaliyetler
Tarımsal faaliyetlere bakıldığında, yaylalarda sulu tarımın yapılmadığına, üç yaylada da kuru tarımın yapıldığını görmekteyiz. Mera ve otlak alanlarının yer aldığı yaylalardan sadece Sarıyer yaylasında 1 adet sera bulunmaktadır. Samat yaylasındaki 8-10 hane dışında topraksız hane bulunmayıp, çiftçilerin % 40’ ı ortalama 50 dön. toprağa sahiptir. Örencik yaylasında en büyük toprak sahibi 100 dön. toprağı sahipken, Sarıyer yaylasındaki toprak sahibi 75 dön. toprağa sahiptir.
Yaylalarda kadınların tarım dışında yaptığı işler ise genellikle hayvancılık, köy ürünleri (peynir, tarhana vb.) üretmek, el işleri yapmaktır.

c) Yayla İçi ve Yaylalar Arası İlişkiler
Yaylalarda Haziran’ ın son haftasında Hacet Bayramı yapılmaktadır. Bu bayramda güreş, at yarışı yapılmakta, mevlut okunmakta ve pilav yenmektedir.

d) Göç Durumu
Yaylalarda önemli bir göç durumu görülmemektedir. Örencik yaylasından Bolu’ ya mevsimlik, memur ya da inşaat işçisi olarak giden,  Samat yaylasından ise mevsimlik, otellerde garson ya da belboy olarak çalışmak için Antalya ya da İstanbul’ a giden olmaktadır.

e) Yaylalar ile ilgili Sorunlar
Yapılan anket ve birebir görüşmelerden çıkarılan yayla sorunları önem sırasına göre şöyledir:
-          Yayladaki evlerin mühürlü olması
-          Hayvancılık için alan yetersizliği
-          Su sorunu
-          Köy ürünlerinin satışı için mekan eksikliği / yetersizliği
-          Cami eksikliği

V.1. Örencik Köyü ve Yaylası
Köyde bulunan eski harabe ve kalıntılardan dolayı, Ören yeri anlamında köye Örencik adı verilmiştir. Mudurnu İlçesi’nin kuzeyinde yer alan Abant Dağları’nın güney yamacında, Mudurnu Ovası’nın kıyısında düz bir alanda kurulmuştur. Köy Mudurnu ilçesine 17 km., Mudurnu - Bolu karayoluna 7 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır. Abant Gölü’ne yakın bir yaylası mevcuttur. Yaz başlarında köy aileleri yaylaya göç ederek, harman zamanına kadar buradaki otlaklarda büyük ve küçük baş hayvanlarını otlatırlar.
İki mahalleden oluşur. Köyde 82 hanede 206 kadın 200  erkek olmak üzere 406 kişi yaşamaktadır [7].
Köyün kuzeyinde az miktarda orman mevcuttur, ancak orman üretiminden bir gelir sağlanmamaktadır. Tarım ve hayvancılık köyün en önemli gelir kaynağıdır. Buğday, arpa, fiğ, pancar yetiştiriciliğinin yanında patates ekimi de yapılır. Hayvanlardan besi tavukçuluğunun yanında son yıllarda süt verimi yüksek büyükbaş hayvan besiciliği de yapılmaktadır.
Köyde 2 ilkokul ve lojman, 2 adet cami, 2 imam evi, 1 adet PTT acentesi, 6 adet çamaşırhane bulunmaktadır. Köyde her yıl Hacet Bayramı yapılır. Geniş, düz ve tamamen çimen kaplı olan Örencik Yaylasının etrafındaki tepelerde, yamaç paraşütü eğitimleri ve tecrübeli pilotların katıldığı uçuş turları yapılmaktadır [8].
Köy halkının bir kısmı Abant otelleri ve diğer turistik tesislerde çalışmaktadır. Ayrıca hayvansal ürünlerin bir kısmı da Abant’ daki turistlere satılarak gelir elde edilmektedir.
Örencik Yaylası’nda yapı ölçeğinde yapılan inceleme sonucu, 5 adet yapının yüzeysel onarım gerektirdiği, 23 adet yapıya yalnızca malzeme onarımının yeterli olabileceği, 55 adet yapının malzeme ve strüktürel onarıma ihtiyaç olduğu, 3 adet yapının da harabe durumda olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitlerle Yayla’da özellikle geleneksel nitelikli yapıların çoğunun malzeme ve strüktürel anlamda onarıma gereksinimi olduğu ortaya çıkmıştır[9].

