Wednesday, October 28, 2015

GAP’ TA UYGULAMA ALANLARINDAKİ TARİHSEL KENTSEL SİTLERDE YAPI STOKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

GAP’ TA UYGULAMA ALANLARINDAKİ TARİHSEL KENTSEL
SİTLERDE YAPI STOKLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ [1]

Mehmet TUNÇER (*)
Işık AKSULU (**)


A. Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır Kentleri Sosyal ve Ekonomik Yapı

1.  Bölgesel Nüfus

1980 - 1985 yılları arasında Türkiye’ de nüfus artışı en büyük bölge Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ dir. Bu dönemde, bölgenin toplam nüfusunun yıllık nüfus artış oranı % 49.61 olmuştur. Aynı dönemde, Türkiye’ nin yıllık nüfus artış hızı % 27.85’ dir. Bölgede yer alan illerdeki nüfus artışları karşılaştırıldığında, kentsel nüfus artışında Adıyaman’ ın 1980 - 1985 döneminde % 29.07 ile ilk sırada yer aldığı görülmektedir.

Bunu, Mardin, Diyarbakır ve Gaziantep izlemektedir. Kırsal nüfus artışı açısından ise, aynı dönemde Diyarbakır birinci sıradadır. Şanlıurfa, il toplam nüfusu bakımından üçüncü sırada yer almaktadır ve 1985 sayımına göre Türkiye’ nin 16. büyük nüfuslu ilidir. 1980 - 1985 arasında % 31.90 oranında bir nüfus artışı ile Türkiye ve bölgesinde birinci sırada yer almıştır. Bu artışın en önemli nedeni, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP)’ tır (TUNCER, M., Şanlıurfa Koruma Amaçlı İmar Planı Raporu, 1990).

Yerleşme merkezi olarak önemi çok eski tarihlere uzanan Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır illeri nüfus varlığı açısından her zaman ülkenin önemli illeri arasında yer almıştır. Bu durum, illerdeki yüksek doğurganlık düzeyinin sonucudur. 1960 sonrasında doğurganlık ülke düzeyinde bir gerileme gösterirken, bölgede yüksek düzeyini korumuştur. İl dışına göç olgusunun 1960’ lardan itibaren artması, yüksek doğum oranına rağmen, nüfus artış hızının gerilemesine neden olmuştur. 1985 Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, Gaziantep ve Diyarbakır’ dan sonra üçüncü sırada yer alan Şanlıurfa’ nın nüfusu 795 034 kişidir.

Bölgeden göç çeken merkezlerin başında Çukurova Bölgesi gelmekte, ilin kırsal kesiminden pamuk işçisi olarak bu bölgeye göç olmaktadır.

2.  Bölgesel Ekonomik Yapı ve Kentsel Kademelenme
           
            Bölgede tarım doğal koşullara bağımlı ve büyük toprak mülkiyetinin egemenliğindedir. Topraklar verimli olmasına karşın kurak iklim koşulları ve tarımsal üretimin teknik düzeyinin geriliği verimi düşürmektedir.
            GAP Projesinin gerçekleşmesi, Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır kentlerinin içinde bulunduğu bölgeyi de etkileyecek, bölgedeki ekonomik yapı ve buna bağlı kentsel kademelenme ve ilişkileri büyük ölçüde değişecektir.

B. Şanlıurfa, Mardin ve Diyarbakır Kentleri Tarihi Dokuları

1.  Konut Stoku, Tipoloji, Nitelik ve Koruma Sorunları

1.1. Şanlıurfa

            Şanlıurfa, tarihi, mimari yapısı ve geleneksel yaşantısıyla Güneydoğu Anadolu’ da müze şehir olabilecek niteliktedir. Şehrin eski kent merkezi ve Allaben Deresini çevreleyen geniş bir alanı içeren sur içi kesiminde büyük bir tarihi ve kültürel miras bulunmaktadır. Ekonomik ve sosyal yapısı, yapı malzemesi ve iklim özellikleri bir araya gelerek Şanlıurfa’ da kendine özgü bir konut mimarisi ve dokusu oluşturmuştur. Geleneksel Urfa evleri, düzgün bir topografya üzerine yerleşmiştir. Mimari olarak düzgün olmayan, karmaşık ve bitişik düzende bir yerleşme dokusu bulunmaktadır. Yerleşmenin biçimlenmesinde iklimsel koşulların büyük etken olduğu gözlenmekte, sokak genişliklerinin yer yer 2,5 - 3,5 m. ye kadar düşmesinde; yazın yüksek sıcaklardan korunma amacı bulunmaktadır. Sokakları çevreleyen evlerin avlu duvarları yüksek tutulmuştur. Böylece yüksek duvarlarla sınırlanan sokaklar sıcağa karşı korunmuş ve hemen günün her saatinde sokakların gölge olması sağlanmıştır. evde geçen günlük yaşamı gizlemek amacıyla, alt katların sokağa bakan cepheleri tümüyle sağır bırakılmıştır. Zemin katlardaki tek açıklık evlerin giriş kapılarıdır. Sadece üst katlarda ve “çardak” denilen üst kat çıkmalarında pencereler görülmektedir (AKKOYUNLU, Z., Geleneksel Urfa Evlerinin Mimari Özellikleri”, yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Müh. Mim. Fak., 1988, s.18).

            Baş odaların (çardak) sokağa açılan, bindirme tekniği ile yapılmış çıkmaları, yalın cephelere hareket, sokağa da biçim zenginliği kazandırmaktadır. Yapı parsellerinin düzgün olmayışı ve üst katlarda düzgün mekanlar elde etmek için yapılan beden duvarları üzerindeki çıkmalar, bütün bölgelerde sokak görünümlerine benzer bir kimlik kazandırmıştır. Urfa evlerinin çıkma pencereleri, evlerin birbirini göremeyeceği şekilde planlanmıştır. Bazı evlerde karşı evi görmemek amacıyla çıkma ön yüzünde pencere konulmamıştır.

            Çardakların altındaki süslü, profilli, bindirme tekniği ile yapılmış taş konsollar cephelerin, dolayısıyla sokağın en önemli unsurlarıdır. Bazı evler sokağın üzerini örten bir biçimde yapılmıştır. Burada örtü sistemi, sokak genişliğinde, derinlemesine uzanan “kabaltı” denilen sivri kemerli bir tonozdur. Genellikle kabaltı üzerinde bir yapı bulunmaktadır. Kabaltıya, sıcak iklimin hüküm sürdüğü Diyarbakır ve Mardin’ de rastlanılmaktadır. Mardin sokaklarındaki kabaltılar tonoz örtülü, Diyarbakır sokaklarındakiler ise düz, ahşap kirişlidir.

