Search This Blog

Loading...

Saturday, June 20, 2015

YEŞİLADA

ANILAR 3 / 22 Eylül 2013 Ankara

YEŞİLADA 

1972 yılında nurtopu gibi bir tosbağamız (Vosvos)  oldu, İstanbul,  Alibeyköy, Esentepe’de kendi emeği ile yıllarca didinip, inşaatında bizzat amelelik yaptığı gecekonduyu satınca babam, narçiçeği kırmızısı renginde, 1303 Model..

Bombe camlı (1302 düz camlıdır), pırıl pırıl bir araba.. İçimiz gidiyor, ancak binemiyoruzJ Amcam bizi alıyor, yazın Uludağ’a, Bursa’ya vb gidiyoruz ancak diğer zamanlarda evin önünde kaldırımda bekliyor üstü örtülü olarak..
Ben 17 yaşında olduğum için 1 sene kadar ehliyet almak için beklemem gerekiyordu, ancak babamın da ehliyeti yoktu bu yaşa kadar bir araba sahibi olamamıştı ki 4 çocuklu bir memur olarak.. Ehliyet alma maceramız da ayrı bir macera, babamın torpili bana çarpınca önce ben aldım ehliyeti, kendisi 6 ay sonraki sınavda alabilmiştiJ

Ortabereket sonrası 1967 yılında Bahçelievlerde bir bodrum katı satın alınmış, arka bahçeyi kullanarak bütün çocuklar büyüsün diye düşünülmüştü.. Ayrıca oğlan yürüme mesafesindeki Bahçelievler Deneme Lisesi’ne, kızlar da Alparslan ilkokulu’na giderler ve böylece köylerde okumayı yazmayı anca sökebilmiş olanlar burada ilim irfan görürlerJ

Dört çocuk ve iki büyük, küçücük  WV’ne nasıl binerler, -tam da fil hikayesi gibi-, dördü arkaya ikisi öne tabii.. Annemle kızlar arkaya haremlik, babamla ben öne selamlık gibi bir durum.. Bazen uzun yollarda anneme öncelik verir, onu öne oturturduk, uzun yollar zaten çekilmezdi küçük arabayla, 2 saatte bir durulur, mola verilir, susuz motor olduğundan soğutulması gerekirdi..

Tosbağamız gene de harikaydı, ayağımızı yerden kesiyordu, hatta taaa Kıbrıs’a Yavru Vatan’a gitmeyi bile başarmıştı.. Babam 1929 yılında Kıbrıs’ın Gönendere[1] (Konedra) Köyünde dünyaya gelmiş.. Lefkoşe Magosa arasındaki verimli Mesarya Ovasındaki bu köyden hep bahseder ancak hiç görmek kısmet olmamıştı, taa ki 1972 yılı yazına kadar..

Tam 18 yıldır ayrı kaldığı baba ocağına ilk defa gidecekti babam ve çok heyecanlıydı.. Tabii biz de.. Düşünün köyden üniversite okumak için çıkmış ve profesör olarak dönüyordu köyüne..Köyün en fakir ailesinin 8 çocuğundan biri olarak, tarlada çiftçilik ve çobanlık yaparak büyümüş, liseyi Lefkoşe’de halasının desteği ile okumuş ve daha sonra İstanbul Tıp Fakültesi’ni kazanarak Türkiye’ye gelmişti.. Maddi sıkıntılar nedeni ile de 5 yıl ara vermişti tıp son sınıfa..Geceleri muhasebecilik yapmış, gündüz okumuş, bu arada ben ve Meral dünyaya gelmişiz..

İstanbul’a geldiği zaman bir ayakkabı ustası (kunduracı) kızı olan, gene Kıbrıs’lı annem Aykan ve Cebe ailesi ile tanışmış, büyük aşk o zaman başlamış ve 1955 yılında evlenmişler..

Aslında annem de 2 yaşında Türkiyeye geldiği için Kıbrıs ile ilgili anlatılanların dışında pek fazla bir şey bilmiyordu.. Bu ilk Kıbrıs çıkartmamızda tüm aile efratları ile tanışılacaktı..

Ne heyecan, Babaannem (Ziba), dedem (Mehmet), büyük teyze, büyük hala, küçük amca ve halalar, yeğenler vb.. zaten tüm köy eş dost bizi karşılamaya gelmişti neredeyse.. Ancak, yol yorgunluğundan hepimiz perişan olarak atardık kendimizi babaannemin düz damlı,  fakir ama gülsuyu kokan köy evine..


YOLCULUK
Ankara-Mersin arasındaki o zamanki yolların durumu ve bizim tosbağanın iki saatte bir verdiğimiz molalar nedeni ile 9 saate yakın süren araba yolculuğumuz bizi yorardı..
Yemeler-içmeler, annemin önceki tren yolculuklarında alıştığımız köfte, dolma, kek, meyveler  vd kumanyaları.. Bu günkü gibi öğle durup yemek yenecek yer de yok, benzin istasyonlarının bir gölgeli kısmına çekilir hararetli araç ve 15-25 dakika beklenir, motorun soğuduğundan emin olununca tekrar yola koyulunur..

Akşam 6 gibi Mersin Limanı’nda bekleyen araba kuyruğuna girilir, saat 7.30larda açılan feribotun dev ağzı bizim küçük tosbağayı yutardı.. Yeşilada Feribotu’nun içine girip yerleşmek maharet isterdi, onlarca araba içinde ekzos dumanına fazla maruz kalmamak için hemen arabadan çıkar kamaramıza giderdik.. 

Bu defa da saat 10 da hareket eden ve sabahın 10’unda Magosa’ya varan Feribot çilesi başlardı..12-14 saat kadar süren ve şansımız varsa dalgasız, şansımız yoksa dalgalı Akdeniz’de sallanır, içimiz dışımıza çıkardı.. Bu seyahati 3 kez tekrarladık bir keresinde fırtına çıkmıştı ve sabahın erken saatinde midem bulanarak güverteye çıktığımda benim gibi içi dışına çıkmış pek çok yolcuyla aynı kaderi paylaşmıştım.. Her yer içi dışına çıkmış, kusmakta olan yarı baygın çocuklar, perişan gençler, anne ve babalarla doluydu..
Feribotun içi her zaman dayanılmaz nemli, sıcak ve havasızdı ve her yer yolcuların dikkatsizliği nedeni ile bir iki saatte çöplüğe dönerdi..120 deniz mili mesafeyi nasıl bu kadar yavaş ve uzun sürede gittiğimiz hiç aklım almazdı..

Yeşilada feribotu ile yolculuk çocukluğumun tren yolculukları ne ise odur, bizim için sonsuz keyif, anne babamız için sonsuz eziyetJ

Kardeşlerimle kamaralar arasında ve güverteye gezintiler yapar, girilmesi yasak olmayan her yeri dolaşırdık.. Denizin muhteşem manzarasını, Cem Karaca’nın “Deniz Üstü Köpürür” parçası dilimizden düşürmeyerek seyrederdik.. Saat 6’larda sabaha karşı denizin ortasında enginlerde güneşin doğuşu doyumsuz bir manzaraydı, yağlıboya tablosunu yapmıştım, hala unutamıyorum..

Deniz üstü köpürür hey canım rinnan nay rinna rinna nay
Kayığa binsem götürür hey canım hey
Benim de şu cihana gelişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Bir güzelden ötürü hey canım heyy
Deniz üstü yelkenden hey canım rinna nay rinna rinna nay
Ecel geldi erkenden hey canım hey
Denizin ortasında hey canım rinna nay rinna rinna nay
Mum yanar sofrasında hey canım hey
Benimde şu cihandan gidişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Memleket sevdasından hey canım hey
.
Benimde bu cihandan gidişim hey canım rinna nay rinna rinna nay
Memleket sevdasından (x4) hey heyy.

Sonuçta gene nereden baksanız yaklaşık 30 saatlik yolculuktan sonra Gemi Magosa Limanı’na yaklaşır, limana demir atması ve bizlerin arabamızı alıp gemiden inmemiz gene eziyetli 2-3 saatlik bir maceradır.. Daha arabaların bulunduğu kesimin kapağı açılmadan motor çalıştıranlar mı dersiniz, ekzos çalarak gürültü çıkaranlar mı..

Hele vosvosumuz üst bölmedeyse iş daha zor, alttaki arabalar çıkacak, boşalacak daha sonra üst bölmedeki araçlar inecek.. Sonrasında ver elini Yavru Vatan, Magosa Gönendere arası 1 saatlik yolu, trafiğin sağda olmasına aldırmadan hızlıca kateder, babam babaevine bizler de çok sevdiğimiz babaanne ve dedemiz ile köy hayatına kavuşurduk.. 

Burada geçirdiğimiz her biri en az birer aylık tatillerimiz de ayrı bir yazı konusu..

Güzel günler çabuk geçer..Gençlik de başımda duman!







[1] Gönendere bölgesiKuzey Kıbrıs'ın Gazimağusa ilçesinde Gönendere ve çevresindeki bölgeleri kapsayan tarımsal bölgesidir. Tarımsal araştırmalara katılan toplam alanı 115.811 kilometrekaredir (115,811 dönüm). Bölgede 73.964 kilometrekare tarımsal arazi, 17.817 kilometrekare ormanlık alan, 12.342 kilometrekare hali-mera arazisi ve 11.688 kilometrekare kullanılmayan arazi vardır. Bölgeye bağlı olan köyler aşağıdakilerdir:
·         Çamlıca
·         Ergenekon
·         Gönendere
·         Görneç
·         Nergisli
·         Pınarlı
·         Serdarlı
·         Sütlüce
·         Tirmen
·         Ulukışla

Sunday, March 8, 2015

BİR TÜKETİCİ OLARAK KENTLİ, SAĞLIKLI VE YAŞANABİLİR BİR KENT ve ÇEVRE HAKKI: BOLU ÖRNEĞİ


YEREL YÖNETİM ARAŞTIRMA VE EĞİTİM DERNEĞİ (YAYED)
VE TÜKETİCİ HAKLARI DERNEĞİ

YEREL YÖNETİMDE YENİ YAKLAŞIMLAR:
TÜKETİCİ HAKLARI VE KENT
Tüketici Hakları Derneği tarafından ortak bir çalışma olarak planlanan bu kitap, kentlilerin bulundukları kentte yaşamaktan dolayı sahip oldukalrı hakları, farklı boyutlarıyla ele almaktadır. 
http://www.kitapyurdu.com/kitap/kentli-haklari-baglaminda-kenti--yeniden-dusunmek/294186.html

“BİR TÜKETİCİ OLARAK KENTLİ, SAĞLIKLI VE YAŞANABİLİR BİR KENT ve ÇEVRE HAKKI: BOLU ÖRNEĞİ”

Prof. Dr. Mehmet Tunçer[1]
Şehir ve Bölge Yüksek Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru
(AÜ-SBF)



Bu yazıda gelişen insan hakları çerçevesinde “Tüketici Hakkı ve Kent” ele alınarak, küçük -orta ölçekli ancak doğal ve tarihsel/kültürel değerler bakımından önemli bir kent olan Bolu örneğinde “Tüketicinin Sağlıklı ve Yaşanabilir Bir Kent Hakkı” örneklenecektir.
Evrensel Tüketici Hakları olarak; tüketicilerin temel gereksinimlerinin karşılanması hakkı; barınma, ısınma, aydınlanma, içecek su bulma, ulaşım, haberleşme en temel haklardandır. Bunun yanı sıra; sağlıklı bir çevrede bulunma hakkı ise; temiz, yeterli hava ve su, daha çok yeşil alan, temiz ve çağdaş bir kent, sağlıklı ve kaliteli altyapı hizmetlerinin sağlanması, oluşturulması ve savurganlığa karşı alınan önlemler ile ekolojik dengenin bozulmadığı, sağlık koşullarına uygun bir çevrede yaşama hakkını kapsamaktadır.  Sayılan hakların hemen hepsi, Yerel Yönetimlerin (Belediye ve Merkezi İdarenin Yerel Birimleri) görev yetki alanına girmektedir.

Bu yazının konusu; ülkemizin doğa cennetlerinden biri olan, doğal çevre koruma alanları (Milli park, Tabiat parkı, Tabiatı Koruma Alanı, Doğal Sit vd) ve doğal değerleri ile ünlü Bolu şehrinde, bir tüketici olarak birebir yaşadığım ve gözlediğim, zaman zaman müdahale ettiğim, ancak genellikle korumada ve kentsel gelişmede doğru kararların alınmadığı kentsel ve çevresel sorunlar ele alınacaktır.

Birinci bölümde; Bolu şehrindeki yerel yönetimin (belediyenin) halka götürmekte eksik ve yetersiz kaldığı belediye hizmetleri kısaca açıklanacaktır. Bu bölümde; şehirde yaşayan tüketicilerin haklarının yerel yönetimin yasal görevi olmasına rağmen, belki de bilinçli olmadan nasıl ihmal edildiği, aksatıldığı, belki de teknik, parasal ve organizasyonel yetersizlikler sonucu olduğunu düşünmek istediğim uygulamalar örneklerle anlatılacaktır. Bolu kentinin yapılamayan nazım planlamasından başlayarak, tarım topraklarının ve yerleşime sakıncalı alanların çok katlı olarak imara açılması, en temel hizmet olan standartlara uygun yol, köprü, kaldırım yapılamaması ve kentsel altyapı hizmetlerindeki yetersizlik ve eksiklikler açıklanmaya çalışılacaktır.

Bolu’da Belediye tarafından verilmesi gerekli kentsel hizmetlerden bazılarının verilmemesi; örneğin yol, kaldırım, bitmeyen altyapı hizmetleri, AİBÜ’de yaşadığım ve izlediğim 2007 yılından 2012 yılı ağustos ayına kadar, çevre kanuna, belediye kanununa ve imar kanununa aykırıdır ve tüketici hakkı ihlalidir. Son beş yıldır Belediye ve diğer kurumlarca yapılmakta olan ve önemli olduğu yadsınamaz arıtma, içmesuyu ve kanalizasyon, doğal gaz dağıtımı çalışmaları esnasında, plansız ve düzensiz bir şekilde hemen hemen kentin her yerinin birden kazılması, kazılan yerlerin tamir edilmemesi, ve tekrar tekrar kazılması, kenti birkaç yıldır yollarında yürünemez ve yaşanamaz hale getirmiştir (Resim 1-2). 