V.2. Samat Köyü ve Yaylası
Köyün ilçeye uzaklığı 17 km. dir. Bunun 7 km.si stabilize yolla Mudurnu - Bolu karayoluna bağlıdır. Köyün tarihi ile ilgili önemli bir bilgi bulunmamaktadır. Mudurnu ilçesinin kuzeyinde Abant Dağları üzerinde olan Dikmen Tepesi eteklerinde kurulmuştur. Arazinin bazı bölümleri genelde engebelidir. Bölgenin özelliklerini taşır. Kuzey ve kuzey - doğusu ormanlıktır. Mahalle kenarından geçen, ilkbaharda karların erimesi ile çoğalan küçük bir dere akar.
Tarım arazisi halkın ihtiyacını karşılar. Bir miktar da sebze yetiştiriciliği yapılır. Tarım ürünlerinden buğday, arpa, yulaf, fiğ, yonca yetiştirilir. Ayrıca patates yetiştirilir. Orman istihsali azdır. Bazı yıllar hiç yapılmaz. Büyükbaş hayvancılık ve süt inekçiliği gelişmiştir. Her gün düzenli olarak süt satışı yapılır. Küçük baş hayvanlardan koyun beslenir.
Halkın diğer bir geçim kaynağı da turizmdir. Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki tesislerde köyden yüze yakın kişi çalıştığı belirtilmektedir. Ayrıca hayvansal ürünleri ve el sanatlarını burada turistlere satarak önemli bir gelir sağlarlar.
Köy, Yeni ve Dere Mahalle olmak üzere iki mahalleden oluşur. Her iki mahallede de besi tavukçuluğu son yıllarda giderek gelişmiş ve üretim artmıştır. Halkın en önemli gelir kaynağı olmuştur. Köy nüfus bakımından ilçenin en büyük köylerindendir. Nüfusu 704’tür. Bunun 370’i kadın, 334’ü erkektir. Hane sayısı ise 138’dir. Mahallelerde yerleşim yenidir. Yeni Mahalleye 1944 depreminden sonra, Dere Mahalleye ise 1973 yılından sonra yerleşilmiştir [10].
Köyün Abant Gölü’ne 100 m. uzaklıkta çok güzel bir yaylası bulunmaktadır. Haziran başından Temmuz ortalarına kadar bu yaylaya göç yapılır. Yayla evleri son yıllarda eski özelliğini kaybetmiş, yeniden betonarme olarak kaçak inşa edilmeye başlanmıştır. Eski ahşap evler giderek azalmaktadır. Yaylada bir cami ile üç adet çeşme mevcuttur. Köyde her yıl yaz mevsimi başlarında Hacet Bayramı yapılır. Ayrıca Dere Mahallede sonbaharda Türbe Bayramı yapılır.
Köyde 5 sınıflı bir ilkokul ve öğretmen lojmanı, iki adet cami, iki adet imam lojmanı, inşaatı bitmiş durumda PTT binası ile altı adet çeşme, beş adet çamaşırhane bulunmaktadır. Bolu - Mudurnu yolu üzerinde Örencik, Samat, Sarıyer ve Çepni Köylerinin ortaklaşa kurdukları bir un fabrikası vardır. Köyde ayrıca bir adet el ile ağaç çekme tezgahı mevcuttur. Bu tezgahta merdiven korkuluğu, çocuk arabası ve buna benzer araç ve gereçler yapılır.
Samat Yaylası’nda yapı ölçeğinde yapılan inceleme sonucu, 39 adet yapıya yalnızca malzeme onarımının yeterli olabileceği, 64 adet yapının malzeme ve strüktürel onarıma ihtiyaç olduğu, 4 adet yapının da harabe durumda olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitlerle Yayla’da özellikle geleneksel nitelikli yapıların çoğunun malzeme ve strüktürel anlamda onarıma gereksinimi olduğu ortaya çıkmıştır[11].

V.3. Sarıyer Köyü ve Yaylası
Mudurnu İlçesinin kuzeyinde Abant Dağları eteğinde kurulmuştur. 1957 yılında meydana gelen depremden sonra bugünkü yerine kurulmuştur. İlçeye Bolu - Mudurnu karayolundan ayrılan stabilize bir yolla bağlı olup, ilçeye 12 km. uzaklıktadır. 44 hanede 231 kişi yaşamaktadır.