            Yapıların mutlaka bir sokağa açılması için, bitişik mülkiyetler birbirlerine toprak parçaları vermişlerdir. Bunun sonucunda bazı evlere giriş, esas sokağa bağlanan 5 - 15 m. uzunluğunda, 1,5 - 2,5 m. genişliğinde dar bir çıkmaz sokak ile (tetirbe) sağlanmıştır.

            Urfa evlerinde doğal çevrenin gereği, malzeme olarak taş kullanılmıştır. Taş malzeme ile yığma tekniğinde yapı geleneği hala sürmektedir. Bu malzemenin işlenmeye çok elverişli, yumuşak olması, sıcak iklim koşullarına karşı iyi bir izolasyon sağlaması nedeniyle yaygın olarak kullanılmıştır.            
            Urfa evlerinin planlanmasında iklim koşulları birinci derecede etken olmuştur. Avlu etrafında çeşitli birimlerin sıralanması ile oluşan ve yılın yedi sekiz ayı boyunca yaşanılan açık avlu sıcak iklimden dolayı kapalı bir mekan olarak ele alınmıştır (AKKOYUNLU, Z., “Geleneksel Urfa Evlerinin mimari Özellikleri”, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi Müh. Mim. Fak., 1988, s. 118). Geleneksel Urfa Evinde planın asıl belirleyici ögesi eyvandır. Eyvan, avlu kotundan birkaç basamak yüksek, dikdötgen planlı, avluya bakan cephesi açık ve kemerli, yan yüzeyleri pencereli, arka yüzeyi kapalı ve üzeri genellikle tonoz örtülü bir mekandır. Plan şemalarında, ortada eyvan ve iki yanında birer odanın yer aldığı simetrik düzen egemendir. Servis mekanları alt katlardadır ve hemen her evde farklı şekilde düzenlenmiştir.

Genellikle iç avlulu ve sokağa kapalı olan yapıların tasarlanmasındaki en önemli husus, aile mahremiyetinden kaynaklanan haremlik ve selamlık ayrımıdır.

Urfa evlerindeki dış ve iç cephe düzeni çok farklıdır. Sokak cephelerinin yalınlığı, avlu cephesindeki biçim ve süsleme ile zıtlık oluşturmaktadır. Anadolu’ nun çoğu kentlerinde bulunan evlerin, sokak cephesindeki çıkmaları binanın esas cephesini oluşturur. Urfa evlerinde ise sokak cephesi tali cephedir, avlu cephesi esastır.

Plan şeması olarak, Urfa evlerinin benzerleri, bölgede eyvanlı ev geleneğine sahip olan Diyarbakır ve Mardin evleridir. Bunlarda da alt katlarda sokağa bakan pencere yoktur, eyvanın yorumu ise bu bölgelerde daha farklıdır. Urfa evlerinin en yakın benzeri olan Diyarbakır evleri ile farklılık ve benzerlikleri şöyle sıralanabilir: Urfa evlerinde avlunun temel öğesi olan kuyu, Diyarbakır evlerinin çok azında görülür. Buna karşılık, Urfa evinde eyvanlarda bulunan küçük havuzlar Diyarbakır evlerinde daha büyük boyutta planlanmıştır.

Diyarbakır evlerinde de servis mekanları alt kattadır, kilerler Urfa evlerindekiler gibi mümkün olduğu kadar derine inilerek serin olması sağlanmıştır. Urfa’ da sadece zengin evlerinde hamamlar vardır. Evlerin bazılarında gusülhane bile yoktur. Bu durum Diyarbakır evleri için de geçerlidir. Urfa ve Diyarbakır evlerinin en büyük farklılıklarından biri de süslemede görülmektedir.

Mardin evlerindeki eyvan ise düzenleme olarak Urfa’ daki eyvan tanımına uymaktadır. Buradaki eyvan, uzun ekseni evin cephesine dik, tek açıklıklı ve tonoz örtülüdür. Mardin’ deki eyvanlar topografik yapıdan dolayı, teraslar şeklinde birbiri üzerinden dışa açılmaktadır. Bu husus onları dışa tamamen kapalı avluya yönelik olan, Urfa ve Diyarbakır’ daki eyvanlardan ayırır (AKKOYUNLU, Z., “Geleneksel Urfa Evlerinin Mimari Özellikleri”, Yüksek Lisans Tezi, Gazi Üniversitesi, Müh. Mim. Fak., 1988, s.194).




1.2. Mardin

Yer aldığı tepenin güney yamacında, doğu - batı doğrultusunda çizgisel bir gelişmişlik gösteren bir yerleşim düzeni oluşturmaktadır. Sur içinde gelişmesi nedeniyle sivil ve dini mimarlık örneklerinin yer aldığı doku kademeli bir düzen oluşturur. Dokunun belirgin özelliği sokaklardır. Eğime paralel uzanan çizgisel sokaklar ve bunları dikine kesen geniş basamaklı sokaklar, bazen çıkmaz sokaklarla son bulmaktadır. Çıkmalar ve kabaltılar sokaklara hareketli görüntüler kazandırırlar. Lineer aks ortasında ve daha sonra Ulu Cami çevresinde oluşan ticaret merkezi, hanları ve geleneksel çarşıyı barındırırken, çarşının çevresinde zengin mahalleri, kademeli olarak da bunların etrafında daha mütevazi evlerin bulunduğu mahalleler yer alır. Eğimli bir yerleşme alanına sahip olan kent dokusunda, geleneksel evler, düşeyde gelişen, arazi eğimi ile uyumlu bir planlama anlayışı gösterir, böylece topografyanın teraslamalar biçiminde kullanımı söz konusudur.

Evler bazen araziyi düzleyerek, bazen de doğal zemini olduğu gibi kabul ederek inşa edilmiştir (Alioğlu, F., Geleneksel Mardin Şehir Dokusu ve Evleri Üzerine Bir Deneme, Basılmamış Doktora Tezi, 1989, Şekil 1-2).

Genellikle 2 katlı olan evler zeminde avlulu giriş katı, üst katlarda yaşama mahallinden oluşur. Girişte, avluda; hela, ocaklı mutfak, ahır ve depo yer alır, geniş evlerde hizmetkar odaları bulunabilir. Selamlığın da bu katta yer aldığı örnekler mevcuttur.

