Sunday, January 31, 2016

KAŞ KORUNMASI ve SORUNLARI: KAŞ İLÇE MERKEZİ 1/25.000 ÇDP HAKKINDA GÖRÜŞLER

Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı imar planıyla betonlaşma tehdidi altında bulunan Antalya'nın Kaş ilçesindeki sivil toplum örgütlerinin 27 Ocak 2016 Tarihinde düzenlediği panelde, ilçedeki kimi korunan alanları turizm ve kentsel konut alanına dönüştüren plan çalışmaları tartışıldı. 

Şehir ve Bölge Yük. Plancısı Prof. Dr. Mehmet Tunçer, WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Deniz Biyoloğu Yaprak Arda ve Gazeteci Yusuf Yavuz'un konuşmacı olarak katıldığı panelde Kaş Belediye Başkanı Halil Kocaer'in yanısıra STK temsilcileri, turizmciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Bu Paneldeki sunumum aşağıdadır. 
















































http://odatv.com/kas-yaparken-suyunu-cikardilar-2801161200.html

Friday, January 22, 2016

3386 Sayılı Kanunla Değişik 2863 Sayılı K.T.V.K Kanununda Yapılacak Değişikliklerle İlgili Görüş


3386 Sayılı Kanunla Değişik 2863 Sayılı Kültür Ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Yapılacak Değişikliklerle İlgili Bakanlıkça Hazırlanmakta
Olan Taslakta Yeralacak aşağıdaki başlıklar ile ilgili görüş ve önerilerim aşağıdadır.

 (2003 Yılında yazdığım görüş yazısı)


I) 2863 sayılı Kanunda yer alan kültür ve tabiat varlıkları ile ilgili tanımların yeniden düzenlenmesi;

·      Tabiat varlığı tanımının kaldırılması, (Birçok yerde Kültür Varlıkları doğal çevre ile bir bütündür. Tabiat Varlığı tanımı kaldırılarak “DOĞAL SİT ALANLARI” korumasız mı bırakılacaktır? Kültür Bakanlığı’nın  doğal sitlere karşı tutumu bilinmektedir. Üzerlerinde Doğal Sitleri atmak istemektedirler ama içiçe olan bir çok yerde (Antalya, Patara, Göreme, Pamukkale, Boğaziçi vd..) neler olacak. Arkeolojik, kentsel sitler korunurken doğal sit alanları ne olacak?)
·      Peri bacaları, tarihi mağaralar ve kaya sığınaklarının kültür varlıkları tanımı kapsamına alınması, (Yanlış, bunların bir çoğu doğal oluşumlardır. İnsan eylemleri ile barınmaya uygun hale getirilmişlerdir. Doğal niteliklerini korumak gereklidir.. Yer altı şehirleri de bunlara en iyi örneklerdir. Bunların DOĞAL, ARKEOLOJİK; TARİHSEL SİT olarak değerlendirilmesi gereklidir)

II) Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarına yapılacak inşai ve fiziki müdahalelerin yeniden belirlenmesi;

·      Taşınmaz kültür varlıklarının koruma alanları ve sit alanlarında ruhsata tabii olmayan bakım ve basit onarımların belediyelerin izni ve denetimi ile yapılması, (Bakım ve basit onarımların belediye izni ve denetiminde yapılması ancak son aşamada Koruma Kurulu büro müdürlüğünün kontrolü iyi olur diye düşünüyorum..Yani Belediyelere güvenim yok!)
·      Tescilli münferit kültür varlıklarında yapılacak bakım ve basit onarımların koruma bölge kurulu müdürlüklerinin izni ve denetimi ile gerçekleştirilmesi, (Hangi onarımların basit onarım olacağına ilişkin; İlke Kararı, Geçiş Dönemi Yapılaşma Koşulları ya da Koruma Planı Kararı varsa uygundur aksi taktirde yanlış uygulamalara yol açabilir)

·      Kültür varlıklarına ilişkin uygulama ve işlemleri yürütmek üzere belediyelerin bünyesinde teknik birimlerin oluşturulması, (Bu öteden beri söylediğimiz önemli bir konu. Ancak gerekli teknik elemanları Belediyeler, özellikle küçük belediyeler nasıl bulacaklar.. Bunların kurulmasında gerekli personel de tanımlanmalı ve yörenin özelliğine göre mimar, restorasyon uzmanı mimar, arkeolog, korumada uzman şehir plancısı, sanat tarihçi, peyzaj mimarı vd.. adet ve nitelikleri belirlenmeli..Başlangıçta Belediyelere Koruma Kurulları Büro Müdürlükleri yardımcı olabilir.. Ama, özellikle Büyükşehirlerde böyle birimlerin kurulması iyi sonuçlar veriyor. Bunları görev ve yetkileri ile sorumlukları belirlenmeli..)