Şekil 4. SARIYER YAYLASI ve ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI GENEL GÖRÜNÜMÜ

Tavukçuluk yaygın bir şekilde yapılmakta ve halkın en önemli geçim kaynağını oluşturmaktadır. Ayrıca süt inekçiliği gelişmiştir. Süt ve süt mamulleri turistik Abant yöresine gelen turistlere satılmaktadır. Sebze ve meyve yetiştiriciliği de ileri durumdadır. Tarım ürünlerinden buğday, arpa, fiğ, patates ve şekerpancarı yetiştirilir.
Köy, bir plana göre yapılanmıştır. Bir ilkokul ve öğretmen lojmanı ile camisi mevcuttur. Örencik ve Samat köyleriyle birlikte ortaklaşa kurulan bir un fabrikası bulunmaktadır. Abant Dağları’nda köye ait bir yayla vardır. Köylüler her yıl yaz aylarında bu yaylaya göç ederek hayvancılık eylemlerini sürdürürler. Köyde her yıl Hacet Bayramı yapılır [12].
Sarıyer Yaylası’nda yapı ölçeğinde yapılan inceleme sonucu, 23 adet yapıya yalnızca malzeme onarımının yeterli olabileceği, 14 adet yapının malzeme ve strüktürel onarıma ihtiyaç olduğu, 5 adet yapının da harabe durumda olduğu tespit edilmiştir. Bu tespitlerle Yayla’da özellikle geleneksel nitelikli yapıların çoğunun malzeme ve strüktürel anlamda onarıma gereksinimi olduğu ortaya çıkmıştır[13].