Avludaki açık taş merdivenle üst kata ulaşılır. Bu katta, eğiminden dolayı teras ve yaşama biçimleri yer alır. Kapalı, yarı açık ve açık mekanların yer aldığı geleneksel Mardin evi, yaklaşık 4.00 x 4.00 m. boyutunda adeta modüler bir sistemin oluşturduğu bir planlama düzeni içerir. Yarı açık mekan olan eyvan ve revaklar bu modülasyon içinde bütünlüğe kavuşur. Modüler sistem içeren yaşam bölümlerinin yan yana gelişleri tekli, ikili, üçlü, L ve T şeklindeki yan yana gelişlerle tipi belirler. Yaşam birimleri ocak, dolap, nişler ve yüklüklerle donatılmıştır. Bu birimlere ya eyvandan ya da doğrudan teras veya avludan girilir.

Eyvan genelde su elemanı ile donatılmış “selsel” oturma ve dinlenme mekanıdır.

Geleneksel Mardin evinde cephe güneye yönelmiştir. Bu cepheye gösterilen özen, diğer cephelerde görülmez. Kapılar ve pencereler silmelerle bezenmiştir. Cephe düzenini yaşama birimleri, eyvan ve revaklar düzenler. Geleneksel taş teknolojisinin kullanıldığı Mardin evinde kalker taşından yığma yapım sistemi kullanılmış modüler arası kemerlerle yük zemine aktarılmıştır. Taşın dışında malzeme olarak, ahşap kapı ve pencerelerde alçı ocak ve tavan süslerinde, demir pencere şebekelerinde kullanılmıştır.

1.3. Diyarbakır

Diyarbakır, anıtları, çarşıları, sokakları ve evleriyle ortaçağ kenti manzarası çağrıştırır. Şehir bu görüntüyü iklim koşulları, tarihi olaylar, geleneksel yaşam, coğrafi koşullar ve yöresel malzeme ile kazanmaktadır. “Sur içi” kısmına sıkışıp yaşamaya mecbur olan halk, sıcak iklimin etkisiyle de evlerini mümkün olduğunca birbirine yaklaştırmış, evlerin çıkmaları aracılığıyla sokakları gölgelemiştir (ÖZOLGUN, M., Diyarbakır Sur İçindeki Konut Stoklarının Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Rapor, s.1, 1993). Geleneksel Diyarbakır evlerinin sokak cephesi penceresiz ve sadedir. Sokak kapısından içeri girilince, etrafı çevrelenmiş avluya geçilir. Evler genelde iki katlıdır. Birçok geleneksel konutta olduğu gibi, Diyarbakır evlerinde de haremlik selamlık kısımlar vardır. Avlu evin harimi durumunda olduğundan, ne avludan başka bir yer, ne de başka bir yerden avlu görünmez. Avlular, çiçekler, havuz ve selsebillerle bezemelidir. Evin odaları bu avlu etrafında yerleştirilmiştir. Odalar genel olarak yüksek tavanlı ve ferah mekanlardır. Tavanda 20 - 25 cm çapındaki ahşap kirişler dizilidir. Zengin evlerde bu direkler çeşitli renk ve işlemelerle bezenir. Ahşap kirişleme üzeri tahta kaplama yapılarak toprak ile doldurulur. Toprak tabakası, çamurla sıvanır tesviyelenir ve loğlanır. Odalar, bol pencereli ve aydınlıktır. Birçok odada, tepe penceresi olarak adlandırılan küçük pencereler yer alır.

Evlerde haremlik, selamlık kısımlarının yanında, yaz ve kış odaları da yer alır. Yaz odaları kuzeye bakar, güneş almaz ve eyvana açılırlar. Evin avluya bakan tüm cepheleri ince yonu taşındandır. Cephedeki siyah bazalt taşın keskin özelliği, kemerli pencereler, beyaz motifler, sütunlar ile hafifletilerek, cepheye hareket kazandırılmıştır.

Avlu dişi taş denen delikli, sünger taşına benzeyen bazalt taşı ile döşelidir. Yaz sıcağında, avlu yıkandığında deliklere dolan sular buharlaşır ve çevreye serinlik verir. Sıcak günlerde halkın serinlediği diğer bir mekan da, avluya bakan kısmı açık, üstü ve diğer üç yanı kapalı geniş bir kemre dayalı eyvanlardır. Eyvanların çoğunda bir havuz bulunur. Diyarbakırlılar sıcak yaz aylarını bu eyvanlarda geçirirler (ÖZOLGUN, M., Diyarbakır Sur İçindeki Konut stoklarının Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Rapor, S.2,1993). Yöre malzemesi olan siyah bazalt taştan yapılı surların çevrelediği “Sur İçi” evleri, hanları, hamamları, cami ve medreseleri ile kentsel sit alanıdır. Sur içinde yer alan geleneksel doku içindeki eyvanı, cumbası, yazlık - kışlık odaları, haremlik - selamlık kısımları ile ayrı bir öneme sahip Diyarbakır evleri, mükemmel bir konut yaşantısının en görkemli sanat eserleridir. Konut mimarisi, gelişen teknoloji, yoğun trafik, nüfus artışı, göçler vb. sosyal ve ekonomik sorunlar altında ezilmekte ve yerini çarpık gelişen bir mimariye bırakmaktadır. Eski kent dokusu olan mahalleler, çok katlı betonarme konut ve çarşılarla kuşatılmıştır.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından, spekülasyon amacı ile geleneksel Diyarbakır evlerini yıkarak, yerine çok katlı betonarme konut yapma istekleri ve Belediyenin tarihi eserlere karşı olan eylemleri engellemiş, gerekli kararlar alınarak koruma ve onarım yönünde çalışmalar başlatılmıştır.

Geleneksel Diyarbakır evlerinin sayıları giderek azalmış, birçoğu yok olmuş, ayakta kalabilenler kaderlerine terk edilerek yıkılmaları hızlandırılmıştır. Zamanın ve insanın tahriplerine karşı hala ayakta kalmakta direnen bu kültür mirası yeniden konut stoku olarak değerlendirilip gelecek kuşaklara aktarılmalıdır. Konutların bir kısmının kültürel ve turistik amaçlı kullanımları düşünebilir. Cahit Sıtkı Tarancı Müzesi olarak açılan ev, etnografik bir müze olarak Diyarbakırlıların yaşam tarzlarından ve geleneksel konut anlayışından kesitler vermektedir. Restorasyon çalışmaları tamamlanmakta olan Ziya Gökalp Evi de bir etnografik müze olarak yakında açılacaktır. Bu tür kullanım ile hem yapı yaşatılmakta, kültüre hizmet edilmekte, hem de yörenin mimarisi, sanatsal, estetik ve etnografik yönlerini tanıtıcı turistik bir eser oluşturulmaktadır.