III) Kamu kurum ve kuruluşlarına, tescilli kültür varlıklarının kamulaştırma yetkisinin verilmesi, zilyetlikle ilgili sorunun çözümlenmesi;

·      Kültür ve Turizm Bakanlığınca belediyelere yalnız kültürel amaçla verilen kamulaştırma izninin, her türlü tescilli kültür varlığını kamulaştırmak üzere tüm kamu kurum ve kuruluşlarına verilmesi, (Yapıların kamulaştırma amacına aykırı kullanılmaması için gerekli önlemler alınmalı. Kamu kurum ve kuruluşlarının özellikle misafirhane, yerel birim vd. kullanımları için taşınmaz kültür varlıklarının kamulaştırılarak, onarılmasına yönelik kararlar yasada yer alırsa hem yeni bina yapımı için israf edilmez hem de tarihsel yapılar değerlendirilir ve korunur.) 
·      Taşınmaz kültür varlıkları ve koruma alanlarındaki zilyetlikle ilgili hususların Medeni Kanunun genel hükümlerine göre düzenlenmesi ,

IV) Sit alanlarının geçiş dönemi yapı şartları ile koruma planlarının yapım süreçlerinin yeniden düzenlenmesi;

·      Sit alanlarında geçiş dönemi koruma şartlarının 3 ay içinde belirlenmesi, koruma planlarının en geç 3 yıl içinde hazırlanması (20 yıl önce çıkarılan 2863 sayılı yasada da 2 yıl koşulu vardı ama hala koruma planı olmayan yerler var. Demek ki bu işler yasa ile olmuyor pek! Koruma Planlarının hazırlanması için yerel yönetimlere verilen yetki yanısıra Kültür ve Turizm Bakanlığı, İller Bankası tarafından bu planların hazırlanması, hazırlatılmasının da yasada yer alması gerekli. Bunun için önce Bakanlık kendi içinde daha iyi örgütlenmeli, önemli yerlerin Koruma Planlarını kendi yapmalı. İhale ile hele en az teklifi verene verilen planlarla bir yere varılamayacağını acı bir şekilde gördük son yirmi yılda..)
·      Koruma planlarının belgelerinin tamamlandığı tarihten itibaren koruma bölge kurullarınca 6 ay içinde karara bağlanması, (Bu 6 ay çok uzundur. 2 aya indirilmeli. Doğru dürüst yapılırsa, güvenilir bir grup tarafından PDİK ve Koruma Kurulu’na artık çok fazla bir şey kalmaz. Bu süreç MUTLAKA kısaltılmalıdır. Herkesin korumaya olan inancını –varsa ve kaldıysa- sarsmaktadır!!)
·      Koruma bölge kurullarınca uygun görülen planların Belediye Valilik veya ilgili Bakanlıkça 3 ay içinde onaylanmaması halinde re’sen kesinleşerek yürürlüğe girmesi, (Niye bir aydan üç aya çıkarılıyor. Zaten gecikilmiş planlar. 1 ay yeterlidir. Hatta fazladır bile..)
·      Koruma planlarının yapımı için belediyelere aktarılmak üzere İller Bankası Genel Müdürlüğü bütçesine ödenek konulması, (Yani bu planları hazırlamak için öyle çok büyük paralar mı gerekiyor ama gene de küçük belediyeler için gereklidir..)
·      Koruma planları ve çevre düzenleme projelerinin yapımı ve değişikliklerine ilişkin usul ve esasların yönetmelikte belirlenmesi, (Gene yıllardır söylenen bir konu. Bunun bir an önce çıkarılması gerekli çünkü her plan ayrı bir teknikle, yöntemle hazırlanıyor. Hepsi de koruma planı!)
·      Sit alanlarının ilanından önce imar mevzuatına uygun olarak alınmış olan her türlü yapı ruhsatiyesi ve eklerine göre inşaatın tamamlanabileceği hükmü getirilerek, müktesep haklarla ilgili düzenlemelerin yapılması, (TAMAMEN YANLIŞ bence. Sit alanı ilanından önce çok aykırı bir yapı, yapı grubu için ruhsat alınmış olabilir.Ve de bu yapılar yapılaştığında ortada korunacak pek de bir şey kalmamış olabilir. Bu nedenle yapı ve ruhsatları, mimari projeler irdelenerek bu karar verilmeli. Müktesep hak kavramına da katılmıyorum. Bir planla verilen hak diğer planla - kamu yararı varsa- alınabilir. Nitekim Ankara ULUS da böyle uygulamalarımız  olmuştur.)
·      Süreci içinde başlamamış olan inşaatların bu hükümlerden faydalanamayacağı, (DOĞRUDUR)