VI. YAYLALARIN HUKUKSAL DURUMU
Bu bölüm; Abant Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı araştırma ve sentez raporları için tarafımdan hazırlanan “Abant Yaylaları Hukuksal Durumu” başlıklı araştırmadan yararlanılarak hazırlanmıştır.
Yaylalar, hukuk literatüründe “...bir ya da birkaç köy, kasaba, şehir halkının hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirdikleri, kadimden beri bu şekilde kullanılan, mülk edinilmeyen ve zilyetlikle kazanılmayan yüksek arazi parçalarıdır” şeklinde tanımlanmaktadır.
1958 tarihli Arazi Kanunu’nun 101. Maddesi ile yaylalar; “Metruk Arazi” olarak tanımlanmış ve sahibinin hazine olduğu, alınıp satılamayacağı, tapu ile bir kimseye tasarruf ettirilemeyeceği, ancak “kullanma-yararlanma” hakkının bir veya birkaç kişiye veya köy yahut kasabaya bırakılabileceği hüküm altına alınmış idi. Ancak, 28 Şubat 1998 tarihinde yürürlüğe giren Mera Kanunu’nda Arazi Kanunu’nun 11. Maddesi’ndeki “meralar” ibaresi çıkarılmıştır.
Mera Kanunu’nun 3. Maddesi’nde yaylaklar, çiftçilerin hayvanları ile birlikte yaz mevsimini geçirmeleri, hayvanlarını otlatmaları ve otundan yararlanmaları için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerler olarak tanımlanmaktadır. Bu alanların, özel mülkiyete geçirilemeyeceği, ancak kullanım hakkının kiralanabileceği hükmü getirilmiştir. Mera Kanunu’nun 14/b, 20, 30-a/7 ve 35. Maddeleri, yayla turizmi ile ilgilidir.
-          Mera Kanunu’nun 14 Maddesi (b) fıkrasında, turizm yatırımları için zorunlu olan yerlerin tahsis amacının değiştirilebileceği ve hazine adına tescil edileceği,
-          20. Maddesi’nde, valiliklerden izin alınarak mandıra, suluk, sundurma, süreklilik göstermeyen barınak ve ağıllar ile, Turizm Bakanlığı’nın talebi üzerine turizme açılması uygun görülen bölgelerde ahşap yapılar dışında ev, ahır ve benzeri inşaatlar yapılamayacağı, hükmü yer almaktadır.
31 Temmuz 1998 tarihinde yürürlüğe giren Mera Yönetmeliği’nde ise, turizm amaçlı tahsis amacının değiştirilmesi için, ÇED Raporu ve Turizm Alanı ilanı koşulu getirilmektedir.
Medeni Kanunu'nun 641 ve 912 maddeleri, yaylaları “yararı kamuya ait olan mallar” olarak tanımlanmış, devletin hüküm ve tasarrufu altında olan bu yerlerin tapuya tescil edilemeyeceğini hükme bağlamıştır.
Günümüzde yaylalar, gelenekselleşmiş olarak (teamül gereği), ortak yararlanma ilkesi doğrultusunda bir çeşit “iştirak halinde mülkiyet” benzeri kullanım statüsüne göre işletilmekte ve kullanılmaktadır. Buna göre yaylalardaki “yaylak evleri, ağıl ve benzeri tesisler” köy halkının uygun görmesi üzerine bugüne kadar yapılagelmiş ve halen yapılmaktadır. Yargıtay kararlarında, mülk edinme amacına yönelik olmadığı taktirde yaylalarda ağıl, barınak ve benzeri tesisler yapılmasının mümkün olduğu belirtilmektedir.
6831 Sayılı Orman Kanunu’nda “Devlet Ormanı içinde her türlü bina, ağıl, barınak yapılması ve tarla açılması”  yasaklanmıştır [14].
 “Bu Kanunun 17. Maddesi’nde yasak edilen fiilleri işleyenler veya izne bağlı işleri izinsiz yapanlar 6 aydan 1 yıla kadar hapis ile cezalandırılacağı”[15], 111. Maddesinde ise; “Bu Kanunun 3. Maddesi ile Orman Rejimi altına alınan yerlerde ve 23, 24, 25. Maddeler gereğince Muhafaza Ormanı ve Milli Park olarak ayrılmış ormanlarda ormana müteallik suçları işleyenlerin müstahak olacakları cezaların iki misli olarak hükmolacağı”
öngörülmüştür ”.
Ayrıca, 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 23. Maddesinde “Abant Gölü ve çevresi Devlet Ormanı olarak 6871 Sayılı Kanun hükümlerine göre yönetilir ve işletilir”  denilmektedir. Buna dayanılarak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 21.10.1988 Gün ve 3 Sayılı Kararı ile Abant Gölü ve çevresi “Tabiat Parkı” olarak tefrik edilip duyurulmuştur.