Halen restorasyon çalışmaları devam etmekte olan iki katlı geleneksel bir ev Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü olarak kullanılacaktır (ÖZOLGUN, M., Diyarbakır sur İçindeki Konut stoklarının Değerlendirilmesi, Yayınlanmamış Rapor, s.3, 1993).

Bu tür örnekler gibi birçok geleneksel Diyarbakır evi, gerek kamu kurum binası, gerekse müze, kültür yapısı olarak kullanılabilir. Ancak, en önemli kullanımın konut olduğu unutulmamalı, konut stoklarının, sahipleri tarafından özgün durumu bozulmayacak şekilde konut olarak onarılması sağlanmalıdır.

2.  Konut Stokunun Kullanımı

2.1. Şanlıurfa Örneğinde Koruma Sorunları ve Yapı Stoku

            Şanlıurfa’ da tarihi kent dokusu, 1980 sonrası Belediyenin yol açma ve yeni yapı izinleri vermesi nedeniyle yer yer yok olma sürecine girmiştir. 1983 yılında Belediye’ nin mevcut  dokuyu yıkarak yol açan talebi, dönemin Yüksek Kurulu2 nun da onayı alınarak içlerinde anıtsal değere sahip 5 tescilli ev dahil olmak üzere onlarca ev yıkılarak uygulama yapılmıştır. 1987 yılında kentsel, arkeolojik ve geleneksel ticaret merkezi sınırları belirlenmiş ve tek yapı tescilleri yapılmıştır.

            1990 yılında Koruma Amaçlı İmar Planı çalışmaları başlatılmış, plan 1993 yılında onanmıştır. Koruma amaçlı İmar Planı kapsamında yapılan saptamalar sonucunda, plan üzerinde Balıklıgöl kuzeyinde 47 adet, Halil İbrahim Türbesi Güneyinde 61 adet, Ulu Cami Çevresi I. Derece Kentsel Sit Alanına; Arayönü Caddesi doğusunda 331 adet, Ulu Cami kuzeyinde 48 adet, güneyinde ise 44 adet olmak üzere konut kullanımında sağlıklaştırma yapılarak korunabilecek toplam 531 adet yapı bulunmaktadır.

            Tabakhane Camii çevresi, Tarihi Ticaret Merkezinde ticaret ve geleneksel el sanatları kullanımında 145 adet tek yapı bulunmaktadır.

            Ayrıca, geleneksel kent dokusunun izlerini taşıyan, niteliğini kısmen yitirmiş ve parsel bölünmesi görülen yapıların yoğunlaştığı 107 adet yapı adası bulunmaktadır. Geleneksel dokunun izlerini taşıyan ancak niteliğini kısmen yitirmiş yapıların yoğunlaştığı 45 adet yapı adası vardır. Her bir yapı adasında ortalama 10 yapı bulunduğu düşünülürse, 1500 civarında ıslah edilerek kullanılabilecek konut yapısı Şanlıurfa’ nın hızla artmakta olan nüfusunun barınma sorununun bir bölümüne konut stoku olarak karşılık verebileceği düşünülebilir.

            Sağlıklaştırma yapılarak korunacak yapılarda; plan notlarına göre; “Yapı, avlu, sokak ilişkisi ve oranları değişmemek koşulu ile her türlü plan değişikliği yapılabileceği...” belirtilmiştir. Yapıların bir konut ve ticaret yapı stoku olarak düşünüldüğünde, eksiklikleri olan, tuvalet, banyo, mutfak, vb. çağdaş altyapı ve ıslak hacim eksiklikleri tamamlanarak kullanımı mümkündür.

            Ayrıca bu yapıların tescilli yapılar yanısıra geleneksel kent dokusunun bütünleyici parçaları olduğu düşünülürse, korumanın daha gerçekçi ve sağlıklı yapılabileceği söylenebilir. Ayrıca, sürdürebilir kalkınma fikri çerçevesinde bu yapıların bakım, onarım ve ıslahlarının yapılmasına yönelik çalışmalar ülke ekonomisine büyük bir kazanç düşünülmelidir. Korumanın ıslah boyutunun ağırlık kazanması ülke kalkınmasına ve ekonomisine engel değil, sürdürülebilir koruma boyutu kazanarak maddi bir katkı olacaktır.

            Planda, GAP Bölgesi Master Planı çerçevesinde kültürel ve idari fonksiyonlar yüklenmesi hedeflenen Şanlıurfa’ nın bu amaca yönelik, turistik tesisler (konaklama, pansiyon, otel vb), kültür tesisleri ve idari tesislerin yer alacağı geleneksel dokunun özgün olduğu bölgeler belirlenmiş ve planlamada koruma amaçları doğrultusunda geleneksel ticaretin geliştirilmesi de öngörülmüştür.

            Tüm bunların gerçekleştirilebilmesi için merkezi ve yerel yönetimin aşağıda verilen yasal ve parasal çerçeve içinde aktif uygulamalar yapması, halkın katılımını sağlayacak uygulamalara girmesi gerekmektedir.

2.2. Mardin Örneğinde Koruma Sorunları ve Yapı Stoku

            Anadolu’ daki yapım geleneği ile karşılaştırıldığında özel bir yeri olan Mardin Evi ve Şehir Dokusu halen koruma kullanım açısından önemli tehditler altındadır.

            1950’ li yıllarda başlayan şehirleşme olgusu, 1960’ lı yıllarda Mardin2 de etkisini göstermiş, genişletilen yollar, dokuya empoze edilen askeri, idari yeni yapılar ve apartmanlar gibi olgularla yapısal bozulmalara uğramıştır.

            Esat Durak tarafından 1991’ de hazırlanan imar planı, şehri lineer bir şekilde kat eden yolun üzerinde ticaretin yayılmasını öngörmüş dolayısıyla bu hatta yeni yapılaşmalar artmış, 1985 yılından 1991 yılına kadar geçerli olan koruma planının mevcut dokuda yarattığı olumsuz etkiler (geleneksel yollar genişletilerek yoğun kamulaştırma önerilmesi) bulunması ve uygulamaya konulamaması, 1993 yılı başında onanan koruma amaçlı revizyon imar planının ise halen hayata geçirilmemiş olması, geleneksel dokunun yıpranmasına ve hızlı bir değişim sürecine girmesine neden olmuştur.

            Mardin belediyesinin bu planı gerçekleştirecek ve denetleyecek deneyimli ve bilgili organlara sahip olamaması önemli sorunların başında gelmektedir.