V) 1. ve 2. grup tescilli kültür varlığı taşınmazlardaki her türlü vergi, resim ve harçla ilgili muafiyetlerin genişletilmesi;

·      Tüm taşınmaz kültür varlıkları ile koruma alanı ve sit alanı olmaları nedeniyle üzerlerine kesin yapılanma yasağı getirilmiş taşınmazların da bu muafiyetten faydalanmasının sağlanması , (DOĞRUDUR)

VI) 2863 Sayılı Kanunun; araştırma, sondaj ve kazı yapmak hakkının sadece Kültür ve Turizm Bakanlığına ait olduğuna ilişkin hükmüne ek hüküm getirilmesi;

·      Gerçek ve tüzel kişilerin gerçekleştirmeyi planladıkları büyük alanları kapsayan projelerde ihtiyaç duyulan yüzey araştırmalar için uzmanlaşmış ilgili meslek gruplarına Bakanlıkça izin verilmesi, (DOĞRUDUR)

VII) Koruma Yüksek Kurulunun görev ve yetkisinin yeniden düzenlenerek, görevlerinin daha etkin hale getirilmesi,

·      Koruma Yüksek Kurulunun görevleri;

·      Taşınmaz kültür varlıklarının korunması ve değerlendirilmesine ilişkin ilkelerin belirlenmesi,
·      Koruma bölge kurulları arasında koordinasyonun sağlanması,
·      Uygulamada çıkan sorunların değerlendirerek görüş verilmesi,
·      Koruma bölge kurullarına yapılacak itirazların değerlendirilmesi,

·      Koruma Yüksek Kurulunun toplantı sayısının artırılarak yılda en az iki toplantıdan, altı toplantıya çıkarılması,
·      Koruma Yüksek Kurulunun altı tabii üye ile beş temsilci üye olmak üzere on bir üyeden oluşması, (Yüksek Kurul’un özerk ve bilimsel bir yapıda oluşturulması daha doğru olacaktır. Aksi taktirde Merkezi ve Yerel Yönetimlerin – dolayısıyla politik- etkisi kaçınılmazdır.
·      Tabii üyelerin, Bakanlık ve ilgili kamu kurumlarının yetkililerinden oluşması,
·      Temsilci üyelerin arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, idare hukuku, bilim dallarından Bakanın teklifi, Başbakanın onayı ile seçilecek beş öğretim üyesinden oluşması, (ŞEHİR PLANLAMA unutuldu galiba, koruma konularının çoğunluğu büyük kentler, kentlerin büyük parçalarını ilgilendirmektedir. Başbakanın onayına ne gerek var acaba. Bakanlık kendi belirleyemiyor mu! İlle de politik bir tercih mi yapılacak!)
·      Koruma Yüksek Kurulu başkanının Bakanlık Müsteşarı olması. (Tamamen yanlış! Bakanlık müsteşarı niye? Bu konuda yıllarını vermiş öğretim üyeleri de başkan olamaz mı? Ayrıca, Başkan atamayla ya da yasayla değil de Yüksek Kurulu’un kendi üyeleri arasından seçimle gelse daha demokratik olur. )

VIII) Koruma Yüksek Kurulu ve koruma bölge kurulu üyeliğinin süresi ve mali hakları ile ilgili düzenleme yapılması;

·      Temsilci üyelerin süresinin üç yıl olması, üyeliğin iki yıl daha uzatılabileceği hükmünün getirilmesi,
·      Kurul üyelerinin huzur hakkının artırılması ile ilgili düzenlemenin yapılması, (Bu çok önemli, kurul üyeleri tabiri caizse angaryadan kurtarılmalıdır. )

IX) Koruma bölge kurulunun teşkili, çalışmalarının yeniden düzenlenerek daha etkin hala getirilmesi;