Kentsel ve çevresel plansız, projesiz, eksik ve yanlış uygulamaların boyutları o kadardır ki;  kentin yaşanamaz hale gelmesi, yer yer tarihsel ve doğal çevrenin (Abant örneğinde olduğu gibi) onarılması güç bir şekilde tahribi ”Kentli Tüketici Hakkı” olarak nitelendirebileceğimiz hakkın çiğnenmesi ve Anayasa’nın 56. Maddesi’nde yer alan hükümlerine aykırılığa kadar gitmektedir. 



Resim 1-2 : BOLU’DA BELEDİYE TARAFINDAN VERİLMESİ GEREKLİ KENTSEL HİZMETLERİN VERİLMEMESİ (2012) ANAYASA’YA, ÇEVRE KANUNA, BELEDİYE KANUNUNA VE İMAR KANUNUNA AYKIRIDIR ve TÜKETİCİ HAKKI İHLALİDİR (Fotoğraf : Mehmet Tunçer - 2010)

“Kentli Hakkı” ve “Tüketici Hakkı” olarak, “sağlıklı” ve “kentsel standartları” en azından 3194 Sayılı İmar Kanunu ile belirlenmiş bir “kentte yaşama hakkı”nın yerel ve merkezi yönetim uygulamaları ile eksik ve yanlış, bilim ve plan dışı olarak ele alındığı gözlenmiştir. Belediye’nin şehir merkezindeki ve yakın çevresindeki bazı plan, proje uygulamaları (Anıt Park, Kültür Park, Hisar Tepesi vb) ise tarihsel/kültürel çevreyi tahrip eden, kentli tüketiciye zarar veren, yaşamını sıkıntıya sokan uygulamalardır.

İkinci Bölümde ise; merkezi yönetimin birimlerinin (Valilik, İl Özel İdaresi, Çevre Ve Orman İl Müdürlüğü vd) doğal çevre üzerinde, özellikle “Abant Gölü Tabiat Parkı” nda yaptıkları ve “ekolojik tahribat” olduğu yasa  ve mahkeme kararları ile saptanan uygulamalar ele alınacaktır.
  

Resim 3-4 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA YAPILAN UYGULAMALAR ANAYASA’YA, ÇEVRE KANUNUNA, MİLLİ PARKLAR KANUNA VE ULUSLARARASI SÖZLEŞMELERE AYKIRIDIR (Fotoğraf : Mehmet Tokcan)

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda 2009-2010 yıllarında yapılan uygulamalar, ulusal ve uluslararası kanun ve yönetmeliklere aykırı olduğu gibi, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış 1/10 000 Ölçekli Uzun Devreli Gelişme Planı’na da aykırılığı belirlenmiştir.

TMMOB, Orman Mühendisleri Odası, Peyzaj Mimarları Odası, Mimarlar Odası uygulamaların durdurulması için davalar açmışlardır. Şehir Plancıları Odası tarafından Sakarya 1. İdare Mahkemesi’ne açılan davada 15.03.2011 tarihli karar ile “Hukuka açıkça aykırılık taşıyan dava konusu işlemin durdurulmasına” karar verilmiştir. Bu tarihten itibaren yol açma amacıyla ağaç kesimi durdurulmuş, Gölün eski seviyesine inmesi için yapılan sedde yıkılmış, ancak göl ekolojisi tahribatı Abant için bir yıkım niteliğinde olmuştur (Resim 3-4).



Plan 1 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI (Kaynak: Mehmet Tunçer Arşivi)


1. BOLU ŞEHRİ’NDE TÜKETİCİ HAKLARI ve KENTLİ HAKLARI (2007-2012)
Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde  (AİBÜ) Mimarlık Bölüm kurucu başkanı olarak geçirdiğim 5 yıl boyunca Bolu Kentinin kentsel ve çevresel sorunlarına daha yakından eğilme olanağı buldum. Daha önce, 1999’dan itibaren “1/100 000 ölçekli Bolu-Düzce İlleri Çevre Düzeni Planı”’nı hazırlayan ekipte (UTTA Planlama ve Danışmanlık Ltd. & Semra Kutluay Ltd. İş ortaklığı) plan müelliflerinden biri olarak aktif görev yapmıştım.

2001 yılından itibaren de, Çevre ve Orman Bakanlığı, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nde “Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı” hazırlanması için kurulan ekipte müellif ve proje yöneticisi olarak çalıştım. Her iki planlama çalışması da, Marmara Depremi sonrasında Düzce’nin ayrılarak ayrı bir İl yapılması, planlamaların bürokrasi nedeni ile uzun sürmesi ve vd. nedenlerle uzun bir sürece yayılarak benim AİBÜ’ye geldiğim tarih 2007 yılına kadar sürdü ve tamamlandı.

Bolu’da yaşamak bu kenti ve çevresini bilmeme rağmen başka bir deneyim oldu. AİBÜ Gölköy Yerleşkesi için çok olumlu izlenimler edinmeme ve güzel anılar biriktirmememe rağmen (buradaki sorunlar bir başka yazının konusu olacak),  ne yazık ki Bolu kentinin yaşam kalitesi, altyapısı, tarihsel ve kültürel, doğal çevresinde olup bitenler için aynı şeyleri söylemem olası değil.

Son 3 yıldır yaşamakta olduğum, İzzet Baysal Mahallesi, kentin gelişmekte olan Beşkavaklar Mevkii’nde yer alıyor. Bununla bağlantılı kuzeyde Çakmaklar Köyü civarında yaşamak, bitmeyen yeni inşaat kazıları,  bitmeyen ve /veya bitirilmeyen altyapı çalışmaları (doğalgaz, içme suyu, atık su vd.), sürekli kazılıp aylarca, hatta bazılarının yıllarca açık bırakıldığı, kışın çamurdan geçilemeyen, yazın toz topraktan yaşanmaz bir çevre, doğanın böylesine cömertçe davrandığı bir iklimde “kentli” ye yapılmış ve halen de yapılmakta olan en büyük haksızlık, saygısızlık hatta hukuksuzluk[2].

Tabii yerel yönetimlerin, belediyelerin parasal ve teknik olanaksızlıklarını da dikkate almak gerekli. Ancak, bir sokaktaki kazının 2-3 yıl boyunca kapatılmaması, inşaatların açıkta, güvenlik önlemi alınmadan ve her türlü tehlikeye açık bir şekilde yapılması, sokak kaplamalarının, kaldırımların yapılmaması önemli bir Belediyecilik sorunudur[3].

Bolu; trajik - komik bir şekilde 2012 yılında “En Temiz 2. Kent” seçilmesine rağmen çöplerin zamanında alınmaması, son bir yıl hariç çöplerin torbalarla açıkta toplanması, kedi ve köpekler tarafından savrukça bırakılan çöplerin ortaya saçılması ve bununla birlikte gelen fare, sinek vd. bulaşıcı hastalık ve sağlık tehdidi olgularla karşı karşıyadır.  Bu durum, finans ve teknik kadro yetersizliğinden öte tamamen “Kentliye ve Kent Halkına” saygısızlık, zaman zaman keyfiliğe kaçan plansız, projesiz gelişigüzel uygulamalar, bir tüketici olan “kentli” nin “Hakkı”nın çiğnenmesi olarak düşünülebilir.

Kentin bu durumu, zaman zaman hukuk boyutuna taşınmış, muhalefet milletvekilleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, Bolu Belediyesi’ne yardım edilmesini isteyen yazılar yazmış, ancak halkın sesi genellikle duyulmaz olmuştur.  Meslek odaları ve yerel muhalefet ise günlük ekonomik ve politik kaygılarla sesini fazla yükseltmemiş, yükseltenler de son dönemlerde (2012 Temmuzunda) Mimarlar Odası Ankara Temsilciliği Bolu Şubesi başkan ve üyelerinin istifasına kadar giden sonuçlarla karşı karşıya kalmışlardır.

2. KENT YOKSULLUĞU ve TÜKETİCİ HAKKI
 “Kent Yoksulluğu” sadece bir ulusal gelirin düşüklüğü ve paylaşımındaki adaletsizliklerden ibaret değildir.
1. Kent Yoksulluğu; sokak ve mahalle ölçeğinden başlanarak “yaşam çevresi” (habitat) kalite ve niteliklerini belirleyen bir tanımlama olmalıdır.
2. Kent yoksulluğu kavramında, görsel, estetik, duygusal kaygı ve niteliklere yönelik öğeler yer almalıdır. 
3. Kent yoksulluğu kavramında doğal değerlerin sürdürülebilir korunması ve geliştirilmesine yönelik ilke ve politikalar yer almalıdır.
4. Kent yoksulluğu kavramında kültürel ve tarihsel değerlerin sürdürülebilir korunması ve geliştirilmesine yönelik ilke ve politikalar yer almalıdır.

Özetle; ”Kent Yoksulluğu”, basit bir gelir ve kente yansıması olgusu olmaktan öte, bir anlamda, kaynakların düşüncesizce/akılsızca kullanımı, ziyan edilmesi, belirli bir plan/proje/tasarım disiplininden yoksun, “Kent Politikası” olmaksızın kullanımıdır. Bu durum Tüketici Hakkı’nın çiğnenmesi demektir.


Her kentte, Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu Madde 10’da belirtilen; “Kaliteli bir mimari ve fiziksel çevre” de yaşama ve “tarihi yapı mirasının duyarlı bir biçimde restorasyonu ve nitelikli bir çağdaş mimarinin uygulanması ile uyumlu ve güzel fiziksel mekânların yaratılması” hususuna aykırı davranılmaması, planlı ve programlı bir kentleşme politikası izlenmesi gereklidir.

2.1. Hukuk ve Kentli / Tüketici Hakları 
Temiz bir çevrede yaşamak, yani gürültüsüz, suyu kirli olmayan, havası temiz ve doğa güzelliklerinden faydalanmak, sağlıklı ve estetik bir kentte yaşamak insanların en doğal hakkıdır. Hukuk, kişilerin her türlü haklarını koruma ve düzene koyma amacı güder. Bu amaç aslında dolaylı da olsa “kentli ve tüketici haklarını” da içermektedir.

Toplum halinde yaşayan insanların aralarındaki ilişkileri adaletle ve sosyal faydaya göre düzenleme amacını güden ve yürürlüğü bir ceza ile sağlanmış bulunan kaidelerin tümüne Hukuk denir. Çevre ise; tüm canlı faaliyetlerinin hemen veya uzun süre içinde etkileşim halinde bulunduğu mikro ve makro sistemlerin tümüne verilen bir isimdir. Diğer bir ifade ile insan faaliyetleri ile sürekli etkileşim içinde bulunan ortamdır.

Toplumu düzenleyen ve devletin uygulama gücü ile desteklenmiş kuralların tümüne hukuk denir. Bu kurallar toplum düzenini sağlayan sosyal kurallar olup, devletin desteğine ve zorlamasına sahiptir. Kurallara uyulmadığı takdirde, kişiler ve kuruluşlar karşılarında Devleti ve onun gücünü bulurlar [4].
Devlet hukuk adı verilen kurallara karşı kişilerin yaptığı hatalardan dolayı onları maddi olarak tazmin etmeye zorlar. Yaptırımlar genellikle maddi olarak gerçekleşir. Bu durum hukuku ahlak ve din kurallarından ayırır. Ahlak ve din kurallarının cezası manevidir.

Toplum düzeni ve yaşam koşullarının bütünü olarak kabul edilen ve Devlet gücü tarafından zorlamayla da olsa güvence altına alınan hukuk, insanların birbirleri ve çevreleri ile olan ilişkilerini de ele almak durumundadır. İnsanların ve diğer canlıların biyolojik, psikolojik ve
fiziksel olarak hayatlarını idame ettirebilecekleri en uygun çevre, şüphesiz hukukun da en önemli gayelerinden birisidir.


2.2. Tüketicilerin Temel Gereksinimlerinin Karşılanması Hakkı :
Hukukun amacı; insanlar arası ilişkileri düzenlemek ve toplumda adaletli bir yaşam biçiminin yerleşmesini sağlamaktır. Kişinin hukuk tarafından korunan ve bu korunmadan yararlanıp yaralanmayacağı kendi iradesine bırakılmış olan menfaatlerine hak denir. Dolayısıyla bir kişinin herhangi bir menfaatini hak olarak ileri sürebilmesi için, hukuk düzeninin bu menfaati tanıması ve koruması gerekir.

Hukuk kuralları kişilere göre değişmez. Objektiftir ve herkesi bağlayıcıdır. Hak ise, sübjektiftir, özeldir ve isteğe bağlıdır. Kimse sahip olduğu hakkı kullanmaya zorlanamaz. Hak’tan yararlanma tamamen kişinin arzu ve iradesine bırakılmıştır.  Hak, hukuk düzeninin kişiye tanıdığı menfaat ve verdiği yetki olduğu için, Hukuk biliminin özü sayılmaktadır.

Hukuk’un yararları aşağıda özetle verilmiştir:
1. Hukuk toplumda barışı sağlar, huzursuzluk ve çatışmaları önler,
2. Hukuk düzeninin herkese eşit olarak uygulanması toplumda güveni sağlar. Bireylerin kaba kuvvete ve haksızlıklara karşı korunmasını temin eder.
3. Bir ülkede insanın en önemli dayanağı, hukuk kurallarının herkes hakkında eşit olarak uygulanacağına ait inancı ve güvenidir. Adalet mülkün temelidir.
4. Hukuk toplumda eşitlik sağlar. İnsanlar arasındaki ayrıcalıkları göz önüne almaksızın,  hukuk herkese aynı biçimde uygulanır.


T.C. Anayasa’sının 56. maddesinin 1. paragrafında;
“Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir.”  ibaresi yer almaktadır.

Dolayısı ile “Çevre” başlığı altında hem “Doğal”, hem de “Kentsel” çevreyi ele almak gereklidir. Ayrıca; “kentsel çevre” ise gene “Tarihsel / Kültürel Çevre” ve “Günümüz Kentsel Çevresi” olarak iki ana başlık altında ele alınabilir.

Anayasa’da “Sağlık Hizmetleri ve Çevrenin Korunması” başlığı altında yer alan; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.” İbaresi; kentli tüketicilere, kentin ve yaşadıkları çevrenin sağlıklı, temiz, bakımlı ve çağdaş niteliklere uygun, standartlara uygun olmasını talep etme hakkı vermektedir.
“Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.” İbaresi ile kentli tüketicilerin bu taleplerini yerine getirmek görevi ise karşılıklı olarak kamu kurumlarına ve vatandaşlara verilmiştir.

“Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler.”