            Geleneksel dokuyu oluşturan bireysel eleman, Mardin evi, tek tek ele alındığında farklı koruma sorunları içermektedir. Koruma Amaçlı İmar Planı çalışmaları sonuçlarına göre, alanda 481 tescilli ve tescile önerilen yapı, 80 anıtsal yapı, 500’ e yakın dokuya uyumlu yapı ve 467 adet betonarme ve yığma yapı bulunmaktadır (Mardin Koruma Amaçlı İmar Planı, 1991, s.35). Mardin’ de birinci derecede ele alınarak değerlendirilmesi ve sorunları çözülmesi gereken konut stoku, 481’ i tescilli, 500’ e yakını dokuya uyumlu olmak üzere yaklaşık 981 yapı bulunmaktadır. Bu yapılar incelendiğinde, strüktürel, değişme, yoğunluk, konfor gereksinimi gibi koruma ve sağlıklaştırma sorunları içermektedir.

            Strüktürel sorunları olan yapılar:
·         273 adet bakım ve onarım gerektiren yapı,
·         49 adet kapsamlı onarım gerektiren yapı.

            Değişmişlik açısından; kullanıcıların gereksinimleri doğrultusunda, yatay düşey bölünmelerle bozulan, dolayısıyla cephe ve planlara yansıyan değişmeler dokuyu da etkilemektedir. Mardin Kentsel Sit Alanında, 242 adet kısmen değişmiş, 80 adet de çok değişmiş yapı bulunmaktadır. Bölünme nedeniyle de konfor koşulları yetersiz ve sağlıksızdır. Sosyal yönden ele alındığında; alanda yaşayanların % 80’ i orta ve düşük gelir grubuna dahil olup, % 50’ si kiracıdır. Net kullanım yoğunluğu ise; ailelerin % 46’ sı sekiz kişiden oluşmakta ve oda başına dört kişi düşmektedir. Bu nedenle ailelerin korumaya maddi olarak katılımlarını beklemek mümkün değildir. Koruma bilicinin olmayışı ve eğitim seviyesinin düşüklüğü de söz konusudur.

            Yukarıda tanımlanan sorunları olan bir konut stokunun kazanılması, korunması için fiziksel planların yetersiz kalacağı kesindir. Yasal ve örgütsel bir organizasyonun bulunmayışı, belediyelerin korumaya yeterince önem vermeyişi bugüne kadar ki deneyimlerde açıkça ortaya çıkmıştır. Koruma İmar Planı çerçevesinde, ağır strüktürel sorunlu konfor koşulları yetersiz ve çok değişmiş 100 civarında konutun öncelikle ele alınarak onarılarak sağlıklaştırılması öngörülmüştür. Kullanım açısından ise, sit alanının ağırlıklı olarak konut kullanımı olması yapılarda işlev değişimini gerektirmemiştir. Ancak, alandaki kişi yoğunluğunun, imar planının doğru ve hızlı uygulanması şartıyla yeni bölgelere aktarılabileceği varsayılmış, Mardin Evinin plan özelliği nedeniyle de, eskiden geleneksel aileye hizmet veren bu geniş konutların sadece yatayda bölünmelere izin verilerek en fazla iki veya üç aileye hizmet edebileceği düşünülmüştür (Sit alanı içi nüfus 41 412 kişi, yoğunluk 983 kişi/ha, sit alanı 87 hektardır. Sit alanında yüksek yoğunluk mevcuttur. Nüfusun  40’ ının sit dışına çekilmesi gerekmektedir. Turak Planı bunu sağlayacak niteliktedir). Bunca sorunlu bir konut stokunun  korunması ve kazanılması için sadece fiziksel planlamanın yetersiz kalacağı açıktır. Halen yasal ve örgütsel bir organizasyon anlayışının (yaklaşımının) olmayışı, Belediyelerin korumaya karşı bilinçsiz ve isteksiz oluşu, bugüne kadar ki uygulama deneyimlerinin başarısızlığına neden olmuştur. Yasal bazı hükümler yoruma açıktır. Yasal, finansal ve yönetsel öneriler geliştirilmelidir.

3.  Yasal ve Yönetsel Öneriler

            Ülkemizde Koruma Amaçlı İmar Planları, onama sürecinden geçtikten sonra, diğer planlar gibi kendi doğal sürecine terk edilmektedir. Ancak korunması gereken kent parçaları, planın uygulamaya aktif olarak sokulmaması sonucunda kaçınılmaz bir şekilde çöküşe doğru sürüklenmektedir. Bir kaç yıl sonra yeni bir plan süreci başlatılmakta ve bu yöreler zamanla yitirilmektedir.

            Ayrıca tescilden düşme, sit alan sınırlarında değişiklik yapılması, daraltılması da bu süreci olumsuz etkileyen faktörlerdendir.

            Koruma Amaçlı İmar Planı uygulaması normal imar planları gibi zaman içinde çok fazla yayılmamalıdır. Aktif / eylemsel planlama ve uygulama süreci hakim olmalıdır.

            Öncelikle neyi / nasıl korumak gerektiği üzerinde fikir birliğine varılması gereklidir. Sadece taşınmaz kültür varlıkları olan tek yapıları mı, yoksa bütünüyle, tüm öğeleri ile kültür mirasını mı?
            Maddi ve manevi kültür varlığımızı ve onun doğal çevresini korumak zorundayız. Ancak bunun uygulamadaki güçlüklerini de bilmek, gerçekçi çözümler getirmek açısından yararlı olacaktır.

            GAP Bölgesi’ ndeki Belediyeler, sınırları içinde kamu elindeki arsa ve arazi stoku belirlenmeli, bu alanlar özel mülkiyete devir edilmeden, plan kararlarının gerçekleştirilmesi doğrultusunda kullanmalıdır.

            Belediyeler kentin gelişmesini sağlıklı bir şekilde kontrol edebilmek amacıyla, gelişme konut alanlarında arsa edinmeli ve bu alanların altyapısını sağlayarak imkanları ölçüsünde konut üretmeli, tasfiye alanlarından tasfiye edilecek kişileri arsa tahsisi, kendi evini yapana yardım, kredi verme ya da konut verme vb. yöntemlerle ev sahibi yapmalıdır. Belediyeler, Koruma İmar Planı’ nın uygulanması ve kamu yararlı kullanımların gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla önemli bir yasal araç olan İmar Kanunu 18. Maddesini (Hamur Kuralı) uygulamalıdır. Kentsel sit alanı içinde, restorasyon ve onarımların, yeni yapılacak yapıların, koruma amaçlı planların eki olan uygulama yönetmeliği ve plan notları çerçevesinde sivil mimarlık örnekleriyle uyumun sağlanması için Belediyeler, doğrudan Başkana bağlı bir “Tarihi Çevre Koruma Müdürlüğü” oluşturulmalı ve çevre düzenleme çalışmaları ile tek yapı uygulamalarını denetlemelidir. Evini onarmak isteyene plan, proje ve maddi yardım yaparak koruma uygulamalarını desteklemeli, Yöre ile ilgili geliştirilen plan ve projeleri sergiler açarak halka tanıtmalı, broşürler basıp halkın ilgi ve katılımını sağlamalıdır.