·      Koruma bölge kurulunun görevlerinin koruma kurulunun görevleri ile aynı görevleri içermesi;
·      Koruma bölge kurulunun üyelerinin, tabii ve temsilci üyelerden oluşması,
·      Tabii üyelerin; görüşülecek konunun özelliğine göre ilgili kamu kurumlarının temsilcilerinden oluşması,
·      Temsilci üyelerin; idare hukuku, koruma konusunda uzmanlaşmış arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, şehir planlama dallarından birer temsilci olmak üzere toplam beş üyeden oluşması, (Doğal sitler kalkacağına göre Peyzaj Mimarına gerek yok doğal olarak!)
·      Koruma bölge kurullarına Bakanlıkça talep edilen dallardan, Yükseköğretim Kurulu tarafından önerilecek iki kat üye arasından seçilecek iki üye ile Bakanlıkça seçilecek üç üye atanması,
·      Temsilci üyelerin halen Yükseköğretim Kurumlarından öğretim üyesi emekli olmuş öğretim üyesi ile koruma konusunda uzmanlaşmış kişiler olmasının tercih edilmesi, (Bu da çok önemli Koruma Konusunda hiç bir birikimi olmayan kişiler Koruma Kurulu üyeliği yapmaktadır. Hem de yıllarca.. Ve de kendilerinin çok şey öğrendiklerini söyleyerek. Onların Koruma Kurullarında çok şey öğrenmeleri ülkeye de herhalde çok pahalıya patlamaktadır..)
·      Uygulamaya yönelik projelerin koruma bölge kurullarınca 6 ay içinde karara bağlanması hükmünün getirilmesi, (Hangi çağda yaşıyoruz. Yani el aya giderken 6 ayda koruma kurulu projeye karar verecek de lütfen belediyeler de onu uygulayacak. Yapılar sapır sapır dökülürken sevgili kurul üyelerimiz 1 –2 ay içinde hızlı bir şekilde karar vermeliler. Zaten çok gecikilmiş bir konudur!)
·      Cezai hükümlerin günün koşullarına uygun olarak yeniden düzenlenmesi, (Cezalar ağırdır ve denetimsizdir. Ancak, ağır ceza olmasa idi hemen her şey yok olurdu. Özellikle para cezaları arttırılmalıdır. Hapis cezaları da dengeli hale getirilmelidir. Örneğin belediye başkanları, ve yetkililerinin ağır cezada yargılanmaları konusu çok acıklıdır. Kendi yapmadıkları işlemler için olduğunda hele..)

X) Mevcut tabii (doğal) sitlerle ilgili düzenleme yapılması;

·      Bu alanlarda, Çevre ve Orman Bakanlığının ilgili mevzuat kapsamında görevli ve yetkili olması hükmünün getirilmesi, (Çevre ve orman bakanlığı bu konularda (doğal sitler) çok deneyimsizdir. Yeni bir kargaşa ortamı yaşanacaktır ve pek çok şeyin yok olması olasıdır bu arada. Ancak, iki bakanlık ortaklaşa bir çalışma sürecine girebilirlerse belki iyi bir sonuç alınabilir..Bence doğal sitler gene eskisi gibi kalmalı, yeni doğal sit ilanında ve bunların planlanması ve yönetiminde iki bakanlık ortaklaşa çalışmalıdır.)
·      Mevcut kurullar ve yönetmeliklerin yeni kurullar teşkil edilip yönetmelikler düzenleninceye kadar geçerli olacağı hükmünün getirilmesi,
·      Mevcut koruma kurulu büro müdürlüklerinin koruma bölge kurulu müdürlüklerine dönüşeceği hükmünün getirilmesi.


Yasa taslağında; umarım taşınmaz kültür varlıklarının sahiplerine yönelik “PARASAL (maddi)”, “TEKNİK” (Plan, proje) “MALZEME” yardımı oluşturulmasına ilişkin maddeler vardır. Ya da Kentsel sit alanlarını birer  “Konut Stoku” olarak görerek bunların sağlıklaştırılmasına (altyapı ve sanitesyon ıslahı) yönelik plan, projelerin ve uygulamaların yapılmasına yönelik öngörüler yer almaktadır.
Ya da gene ümarım ki, Yasa değişikliği, sadece Kültür (ve de Turizm) Bakanlığı’nın üzerinden “Doğal Sitleri” atmak, ya da Bakanlık yetkilerini arttırarak Koruma Kurulları’nın zaten pek de olmayan özerk yapısına son vermek için hazırlanmamıştır. 
Artık Kültür Bakanlığı’nın sadece tesbit ve tescil yapıp, göstermelik bazı planlarla yıllarca oyalanmasının zamanı geçmiştir. Ülkesel ölçekte doğru dürüst koruma politikalarının saptanıp, uygulamaya yönelik eylemleri gerçekleştirebilecek bir yapıya kavuşturulması gereklidir. Bu da sanırım yukarıdaki bir kaç revizyon maddesi ile gerçekleştirilemez.