Anayasa Madde 17’de ise; “Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” Hükmü yer almaktadır. Bu hüküm doğrultusunda, her kentlinin bu hükmü gerçekleştirmekle yükümlü yerel ve merkezi yönetimlerden “sağlıklı” ve “yaşanabilir” bir çevre talep hakkı bulunmaktadır.

2.2.1. Şehirleşme ve Tüketici Hakkı
Anayasa Madde 57 - Devlet, şehirlerin özelliklerini ve çevre şartlarını gözeten bir planlama çerçevesinde, konut ihtiyacını karşılayacak tedbirleri alır, ayrıca toplu konut teşebbüslerini destekler.
Bolu’da tüm planlama ve tasarımlarda "Sürdürülebilirlik (sustainability)" ve "Kentsel Ekoloji" kavram ve ilkeleri kent tasarım ve uygulamasına egemen olmalıdır. Bolu İli’nin Ankara ve İstanbul Metropollerinin arasında ve ülke ulaşım ağının en önemli ve en yoğun kullanılan aksı üzerinde bulunması, İl’in Ülke ve Batı Karadeniz Bölgesi içindeki önemini giderek artıracaktır.

Bolu, kentsel kesimde Batı Karadeniz Bölgesi kentleşmesinden daha fazla bir hızla kentleşmektedir ve bu biçimi ile Bolu İli kentleşme oranı açısından Batı Karadeniz Bölgesi’nden daha gelişmiş durumdadır. Kentsel nüfus, en fazla nüfus artışı 1985-1990 ve 1990-2000 döneminde görülmektedir. Bu iki dönem özellikle imalat sanayinin ve tarımın İl’de gelişme gösterdiği ve ekonominin  genelde geliştiği dönemler olarak  nitelendirilebilir[5]

İl’de nüfus  genelde “Ova Yerleşmeleri” olarak adlandırılabilecek,  Bolu ovasında köy yerleşim alanları olarak yoğunlaşmıştır. Bu yerleşmeler bir aks olarak da belirlenmektedir.   Ova yerleşmelerinin 2000 yılında toplam nüfusa oranı % 76.75 gibi büyük bir orana erişmiştir. Ancak, kentin Nazım Planı’nın güncel olmaması ve Belediye tarafından parçacı uygulamalarla bu kırsal yerleşimlerin çok katlı olarak yer yer imara açılması kentin korunması gerekli kırsal dokusunu, kırsal mimarisini ve peyzajını bozmaktadır (Resim 5-6). 

Ayrıca, 1. Derece Deprem Bölgesi’nde ve tam da Kuzey Anadolu fay hattı üzerinde olması nedeni ile 1999 Marmara ve Düzce depremleri sonrasında 3 kata indirilen imar haklarının 2004-5 sonrasında yeniden 5 kata (hatta yer yer 6-7 katlı TOKİ uygulamaları) çıkarılması yeniden tartışılmalıdır. Bu konu 12 Kasım 2009’da düzenlediğimiz Deprem Sempozyumu esnasında tartışılmış ve sakıncaları yeniden vurgulanmıştı[6].

İl’de genelde D-100 boyunca aksiyel gelişme eğilimi görülmektedir. Ancak son yıllarda TEM’e doğru, AİBÜ’ye doğru (TOKİ uygulamaları ile) ve Karacasu yönüne doğru gelişmeler de başlamıştır. 1/100 000 Ölçekli Bolu İli Çevre Düzeni Planı’nda bu durum bir tehdit olarak değerlendirilmektedir. Bu coğrafi üstünlüklerin yanı sıra, Ulaşım sistemine olan duyarlılığın da sonucudur.  Bu gelişme TEM ve D-100  karayolları ile desteklenmektedir.



Resim 5 : ÇAKMAKLAR KÖYÜ CİVARINDAKİ ÇOK KATLI KOOPERATİF YAPILAŞMALARI (Fotoğraf : Mehmet Tunçer-2010)



Resim 6 : ÇAKMAKLAR KÖYÜ CİVARINDAKİ BİREYSEL APARTMAN YAPILAŞMALARI (Fotoğraf : Mehmet Tunçer-2010)

Yukarıda örneklerini gösterdiğim Çakmaklar Köyü civarı benzeri Bolu Belediye sınırı içine alınan 22 köy yerleşik alanlarında da aynı uygulamalar sürüyor. Böylelikle plansız bir şekilde Bolu tarım topraklarını, meyve bahçelerini ve kırsal peyzajını kaybetmektedir. Bu da hem Anayasa’nın doğal çevre ile ilgili maddelerine, hem de çevre ve imar ile ilgili kanunlara aykırıdır ve gelecek kuşakları da etkileyecek bir “Kentli Hakkı” ihlalidir.

Bu gelişmelerin bütüncül bir 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı ve 1/5000 Ölçekli Bolu Nazım Planı hazırlanarak denetim altına alınması gereklidir.

2.2.2. Bolu Kent Merkezi, Bolu’da Tarihsel, Kültürel Mirasın Korunması ve Tüketici Hakkı
Madde 63 - Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır. Bu varlıklar ve değerlerden özel mülkiyet konusu olanlara getirilecek sınırlamalar ve bu nedenle hak sahiplerine yapılacak yardımlar ve tanınacak muafiyetler kanunla düzenlenir.

Bolu tarihsel kent merkezi, özellikle 1950’lerden bu yana tarihsel dokusunu büyük ölçüde kaybetmiştir. Yeni yapılaşmalar ve dokuya taban alanı ve yükseklik olarak aykırı yapılaşmalar ana caddeler üzerinde inşa edilmiş ancak cadde genişlikleri aynı kalmıştır. Bu durum günümüzde, yaya ve trafik karmaşası yaratmaktadır.  İzzet Baysal Caddesi üzerinde kamusal ve özel başlıca (Belediye, Valilik, Bankalar, İş Merkezleri vd) kullanımların toplanması, trafik ve yaya yığılması nedeni ile düzensiz ve örgütlenemeyen bir merkez görünümünü almıştır[7].

Merkezi İş Alanları içerisinde uygulanan yayalaştırma faaliyetlerinin, yayalaştırma uygulamalarının yoğun olduğu Avrupa ve Amerika’da hatta İstanbul, Ankara, Antalya gibi kentlerde; diğer uygulamalar için model oluşturan başarılı çalışmalarına bakıldığında KENT MERKEZLERİ’nde araçların dışarıya alındığını ve araçların MİA çeperlerinde Katlı ve/veya Yeraltı Otoparkları ile depolandığı görülmektedir.

Bolu’da kent merkezinde koruma ve geliştirmeyi sağlamaya yönelik olarak; 
1-Yayalaştırma politikaları (yaya ağırlıklı dolaşım sistemi kurulması, kent meydanları, yaya yolları ve   yaya bölgeleri oluşturulması, bisiklet yolları planlanması vb.)
2-Toplu taşın politikaları (Hafif ve ağır raylı sistemler, toplu taşımacılık, özel otobüs yolları, tramvay vb. sistemler)
3-Koruma, sağlıklaştırma (ıslah) ve yenileme politikaları (restorasyon, onarım, ıslah, iyileştirme, yenileme)
4-Turizm ve geleneksel ticaret / üretim / satış ünitelerinin geliştirilmesine yönelik politikalar (aile  pansiyonculuğu, geleneksel el sanatlarının geliştirilmesi vb.)
5-Uygulamayı etkin kılacak parasal, örgütsel (organizasyonel), yasal ve yönetsel politikalar (kredi  mekanizmaları, parasal ve teknik yardım, takas, kamulaştırma, rant transferi, merkezi ve yerel yönetimin  etkin birimler oluşturmaları, yasal eksikliklerin tamamlanması, Kültür Bakanlığı Koruma Kurulları’nın etkinleştirilmesi),

gibi politikalar geliştirilmesi gerekmektedir. 


Bu çalışmaların yapılmaması kentli hakkının önemli bir ihlalidir. Sonuç olarak Bolu’da kent merkezinde trafik sıkışıklığı, gürültü ve kazalar, kimliksiz bir kent sonucunu doğurmaktadır.

Ayrıca; Anıt Park ve Kardelen Sineması önündeki alan aradan geçen yol nedeniyle tanımsız mekânlara dönüşmekteydi. Bu yolun iptali, bu iki mekanı birleştirmiş ancak ulaşımda önemli sorunlara yol açmıştır. Kentin kuzeyinden, kent merkezine ve oradan da Karacasu kesimine ulaşımı sağlayan kuzey_güney ana bağlantısı kesilmiştir. proje’de Ulaşım Art Ltd. tarafından hazırlanan Ulaşım Planı’na aykırı bir şekilde kuzey-güney bağlantısına yer verilmediği görülmektedir. Ayrıca; Kent Meydanı bir Yeraltı Otoparkı’na dönüştürülmektedir.

Halbuki, bütün dünyada Kent Merkezlerinde çeperlerde otoparkların, araç depolama alanlarının oluşturulması, kent merkezlerinin yayalaştırılması önemli bir ilkedir. Gelişmiş ülkeler kent merkezlerindeki planlama çabası; ulaşım sistemlerinin ve donatılarının merkezi ayakta tutacak biçimde planlamasına ve çevrenin buna göre düzenlemesine kaymaktadır[8]

Kent merkezlerinin canlılığının sürdürülebilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesine yardımcı nitelikli ulaşım planlaması ve tasarımı gereklidir. Bolu’da böyle bir planlama yapılmasına rağmen kararlar bu plana aykırı şekilde alınmıştır. Bolu kent merkezinde (MİA) toplu taşım-yaya-otopark ilişkileri; trafik durultma tasarımı ve park et- devam et, aktarma alanları ve yayalaştırma ağırlıklı olarak düşünülmesi gerekli ulaşım konularıdır. Burada oluşturulacak 600-900 araçlık otoparkı önemli bir taşıt trafiği yaratılacaktır. Böylece, sessiz ve sakin bir mekân olması gerekli Valilik önünde, Anıt çevresinde ve genelde kent merkezinde bireysel taşıt trafiğinde bir kilitlenme yaşanacaktır[9]

Yeraltı otoparkı girişleri günümüzde dahi çok dar ve yaya+trafik karmaşası yaşanan Vali KONAĞI önü ve VALİLİK YANI gibi dar yollardan verilmiştir. Yüzlerce aracın, özellikle yoğun saatlerde (sabah erken mesai başlangıcı - akşam mesai bitişinde) buralarda uzun kuyruklar oluşturacağı ve bu bölgelerin yaşanmaz olmaktan çıkacağı şimdiden görülebilir.

Ayrıca, ileride mutlaka YAYA ağırlıklı olarak düzenlenmesi gerekli ana aks olan İzzet Baysal Caddesi’nin girişinin, önemli bir kent meydanının bu proje ile bir otopark’a dönüşeceği ve gelecekte merkezin Batıya doğru gelişiminde önemli bir engel teşkil edeceği söylenebilir. BÖLGENİN MERKEZİ OLMASINDAN ve KAMU ELİNDE BULUNMASINDAN yararlanılarak, kamu eliyle yer altında bir RANT ODAĞI oluşturulması düşüncesi açıkça görülmektedir. 

Yeraltı otopark işletmesi, yer altı çarşı vd kullanımlarının işletilmesinin Belediye’ye ve YAP-İŞLET-DEVRET modeli içinde yatırımcıya rant sağlayacağı muhakaktır. ANCAK, olan BOLU KENT MEYDANI’na olacaktır. MEYDAN ve ANITPARK, MEYDAN OLMAKTAN ÇIKACAK, bir TRAFİK KAVŞAĞI; TRAFİK DÜĞÜM NOKTASI ve OTOPARK haline dönüşecektir.  

Bolu, DOĞAL güzellikleri ile tanınan ve tercih edilen nüfusu bakımından küçük ölçekli bir şehirdir.  Valilik yapısı ile Aladağların bütünleşmesi, Bolu için çok önemli DOĞAL ve TARİHSEL/KÜLTÜREL görsel algılama yaratacak bir çok yerden MEYDAN’a görsellik katacaktır. ATATÜRK ANITI da gizlenmiş, KENTİN çok önemli bir KÜLTÜR VARLIĞI’dır. PROJE’de bu iki ögenin daha çok vurgulanması, görsel olarak daha çok ALGILANMASI ve İZLENMESİ’ne yönelik TASARIM yapılması gerekli iken ağırlık ULAŞIMA, OTOPARK’A  ve YER ALTINDAKİ mekanlara verilmiştir.

Bir gazetenin anket sonuçları tüketici olan kentlinin düşüncelerini ortaya koymaktadır:
“Bolu kent merkezinin nüfusunu düşündüğümüzde yaklaşık 5 bin kişi hiçte azımsanacak bir kitle değil. 5 bin kişinin yüzde 45'i meydan eski haline dönmeli, yüzde 14,60'ı ise meydan tamamen yeşil alan olmalı diyor. Bu iki gurubu da Kent Meydanı projesine bütünü ile karşı çıkan grup şeklinde değerlendirdiğimizde karşımıza yüzde 59,60 gibi onaylamayan bir çoğunluk karşımıza çıkıyor. Bu önemli bir çoğunluk. Anketin gidişatından anlaşılan o ki, Bolu Belediyesi “Kent Meydanı” projesini Bolu halkına çok daha ayrıntılı anlatmalı, kafalardaki soru işaretlerini gidermeli..” [10]



Plan 2 : BOLU BELEDİYESİ TARAFINDAN ANITPARK (KENT MEYDANI) İÇİN HAZIRLATILAN PROJELER

Gecikilmiş olmasına rağmen, Bolu belediyesi tarafından 2012 yılı Ağustosunda, Kent Meydanı Çevre Düzenlemesi, İzzet Baysal Cadde Düzenlemesi, bina cephe düzenlemesi, Kültür Parkı ve Yeraltı Katlı Otopark inşaatı işlerine ait Master Planının ayrıntıları Bolu kamuoyuna açıklanmıştır.

Bolu Belediyesi tarafından yapımına başlanan Kent Meydanı Çevre Düzenlemesi, İzzet Baysal Cadde Düzenlemesi, bina cephe düzenlemesi, Kültür Parkı ve Yeraltı Katlı Otopark inşaatı işlerine ait Master Planı son şeklini almıştır. Buna göre katlı otopark inşaatı süresince kapalı kalacak yollar, tadilat alanları ve trafiğe kapatılıp yayalaştırılacak olan alanlar harita üzerinde belirlenmiştir[11].