Bolu’da ve diğer birçok yerde yaylalarda kaçak yapılaşmalar görülmektedir. Abant çevresinde kaçak yayla evi yapma suçuna konu olan yer, 6871 Sayılı Kanun’un 17. Maddesi kapsamında Devlet Ormanı Statüsüne alındığı ve Bakanlık Kararı ile Tabiat Parkı olarak da belirlendiğinden mahkeme kararlarının uygulanması Yargıtay tarafından da uygun bulunmuştur [16]
Suça konu olan yayla evlerinin 6831 Sayılı Kanunun 93/3. Mad. uyarınca el konulması (müsaderesi) hakkında mahallinde verilen kararlar Yargıtay tarafından uygun görülmüştür.
Orman Kanunu’nda yaylalar; orman açıklıkları ile orman sınırı üzerinde kalan ve bir veya birkaç gün kasaba ahalisinin hayvanları ile birlikte geçici olarak çıkıp, hayvanları otlatmak üzere eskiden beri kullanılan ağaçsız otlu orman içi veya orman dışı münferit yerlerdir.
“.....Bu açıdan bakıldığında kaçak yapılaşmanın olduğu yerin “Yayla” olduğu ve buna göre orman sayılmaması gerektiği görülmektedir. Ancak, Abant Gölü ülkemizin coğrafi hazinesi olarak sayılabilecek çevresi ile tüm ülke halkının ve yabancı turistlerin ilgisini çeken tüm ülke insanları için korunması bir vatan borcu olan yerlerdendir. Bu nedenle yasa koyucu 6831 Sayılı Yasanın 3 üncü Mad. ile yetinmemiş, kendisi direkt olarak 2873 Sayılı Yasa ile, bu yasanın yukarıda açık olarak yazılan 23. Mad.nde Abant Gölü çevresini orman rejimine almıştır. Bir yerin orman sayılabilmesi için orada orman ağaçları bulunması yerin tamamen ormanla kaplı olması kesin koşul değildir. Eskiden orman olan orman toprağının orman sayıldığını bilmekteyiz.
Bunun gibi 6831 Sayılı Kanunun 3 üncü Mad. de ihtiyaca göre bir yerin orman rejimine alınabileceğini bildirmektedir. Kaldı ki yukarıda da açıklandığı gibi Yasa Koyucu 09.08.1983 tarihli olarak çıkarttığı 2873 Sayılı Yasada bu yeri kendisine orman rejimine almış ve Abant Gölü çevresini özel olarak koruma ihtiyacını duymuştur...”[17]
“ .... 2873 Sayılı Yasanın 15 inci Mad. son fıkrası “ bu gibi yapı ve tesislere hiçbir kayıt ve şart aranmadan doğrudan doğruya Tarım ve Orman Bakanlığınca el konulur” hükmünü taşımaktadır. ......Yine sanığın ve zabıt mümzii tanığın keşif mahallindeki beyanlarında Abant Gölü çevresinde Milli Park Sınırları içerisinde bir çok evin yapılmak suretiyle Milli Park Alanları’nın işgal edildiği ve bu evler için mahkemelerce kararlar verilmesine rağmen el koyma, boşaltma, yıkım işlerinin yapılmadığı anlaşılmakla 2873 Sayılı Yasanın 15 inci Mad.nce yüklenen görevlerini yapmayan görevliler hakkında suç duyurusunda bulunmak gerekmiştir.”[18]
Bu örnekte sanık hakkında ilk tutanağın tutulduğu tarihten, yukarıda alınan kararın tarihine kadar, 2873 Sayılı Yasanın 15. Mad. uyarınca gereğini yapmayan ilgililer hakkında gereğinin takdir ve ifası için Mudurnu Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuş, Abant Milli Parkı sınırları içerisinde tutanak tutulup yargılanan, kararları kesinleşen sanıklara ait evler hakkında yine 2873 Sayılı Kanun 15. Mad. ile gereğini yapmayan görevliler hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur.   
Mudurnu Cumhuriyet Savcılığı ve Mudurnu Sulh Ceza mahkemesi Başkanlığı’nın emirlerinde [19] ;
a.       2873 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinden sonra Milli Park sınırları içerisinde yapılıp hakkında tutanak tutulmayan, yargıya intikal ettirilmeyen inşaatlar için dava açılmasının sağlanmasını talep etmekte ve ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmaktadır [20].
b.      İsimleri listede bulunan ve haklarında dava açılan şahısların yine bizzat mahallinde inceleme yapılarak inşaata devam etme veya fiilen bitmiş olan inşaatı kullanma gibi suç oluşturan eylemlerine devam edip etmedikleri, devam ediyorlar ise bunlar hakkında da suç tutanağı tanzim edilmesi ve evi kullananlar hakkında suç zaptı istenilmektedir [21]