Wednesday, December 30, 2015

“KORU-MA' NIN EKO-POLİTİKASI” KORUNMASI GEREKLİ ALANLARIN KORUNAMAMASININ NEDENLERİ

“KORU-MA' NIN EKO-POLİTİKASI”
KORUNMASI GEREKLİ ALANLARIN KORUNAMAMASININ NEDENLERİ
Prof. Dr., Mehmet TUNÇER
Ankara Üniversitesi, Sosyal Çevre ABD ve Gazi Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi, Ankara, Mehmettuncer56@gmail.com
Özet:
Bu bildiride özet olarak korunması gerekli alanlar olarak yasalarda belirtilen ve belirtilmeyen doğal, kentsel ve arkeolojik alanların korunmasında karşılaşılan güçlükler ve “Korunamama” sorunları üzerinde durulacak, “Neden Koruyamıyoruz?” sorusuna somut cevaplar verilmeye çalışılacak, çözüm önerileri geliştirilecektir. “Koru-ma’nın Eko-Politikası” olarak özetlenebilecek nedenler özetlenecektir.

İngilizce Özet:
In this paper; a summary of difficulties encountered in the protection of urban and archaeological sites and reasons of "not protected" will focus on these issues. The Paper, will attempt to give cocrete answers for "Why we do not Protect” and will develop some solutions.
Reasons for "Protect-made eco-policy" can be summarized as will be outlined. It ranks first among the reasons to protect "Land Surplus", "Location Surplus", "Surplus Conversion" economic profit motives and interests, "Protect-me-me" are the main cause. Puts into protecting economic growth, recent policies developed hand in hand with national and international vested interests "Protect-me" of the "Eco-Policy", the natural and historical / the destruction of cultural property will go down in history as a brutal period.
Anahtar Kelimeler: Koruma, Doğal ve Tarihi Çevre, Ekoloji, Eko-Politika, Rant

GİRİŞ

Son yıllarda İmar, İskân, Kültür Ve Tabiat Varlıkları ve Çevre yasalarında bilime ve hukuka aykırı çok sayıda değişiklik gerçekleştirilmiş, yapılan değişiklikler ile hoyratça uygulamalara imza atılmıştır.
Yaratılan bu fiili durum, kamuya ve halka ait doğal- kültürel, kentsel-kırsal, tarihi, arkeolojik mirasın tahribatına hatta kaybedilmesine sebep olmuştur.
Öncelikli olarak enerji yatırım projeleri, taş ocakları ve madenler, HES`ler, RES`ler, termik santraller ve nükleer santraller ile kıyılarımız kirletilerek yağmalanmakta, derelerimiz kurutulmakta, meralarımız yok edilmekte, orman ve tarım arazilerimizin imara açılmasına izin verilmektedir (Koruma ve Peyzaj Mim. Sem, 2015).
Bu yaşananlar ile ülkemizin kaynakları geri döndürülemez bir yola sokulmuş ve ülkemiz coğrafyası pek çok doğal mirasını geri dönüşümü mümkün olmayacak biçimde kaybetmiştir.
Ülkemizde çevre tahribatı yaratan, kültürel ve doğal varlıkları ekonomik büyümenin bir aracı olarak kullanmak için başvurulan yöntemler :
a) Merkezileştirme: Yetkileri Tek Elde Toplama
b) Güçsüzleştirme: Korumadan Sorumlu Kurumları İşlevsiz Kılma
c) İstisnalar Yaratma: Korumayı Öngören Düzenlemelerde Boşluklar Oluşturma
d) Amaç Dışı Kullanma: Yasal Yolları Amacı Dışında Kullanma
e) Yargıyı Etkisiz Kılma: Yargı Yolunu Engelleme, Kararları Uygulamama

MATERYAL VE YÖNTEM
Bildiri yazarın tarihsel ve doğal çevre koruması hakkındaki son 30 yıllık deneyimlerinin güncel verilerle birleştirilerek sunulmasından oluşmaktadır. İstanbul, Patara, Amasra, Munzur vb. önemli örnekler bildirinin kısıtlı çerçevesi içinde özetle verilmiştir. “#Koruyamıyoruz Çünkü” başlığı altında ülkemizin yasal, yönetsel ve güncel durumu gözden geçirilerek Koru-ma-manın nedenleri ekonomik-politik temeller üzerinden değerlendirilmiştir.