2.2.3. Bolu Kent Merkezi, Kültür Park Projesi
Bolu hiç kuşkusuz çok farklı medeniyetlere beşiklik etmiş bir yerleşim alanıdır. Bolu'da yapılan inşaat alanlarında yapılan çalışmalarda, tarihi bulgular gün ışığına çıkıyor. Bolu Belediyesi tarafından “Kültür Park” adı verilen ancak aslında bir katlı otopark ve çarşı yapımı için planlanan Büyük Cami Mahallesi'nde Kültür Parkın altında yapılan kurtarma kazısı çalışmalarında çok sayıda tarihi bulguya rastlanmıştır[12].


Resim 7 : KÜLTÜR PARK ARAŞTIRMA KAZISI ÖNCESİ (2010)



Resim 8: KÜLTÜR PARK ARAŞTIRMA KAZISI ESNASINDA (2011)
Yeraltı otoparkı için Müze Müdürlüğünce 2011 Mayıs ayında Kültürpark'ta başlatılan sondaj çalışmaları nedeniyle otopark yapımı askıya alınmıştır. Otopark yapılacak alanın sit alanı içinde kalması nedeni ile Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 17.03.2010 tarih ve 4934 sayılı kararı gereğince Müdürlüğümüzce Mayıs ayında sondaj kazısı yapılmış ve sahada 16 adet sondaj çukuru açılmıştır ve  sondaj çukurlarında duvar kalıntılarına ve bazı taşınır antik eserlere rastlanılmıştır [13].

Söz konusu çalışma sırasında bazı sondajlarda duvar kalıntılarına rastlanmıştır. Konu tekrar Koruma Kuruluna iletilmiş ve Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 30.06.2010 tarih ve 5179 sayılı kararı ile duvar kalıntılarının tümünün açığa çıkarılması için kurtarma kazısı yapılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar uyarınca; Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün 12.08.2010 tarih ve 172467 sayılı ruhsatı ile Bolu İl Kültür Müdürlüğü tarafından 20.09.2010 tarihinde Kurtarma kazısı çalışmalarına başlanmıştır.
   


Resim 9 -10: KÜLTÜR PARK ARAŞTIRMA KAZISI ESNASINDA ÇIKAN BİZANS DÖNEMİ MOZİKLİ YAPI KALINTISI (Kaynak : Bolu Müze Müdürlüğü)

Kazı çalışmaları öncesinde ilk olarak; kazı alanının şehir içinde ve vatandaşlarımızın kullanımda olan bir park alanı olması nedeni ile kazı sahası çevresi paravan ile kapatılarak can güvenliği ve saha güvenliği sağlanmıştır. Daha sonra park yerinde bulunan beton oturma yerleri ve beton-parke yürüyüş yolları kaldırılmıştır. Kazı çalışmalarına Kültür Park’ın, Yukarı Çarşı yönündeki doğu bölümünden başlanmıştır. Böylece, halkın yararlandığı nadir parklardan biri de böylece geçici de olsa kullanılamamaktadır. 2010 ve 2011 yıllarında gerçekleştirilen söz konusu çalışmalarda; Roma dönemine ait olan ve bir mekânında mozaik taban döşemesi bulunan tahrip olmuş durumdaki yapı kalıntıları[14], Geç Roma dönemine ait olan 3 adet mezar ile Roma, Geç Roma ve Bizans dönemine tarihlenen eserler (figürin, kandil, kase, kantar, şamdan, çan, zincir, aplik, sikke, sürahi vb. küçük objeler) açığa çıkarılmıştır.

Kültürpark’ın doğu bölümündeki çalışmalar 2010 ve 2011 yıllarında tamamlanmıştır. Kültürpark’ın yer altı otoparkı için genişletilmiş olan batı bölümünde ise 2011 yılı sonunda sondaj kazısı yapılmış ve kazı sonuçları Ankara Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunda değerlendirilmiştir.


Resim 11 : KÜLTÜR PARK ARAŞTIRMA KAZISI (06.02.212 / Fotoğraf M. ÜMİT METERELLİYÖZ)

Proje’de 926 Aracın depolanacağı, 4080 m2 dükkan inşaatına yer verilen 3 katı yer altı otoparkı olmak üzere toplam 38 458 m2 inşaat alanı bulunmaktadır[15].
Proje’de;
a.  727.00 & 725.00 m. (+727.80, 730.60) Kotları Planı: Toplam 7899 m2 inşaat alanı, Toplam Otopark 127 Adet (4081 m2) ve Toplam Dükkan Alanı 2435 m2 (Brüt 3644 m2)
Bolu Belediyesi ile Düğün Salonu arasından yaya olarak girilmekte ve Müze yapısı altından geçilerek Hal tarafına yaya olarak ulaşılmaktadır.
b. 733.40 m. (+ 736.20, 739.00) Kotları Planı : Toplam 7899 m2 inşaat alanı, Toplam Otopark 228 Adet (228 x 3= 684 oto) yeralmaktadır.
c. 741.80 m. Kotu Planı: Toplam kat alanı 3091 m2, Toplam dükkan alanı : 1545 m2 yer almaktadır.
d. 743.00- 744.68 m. Kültür Park Planı Kotu Peyzaj düzenlemesi.


Plan 3: BOLU KENT MERKEZİ, KÜLTÜR PARK PROJESİ

Proje Ve Yakın Çevresindeki Ulaşımın Değerlendirilmesi
Projede, gerek yaya, gerekse araç erişimleri sorunlu görünmektedir. Projede kapatılması düşünülen Şehit Ahmet Yüminoğlu Sokak şu anki durumu ile İsmet Paşa caddesine bağlantı kurarak, İzzet Baysal Caddesinin yoğunluğunu azaltır niteliktedir.

Bu sokağın araç trafiğine kapatılması stadyum caddesinden gelen araçların alternatifsiz olarak İzzet Baysal Caddesine yönelmesine dolayısıyla da Parti Sokakta günün yoğun saatlerinde trafik yükünde artışa neden olacaktır.  Benzer biçimde şehit Ahmet Yüminoğlu sokağın kapatılması ile Belediye nikâh soluna giriş ve yukarı çarşıya ulaşımda en önemli erişim yollarından birisi iptal edilmiş olacaktır.

Ancak, araçla erişim, Hal tarafında olası sorunsuz görünmekle birlikte, Müze ve Yukarı Çarşı çıkışları, şu anda dahi var olan trafik yoğunluğunu kat kat artıracak, dar yollara verilen bu çıkışlar, topografyanın zorluğu da göz önüne alındığında kullanımda ciddi sorunlara yol açacaktır.
Merkezi İş Alanları içerisinde uygulanan yayalaştırma faaliyetlerinin, yayalaştırma uygulamalarının yoğun olduğu Avrupa ve Amerika’da hatta, İstanbul, Ankara, Antalya gibi kentlerde; diğer uygulamalar için model oluşturan başarılı çalışmalarına bakıldığında KENT MERKEZLERİ’nde araçların dışarıya alındığını ve araçların MİA çeperlerinde Katlı ve/veya Yeraltı Otoparkları ile depolandığı görülmektedir. Örnek olarak; İstanbul İstiklal Caddesi yayalaştırılması ve Konya Tarihi Kent Merkezi ele alınıp incelenebilir[16].

Otopark bağlantısı bünyesinde düşünülen geçişin Hal ve Belediye meydanını birbirine bağlarken yukarı çarşıdaki ve İzzet Baysal Caddesindeki araç ve yaya dolaşımına etkisi düşünülmelidir. Özellikle bu iki geçiş noktası (Hal ve Belediye Meydanı) proje ile önem kazanırken, tarihi öneme sahip yukarı çarşının kent içindeki konumunu ve rolünü ikincil düzeye düşürmesi muhtemeldir.
Zaten mevcut durumda Yukarı Çarşı Bölgesinin şehrin odak noktası olan aşağı çarşı ile rekabet edemez iken birde bu geçit ile ticari değerini kaybetmesi olasıdır. Özellikle halk pazarının kurulduğu pazartesi günleri yukarı çarşı bölgesinde yakalanan sirkülasyon ve bu dolaşımın getirdiği ticari ve sosyal etkinlik otopark projesi bünyesinde kullanılacak olan geçitin kullanılması ile büyük ölçüde sekteye uğrayacaktır.
Otopark projesi bünyesinde tanımlanan geçittin başlangıç ve bitiş noktalarının durumları muallaktır hal tarafında bulunana çıkış mevcut durumda bulunan merdivenlerin altında ya da aynı kotta mı düşüldüğü projede okunamamaktadır. Benzer biçimde proje kapsamında tasarlanan geçittin çıkış noktasının konumu ve yeri belirsizdir. Çıkış noktasının yeri mevcut durumda bulunan yapılaşma nedeni ile kilitlenmiş görünmektedir.

Kültürpark Proje Alanı hazırlanmasına henüz kaçıncı derece Arkeolojik Sit Alanı olduğu bilinmeden girişilmiştir. Bolu tarihsel kent merkezinde nadir bulunan düzenlenmiş bir yeşil alanın büyük bir yapı ile yok edilmesine neden olunacaktır.
Proje Tasarımında; KENT MERKEZLERİNDE İSTENMEYEN, trafik doğurucu, gürültü, ekzos kirliliği ve görüntü kirliliğine yol açan yer altı otoparkına yer verilmiştir. Kültür Park alanının sakin, yeşil ve rekreasyon amaçlı yüzey kullanımından çok, burasının bir MERKEZİ YERALTI OTOPARKI  ve ÇARŞI olarak tasarlandığı görülmektedir. KÜLTÜRPARK, ve önemli bir arkeolojik ve Topografik alan  bir YERALTI OTOPARKI’na dönüştürülmektedir.

Halbuki, bütün dünyada Kent Merkezlerinde, özellikle Tarihi kent merkez kesimlerinde, merkez çeperlerinde otoparkların, araç depolama alanlarının oluşturulması ve kent merkezlerinin yayalaştırılması önemli bir ilkedir.

Gelişmiş ülkeler kent merkezlerindeki planlama çabası; ulaşım sistemlerinin ve donatılarının merkezi ayakta tutacak biçimde planlamasına ve çevrenin buna göre düzenlemesine kaymaktadır[17]. Kent merkezlerinin canlılığının sürdürülebilmesi ve yaşam kalitesinin yükseltilmesine yardımcı nitelikli ulaşım planlaması ve tasarımı gereklidir.
Bolu’da böyle bir trafik düzenlemesi yapılmasına rağmen kararlar bu plana aykırı şekilde alınmaktadır. Bolu kent merkezinde (MİA) toplu taşım-yaya-otopark ilişkileri; trafik durultma tasarımı ve park et- devam et, aktarma alanları ve yayalaştırma ağırlıklı olarak düşünülmesi gerekli ulaşım konularıdır. Burada oluşturulacak 926 araçlık otoparkı önemli bir taşıt trafiği yaratılacaktır.
Böylece, sessiz ve sakin bir mekân olması gerekli tarihsel Yukarı Çarşı kesimi, Müze Çevresi ve genelde kent merkezinde bireysel taşıt trafiğinde bir kilitlenme yaşanacaktır.

Bu proje uygulaması;  Bolu’da “Kentli Hakları” ve “Tüketici Hakları” açısından hem taşıt kullanıcılarına, hem de yayalara sürekli ve geri dönülemez bir sorun olarak yansıyacaktır.

3. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA YAPILAN UYGULAMALARIN ÇEVRE HAKKI ve TÜKETİCİ HAKLARI BAĞLAMINDA ELE ALINMASI

3. 1. ÇEVRE HAKKI
Çevre Hakkı 1982 Anayasası’nın 56. Maddesi’nde düzenlenmiştir. Buna göre; “Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir. Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler. Devlet, bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getirir.
Sağlık hizmetlerinin yaygın bir şekilde yerine getirilmesi için kanunla genel sağlık sigortası kurulabilir.”


Anayasamız çevre hakkını; “Devletin Ödevi”, “Vatandaşın Ödevi” ve “Herkesin hakkı” olarak üç açıdan düzenlemiştir. Çevre Hakkını oluşturan unsurları üç başlıkta inceleyebiliriz;
  • Çevre Hakkının Öznesi; Çevre Hakkı’nın özneleri, bu hakkın kullanıcıları, yani bu hakka uyulmasını talep edebilecek yararlanıcılardır. Bu özneyi “Günümüz” ve “Gelecek” kuşaklar olarak tanımlayabiliriz.
  • Özne’nin ikinci kısmı, çevre hakkının kullanıcıları bakımından öteki haklarda bulunmayan bir özelliği de yansıtmaktadır. Bu hak günümüz insanlarının gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu ve iki kuşak arasındaki dayanışmayı da göstermektedir.
Çevre Hakkı’nın konusu korunması gerekli değerleri ifade eder, bu değerler aynı zamanda bir “tüketim” konusudur. Ancak, bu tüketimin “Sürdürülebilir” olması ve doğal değerleri, ekolojik yaşamı, flora ve faunayı koruması, tahrip etmemesi ve geliştirmesi gereklidir.
Çevre Kanunu’nun 1. maddesinde belirtildiği gibi, “Kırsal ve kentsel araziler, doğal kaynaklar, su, toprak, hava, doğal ve tarihsel değerler, atmosfer, ormanlık alanlar, kısacası yaşamın kendisi ve hatta biyosfer “çevre hakkı” nın konusunu oluşturmaktadır.”
Dolayısı ile çevrenin korunması, temiz, sağlıklı, sürdürülebilir bir çevrede yaşama hakkı insan ve diğer tüm canlıların hakkıdır. Bu hakkın korunması hem devlet kurum ve kuruluşlarının hem de vatandaşların (halkın) görevi ve sorumluluğudur. Abant Gölü Tabiat Parkı örneğinde bu görev ve sorumluluğun nasıl olumsuz bir şekilde gerçekleştiği aşağıda açıklanacaktır. Kamu kurumları, iyi niyetli olsalar dahi, bilim, teknik ve planının gereğini yerine getirmemişler ve önemli bir doğal değerin zarar görmesine neden olmuşlardır.

3.2. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA YAPILAN UYGULAMALAR
Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı, Koruma plancısı, orman mühendisi, biyolog (flora ve fauna uzmanları), jeoloji mühendisi, peyzaj mimarı, mimarlardan oluşan bir Ekip ile hazırlanmıştır. Abant Gölü Tabiat Parkı arazi kullanım kararlarının belirlenmesinde, jeolojik ve jeomorfolojik sınırlayıcılar, biyolojik sınırlayıcılar önemli doğal eşiklerdir. Planlamada başlıca hedef; Abant Tabiat Parkı’nda koruma-kullanma dengesinin sağlanarak, göl ve orman ekosisteminin korunması, geliştirilmesi ve bu önemli doğa parçasının gelecek nesillere aktarılmasıdır[18].