VII. YAYLALARA İLİŞKİN ÖNERİLER

VII.1. Bolu İli Turizm Master Planı Kararları
Bolu İli Turizm Master Planı’nın Abant Gölü Tabiat Parkı’na yönelik başlıca kararları aşağıda özetlenmiştir:
·      Nitelikli altyapı geliştirilmesi
·      Günübirlik aktivite çeşitlerinin açık alan kullanımları ağırlıklı olarak arttırılması
·      Konaklama kapasitesinin ekonomik arz yaratacak tesis türleri ile arttırılması, bu amaçla öncelikle mevcut yayla evlerinin fonksiyonel kullanımı
·      Mevcut Çevre Düzeni Planının revizyonu
·      Uygulama ölçeğinde (1 / 1000) planın yapılması
VII.2. Abant Gölü Tabiat Parkı Tefrik Raporuna Göre Yapılacak Çalışmalar [22]
·         Mevcut yayla evlerinin gelişimi sınırlandırılacak, beton evler yapılmayacak ve mümkün olduğu takdirde aynı mimari tarzda restore edilecektir.

VII.3. Bolu İli 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Plan Kararları
2007 Yılında onaylanan ve 2020 Yılını hedefleyen Bolu ili 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan hükümlerinin yaylalara ilişkin olanları aşağıdadır:
YAYLA TURİZMİ :
(Mad. IV.1.20.) Planlı kentsel alanların dışında kalan kırsal yerleşmelerde tarımsal faaliyetler ile yayla turizminin desteklenmesi esastır.

(Mad. VI.2.13.3.) Yayla Turizmi Alanları
Bu alanlarda doğal çevre içerisinde yer alan doğal yaşam ile bütünleşecek etkinliklerin yer aldığı dış görünüşte yöresel mimari ve yapı malzemelerinin kullanıldığı konaklama tesisleri ve tamamlayıcı tesisler yapılabilir. Bu alanlar Mera Kanunun kapsamı dışındaki alanlarda planlanacaktır.
Yapılanma koşulları: 
Emsal (E ) : 0.20    2 kattır.

(Mad. III.4.3.6.) Yayla Turizmi Alanları
Doğal çevre içerisinde yer alan, doğal yaşam ile bütünleşecek etkinliklerin yer aldığı, dış görünüşte doğal çevreye uygun yapı malzemelerinin kullanıldığı turizm tesislerinin yapılabileceği alanlardır.
YAYLAK, KIŞLAK ve MERALARIN KULLANIMI :
(Mad. VI.2.5.) Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan 4342 Sayılı Mera Kanununda gösterilenden başka şekilde yararlanılamaz. Ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden;                                
a) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının talebi üzerine; 3213 sayılı Maden Kanunu ve 6326 sayılı Petrol Kanunu hükümlerine göre verimliliği kesinlikle saptanan maden ve petrol arama, ön işletme ve işletme faaliyeti için zaruri olan,                                                                   
b) Kültür ve Turizm Bakanlığının talebi üzerine, turizm yatırımları için zaruri olan,                          
c) Kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan,
d) Köy yerleşim yeri ile uygulama imar planı veya uygulama planlarına ilave imar planlarının hazırlanması, toprak muhafazası, gen kaynaklarının korunması, milli park ve muhafaza ormanı kurulması, doğal, tarihi, ve kültürel varlıkların korunması, sel kontrolü, akarsular, ve kaynakların düzenlenmesi için ihtiyaç duyulan,
e) 442 sayılı Köy Kanununun 13 ve 14 üncü maddeleri kapsamında kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan,
e)Ülke güvenliği ve olağanüstü hal durumlarında ihtiyaç duyulan,
Yerlerin ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacı değiştirilebilir ve söz konusu yerlerin tescilleri Hazine adına, vakıf meralarının tescilleri ise vakıf adına yaptırılır.
(a) bendi kapsamında başvuruda bulunan işletmeciler ile (c) bendi kapsamında başvuruda bulunan kamu kurumları faaliyetlerini çevreye ve kalan mera alanlarına zarar vermeyecek şekilde yürütmekle ve kendilerine tahsis edilen yerleri tahsis süresi bitiminde eski vasfına getirmekle yükümlüdürler. Bu yerler tahsis süresi bitiminde özel sicile kaydedilir.