BULGULAR
EKONOMİ = EKOLOJİ
KORUYAMIYORUZ ÇÜNKÜ!
1.     YANLIŞ ve ÇARPIK EKONOMİ POLİTİKA
1.1. Toprak Rantı Sorunları (Doğal/tarihsel değerlerin bulunduğu alanların arsa değerinin yüksek olması, Arsa sahibinin maksimum rant elde etme hedefi)
Ülkemiz kentlerinde, genel bir eğilim olarak varlıklı kesimlerde ve şirketlerde hakim olan düşünce, imar planlarını değiştirerek artan toprak rantı ile çok katlı yapı yapmak ve bunu gelişme olarak topluma sunarak zengin olmak düşüncesi hakimdir.  Bu amaçla önceleri 4-5 kat sonraları 10-15 kat arttırılan yoğunluk kararları, inşaat emsalleri aşırı kişi/kurum kazançlarına sebep olmuştur. Doğal olarak yoğunluk artışı ile teknik altyapı ve sosyal donatı alanları yetersizliği oluşmaktadır. Kentler içinde çıkılmaz hale gelmekte, gücü olanın bastırarak gökdelen, AVM diktiği vahşi yapılaşma alanlarına dönmektedir. Doğal, tarihsel ve kültürel değerler bu vahşi rant kavgasından en çok zararlı çıkan değerler olmaktadır.
Ülkemiz kaynaklarını, “sıcak para” girişinin sürekliliğini sağlamaya yönelik olarak mali sermayenin ve iktidar çevresine kümelenmiş bir avuç sermaye grubunun emrine sunan AKP iktidarı; bu amaçla TBMM’deki oy çokluğuna bağlı olarak “mimarlık ve şehircilik ilkeleri” ile bağdaşmayan pek çok “yasa” çıkararak yürürlüğe sokmaktadır (Duru, B., 2014) .

Deprem Toplanma Alanları Bile Ranta Açıldı:
İstanbul İnşaatçılar Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Nazmi Durbakayım ise "İstanbul'un taşı, toprağı altın' olan özdeyişimiz artık günümüzdeki arsa sorununu tam olarak ortaya koyuyor" dedi.

Alanlar binalarla doldu 
Gökçe, imara açılan yerlerden bazılarının şunlar olduğunu söyledi: “Zorlu AVM, Ali Sami Yen ve Likör Fabrikası alanı, Bakırköy Osmaniye’deki, Forum AVM başta olmak üzere, Anthill (Şişli), Starcity Outlet Center (Bahçelievler), Zaman Gazetesi (Bahçelievler), Meydan AVM (Bahçelievler), Sahilpark Veliefendi (Zeytinburnu), Onaltı Dokuz (Zeytinburnu), Ora AVM (Bayrampaşa), Forum İstanbul (Zeytinburnu), Ataköy Konakları (Bakırköy), Capacity AVM (Bakırköy), Selenium Plaza (Beşiktaş)” http://www.milliyet.com.tr/istanbullu-olasi-bir-depremde-gundem-2103107

1.2. Korumaya Gerekli Bütçenin Ayrılmaması (İlgili bakanlıkların bütçesinin yeterli olmaması)
Koruma ile görevli kamu kurum ve kuruluşları ile yerel yönetimlerin parasal kaynaklarının yeterli olmadığı bilinmektedir. Aşağıda bazı Kamu İdarelerinin 2015 yılı bütçesi karşılaştırmalı olarak verilmiştir.
Kültür ve Turizm Bakanlığı    1.843.091.000
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı    1.358.916.000
Orman ve Su İşleri Bakanlığı              513.292.000
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı    18.249.634.000
Diyanet İşleri Başkanlığı    5.743.383.000
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı    14.679.018.000
Görüldüğü gibi doğal ve tarihsel çevrelerin korunmasında sorumluluğu olan bakanlıkların (Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı) bütçeleri diğerlerine oranla çok azdır.
Yerel Yönetimlere (Belediyeler ve İl Özel İdareleri) “Teknik Ve Parasal Destek” Arttırılarak, Yaptıkları Hizmetler Denetlenerek Yerinde Koruma ve Geliştirme Politikaları Uygulanmalıdır.