Plan’ın hedefleri arasında; ekosistemlerin devamlılığını sağlayacak şekilde doğal hayat habitatlarının korunması, Göl kenarındaki turbalaşmanın önlenmesi, yaylalardaki düzensiz ve kaçak yapılaşmanın önlenmesi, günübirlik kullanımların denetim altına alınması, çevre kirliliğinin önlenmesi, doğal yaşam ile Tabiat Parkı’ndan faydalanan insanları koruma-kullanma dengesi içinde uyumlu hale getirecek araçların geliştirilmesi, Tabiat Parkı sınırları içinde kirlilik ve gürültü oluşturan araç trafiğinin önlenmesi, otlatma faaliyetlerinin kısıtlanması bulunmaktadır. 

UDGPlanı’na rağmen, Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği İl Özel İdaresince 2009-2010 yıllarında yapılan yanlış uygulamalar yerel ve ulusal düzlemde büyük tepki ile karşılaşmıştır. Meslek örgütleri (TMMOB, ŞPO, MO ve diğer odalar) tarafından ve Sivil Toplum örgütleri tarafından çeşitli davalar açılmış ve Sakarya idare mahkemesinin 2010 yılında verdiği karar ile yapılan uygulamalar durdurulmuştur[19].

Böylece uygulamaların biyolojik ve ekolojik açıdan çevreyi tahrip ettiği, hukuksal yönden  Anayasa 56. Madde’de yer alan “Çevre Hakkı” ve diğer çevre ile ilgili yasal çerçeveye aykırı işlemler olduğu belirlenmiştir. Bu uygulamalar, dünya, ülke ve Bolu ölçeğinde “Çevre Hakkı”, “Tüketici Hakkı”, “Kentli Hakları” bakımından ele alındığında; tümüyle yasalara aykırı olması yanı sıra, anılan haklara karşı, bu hakların günümüz ve gelecek kuşaklar açısından tahribine ve “sürdürülebilir bir doğal çevre” nin oluşmasını engelleyen uygulamalardır.  

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda “çadırlı kamp alanı, kapı girişi, köy ürünleri satış ünitelerinin işletmeciliği ile genel saha temizliği ve güvenlik hizmetleri”  nin Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından yerine getirilmesi amacıyla, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Bolu  İl Özel  İdaresi arasında Temmuz 2009 tarihinde ihale sözleşmesi imzalanmıştır.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra, Bolu  İl Özel  İdaresince göl ayağına savak sistemi yapılarak seviyesinin yükseltildiği, göl çevresindeki yollarda toprak dolgu yapıldığı ve yolların genişletildiği, Abant Gölünü besleyen derenin akışının engellendiği ve bu uygulamaların göle zarar verdiği iddiaları kamuoyuna yansımıştır.



Resim 12 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI ÇEVRESİNDEKİ DOĞAL ÇEVRE TAHRİBATI (Kaynak : Interpress)
Bunun üzerine Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü, TMMOB  İnşaat Müh. Odası, Mimarlar Odası, Orman Mühendisleri Odası gibi kuruluşlarca Abant Gölü Tabiat Parkında incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin tamamında Tabiat Parkında Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamaların Göl ve çevresindeki diğer ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtilmiştir. Bunun üzerine TMMOB tarafından 18.04.2010 tarihinde Bolu  Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurularak suç duyurusunda bulunulmuştur. 

Bu gelişmelerden sonra TMMOB Orman Mühendisleri Odası, Abant Gölü Tabiat Parkındaki uygulamalar ile ilgili olarak bilimsel bir rapor hazırlanması için Oda Yönetim Kurulu üyesi Hasan Basri Avcı Başkanlığında,  Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planını hazırlayan grubun Ekip Başı Prof. Dr. Mehmet Tunçer,  İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof Dr. Tamer Öymen, Prof. Dr. Erdal Selmi, Doç. Dr. Ferhat Gökbulak, Doç. Dr. Doğanay Tolunay ve Yard. Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu’dan oluşan bir komisyon oluşturulmuştur.

Bu komisyona durumu hukuksal açıdan değerlendirmek üzere İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Çevre ve Orman Hukuku Anabilim Dalından Prof. Dr. Sedat AYANOĞLU da katılmıştır. Komisyon 07.05.2010 tarihinde Abant Gölü Tabiat Parkı’nda incelemelerde bulunmuştur. Raporda öncelikle Göl ekosistemlerinin genel özellikleri tanıtılmış, Abant Gölü’nün özellikleri açıklanmış, Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların göl ve çevresindeki ekosistemler üzerindeki etkileri irdelenmiş ve daha sonra da ulusal ve uluslar arası hukuk yönünden durum değerlendirmesi yapılmıştır[20].


Resim 13 : ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA YASALARA AYKIRI BİR ŞEKİLDE YAPILAN UYGULAMALAR (Fotoğraf : Mehmet Tokcan)

Abant Gölü Tabiat Parkı'nın doğal kaynak değerlerinden biri de göl peyzajıdır. Özellikle göl peyzajı içerisinde yer alan sarı ve beyaz nilüferlerin, form, doku ve renkleriyle kıyı kenar 3 çizgisi boyunca oluşturdukları görsel peyzaj, göl yüzeyinde oluşan su aynasıyla birlikte manzara bütünlüğünü sağlamaktadır. Ayrıca Abant Gölü su faunası içerisinde yer alan endemik ve endemik olmayan balık türleri, su kenarı ve su içi bitkileri ve diğer canlı türleri ile zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olan, dışarıdan gelebilecek katı ve sıvı atıkların yol açabileceği zararlı etkilere karşı doğal kaynak değerleri korunması gereken bir göl ekosistemidir [21].

3.2. 1. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Florası
Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki endemik bitkiler ile bazı hayvan türlerinin IUCN kırmızı tür listesindeki durumlarına ve Bern sözleşmesi listelerindeki durumlarına bakılmıştır. IUCN kırmızı listesine göre; Tehdit altında tehlikede (EN), Tehdit altında duyarlı (VU), Tehdide Yakın (NT), Düşük Riskli (LC), Değerlendirilmedi (NE) gibi durumları mevcut tablolarda verilmiştir. Bern sözleşmesindeki Ek–1; Ek–2 listelerindeki yerleri belirtilmiştir. Bu türler, ulusal ve uluslararası öneme sahip olup korunmaları gereken bitki ve hayvan türleridir.

Gölün kuzeybatı kesiminde oldukça geniş bir turbalık alan bulunmaktadır. Gölü tehdit eden en önemli tehdit unsurlarından biri de göl çevresinin doğal yapısından kaynaklanan biyolojik erozyon diğer bir deyişle turba oluşumudur. Gerek jeomorfolojik yapı gerekse yörenin klimatik özellikleri Abant Gölü’nü  bu tehditle karşı karşıya bırakmaktadır. Yarı humuslaşmış organik atıkların su içinde yığılmasından oluşan ve ve üzerinde karakteristik bitkiler ile ağaç bakımından fakir bir vejetasyon örtüsü taşıyan oluşumlara turbalık adı verilir. Turbalar, soğuk veya nemli sahalarda, su altındaki bitki artıklarının hava oksijeni ile bağının kesilmesi ile oluşurlar. Turbalaşma nedeni ile Abant Gölü giderek küçülmekte ve kararmaktadır[22].

Gölün doğu ve güneyinde de küçük ölçüde turbalık alanlar vardır. Nadir su bitkilerinden olan sarı ve beyaz nilüferler göl peyzajının doğal kaynak değerleri olarak ortaya çıkmaktadır. Abant gölünün batı ve doğu kesimlerinde yoğunlaşan su içi - su kenarı bitkilerinin ve sazlıklarında kontrol altında tutularak korunması, kuş popülasyonu ve akuatik flora ve fauna türleri için büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple Göl ve çevresi ile Tabiat Parkı flora ve faunasının yaşam ortamı olan ormanlar ve göl aynı zamanda birer biyolojik eşik olarak karşımıza çıkmaktadırlar. 

Abant Gölü ve çevresi, gerek antropojenik kökenli kirleticilerin gerekse gölün jeomorfolojik özelliklerine bağlı doğal etkenlerin geliştirdiği çevresel problemlerle karşı karşıyadır.   Göl çevresinde yürütülen turizm faaliyetlerinden kaynaklanan atık sular, hava kirleticileri ve katı atıklar çevresel yapıyı tehdit eden temel unsurlardır. Turizm faaliyetleri yanında amacını aşan boyutlara ulaşan yaylalarda oluşan faaliyetler de fiziksel ve biyolojik çevrenin kalitesini tehdit etmektedir. 

Gölün su kalitesini tehdit eden evsel atık suların oluştuğu temel birimler göl yakın çevresinde bulunan konaklama ve diğer amaçlarla kullanılan turistik tesislerdir. Özellikle yöre bulunan iki büyük otel, Abant Taksim Palace ve Büyük Abant  Otelleri, evsel nitelikli atık su oluşumunun en yüksek miktarlara ulaştığı tesislerdir.


Resim 14 : ABANT ÇİĞDEMİ (CROCUS ABANTENSİS) ENDEMİK BİR ÇİĞDEMDİR VE SADECE ABANT GÖLÜ ETRAFINDA BULUNUR (Kaynak : Anonim)

3.2.2. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Faunası 
Abant Gölü Tabiat Parkı fauna açısından da zengin bir alandır. Bölgede ülkemizde endemik bir fındık faresi alt türü olan Muscardinus avellanarius abanticus Kıvanç, 1983 (Abant Fındık Faresi) bulunur.  Sorex satunini Ognev, 1922, Kafkasya Böcekçili türü yaşamaktadır. Bir alabalık altürü olan Salmo trutta abanticus Tortonese, 1954 (Abant Alası) bölgeye endemiktir. Alan birçok kelebek türü için önemli doğa alanı kriterlerini sağlamaktadır.
Bu türlerden Apollo (Parnassius apollo) ve Kafkas Fisto Kelebeği (Zerynthia caucasiaca) nesilleri küresel ölçekte tehlike altında olan türlerdir. Sürüngenlerden,  Triturus karelini (Strauch, 1870) (Pürtüklü Semender) LC statüde ve Emys orbicularis Linnaeus, 1758 (Benekli Kaplumbağa) NT statüde bulunmaktadır.


Resim 15 : KIYI EKOLOJİSİNİN TAHRİBİ SONUCU YOKOLAN TÜRLERDEN : SU SAMURU (Kaynak : Anonim)

3.3. BOLU  İL ÖZEL  İDARESİNCE ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA YAPILAN UYGULAMALAR ve GÖL EKOSİSTEMİNE ETKİLERİ
Abant Gölü Tabiat Parkı; orman, yayla, mera, göl yüzeyi, rekreasyon alanları ve küçük bir alanda da otel ve yayla evleri olmak üzere değişik arazi kullanım  şekillerini içermektedir.
Ancak yapılmış olan inşaat faaliyetleri; Göl seviyesini yükseltme, yol genişletme, kıyı dolgusu, yeni yol açılması vb çalışmalar havzada mevcut arazi kullanımının değişmesine ve doğal dengenin bozulmasına yol açacak niteliktedir.

Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de korunan alanların restorasyonu esas itibariyle “ekolojik restorasyon” olarak adlandırılmakta ve ülkemizde ve dünyada bu işlerle ilgili doğa korumacı ve bilimsel esasları ortaya koyan yeni disiplinler (doğallık dereceleri, biyolojik çeşitlilik indeksleri ve hemerobi derecelerinin belirlenmesi gibi) gelişmektedir[23].

Dünyada ve ülkemizdeki diğer doğa koruma alanlarında olduğu gibi Abant Tabiat Parkı’nda da yapılacak olan her türlü inşaat, imalat ve düzenlemelerin bu esaslar dâhilinde, mevcut kanuni  çerçeve içinde, Uzun Devreli Gelişme Planı Karar ve Hükümleri doğrultusunda ve doğa koruma üzerine eğitim almış, bilgi, birikim ve deneyime sahip uzman kişilerce projelendirilerek uygulanması gerekmektedir. 

3.3.1. YAVRU ABANT GÖLETİ OLUŞTURULMASI
Abant Gölü’nün güneybatısında kalan ve mutlak koruma alanında bulunan Örencik Yaylasında Abant Gölünü besleyen derenin akışı yaklaşık olarak 1,5 m yükseklikteki bir setle kapatılmıştır. Bunun sonucunda otlak olarak kullanılan çayırlık alan sular altında kalmış ve suni bir gölet oluşmuştur. Hatta bu gölete Yavru Abant adı konulmuştur.
Gelen tepkiler üzerine setin bir bölümü açılarak biriken su tahliye edilmeye çalışılmıştır. Gölü besleyen derenin akışının engellenmesi, göle sürekli taze su akışının ve bu su



Resim 16 : YAVRU ABANT ADI VERİLEN KESİM YAYLALAR TARAFINDAN OTLAK OLARAK KULLANILMAKTA OLDUĞUNDAN KİŞİ HAKLARI ENGELLENMİŞTİR. (Kaynak: Mehmet Tokcan)

akışının getirdiği besin maddelerinin engellenmesine yol açacaktır.  Abant gölü yamaçlardan sızan sular ve küçük birkaç derenin taşıdığı sularla beslenmektedir. Bu akışlar ve göl ayağından tahliye olan su göl sularının yenilenmesine ve oksijence zengin kalmasına yol açmaktadır. Oluşturulan gölet görsel bir etkiden başka oluşturulduğu sahada herhangi bir fonksiyon taşımayacaktır. Gölet burada yer alan, otsu bitki türü bakımından çok zengin mera alanının sular altında kalmasına yol
açmıştır. Bu mera alanının sular altında kalmasıyla, yaban hayvanları ve yaylacılık yaparak geçinen yöre halkının hayvanları otlamak için yeni yerlere ihtiyaç duyacaklardır.


Bu uygulama; “Çevre Hakkı” ve “ Tüketici Hakkı” açısından yanlış bir uygulamadır ve “Doğal Çevre”nin korunması ile ilgili tüm yasalara aykırıdır. 

Çünkü, Abant Tabiat Parkı içinde 4, çevresinde ise 13 köyün yaylası vardır ve bunlar geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Yapay gölet oluşturulan çayırlık alanlar yok edildiği için, hayvanlar otlamak için orman alanlarını kullanmak zorunda kalacaklardır.  