            Belediyeler anıtsal ve sivil mimarlık örneklerinin korunmasını sağlamak amacıyla, Kültür Bakanlığı ve diğer ilgili kamu kuruluşları ile, özel sektörün parasal ve teknik desteğini yörelerine çekmek amacıyla çalışmalar yapmalı, “Koruma Amaçlı İmar Planı” ve buna bağlı geliştirilecek olan detay projeleri yurt dışında tanıtarak kültürel amaçlı kredi, fon ve yardımlardan kaynak sağlamaya çalışmalıdır.

3.1. Yasal Olanaklar / Belediyelerin Yetki ve Görevleri, Kredi Olanakları

1580 sayılı, 1930 tarihli Belediye Kanunu’ nun bazı maddeleri Belediyelere koruma ve ıslah konusunda önemli yetkiler vermektedir.

Mad. 15 / 35: “Belediye’ ye ait çeşmeleri, sebilleri, park ve havuzları düzenlemek, korumak”.

Mad. 115: “Kapalı Çarşı, han, bedesten, saraçhane, imalathane ve sanathane gibi kültürel ve sanat değeri olan, ortaklaşa kullanılan ve birbirlerine bağlı olan yerlerin korunması, onarılması ve idamesi için, sahiplerine yapılan bildirimden sonra yapılmadığı takdirde, bunların yapımı Belediyelere aittir”.

Mad. 159: “Belediye sınırları içinde, sahipsiz arazi mahiyetindeki, seyrangah, çayır, mer’ a, koruluk, yıkılmış kale ve kulelerin, metruk arsaların ve enkazın tasarruf, idare ve nezaketi bütün hukuk ve vecaibi ve geliri ile beraber Belediyelere devir olur.

3030 sayılı Büyük Şehir Belediyelerinin Yönetimi Hakkındaki Kanun ve Yönetmeliği uyarınca hazırlanan Ankara Büyük Şehir Belediyesi İmar Yönetmeliği’ nden bazı örnek maddeler aşağıya alınmıştır:

Mad. 90-1: “Yeni İnşaat, Tamir ve İhyalar”: “Ankara Sit Alanlarında, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Yüksek Kurulu ve Ankara Bölge Kurulu kararları doğrultusunda mimari karakteri bozulmamak şartı ile mevcut binalara tamir ve ihya, boş parsellerde ise yeni inşaat için ruhsat verilebilir”.

Mad. 90-2: “İnşaat Ruhsatında İmar Çapı Aranmaması”: “Ankara Sit Alanlarında G.E.E.A.Y.K.’ nun 12.04.1980 gün ve A-2167 sayılı kararında yer alan “Geçit Dönemi Koruma Geliştirme Planı” yapılaşma koşullarına göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı, T.K.T.V. Yüksek Kurulu ve Ankara Bölge Kurulu’ nca alınan yeni yapılaşma kararlarının uygulanmasında, imar durumunu gösterir çap yerine, kadastral parsel üzerinde yapının oturduğu veya oturacağı kısmı gösterir bir röperli, yoksa ebadı gösterir kroki verilecektir”.

Bu madde ile imar planı durdurulmuş olan sit alanlarında eski doku içinde kurul kararı ile yapılaşma mümkün olabilecektir.

Mad. 90-3: “Cephe Karakterini Koruma”: “Bu alanlarda verilecek tamirat ve tadilat izinleri ile ihya edilecek binaların çevreye uyumlu cephe karakterini koruması şarttır. Tamir ve yeni yapılaşmalarda koruma imar planları uygulama koşulları, T.K.T.V. Yüksek Kurulu ve Ankara Bölge Kurulu geçerlidir.”

Mad. 90-4: “Sit alanlarında taşınmazı bulunan mülk sahipleri şehrin sıhhi şartlarını ve estetiğini sağlamak amacıyla, taşınmazların statik sistemlerinin; çatı, saçak ve cephelerinin sıva, kaplama ve boyalarının bakım ve tamirlerini yaptırmakla yükümlüdürler. İlgili belediyesi gerekli gördüğü takdirde bu taşınmaz sahiplerinden çevreye uygun bakım ve tamirat yapılmasını isteyebilir. Yapı taşınmaz kültür varlığı (tescilli) ise, bakım ve tamirat yapılmasını isteyebilir. Yapı taşınmaz kültür varlığı (tescilli) ise, bakım ve tamirat için mal sahipleri mevzuat çerçevesinde kredi talebinde bulunabilirler.

Tamirat gerekli görülerek ilgili Belediyesi tarafından yapılması halinde masraflar mal sahiplerince  karşılanır”.

Bu madde görüldüğü gibi, kentsel sit alanlarında yeni yapılaşma, bakım ve onarım konusunda, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve Altındağ Belediyesi’ ne büyük olanaklar sağlamakta, mal sahiplerine yaptırım getirmektedir. GAP Yöresindeki Belediyeler imar Yönetmeliği’ nde yukarıdaki örneklere benzer değişiklikler yapılabilir ve Belediyeler uygulama için büyük bir yetki sahibi olabilir.

Kredi konusunda ise; 25.06.1985 tarih ve 18791 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren “Özel Hukuka Tabi Gerçek ve Tüzel Kişilerin Mülkiyetinde Bulunan Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlıklarının Onarımına Katkı Fonu” Yönetmeliği, koruma konusunda tescilli yapıların bakım ve onarımı için Kültür ve Turizm Bakanlığı’ nca, ayni, nakdi ve teknik yardımlar ile verilecek kredilerin usul ve esaslarını belirlemektedir.

(3386 sayılı) 24.06.1987 tarih ve 19497 sayılı Resmi Gazete’ de yayımlanarak yürürlüğe giren “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’ nun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesi Hakkında Kanun” un 5. Maddesinde ise;

“Koruma amaçlı imar planında kültürel amaçlara ayrılan tescilli yapıların, bu amaçla onarılıp değerlendirilmesi kaydıyla koruma kurallarının karar ve Bakanlığın tasdiki ile belediyelerce kamulaştırılması yapılabilir”.