1.3. Yanlış Enerji Politikaları (Termik, HES; RES; Nükleer enerji vb)
ÇED Muafiyetleri: Türkiye Ekim 2013'te, Çevresel Etki Değerlendirmesine (ÇED) ilave muafiyetler getirmek suretiyle, ÇED Direktifi’nin gereklilikleriyle tutarlı olmayan bir şekilde çevre alanındaki yatay mevzuatını bir kez daha değiştirmiştir. Mikro hidroelektrik santralleri ve İstanbul Boğazı'na yapılması planlanan üçüncü köprü gibi bazı büyük altyapı projeleri, ulusal ÇED usullerinin kapsamı dışında bırakılmıştır (AB Raporu, 2014).


ÖRNEK 1 : Amasra Termik Santrali
Amasra ülkemizin Batı Karadeniz kıyılarında ilk pansiyon turizminin geliştiği kesimidir ve bu özelliğini halen sürdürmektedir. Her mevsim yerli ve yabancı birçok turist tatillerini geçirmek için Amasra’yı antik kent dokusu, cennet doğası, plajları ve zengin balık türleri için ziyaret etmekte, bu özellikleri ile de Amasra yöre ekonomisine önemli ölçüde ekonomik olarak katkı sağlamaktadır.
Son yıllarda, Amasra doğal ve kültürel özellikleri dışında çevreye uyumsuz çok katlı yapılaşmaları, doğal sit alanı niteliğini bozan kaçak yapılaşmaları, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2007 yılında onaylanmış 1/100 000 Ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı ve Batı Karadeniz’in enerji üssü olma girişimleri ile anılmaya başlanmıştır.
Termik santralin yapımı olasılığına karşı sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler tepki göstermişler, yürüyüşler düzenlemişler, toplantılar yaparak tepkilerini ortaya koymuşlardır.
Tartışmaları yaklaşık 10 yılı aşkın sürmekte olan ve Bartın İli, Amasra İlçesi, Tarlaağzı Mevkii’nde kurulması düşünülen TERMİK SANTRAL ENTEGRE PROJESİ hakkında var olan 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları değerlendirilecek, kamu yönetiminin planlamaya bakışı, kendi içinde çelişkileri ve alınan kararların çevre ve peyzaj üzerindeki olumsuz yansımaları eleştirel bakış açısıyla sunulacaktır (Tunçer, M., Artar, M.,2010)
Çevre Düzeni Planı (ÇDP) kavramı, günümüz planlama pratiğinde, üzerinde sık durulan ve tartışılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. “Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirleyen ve 1/25.000, 1/50.000, 1/100.000 veya daha küçük ölçekli olarak hazırlanan plan” olarak tanımlanan Çevre Düzeni Planları için Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı arasında uzun süren hukuk mücadelesi yapılmış Çevre Düzeni Planları‟nın yapılması görevi Çevre ve Orman Bakanlığı‟na verilmiştir.
Bartın İl sınırından başlayan, Amasra ve Kurucaşile arası kıyı kesimini içeren alanlar ile Bartın Kent Merkezini içine alan alanlarda 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanacaktır (yage S.26);
Plan’da Bu Kesimin Doğal Ve Kültürel/Arkeolojik Değerlerinin Korunması Ve Bu Bölgenin Bir Eko-Turizm Bölgesi Olarak Geliştirilmesi Öngörülmektedir. Aşağıdaki kararlar da bunu gerçekleştirmeye yönelik olarak verilmiştir (Şekil 1-2)
Plan Hükümleri Madde VI.1.5.1. Kıyı kesimlerinde, kıyı ve doğa turizmi potansiyeli, Bartın ve çevresine ilişkin doğa ve kültür turizmi potansiyeli değerlendirilerek, turizme yönelik kararlar üretilecektir (S. 26).
   



Şekil 1-2 :  1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI KARARLARI
(Kaynak : Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı, 2006, M. Tunçer Arşivi) 

Amasra Kenti‟nde doğal ve tarihsel/kültürel çevrenin korunması, kent kimliğinin geliştirilmesi, sağlıklı ve yaşanabilir bir turizm merkezi oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin özelliklerine uygun, doğal çevreye, tarihi mirasa ve kültürel dokuya duyarlı ve koruyucu, bölge ekonomisine ve toplumsal yaşantıya katkıda bulunacak sürdürülebilir turizm politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu politika sadece Amasra Kenti‟ni değil Amasra İlçesi‟nin tümünü kapsayacak bir politika olacaktır.
Planlama döneminde, Amasra ilçesi, planda öngörülen strateji ve politikalarla gelişmiş, sağlıklı ve yaşanabilir bir doğa ve kültür turizmi merkezi olacaktır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 38) .