Aslında; Orman Mühendisleri Odası Uzman raporunda da bahsedildiği gibi, bu durum ormanlar üzerinde otlatma baskısı oluşturacak ve dolayısıyla ormanlara zarar verecektir.. Bu da Avrupa Kentli  Hakları deklarasyonu Madde 16’da belirtilen; “yerel doğal kaynak ve değerlerin; yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde; beldede yaşayanların yararı gözetilerek korunması ve idaresi” hükmüne aykırıdır. Abant Gölü Tabiat Parkı ise, sadece beldede (Bolu’da) yaşayanların değil tüm ülkenin paha biçilmez bir değeridir.

Ayrıca, bu alan Yamaç Paraşütü atlama sahasıdır ve bu özelliği ile önem taşımaktadır. Bu niteliği ile de yapılan tahribatın boyutu “Çevre hakkı” ndan başlayarak bu kesimi kullananların tümünü etkilediğinden bir “Kullanıcı Hakkı” ve “Tüketici hakkı” ihlali olarak görülmelidir.


Örencik Yaylası’nda oluşturulan gölet endemik ve ender bitki türlerinin bulunduğu mera alanını yok ederek Tabiat Parkının bu kısmının ekolojisini tamamen değiştireceği ifade edilmiştir[24]. Ayrıca gölü besleyen ana dere üzerinde oluşturulan bu suni göl Abant Gölü’nün oluşumundan itibaren süregelen su rejimini değiştirecektir.

Ayrıca, suni gölet oluşturulan alan sığ olduğundan (su derinliği 1–1,5 m civarındadır), toplanacak suyun bir kısmı evaporasyonla kaybolacak ve Abant gölünü besleyen kaynaklarda azalma olacaktır. Kış aylarında oluşturulan suni gölete yağan kar hemen eriyecek ve eriyen kar kısa sürede Abant gölü havzasını terk edecektir. Bu durumda havzadaki toprak-su-vejetasyon dengesini olumsuz etkileyecektir.

Böylece yazın buharlaşmadan, kışın da oluşturulan gölet üzerine düşen karın hızla eriyerek akışa geçmesi ve havzayı terk etmesi nedeni ile havzadan  oluşacak su kayıpları artacaktır. Göletteki suyun özellikle yaz ayalarında evaporasyonla kaybı, su altında kalan sahanın bir kısmının bataklığa ve sazlığa dönüşmesine yol açacaktır. Oluşan gölet nedeniyle, saha piknikçilerin ilgisini çekecek ve insan çiğnemesiyle hem buradaki topraklar sıkışacak hem de bitkiler zarar görecektir. Oluşturulan suni gölet çevresinde piknik faaliyetlerinin artması kaçınılmaz olacak, bu durumda su kaynaklarının kirlenmesine yol açacak, özellikle debinin düştüğü yaz aylarında bu daha yüksek seviyelere ulaşacaktır. 

Abant gölüne akan su miktarı da yaz aylarında azalacağından, burada da su kirlenmesi riski ortaya çıkacaktır. Neyse ki, gelen tepkiler üzerine bu uygulamadan kısa sürede vazgeçilmiş, derenin önüne yapılan sedde yıkılarak yapay göletin suyu akıtılarak boşaltılmıştır.

3.3.2. ABANT GÖLÜ ÇEVRESİNDEKİ ve YAYLA YOLLARININ GENİŞLETİLMESİ
Bolu Valiliği, İl Özel İdaresi’nin yaptığı doğa tahribatlarından en önemlisi, hazırladığımız Uzun Devreli Gelişme Planı kararlarına aykırı olarak, Göl çevresinde ve göle bağlanan yollarda yapılan dolgu, yarma ve genişletme çalışmalarıdır. Başlangıçta, Abant Gölü’nden Örencik Yaylasına giden yol genişletilmiş, yolun genişliği 10 metreye çıkarılmış, bu arada yolun iki tarafındaki ağaçlar tahrip edilmiştir. Böylece, çevre gruplarının, TEMA, ÇEKÜL gibi sivil toplum kuruluşları ile TMMOB’a bağlı odaların tepkisi oluşmuştur.

2002 yılında onaylanan Abant Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı (UDGP) hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içindeki yollarda herhangi bir genişletme ve müdahale yasaklanmıştır. 

Mevcut ulaşım ağı dışında yeni yol açılmaması, Göl’de araç ekzoslarından kaynaklanan kurşun kirliliğinin önlenmesi amacıyla Göl çevresinde özel araçlarla dolaşımın yasaklanması ve akülü sistemlerin devreye sokulması gerekirken, tamamen piknikçilere ve yeni yapılması düşünülen otel ve diğer tesislere yönelik olarak yollar genişletilerek hassas göl kıyı ekolojisinde büyük tahribat yapılmıştır.

Yapılan işlemler aslında kazma kürekle bile girilmemesi gereken Tabiat Parkı içinde dozerler, iş makinaları, kamyonlarla sürdürülen bir ekolojik yıkımdır. Bu uygulamalar, haftalarca sürmüş, uyarılara, gazete haberlerine aldırmayan yetkililer büyük bir sorumsuzlukla doğayı tahrip etmişlerdir. İmza kampanyası açılmış ve kısa zamanda 11 000’e yakın imza toplanmıştır[25].
Köroğlu Doğa ve Amatör Olta Balıkçıları Derneği Abant ve çevresindeki olumsuz çalışmalar ile ilgili düzenlenen imza kampanyası ile beraber Bolu Cumhuriyet Baş Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştur.

Dernek Başkanı Ömer Fatin YERLİKAYA, koruma altında bulunan Abant Gölü Tabiat Parkı, İl Özel İdaresine devredildikten sonra, hem işletme sözleşmesine hem de tüm koruma ilke ve yasalarına, uluslararası sözleşmelere aykırı bir biçimde, hiçbir bilimsel destek alınmaksızın yok edilmeye başlandığını ileri sürmüştür. Köroğlu Doğa ve Amatör Olta Balıkçıları Derneği, yaptıkları tüm girişimlerden sonuç alamayınca,  Abant ve çevresinde gelişen olumsuz çalışmaların durdurulması için imza kampanyası başlatmıştır.

Dernek, topladığı 8200 adet imza ile beraber, usulsüz uygulamaları yürüten kurum ve kuruluşların yetkilileri hakkında ceza davası açılması istemiyle Bolu Cumhuriyet Başsavcılığına 186 sayfadan oluşan bir dilekçe ile suç duyurusunda bulunmuştur.

Köroğlu Doğa ve Amatör olta Balıkçıları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı YERLİKAYA ‘’Abant yok oluyor. En kısa zamanda yürütmenin durdurulmasını, ilgili denetim mercileri tarafından denetimlerin yapılmasını talep ediyoruz. ‘ demiştir.

Abant Gölü Tabiat Parkı içinde yapılan bu uygulamalar da; “Çevre Hakkı” ve “ Tüketici Hakkı” açısından yanlış uygulamalardır. “Doğal Çevre”nin korunması ile ilgili Anayasa ve diğer kanunların ilgili maddeleri ve tüm uluslararası antlaşmalara aykırıdır. Ayrıca; Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu Madde 16’da belirtilen “Yerel doğal kaynak ve değerlerin; yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi” hükmü ile tamamıyla çelişmektedir.

Örencik Yaylasında da; Taşkesti yolunun kotu 1 m yükseltilmiş ve genişletilmiştir. Mudurnu sapağından itibaren yaklaşık 5 km uzunluğundaki yol genişletilmiştir. Tabiat Parkına dozerler, kamyonlarla girilmiş, sessiz ve sakin olması gerekli bu doğa parçası tahrip edilmiştir[26].

Göl çevresinde yol genişliğinin yer yer 12–14 m kadar olduğu Orman Mühendisleri Odası, Bolu Mimarlar Odası üyeleri tarafından ölçülmüştür. Bu yol genişletme çalışmaları sırasında yol kenarlarındaki yamaçlar oyulmuş, bu sırada ağaçlar kesilmiş ya da zarar görmüştür. Ayrıca yola dışarıdan getirilen materyal yığılarak yol kotu yükseltilmiştir. Bu çalışmalar sırasında göl kıyıları da dolgu materyali ile doldurulmuştur[27]
Çadırlı Kamp alanına gidiş yönünde yeni yol açılmış ve bu yolda da dolgu çalışmaları yapılmıştır. Tabiat Parkı UDGP hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içinde yeni yol açılması mümkün değildir  ve yapılan işlem yasalara ve plana aykırıdır.





Bu uygulamalar da; “Çevre Hakkı” ve “ Tüketici Hakkı” açısından yanlış bir uygulamadır ve “Doğal Çevre”nin korunması ile ilgili Anayasa’nın ilgili maddeleri ve tüm uluslararası antlaşmalara aykırıdır.

Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planında; yol genişliği banket dâhil 8 m olarak öngörülmüş olmakla birlikte, yerinde yapılan inceleme ve ölçümlerde; göl çevresinde İl Özel İdaresince yapılan yolun bazı kısımlarının 11–12 metreye (bazı bölümlerde 20 metrenin üzerinde) kadar ulaştığı, yapılan yol çalışmalarında kazı ve dolgu nedeniyle geniş ve dik yarmaların oluştuğu ve göl çevresinde mevcut yol dışında, ıslak çayırlıkların yer aldığı bir bölgede yol güzergâhında sapma meydana geldiği ve tamamlanmamış olmakla birlikte yeni bir yol açıldığı saptanmıştır[28]

Abant Gölü Tabiat Parkı UDGP ‘nın önerisi aşağıda özetle alınmıştır[29];
“Göl çevresinin yayalaştırılması ve şattıl (shuttle) adı verilen ekzos çıkarmayan, gürültüsüz akülü bir sistem oluşturulmasıdır. Bu sistem, Göl çevresindeki tesislere ve yaylalara hizmet vererek, ulaşımı sağlayacaktır. Göl çevresinde yürüyemeyecek derecede yaşlı, çocuk ve hamilelere, özürlülere hizmet verecek, Giriş kapılarından başlayarak belirli duraklar ve ringlerde servis yapacak, Çevre kirliliği ve gürültü yaratmayacak özel akülü/elektrikli araçlarla ve/veya bu sistem oluşturuluncaya kadar faytonlarla verilecek olan servis hizmetidir. Hafta sonları ve yoğun turizm mevsimlerinde (bayramlar, yılbaşı, dinlenme tatillerinde) Göl çevresindeki yolda da hizmet verebilir. Göl çevresindeki asfalt yolun özel olarak projelendirilip, kaplaması ve kesiti değiştirilerek, atlı spor, yaya promenadı ve bisiklet yolu olarak düzenlenmesi öngörülmektedir. Göl çevresindeki atlı dolaşım yolu, orman tarafında yer alacak ve drenajı ayrıca toplanarak Göle verilmeden bir arıtma sistemine bağlanacaktır. [30]

        

Resim 17-18 : ABANT GÖLÜ ÇEVRESİNDE GÖL SU SEVİYESİ İLE OYNANMASI VE YOL GENİŞLETME ÇALIŞMALARI SONUCUNDA OLUŞAN ÇEVRESEL TAHRİBAT (Kaynak: Çeşitli gazeteler)

Abant Gölü çevresindeki ve Örencik yaylasına giden  yolların genişletilmesinin gözle görülen ilk etkisi yamaçların genişletilmesi ve bu sırada bazı ağaçların kesilmesidir.
Kuruyan ağaçların dahi kesilmesinin yasak olduğu bir alanda yol açma gerekçesi ile ağaçların kesilmesi çevre koruma ile ilgili tüm yasal çerçeveye aykırı bir işlemdir. “Çevre Hukuku” na aykırı bu işlemler aynı zamanda çevreyi kullananların “Tüketici Hakları” na da aykırı uygulamalardır.


Yine motorlu araç trafiğinin yasak olduğu bir bölgede genişliği yer yer 12–15 m yi bulan yolların gerekliliği de sorgulanmalıdır. Yolların bu derecede genişletilmesi hem yasalara hem de yukarıda ilkeleri ve Plan Hükümleri verilen Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı’na aykırıdır. 

“...Yol genişletme çalışmaları sırasında dolgu yapılarak yol kotlarının yükseltilmesi sonucunda göl kıyılarındaki supralitoral zon da dolgu materyali ile örtülmüştür. Hatta gölün bazı yerlerinde dolgu materyali göl içine kadar taşınmış ve göldeki yaşam için son derece önemli olan litoral zonunun bir kısmı zarar görmüştür. Dolgu materyalinden erozyon ile taşınan toprağın göl sularına karıştığı gözlenmiştir. Bu durumda yine göl ekosistemi için çok zararlıdır..”[31].
“...Çünkü göle taşınan toprak çökerek bentik bölgedeki su bitkilerinin ve buralardaki balık yumurtalarının üzerini örtecektir. Bu da göldeki besin zincirini bozacak ve balıklar ile diğer canlıların üremesini engelleyecektir. Dolgu işlemi bazı noktalarda oldukça abartılmıştır. Bazı ağaçların gövdelerinin de toprak dolgu ile kısmen örtüldüğü belirlenmiştir.  İnceleme tarihinde henüz canlı olan bu ağaçlardan ibreli olanların ölmesi kaçınılmazdır.”

İbreli türlerde kök boğazının toprak altında kalması kök havalanmasını engellemektedir. Toprağın kaldırılmasından sonra dahi ibreli ağaçlar bu durumu atlatamamaktadır. Yine ağır iş makinelerinin çalışması sırasında bazı ağaçlarda makinelerinin çarpması nedeniyle yaralar da oluşmuştur.
Yapılan bu uygulamalar, çevre koruma ile ilgili tüm yasal çerçeveye aykırı bir işlemdir. “Çevre Hukuku” na aykırı bu işlemler aynı zamanda çevreyi kullananların “Tüketici Hakları” na da aykırı uygulamalardır. Avrupa Kentli hakları Deklarasyonu, Madde 14’de yer alan “Sürdürülebilir Kalkınma” Başlığı’na da tamamen zıt bir uygulamadır.