ÖZEL PLANLAMA BÖLGESİ (Mad. III.1.3.)
Bir veya birden çok İlçe Planlama Bölgesi içinde yer alan ve ilçe planlama bölgelerinin genel özelliklerinden farklı özellikleri bulunan; Koruma - kullanma bağlamında titizlikle ele alınması, özenle korunarak kullanılması gereken bu amaçla, öncelikle planlanması zorunlu olan, (Milli park, tabiat parkı, sitler, ören yerleri, tümülüsler, göller ve çevreleri, şelaleler, rekreasyon alanları, yaylalar vb. )  bölgelerdir.
Bu bölgeler; daha önce 1/25.000 ölçekli Çevre Düzeni Planları yapılmış, yürürlükte bulunan planlarla tanımlanmış alanlarla, 1/25.000 ölçekli planlarının yapılması öngörülen özgün nitelikli alanları, yayla nitelikli bir/birden çok köy yerleşik alanı ve yakın çevresini, Entegre hayvancılık ( kanatlı ve diğer) tesislerin kurulabileceği alanları kapsar

VII.4. SONUÇ VE ÖNERİLER
Abant Gölü Tabiat Parkı içerisinde yer alan yaylalar ile ilgili iş ve işlemler 2873 sayılı Milli Parklar ve 6831 sayılı Orman Kanunu hükümlerine tabidir. Ayrıca, Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı ve Bolu İli Çevre Düzeni Planı kararları da geçerlidir.
Yaylalarda gelişme sınırlanmalı, geleneksel yayla evi mimarisi korunarak, gerekenlerin onarılarak yenilenmesine izin verilmelidir.
Yaylalarda kaçak yapılmış yayla evleri özel projelerde değerlendirilmeli, taban alanı ve gabarisi çevreye aykırı olmayanlar korunarak, aykırı olanlar tasfiye edilmelidir.
1.  Mimari Tipolojik Çalışmalar Yapılması: Bunun için geleneksel yayla evlerinin plan ve mimari tipolojisine yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Var olan çalışmalar değerlendirilmelidir.
2.     Bakım ve  Onarım Yönetmeliği: Onarıma gereksinim duyan yayla evleri projesi ile izin alındıktan sonra, hazırlanacak ‘Bakım ve Onarım Yönetmeliği’ uyarınca geleneksel mimari özellikler temel alınarak onarılmalıdır.
3.       Hukuksal Sorunların Çözülmesi: Yaylaların kadimden gelen “zilliyetlik” hakkı vardır. Yayla evleri mülk olarak edinilememektedir. Bunun yasal olarak çözümlenmesi gereklidir.
4.      Yaylaların bazıları “Yayla Turizm Alanı” olarak ilan edilebilir. Köy Tüzel Kişiliğine veya oluşturulacak turizm kooperatifine bağlanabilir. Bu yaylalar Orman Bakanlığı’ndan Kültür ve Turizm Bakanlığı tasarrufuna aktarılmalıdır.
5.      Abant, Aladağ, Sarıalan yaylaları ile ilin kuzeyindeki bazı yaylalar “Turizm Alanı” olarak ayrılabilir. Buralarda yayla dokusu ve mimarisine uygun projelendirilecek ve köylülerce işletilecek pansiyon, butik otel, yeme-içme yerleri, köy ürünü satış birimleri planlanmalı ve uygulanmalıdır.
6.       Yasal Düzenleme : Yayla Evi Aile Pansiyonculuğu: Bolu, 300 civarında yaylası ile önemli bir potansiyele sahiptir. Yasal düzenlemeler yapılarak geleneksel yayla evinde aile pansiyonculuğu yapılmasına ilişkin bir yönetmelik düzenlenmelidir.
7.       Orman ve milli park yasaları uyarınca mülk tesis edilemez, ancak kullanım hakkı verilebilir.
8.       Yayla Planlaması: Doğa turizmine uygun yaylalar saptanarak bu yaylalar koruma  ve eko-turizm amaçlı planlanmalıdır.
9.       Yerel Kültürün Korunması ve Sunumu: Kırsal turizmin en önemli özelliklerinden biri yerel kültürdür. Yerel kültür, özellikle yabancı turistlerin ve şehir halkının ilgi odağıdır.
10.   Bu nedenle turizm etkinliklerinde yerel halkın katılımı çok önemlidir.
11.   Tehditler: Ancak turizm etkinliklerinde gelenek-göreneklerin zayıflaması, gençlerin turistlere özenmeye başlaması, hoşgörü ve misafirperverliğin yok olması gibi tehlikelerle karşı karşıya kalınabilmektedir.
12.   Geleneksel Yaşam Tarzının korunması ve geliştirilmesi: Bu konuda Yayla alanında; geleneksel yaşam tarzı korunarak devam etmesi sağlanmalıdır.
13.   Folklorik Ögelerin Korunması ve Geliştirilmesi: Folklorik değerlere önem verilerek halk oyunlar, enstrümanlar, geleneksel giyim gibi folklorik zenginlikler araştırılmalı geliştirilmelidir.
14.   El Sanatların Korunması ve Geliştirilmesi: Geleneksel el sanatlarına önem verilmelidir. El sanatlarının gelişmesinde yerli ve yabancı turistlerin önemli rolü olacaktır. Bu nedenle eskiden yapılan kilim dokumacılığı gibi ek sanatları gelişerek köy halkı için ek bir gelir kaynağı elde edilebilir.
15.   Yayla Festivalleri: Yayla festivalleri daha organize biçimde düzenlemeli, Ankara, Bolu ve İstanbul halkı bu festivallere dernekler aracılığıyla davet edilmelidir. Festivallerde yerleşimler her yönüyle tanıtılmalıdır.
16.   Yemek Kültürü’nün Geliştirilmesi ve Tanıtılması: Zengin bir yemek kültürüne sahip olan Bolu’nun bu özelliği geliştirilmeli ve tanıtılmalıdır. Bu konuda köyün kadınlarına daha aktif görevler düşmektedir. Böylece kırsal alanda kadının statüsü de değişip daha aktif görevler akacaktır.
17.   Altyapı ve Çevre Sağlığı: Yaylalara götürülecek altyapı hizmetlerinin kalite ve sayısı önemlidir. Hayvanlarla birlikte barınmanın getireceği çevre sorunları önem taşımaktadır. Öncelikle kanalizasyon sorunlarının çözülmesi gerekmektedir. Ulaşım güzergâhlarında ulaşım ağı çözümlenmeli, toprak patika yol nitelik olarak yükseltilmelidir.
18.   Kültür ve Doğa Turları: Kıbrısçık İlçesi için Bolu ve yakın çevresinin dahil olduğu doğal ve kültürel turlara eklemek önem taşımaktadır.




KAYNAKLAR
·   Tunçer, M., Proje Yöneticisi,  2001-2003,  ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI,  1/25 000 VE 1/10 000 Analitik, Sentez ve Planlama Raporları, UTTA Planlama & Danışmanlık Ltd. ve SELİN Ormancılık A.Ş., Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve AYH Gn. Md., Bolu MPAYH Başmühendisliği.
·   TUNÇER, M., Abant Yaylaları Araştırma ve Değerlendirme Raporu, 2002.
·   Abant yaylalarında mimari ve çevresel tespit çalışmaları ile anket çalışmaları; Tunçer, M. (Proje Yöneticisi), Bilensoy, Y., (Proje Koordinatörü, Orman Y. Müh.), Altun, S. (Peyzaj Mimarı), Akpınar, E. (Şehir Plancısı).
·   Bolu İli 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Plan Kararları, 2007, Bolu Valiliği İl Özel İdaresi, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd., Şti.
·   Bolu / Orman Böl. Müd. Abant İşl. Şefliği Abant Gölü Tabiat Parkı Özel Amenajman Planı (1991 – 2010),Orman Yük. Müh. BOZ., M.,,  S. 5
·   BAHADIR, Ö., 27. 07.2000 Tarih ve 2.M.4.2/286-2880, Orman Bak., Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Gn. Müd.’ne Yazılan Yazı.
·   Geçmişten Günümüze Mudurnu, 1994, S. 62
·   T.C. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin; 2000/13495 Esas No’lu ve  2000/16311 Sayılı Kararına bağlı olarak 7M/20001.01.024 Sayılı Yargıtay İlamı
·   T.C. Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi, 1999/197 Esas No, 2000/051 No’lu Karar, S. 4 -6.
·   Mudurnu Cumhuriyet Savcılığı’nın 26.05.2000 Tarih ve 2000/186 Sayılı hazırlık dosyasına konu olan emirleri ekindeki Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi Bşk.’nın 18.05.2000 Tarih ve 1999/197 ve 2000/151 Sayılı emirleri.
·   Bolu Valiliği’nin 25.07.2000 Tarih ve B054VLK4140300-22.18.1.1./1336 Sayılı Yazısı.
·   Orman Bak., Batı Karadeniz Böl. Müd., Karacasu MP Müh.’nin MP ve AYH BaşMüh.’ne yazdığı 07.08.2000 Tarih ve 03.M.03.01/128 Sayılı Yazı.
·   Tabiat Koruma Alanı ve Çevre Sorunları Grubu, Eylül 1988