Bu madde de Belediyelere, Kentsel sit alanlarındaki kültürel amaçlı yapıları kamulaştırıp onarım olanağı vermektedir.

Ayrıca aynı maddenin (f) bendinde;

“Sit Alanı olması nedeni ile kesin inşaat yasağı getirilmiş korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının bulunduğu parseller, malikinin başvurusu üzerine bir başka hazine arazisi ile yer değiştirilebilir. Üzerindeki bine, tesis var ise, malikinin başvurusu üzerine rayiç bedeli 2942 sayılı kanunun 11. Maddesi hükümlerine göre belirlenerek ödeme yapılır”.

Burada ise mal sahipleri ile belediye arsında karşılıklı bir anlaşma yapılması olanağı verilmiştir. Kentsel sit alanlarındaki bazı yapılar, bu şekilde takas yapılarak mülkiyeti belediyeler tarafından elde edilebilir. Belediyelerin koruma ve çevre düzenlemesi konusundaki, yukarıda bahsedilen bazı yasal olanaklar incelendiğinde mevcut yasal çerçevenin belediyeler koruma uygulaması konusunda geniş olanaklar sağladığı sonucuna varılmaktadır. Bu olanaklar, belediyelerin son bir kaç yıl içinde artan maddi ve teknik gücü ile birleştirilerek kullanılabilir. Konu, sadece koruma olmayıp, sıhhileştirme (rehabilitasyon), yeniden canlandırma (revitalizasyon), koruma (conservation) ve kentsel yenileme (urban reneval) gibi kavramları da içermektedir (TUNÇER, M., Bergama Koruma Amaçlı İmar Planı Raporu, AKMAN Proje Ltd. Şti. 1992).

Kentsel koruma ve yenileme çalışmaları kapsamında, tarihi, mimari, görsel ve etnografik değerler taşıyan sit alanlarının, ölü müze alanları olarak değil, yaşayan ve içinde bulundukları bölge veya kentin planlanmış gelişimine katkıda bulunan çevreler olarak korunması gereklidir. Kuşkusuz böyle bir yaklaşım için, korunacak ve yenileştirilecek alanlarda başlatılacak ve sürdürülecek eylemler içim, gerekli ilk finansman sağlandıktan sonra, bu alana verilmiş olan işlev, bu finansmanı geri döndürecek bir mekanizmaya bağlanmalıdır. Aksi takdirde, kaynakları sınırlı olan Belediyelerin kültür amaçlı da olsa geri dönmeyecek meblağlar ödemesi ya çok sınırlı kalır, ya da olanak dışı olur.

Belediyeler:
1)  Döner sermaye işletmesi kurma,
2)  Birlik kurma, birliğe ve ortaklığa katılma, ayrıcalık verme,
3)  Belediye bütçesi içinde, ya da Belediye bütçesi dışında işletme eliyle yönetme vb. örgütleri kurabilir.

Bu örgütlerden özellikle döner sermaye ve işletme örgütlerinden kentsel koruma ve yenileşme için yararlanılabilir. Bu tür örgütler mevcut yasalarla hemen kurulabilirler ve kentsel koruma ve yenileştirmeye ekonomik bir boyut kazandırabilirler.

Proje tamamı içinde, “Pilot Proje” olarak isimlendirilen özellikli kentsel tasarım ve restorasyon alanlarının tespiti ile bu bölgelerin hazırlanacak projeler uyarınca onarım ve kullanımlarının sağlanması mümkündür.

Ancak bu yörelerde, öncelikle altyapının yapılması, mevcut altyapının ıslahına ve telefon, elektrik tellerinin yeraltına alınması, üstyapının düzenlenmesine daha sonra geçilmelidir. Pilot Bölge’ de, konut işlevinin sürmesi için, bir karar varsa, buradaki koruma ve yenileşmeyi konut yapımını üstlenmiş bir döner sermaye işletmesinin gerçekleştirilmesi için yasal hiç bir engel yoktur.

Öte yandan bu konutları işlevlerine uygun bir biçimde lojman, öğrenci yurdu vb. amaçla işletmek, yatırımı geri dönüşü olmayan bölgeyi sürekli korumaya yönelik, yasal örgütlü bir davranış olacaktır. Örgütlenme biçimi “Belediye İşletmesi” olan bu işletmenin görev alanı, koruma - yenileşme alanı, bu görevi belirleyen sınırları çizen en önemli araç da Koruma İmar Planıdır.

Koruma kararları örgütler arası bir karar sürecidir. T.K.T.V. Yüksek Kurulu karar üreten bir kuruluş olmasına karşın, uygulama denetim ve parasal kaynak kullanma yetkisi diğer kamu kuruluşlarına ve özellikle belediyelere verilmiştir.

GAP Bölgesi’ ndeki belediyeler, eski kent kesimlerinin, tarihi ve doğal çevrenin korunmasında, ıslahı ve yenilenmesinde etkin olarak görevlerini yapabilmesi için, şu hususları göz önünde tutmalıdır (TUNÇER, M., Bergama Koruma Amaçlı İmar Plan Raporu, Akman Proje Ltd. Şti., 1992):

1)  Sürekli, planlı, programlı ve projelere dayalı çalışma gerektiren kent koruma ve yenileme çalışmalarında ve uygulamalarında, merkezi kuruluşlardan (Kültür ve Turizm Bak., Bayındırlık ve İskan Bak., Maliye ve Gümrük Bak., vb.) Belediyelere kaynak aktarılmalı ve koruma geliştirme amaçlı projeleri desteklenmelidir.

2)  Koruma ve yenileme konularına ağırlık veren Belediye İmar Programları ilgili bakanlıklarca desteklenmeli ve uygulama için kaynak aktarılmalıdır.

3)  Belediyeler bünyesinde etkili, yetki ve sorumlulukları belirlenmiş, ilgili uzmanlık dallarından (restorasyon, kentsel - koruma, planlama, mimari, peyzaj vb.) oluşturulmuş bir birim kurulmalı, koruma, geliştirme ve çevre düzenleme çalışmalarına hız verilmelidir.

4)  İmar Yasası 18. madde (eski 42. madde) uygulanmalı, sosyal donatım için gerekli alanların bir kısmı bu yolla sağlamalıdır.
5)  Koruma ve yenileme alanlarında binasını plan ve programa göre yenileyen ve çevresi ile birlikte düzenleyen veya tarihi eserleri koruyan özel mülk sahipleri teşvik edilmeli, bu kişilere proje ve maddi yardımda bulunulmalıdır.

6)  Mülk sahibi bunu belirli bir süre dahilinde yapamadığı ve / veya yapmadığı takdirde Belediye / kamu bu onarımı üstlenmelidir.