3.4.  ABANT GÖLÜ SU SEVİYESİNİN YÜKSELTİLMESİ VE GÖL EKOLOJİK DENGESİNİN BOZULMASI
Bolu Valiliği İl Özel İdaresi’nin yaptığı doğa tahribatlarından biri de, Abant gölünün kuzeyinde bulunan göl ayağına yaklaşık 1,5–2 m yükseklikte, 40–50 cm genişlikte ve 12–13 m uzunlukta beton bir set inşa edilerek Gölün ekolojik dengesi ile oynanmasıdır. Bu set eski tahliye kanalından yüksek olduğu için gölün su seviyesi 1,5 m kadar yükselmiştir. Daha sonra oluşan tepkiler üzerine bu setin üzerinde delikler açılarak su seviyesi düşürülmeye çalışılmıştır. Su seviyesinin yükselmesi ile birlikte gölün supralitoral zonu da su altında kalmıştır. Bazı su bitkilerinin ve nilüferlerin tamamen suyun altında kaldığı gözlenmiştir. Bu durum göl kıyısındaki ve içindeki bitkilerin ölmesine yol açacak, göldeki besin zincirinin ve üreme faaliyetlerinin bozulması ile sonuçlanacaktır[32]

 Su seviyesinin yükselmesi Abant gölünde yaşadığı bilinen Bern Sözleşmesine göre mutlak koruma altında olan ve kırmızı listedeki su samurlarının (Lutra lutra) yuvalarının tahrip olmasına ve göl kıyısında yaşayan bazı endemik bitkilerin zarar görmesine yol açacaktır. Göl kenarındaki sazlıkların da dolgu işleminden zarar görmesi ve yükselen suların altında  kalması, özellikle kuşların yaşam alanlarının daralmasına yol açacaktır. Hatta bazı bölgelerde göle yakın konumdaki ağaçlar da su altındadır. Suyun pompalarla boşaltılarak su altında kalan ağaçlar kurtarılmaya çalışılmıştır. Ancak özellikle ibreli türlerin kökleri uzun süreli su altında kaldığında havasızlıktan dolayı ölmektedir.  İbreli türler kök sürgünü vermediği için su boşaltılsa dahi kurmaları kaçınılmazdır. Su altında kalan ağaçların diplerine toprak doldurulmuştur. Kasıtlı ya da bilinçsizce yapılan bu uygulamada ağaçları kurtarmayacaktır. Su seviyesinin yükselmesi  ile birlikte bazı tesislerin de sular altında kaldığı gözlenmiştir. 

3.3.4. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA YAPILAN UYGULAMALARIN “ÇEVRE HAKKI”, “TÜKETİCİ HAKKI” VE “ÇEVRE HUKUKU” AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Abant Gölü Tabiat Parkında, 2009-2010 yıllarında Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından gerçekleştirilen ve uluslar arası sözleşmelere,  ilgili yasalara ve uzun vadeli gelişme planına aykırı uygulamalar ile birden fazla yasa birkaç kez çiğnenmiştir. 

Söz konusu eylemlerle ilgili yasalar başta 6831 sayılı Orman Kanunu olmak üzere;  2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 4342 sayılı Mer’a Kanunu,  3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunudur.
Uluslar arası sözleşmeler ise; Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesidir. Bu uygulamalar sonucunda doğal çevrenin tahrip olması nedeni ile günümüz ve gelecekte bu çevreden yararlanacak olan “Tüketici” lerin de hakkının ellerinden alınması olarak değerlendirilmelidir.

Yapılan iş ve işlemler “Çevre Hakkı” ve “ Tüketici Hakkı” açısından yanlış uygulamalardır. “Doğal Çevre”nin korunması ile ilgili Anayasa ve diğer kanunların ilgili maddeleri ve tüm uluslararası antlaşmalara aykırıdır. Ayrıca; Avrupa Kentli Hakları Deklarasyonu Madde 16’da belirtilen “Yerel doğal kaynak ve değerlerin; yerel yönetimlerce, akılcı, dikkatli, verimli ve adil bir biçimde, beldede yaşayanların yararı gözetilerek, korunması ve idaresi” hükmü ile tamamiyle çelişmektedir.
Yukarıda detaylı olarak verilen eylemlerin belirtilen yasaların ve sözleşmelerin hangi hükümlerini ihlal ettiği ve bu ihlaller için hangi yaptırımların öngörüldüğü aşağıda ayrı ayrı irdelenmiştir[33].

3.3.4.1. Ulusal Hukuk Bakımından
a) 6831 sayılı Orman Yasası
·         Yolların genişletilmesi ve daha sonra bir kısım orman alanına moloz dökülmesi eylemleri orman açma ve işgal suçunu oluşturur. Her iki eylem de 6831 sayılı Yasanın 17. Maddesine aykırıdır ve yaptırımı 91. Maddede gösterilmiştir. 
·         Su seviyesinin yükseltilmesi ile göl kenarında bulunan ağaçların ölümüne sebep olunması 14. Maddeye aykırıdır. Yaptırımı 91. Maddesinde gösterilmiştir.
·         Gene su seviyesinin yükseltilmesi suretiyle bir kısım orman alanının sular altında kalması ayrıca ormanı işgal suçunu oluşturur.
b)  2873 sayılı Milli Parklar Yasası
Bu yasa uyarınca Yasaklanan Faaliyetler aşağıdadır:
Madde 14 - Bu Kanun kapsamına giren yerlerde;
a)      Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz,
b)      Yaban hayatı tahrip edilemez,
c)      Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya
olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz,
d)     Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz,
e)      Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskân yapılamaz.
Yukarıda da belirtildiği gibi yapılan eylemler 2873 sayılı yasanın 14 maddesinin (a), (b), (c) ve (e) bentlerine aykırıdır. Zira yapılan eylemler tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerini bozmuş, yaban hayatını tahrip etmiş, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına sebep olabilecek işler yapılmış,  “…kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez.” kuralı çiğnenmiştir.
Plan dışı gelişmelerin önüne geçilmesi, aykırı uygulamaların yapılmaması için, onaylı Uzun Devreli Gelişme Planı  “Plan Kararları” ve “Plan Hükümleri” dışında yapı, tesis ve düzenleme yapılmaması, göle/suya bağımlı olarak yaşayan, su samuru, ördek ve benzeri türlerin yuvalanma, yavrulama ve beslenme alanları olarak çok büyük öneme sahip ıslak çayırlıklara, göl kenar çizgilerine ve doğal yamaçlara müdahale edilmemesi gereklidir. 
c) 4915 Sayılı Kara Avcılığı Yasası
Yapılan işler Abant gölünde yaşayan ve koruma altında bulunan endemik türlerin tahribine neden olmuştur.  Ayrıca, bu türlerin doğal yaşama ortamları yok edilmiştir. Bu eylemler 4915 sayılı Kanunun 4. Maddesinde yasaklanmıştır. Tüketici hakları açısından bu geri dönüşümü çok zor hatta olanaksız işlemler olarak görülmektedir.
“Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında yaban hayatı tahrip edilemez, ekosistem bozulamaz, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile üretme istasyonları dışında da olsa bu sahalara olumsuz etki yapacak tesislere izin verilemez, varsa mevcut tesislerin atıkları arıtılmadan bırakılamaz, onaylanmış plânlarda belirtilen yapı ve tesisler dışında hiçbir yapı ve tesis kurulamaz, irtifak hakkı tesis edilemez.”[34]. Bu eylemlerin cezası 5728 sayılı Yasa ile değişik 21. Maddede gösterilmiştir.

d) 4342 Sayılı Mer’a Yasası
Abant Gölü Tabiat Parkında yapılan işler nedeniyle köy merası olarak kullanılan arazide  1–1,5 m. derinliğinde ikinci bir gölün oluşması sonucunda yaklaşık 100 dekarlık alan sular altında kalarak kullanılamaz hale gelmiştir. Mer’aya tecavüz halinde yapılacak işlemler 19. maddenin son fıkrasında açıklanmıştır. Bu işlemlerin yanı sıra TCK’nun 152. Maddesinde yer alan “nitelikli mala zara verme” suçundan kovuşturma açılabilir. Ancak, bu arazi büyük bir olasılıkla orman içi mer’adır. Bu durumda orman rejimine tabi olacağından tıpkı büyük gölün taşarak ormanı işgal etmesi gibi ormanı işgal suçu işlenmiş olacaktır. Kısaca küçük gölün oluşturulması nedeniyle sorumluları hakkında Orman Kanununa göre işlem yapılabileceği gibi TCK 152. Maddeye göre de işlem yapılabilir[35].
e) 3621 Sayılı Kıyı Yasası
Bu kanunun 6. Maddesi gereğince kıyılarda kıyıyı değiştirecek  şekilde kazı yapılamaz ve moloz dökülemez. Bu yasağın yaptırımı aynı kanunun 15. Maddesi gereğince atılan maddenin niteliğine, kirletici ve bozucu etkisine göre Türk Ceza Kanunun, Kabahatler Kanunu veya Çevre Kanunu veya imar kanununa göre verilecek cezalar 1 misli arttırılarak hükmolunur.
Söz konusu eylemlerin kıyının doğal yapısını bozacak bir etki meydana getirmesi durumunda bu eylemler daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadıkça faillere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir [36].
f) 3194 Sayılı İmar Yasası
Göl kıyısında mevcut otellerden birisinin arka kısmında üç ayrı bina inşaatının yapıldığı tespit edilmiştir. Abant Gölü Tabiat Parkında Uzun Devreli Gelişme Planı’na göre yapılacak yapı ve tesisler için Çevre ve Orman Bakanlığından (şimdi Çevre ve Şehircilik) gerekli izinlerin alınması gerekir. Bu tür yapılaşmalar planda bulunmadığına göre bu inşaat faaliyetleri ormanı işgal suçunu oluşturur ve yukarıda açıklandığı gibi Orman Yasasının ilgili maddelerine göre işlem yapılır.




g) 2872 Sayılı Çevre Yasası [37]
2001 – 2002 yılları arasında hazırlanan 1/10 000 ölçekli  "Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı" Koruma plancısı, orman mühendisi, biyolog (flora ve fauna uzmanları), jeoloji mühendisi, peyzaj mimarı, mimarlardan oluşan bir Ekip ile hazırlanmıştır.
Abant Gölü Tabiat Parkında yukarıda anılan Uzun Devreli Gelişme Planı’na aykırı olarak gerçekleştirilen eylemlerin çevre kirliliği yarattığı, bu nedenle çevre yasasının çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı olduğu açıktır. Ayrıca bu durum bugünkü ve gelecek nesillerin “Çevre hakkı” , “Tüketici hakkı” bakımından da büyük ölçüde olumsuzluklar taşımaktadır. Evrensel Tüketici hakları açısından bakıldığında; “Sağlıklı ve Korunmuş Bir Çevrede Yaşama Hakkı”  elimizden giderek alınmaktadır.
Çevre Kanunu’na göre kirleten; faaliyetleri  sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişileri kapsamaktadır.
Çevre Kanunu’nu Madde 3’e göre başta idare (Valilik ve  İl Özel İdaresi), meslek odaları, birlikler ve sivil toplum  kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler[38]. Ancak, bu yapılmamış ve işlemler sürdürülmüştür. Madde 9’a göre, doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin,
üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir”[39].
 Ancak, bölgenin en önemli üniversitesi, Abant  İzzet Baysal Üniversitesi’nde Biyoloji, Çevre, Mimarlık ve  Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri vardır. Bölgede uzun yıllardır çalışma yapan özellikle Biyoloji Bölümünde değerli bilimsel birikim bulunmasına rağmen bu birikim göz ardı edilmiş, değerlendirilmemiş ve görüş sorulmamıştır.

h) 5237 Sayılı Türk Ceza Yasası
Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından izinsiz olarak gerçekleştirilen eylemler TCK’nun ikinci bölümünde yer alan “Çevrenin kirletilmesi” (m. 181) ve “İmar kirliliğine neden olma”(m. 184)  suçlarının oluştuğu da söylenebilir. Zira gerçekleştirilen eylemler mevcut uzun vadeli gelişim planı aykırı olup hiçbir izin veya ruhsata dayanmamaktadır.
Mer’a olarak kullanılan kısmın sular altında bırakılması nedeniyle de TCK 152. maddesinde düzenlenmiş olan nitelikli mala zarar verme suçunun oluştuğu kabul edilebilir.
Ayrıca, bu eylemlerde muhtelif derecede sorumluluğu bulunan devlet memurları ile olaylara seyirci kalan Çevre ve Orman ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü memurlarının TCK’nda belirlenmiş memur suçlarını işledikleri açıktır. Bu kişiler hakkında da ceza kovuşturmasının açılması sağlanmalıdır.
3.3. 4.2. Uluslararası Hukuk Bakımından
Uluslar arası sözleşmeler kural olarak iç hukukumuzun bir parçası sayılmaktadır. 1982 Anayasası’nın 90. maddesi, “Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma” başlığını taşımakta olup Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı antlaşmaları hukukun kaynakları arasında saymakta ve normlar hiyerarşisindeki yerini de kanunla eş değer tutmaktadır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş uluslararası antlaşmalar kanun hükmündedir.
Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Türkiye, çevre ve doğa koruma ile ilgili birçok antlaşmaya taraf olmuştur. Abant Gölünün korunması bağlamında konu ele alındığında, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesi hükümlerinin bu olaya uygulama yeri bulacağı kuşkusuzdur. 
Diğer yandan, CITES Sözleşmesi ve bu sözleşmeyi iç hukukumuza uyarlayan Cites Yönetmeliği hükümlerine göre, nesli tehlikede olan türlerin mutlaka koruma altına alınması ve bunların ve yaşam alanlarını koruyacak her türlü tedbirin alınmasını öngörmektedir.
Buna ek olarak, 1979 tarihli Bern Konvansiyonu, Avrupa yaban hayatı yaşam alanlarının korunmasını öngörmektedir. Hatta bu tür alanların tahribine neden olabilecek her türlü faaliyetin kontrol altına alınmasını ve gerekli yaptırımların uygulanmasını öngörmektedir. Ayrıca, Ramsar sözleşmesi de sulak alanların, su kuşlarının ve bunların yaşam alanlarının korunması ile bunları tehlikeye atacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesini öngörmektedir.   Bu duruma göre Bolu  İl Özel  İdaresi’nce gerçekleştirilen eylemler çevre ve yaban hayatı ile nesli tehlikede olan türlerin ve bunların yaşam alanlarının korunmasına ilişkin bir dizi sözleşmeye aykırıdır. 