[1] Tunçer, M., Proje Yönetimi ve Planlama,  2001-2003,  ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI,  1/25 000 VE 1/10 000 Araştırma ve Plan Raporları, UTTA Planlama & Danışmanlık Ltd. ve SELİN Ormancılık A.Ş., Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve AYH Gn. Md., Bolu MPAYH Başmühendisliği.

[2]  Yaylalarda mimari ve çevresel tespit çalışmaları ile anket çalışmaları yapan grup; Tunçer, M. (Proje Yöneticisi), Bilensoy, Y., (Orman Y. Müh.), Altun, S. (Peyzaj Mimarı), Akpınar, E. (Şehir Plancısı).
[3] Bolu / Orman Böl. Müd. Abant İşl. Şefliği Abant Gölü Tabiat Parkı Özel Amenajman Planı (1991 – 2010),Orman Yük. Müh. BOZ., M.,,  S. 5
[4] Yaylalarda hayvanların barındığı ahır-dam gibi kalıcı olmayan yerlerin tahliyesi söz konusu olmadığı belirtilmektedir.
[5] BAHADIR, Ö., 27. 07.2000 Tarih ve 2.M.4.2/286-2880, Orman Bak., Milli Parklar ve Av-Yaban Hayatı Gn. Müd.’ne Yazılan Yazı.
[6]  abant gölü tabiat parkı uzun devreli gelişme planı, y.a.g.e., 2002.

[7] Geçmişten Günümüze Mudurnu, 1994, S. 62
[8] www.ikarus.com.tr/sub/egitim/bolge.html
[9] Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı, Analitik Etüd Raporu, 2003, Orta Doğu Ormancılık Ltd., S. 143.
[10] Geçmişten Günümüze Mudurnu, 1994, S. 64
[11] Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı, Analitik Etüd Raporu, 2003, Orta Doğu Ormancılık Ltd., S. 147.

[12] Geçmişten Günümüze Mudurnu, 1994, S. 66
[13] Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı, Analitik Etüd Raporu, 2003, Orta Doğu Ormancılık Ltd., S. 152.


[14] Madde 17.
[15] 93/1 Maddesi.
[16] T.C. Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin; 2000/13495 Esas No’lu ve  2000/16311 Sayılı Kararına bağlı olarak 7M/20001.01.024 Sayılı Yargıtay İlamı
[17] T.C. Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi, 1999/197 Esas No, 2000/051 No’lu Karar, S. 4.
[18] T.C. Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi, 1999/197 Esas No, 2000/051 No’lu Karar, S. 6.
[19] Mudurnu Cumhuriyet Savcılığı’nın 26.05.2000 Tarih ve 2000/186 Sayılı hazırlık dosyasına konu olan emirleri ekindeki Mudurnu Sulh Ceza Mahkemesi Bşk.’nın 18.05.2000 Tarih ve 1999/197 ve 2000/151 Sayılı emirleri.
[20] Aynı konu Bolu Valiliği tarafından da incelemeye alınmış ve Bolu Valiliği’nin 25.07.2000 Tarih ve B054VLK4140300-22.18.1.1./1336 Sayılı emirleri ile konular hakkında bilgi istenmiş ve yetkililerle görüşülmüştür.
[21] Orman Bak., Batı Karadeniz Böl. Müd., Karacasu MP Müh.’nin MP ve AYH BaşMüh.’ne yazdığı 07.08.2000 Tarih ve 03.M.03.01/128 Sayılı Yazı.
[22] y.a.g.e., Tabiat Koruma Alanı ve Çevre Sorunları Grubu, Eylül 1988