            Bütün bu önerilerin hayata geçirilmesi için halkın katkı ve katılımı en önemli kaynaktır. Korumanın, eski kent dokularının yararına halk inandırılmalı, sürdürülebilir kalkınma için konut stokunun ekonomik bir girdi olduğuna ilişkin bilinçlendirme çalışmaları okul öncesi çağından başlayarak yapılmalıdır. Mahalli örgütler (muhtarlık, sokak düzenleme örgütleri) aracılığıyla etkin uygulamalar yapılabilir ve sürekli bakım sağlanabilir.

            Halkın en üst düzeyde, planlama ve uygulama sürecine katılımı, sivil toplum örgütlerinin (dernekler, güzelleştirme dernekleri, vakıflar, odalar vb.) etkin desteğinin sağlanması ile demokratikleşmenin yaygınlaşacağı bir ortam oluşabilecektir.




           

           

           









[1]  1993, 10-12 Kasım 1993 tarihinde TMMOB tarafından düzenlenen, “GAP’ta Teknik Hizmetler, Planlama, Mühendislik - Mimarlık Sempozyumu”nda Dr. Işık AKSULU ile birlikte sunulmuş ve Bildiriler Kitabında yayınlanmıştır.
* Doç. Dr., Kent Korumada Yüksek Şehir Plancısı (ODTÜ), Kamu yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru (AÜSBF)
** Doç. Dr. Yüksek Mimar, Restorasyon Uzmanı.

Friday, October 9, 2015

DAKTİLO



DAKTİLO

Bazı yazarlar için babasının bavulu ne ise, benim için de babamın daktilosu benzerdir... 

İlk daktiloyu ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum.. Ancak ilkokula başladığımdan itibaren daktiloyu babamın Bulanık (Muş) (1965) Sağlık Ocaklarında gördüğümü hatırlıyorum.. 

Daha sonra da sırasıyla 5. sınıfı okuduğum Ayaş Ortabereket Köyü (1966), Yenikent (1967) Sağlık Ocakları ve nihayet Hacettepe üniversitesi ve eve alınan küçük daktilo..
Doktor oğlu olarak, babamın yanına gittiğim Sağlık Ocaklarında pek çok şeyi merakla incelerdim .. 

Mikroskop, santürfüj cihazı, tüpler, renk renk şişeler, lam, lameller, hasta yatağı, -varsa idrar ve gaita tahlil odası (köşesi)-, vb.. 

Mikroskopa lam üzerine her türlü malzemeyi koyarak inceler, en fazla büyüten mikroskopa sahip olmayı dilerdim..

Sanırım ayak altında fazlaca dolaşmayayım diye babam bana boş arkası kullanılmış kağıtlar vermiş, masasına oturtarak yazı yazmam için daktilo kullanımını öğretmişti.. 



Hatta Deneme Lisesinde, lise birde sınıfta çakmış, haylaz bir öğrenci olduğumdan en azından sekreter olurum bir yerlerde diye beni daktilo kursuna bile göndermişti lise 2. Sınıfta..

“Kara kara kartallar, kara kara kartallar, kara kara kartallar, kara kara kartallar karlı dağlara konarlarJ ..”

On parmak daktilo yazmak için ilk başlarda yapmanız gereken, her parmağı bir harfe koyup kaldırmadan yazmak ve yukarıdaki nakaratı onlarca kez tekrarlamaktır.. Bunu beceremediğimden hala 2-4 parmakla yazarım, yıllarca da binlerce sayfa araştırma, rapor, makale, kitap vb dokümanı böyle yazdım,.. İnanın en kolayı buJ

Her türlü daktilo gördüm sağlık ocaklarında, antika tuşlu, en büyük şaryolusundan (chariot : Yazı makinesinin kâğıt takılan, tuşlara vuruldukça ilerleyen bölümü) küçüğüne kadar.. 

Şaryolar iki yanda büyük kağıtlar için -geniş omuzlu delikanlılar gibi- taşar, daktilo tuşları parlak boncuklara benzer, insanı içine çeker..Renkli şerit takılanlara bir düğme ile kırmızı-mavi bile yazabilirdiniz..

İlk olarak Yenikent Sağlık Ocağında  25-30 sayfalık  ilk kitabım olan “Fıkralar” derlemesini yazmış, ortasından da dikerek ciltlemiştim (kayıptır??)..Kapağını da hazırlamıştım, okuduğumda  en çok da annem gülmüştü fıkralara, sanırım Saatli Maarif Takvimi yapraklarından seçmelerdi..

ORTABEREKET KÖYÜ

Babamın 1970’lerin başındaki Hacettepe’deki tez çalışmalarında, Sağlık Ocaklarında sürdürdüğü “Çocuk Ölümlerinin Nedenleri”ne yönelik araştırmasında yaptığı anketler önce mumlu kağıtlara yazılmış, daha sonra teksir makinası ile sarı kağıtlara çoğaltılmıştı.. 

Henüz fotokopi makinesi de keşfedilmemişti ve ekonomik olması açısından en pratik yöntem buydu.. Mumlu kağıtta yapılan hatalar kırmızı tuhaf kokulu bir “correction” düzeltici ile örtülürdü, tıpkı daktilodaki hatalarda harfin üstüne gelip beyaz düzeltici kağıtla hatayı örtmek gibi.. Ancak tabii birkaç harf ya da satır hatası yapıldığında düzeltme işlemi zor ve göze batıcı hal alıyordu, daksil’ler çıktığı zaman bile kötü görünüyordu..O yüzden de o sayfaları yeniden yazardık mecburen.. Anket dökümlerini elle tablolar yaparak yapmıştık henüz excel icad edilmemişti..

Babamın araştırmaları sürdüğü için eve bir daktilo aldı, hep beraber (!) kullanmaya başladık.. Daktilo tozlanmasın diye kapalı kutusunda tutulur, kullanılacağı zaman itina ile açılır ve şeridi bitmesin diye de ekonomik kullanılırdı..

1985-86 yıllarında ODTÜ de master yaparken bütün derslerimi ve tezimi de bu daktilo ile yazmıştım.. Hala da ofisimde pikap ve makaralı teyblerimle bir köşede biblo gibi durur.. 

Tabii bilgisayar çıktı o tıkırtıyı başka birçok şeylerle birlikte özler oldum..


“Tık tık tık, tık tık tık..zaman geçiyor tık..tık..tık..tık..”


Mehmet Tunçer ANILAR 3  / 18 Eylül 2013 Ankara
(Babamızın kaybından sonra kaleme alınmıştır)