4. SONUÇLAR
Bolu Belediye’sinin son yıllarda verdiği belediyecilik hizmetleri, yaptığı uygulamalar ile Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği, İl Özel İdaresi tarafından yapılan uygulamalar ve bunların biyolojik, ekolojik ve hukuksal yönden doğuracağı muhtemel etkiler, “Tüketici Hakları” ve “Kentli Hakları” bağlamında incelenmiş ve açıklanmıştır. 
Bolu kenti, büyük ölçekli altyapı çalışmaları yapılırken, basit ihtiyaçlar olan yol ve kaldırım hizmetlerinden mahrum bırakılmış, kentin geleceğine yönelik planlar hazırlanmamış, kırsal alanlar ve köy yerleşik alanları gelişigüzel yerleşime ve çok katlı yapılaşmalara açılmıştır.
Ayrıca Bolu Belediyesi tarafından kent merkezi için hazırlanan plan ve projeler büyük ölçüde tarihsel/kültürel ve arkeolojik değerleri tehdit etmekte, kentli haklarına ve yaya haklarına, tüketici haklarına aykırı tasarılardır.
Özel statü ile korunan bir Abant Gölü Tabiat Parkı’nın yapay bir park gibi düşünülmesi ve inşaat alanına çevrilmesi, ekolojik bilgisizliğin acı bir örneği olmuştur. Büyük çaba ve paralar harcanarak hazırlanan Uzun Devreli Gelişme Planı’nın dikkate alınmaması Tabiat Parkı’nı geri dönüşü zor bir tahribatla karşı karşıya bırakmıştır. Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yapılan uygulamalar doğaya ve tabiat parkı kavramına asla uygun olmayan, çevrede onarılamaz hasarlar yapan ve geriş dönüşü olmayan bir hata ve ihmaller zinciridir.
Göl çevresinde yapılan dolgu çalışmaları ile gölün kıyı çizgisi değişmiş, sucul yaşam için en önemli ekolojik zonlardan olan supralittoral zon önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır.
Suyun yükselmesi ile nilüferler tamamen sular altında kalmıştır. Göl çevresindeki eski yolun genişletilmesi ve aydınlatma sistemi kurulması bu alanın tabiat parkından ziyade şehir parkı gibi algılandığı düşüncesini güçlendirmektedir. Abant Gölü bu uygulamalar sonucu bir havuza dönüşecektir. 
Bu nedenle Bolu İl Özel İdare’since yapılan uygulamalara son verilmiştir. Mahkeme kararları bunu gerektirmektedir. Davayı değerlendiren Sakarya 1. İdare Mahkemesi, Bolu İl Özel İdaresi ile Bolu İl Çevre ve Orman Müdürlüğü arasındaki sözleşme uyarınca bölgede yapılan ve yapılacak olan faaliyetlerin, "ekolojik denge ile ekolojik sisteme zararının bulunduğu dikkate alındığında ve yaban hayatının tahrip edilerek uzun devreli gelişme planına aykırı olarak yeni yollar açıldığının ortaya konulması karşısında Tabiat Parkı’na verilen zararlar nedeniyle imzalanan sözleşmenin hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle işlemin yürütmesini durdurmuştur.
Çeşitli disiplinler ve uzmanlardan oluşan bir ekip nezaretinde sahada ekolojik restorasyon çalışmalarına derhal başlanmalıdır. 
Ayrıca, hukuki değerlendirme bölümünde de ifade edildiği gibi yapılan eylemler başta orman, çevre ve milli parklar kanunu olmak üzere temel çevre yasalarına ve uluslararası sözleşmelere aykırı olup suç teşkil etmektedir. Bu yasalar defalarca çiğnenmiştir ve bu memurlardan bir kısmı Türk milletince kendilerine tevdi edilen, korumakla görevli oldukları milli serveti kendi elleriyle tahrip etmiş, bir kısmı da bu eylemlere seyirci kalmıştır[40]. 
Bu eylemlerin orman ve çevrenin korunması konusunda birinci derecede sorumlu olanlar tarafından işleniyor olması ve bu objeleri korumakla görevli olanların bir kısmı tarafından olaylara seyirci kalınması, 21. yüzyılın eşiğindeki modern Türkiye imajı ile çelişen,  ülkemizi çevre ve yaban hayatı konularında uluslararası taahhütlerini yerine getirmeyen ülke konumuna düşüren bir tablo oluşturmaktadır[41].


KAYNAKLAR
Abant Uzun Devreli Gelişme Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002.
Bolu ili 1/100 000 Ölçekli çevre Düzeni Planı, Plan Araştırma Raporu.
Bolu Gündem Gazetesi Haberi, 14 Şubat 2012, http://www.boludetay.com/gundem/bolu-yap-boz-caddesi.htm
Bolu Gündem Gazetesi,  “Vatandaş, Kent Meydanı Projesi için ne dedi?” http://www.bolugundem.com/shownews.php?opt=manset&id=5810
Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Md. 11.03.2010 tarih ve 84 sayılı oluru ile hazırlanan Rapor.
Külköylüoğlu, O. ve Tunçer, M., Radyo, televizyon ve basın konuşmaları, 2009-2010.
Külköylüoğlu, O., 18 Mart 2010, “Abant'ın taşıma kapasitesi belirlenmeli”, Bolu Gündem.
Külköylüoğlu, O.,  “Abant Tehdit Altında”, Cumhuriyet, “Çevre”, 17 Ağustos 2011.
Sakarya 1. İdare Mahkemesi 2010/708 Esas No’lu Yürütmeyi Durdurma Kararı.
Tunçer, M., 2011, Çevre Hukuku Ders Notları I, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Müh. Mimarlık Fakültesi.
Tunçer, M., 18 Aralık 2011, BOLU KENT MERKEZİ PLANLAMASI VE BOLU MERKEZ KENT MEYDANI VE YAKIN ÇEVRESİ KENTSEL TASARIM PROJESİ HAKKINDA GÖRÜŞLER, BOLU.
Tunçer, M., Saner, M., Meterelliyöz, M.Ü., Ocak  2012, “Kültür Park’ta yapılmak istenen Yer altı Otoparkı ve Çarşı Projesi için AİBÜ Mimarlık Bölümü tarafından Hazırlanan Değerlendirme Raporu”.
TUNÇER, M., “ABANT TABİAT PARKI'NDA ÇEVRE KATLİAMI”, http://www.cevrehukuku.net/index.php/makale/504-abant-tuncer,
Ulusal Deprem Sempozyumu, PANEL,  AİBÜ, 2009.,
TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”,  2010.
Tunçer, M., “ABANT TABİAT PARKI’NDA ÇEVRE TAHRİBATI”,  Ekoloji Magazin Dergisi, 30. Sayı (Nisan - Haziran 2011)
Tunçer, M., Ekim 2009,  ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI,  AİBÜ Üniversite Dergisi için hazırlanan yazı.
TUNÇER, M., 2010, “ABANT TABİAT PARKINDA ÇEVRE KATLİAMI”, http://mehmet-urbanplanning.blogspot.com/2010/04/abant-tabiat-parkinda-cevre-katliami.html








[2] BoluWEB Haberi, 03.09.2010,  “Kürkçüler Mahallesi TOKİ MemurSen Konutları'nda yaşayan yüzlerce vatandaş, yollarının yapılmaması nedeniyle mağduriyetlerinin her geçen gün arttığını söyledi. “Bitsin artık bu çile” ifadeleriyle yetkililere seslenen konut sahiplerinin, kış mevsiminde mağduriyetlerinin artmasından endişeleniyor..”
[3] Bolu Gündem Gazetesi Haberi, 14 Şubat 2012; “Bolu İzzet Baysal Caddesi yap boza döndü. Altyapı çalışmaları için yolları kazan Bolu Belediyesi, bu defa asfalt yapacağı yüzeyi temizlemek için yeniden kazı yaptı.” Günlerdir İzzet Baysal Caddesinde çalışma yürüten belediye ekipleri yolu asfaltlamak için yeniden kazı çalışması yaptılar. Bolu Belediyesi, Bolu'daki bütün sokaklarda harıl harıl bir çalışma başlatılmıştı. Kanalizasyon doğalgaz ve siber kablo geçişi derken hemen hemen bütün cadde ve sokaklarda kazı çalışması yapıldı. Altyapıyı tamamlamak üzere yapılan kazı çalışmalarından sonra yolu asfaltlamak için yüzey temizlemesi yapan ekipler, yeniden yolları kazdı. Özel araçlar ile daha önce kazılan yerler tekrar kazıldı. Daha sonra herhangi bir işlem yapılmadan kazılan yerlerin asfaltlanması, caddenin yap boz tahtasına döndüğü değerlendirmesinin yapılmasına neden oldu. http://www.boludetay.com/gundem/bolu-yap-boz-caddesi.htm


[4] Tunçer, M., 2011, Çevre Hukuku Ders Notları I, Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Müh. Mimarlık Fakültesi.
[5] Bolu ili 1/100 000 Ölçekli çevre Düzeni Planı, Plan Araştırma Raporu.
[7] Tunçer, M., 2011, “BOLU KENT MERKEZİ PLANLAMASI HAKKINDA GÖRÜŞLER”, Bolu Gündem Gazetesi, 31 Aralık 2011 ve 2 -3 Ocak 2012

[8] Kent Merkezlerinde ulaşım ve planlama konuları için Bkz; City Centre Planning and Public Transport, B.J. Simpson, 1988, Towards Safer Roads in Developing Countries- A Guide for Planners and Engineers, TRRL, 1993, Traffic Calming – State of the Practice, R. Ewing, DoT, FHA, 1999, Towards Traffic Calming, Fed. Office of Road Safety, Sydney 1993, Transportation Planning Handbook, ITE, 1999, The New Downtowns, L.G. Redstone, 1983
[9] Tunçer, M., BOLU KENT MERKEZİ PLANLAMASI VE BOLU MERKEZ KENT MEYDANI VE YAKIN ÇEVRESİ KENTSEL TASARIM PROJESİ HAKKINDA GÖRÜŞLER, BOLU, 18 Aralık 2011

[10]Vatandaş, Kent Meydanı Projesi için ne dedi?, BOLU GÜNDEM GAZETESİ,  http://www.bolugundem.com/shownews.php?opt=manset&id=5810
Yapılan çalışmalar hakkında bilgi veren Müze Müdürü Mustafa Güneş, “Kazı çalışmalarına Kültürpark'ın Yukarı Çarşı yönündeki doğu bölümünden başlanmıştır. Mayıs ayında yapılan sondaj kazısında tespit edilen duvar kalıntıları takip edilerek, kazı çalışmaları yer altı otoparkı yapılacak sahanın tümünü kapsayacak şekilde devam ettirilmektedir. Bu kapsamda park yerindeki ağaçlara zarar verilmeksizin ağaçları koruyacak şekilde açmalar planlanmıştır."
[14] Yapı kalıntıları, Müze Müdürlüğü tespitlerine göre Bizans ve Osmanlı dönemlerinde kullanılmıştır. 
[15] Bolu Mimarlar Odası temsilciliğinin 05.01.2012 Tarihli yazılı talebi üzerine Kültür Park’ta yapılmak istenen Yer altı Otoparkı ve Çarşı Projesi AİBÜ Mimarlık Bölümü tarafından değerlendirilmiştir. Raporu hazırlayanlar; Tunçer, M., Saner, M., Meterelliyöz., M.Ü.

[17] Kent Merkezlerinde ulaşım ve planlama konuları için Bkz; City Centre Planning and Public Transport, B.J. Simpson, 1988, Towards Safer Roads in Developing Countries- A Guide for Planners and Engineers, TRRL, 1993, Traffic Calming – State of the Practice, R. Ewing, DoT, FHA, 1999, Towards Traffic Calming, Fed. Office of Road Safety, Sydney 1993, Transportation Planning Handbook, ITE, 1999, The New Downtowns, L.G. Redstone, 1983
[19] Sakarya 1. İdare Mahkemesi 2010/708 Esas No’lu Yürütmeyi Durdurma Kararı.
[20] Bu bölüm ağırlıklı olarak bu Komisyon ve diğer kamu kurum ve kuruluşların raporlarından yararlanılarak hazırlanmıştır.
[21] Abant Uzun Devreli Gelişme Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002.
[22] Abant Uzun Devreli Gelişme Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002.

[23] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”,  2010.
[24] Külköylüoğlu, O. ve Tunçer, M., Radyo, televizyon ve basın konuşmaları, 2009-2010. Tunçer, M., Abant Tabiat Parkı’nda Çevre Tahribatı,  Ekoloji Magazin Dergisi, 30. Sayı (Nisan - Haziran 2011) Külköylüoğlu, O., “Abant'ın taşıma kapasitesi belirlenmeli”, Bolu Gündem,  18 Mart 2010, Külköylüoğlu, O.,  “Abant Tehdit Altında”, Cumhuriyet, “Çevre”, 17 Ağustos 2011.
[25] Bu konuda, Köroğlu Doğa ve Amatör Olta Balıkçıları Derneği (KÖROĞLU DER) tarafından Abant ve çevresindeki olumsuz çalışmalar ile ilgili düzenlenen imza kampanyası için Dernek Üyelerine ve Dernek Başkanı Başkanı Ömer Fatin YERLİKAYA’ya teşekkür etmek istiyorum.   
[27] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”,  2010.

[28] Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Md. 11.03.2010 tarih ve 84 sayılı oluru ile hazırlanan Rapor.
[29] Abant Uzun Devreli Gelişme Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002.

[30] Tunçer, M., Ekim 2009,  ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI,  AİBÜ Üniversite Dergisi için hazırlanan yazı.
[31] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”
[32] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”

[33] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”

[34] 4915 sayılı Kanunun 4. Maddesi.
[35] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”.
[36] [36] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, y.a.g.e.

[37] TUNÇER, M., “Abant Tabiat Parkı'nda Çevre Katliamı”, http://www.cevrehukuku.net/index.php/makale/504-abant-tuncer,
[38] (Mad a). Çevrenin korunması, çevrenin bozulmasının önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi alanlarındaki her türlü faaliyette;  Bakanlık ve yerel yönetimler, gerekli hallerde meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparlar.
Çevre Kanunu Madde 8’e göre; “Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler”.
[39]  Çevre Kanunu Madde 20 k Maddesine göre;  “Bu Kanunun 9 uncu maddesinin  (a) bendinde belirtilen hususlara aykırı olarak  biyolojik çeşitliliği tahrip edenlere, (d) bendi uyarınca ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı davrananlara ve (e) bendinin ikinci paragrafı uyarınca sulak alanlar için yönetmelikle belirlenen koruma ve kullanım usul ve  esaslarına aykırı davrananlar ile (f) bendinde belirlenen esaslara ve yasaklamalara aykırı davrananlara 20.000 Türk Lirası, (e) bendinin birinci paragrafına aykırı davrananlara 100.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.” denmektedir.

[41] TMMOB Orman Mühendisleri Odası, “ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR”, Sonuç Bölümü.