Bu Doğa Cenneti’ne Değil Termik Santral Yapmak, Düşünmek Bile Büyük Bir Hata Olacaktır.
Ülkemizin İmza Attığı Korumaya İlişkin Uluslararası Sözleşmeler, Koruma Ve Sit Kararları, 1/100 000 Ve Önceki 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Plan Kararları Ve Plan Raporları Bunun Mümkün Olamayacağını Göstermektedir.

1/100 000 Ölçekli Zonguldak, Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı‟nda; ORGANİZE SANAYİ, KÜÇÜK SANAYİ, BÖLGESEL LİMAN, SERBEST BÖLGE, VE TERMİK SANTRAL gibi çevresel sorun yaratabilecek yatırımlar, önlem alınmak kaydı ile; 1990‟lardan beri planlanan ve geliştirilmesine çalışılan FİLYOS VADİSİ‟nde oluşturulması planlanan “ BÖLGESEL ÇALIŞMA ALANI” na yönlendirilmiştir.
ÖRNEK 2 : Munzur Vadisi
Munzur Vadisi Millî Parkı, Tunceli-Ovacık arasında uzanan Munzur Vadisi'nde, 42.000 Hektarlık bir alan 1971 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir. Bu bölgenin milli park olarak ilan edilmesinde etken olan veriler, başta akarsu kaynakları ve gözeler olmak üzere zengin doğal veriler, endemik bitki türleri ve yöreye özgü hayvan türleri ile zenginleşen bitki örtüsü ve yaban hayvan varlığıdır.
Munzur Çayı üzerinde yapımına başlanan ve planlanan 8 adet baraj, Milli Park için büyük bir tehlike oluşturmaktadır.
Milli Parklar Kanunu ile Milli Parklar Yönetmeliği’ne göre Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı kesinleşmeden Milli Park alanında hiçbir yapı ve tesise izin verilemediği gibi, Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı’nda yer verilmeyen hiçbir yapı ve tesis yapılamaz (Radikal, 2010).
Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Analitik Etüd Raporu’nda da “Munzur Suyu ve Mercan Deresi üzerinde çok sayıda hidroelektrik santrali projesinin gündeme gelmesi en önemli potansiyel çevre sorunu” olarak görülmektedir.
Sonuçta, uzun dönemli, bilimsel esaslara dayalı, sürdürülebilir ekonomi politikaları ile ulusal enerji politikaları belirlenmeli ve ender coğrafyalar olan bu tür alanlar her ne pahasına olursa olsun mutlaka korunmalıdır.

1.4. Yanlış Arsa Ve Kentleşme Politikaları
(Orman ve tarım arazilerinin, kıyıların imara açılması)
§ Kentsel Dönüşüm adı altında, tarihi ve kültürel miras tahrip edilmiş, mekâna bağlı soylulaştırma sağlanarak kentlerin kimliği değiştirilmiştir,
İnşaata dayalı büyüme stratejisinin sonucunda kıyı alanlarında ya da kent merkezlerinde artık yatırıma uygun çok fazla yer kalmayınca ekonomik etkinlikler, yatırımlar içerilere ormanlara, koruma alanlarına, tarihi eserlerin olduğu yerlere taşınmaya başlanmıştır.
§ Atatürk Orman Çiftliği arazileri saraylar, oyun parkları ve yollar ile yıllardır kaybettiği arazilerine yenilerini eklemektedir,
Aşırı Yoğun – Çevre Duyarlı Olmayan Yeni Yerleşmeler / Örnek Bursa

Şekil 3: BURSA TOKİ KONUTLARI

1.5. Kıyı Yönetiminin Bulunmaması Ve Kıyı Yağması
12 Eylül Darbesi’nin hemen ardından Turizm Teşvik Kanunu çıkarılarak kıyılardaki doğal güzellikler ve arkeolojik alanlar, otellerin, tatil sitelerinin kullanımına açılmıştır. Ardından gelen hükümetler de aynı eğilimi sürdürerek enerji, turizm, konut, ulaştırma yatırımlarının buraları tahrip etmesine seyirci kalmışlardır. Son dönemin bozulma sürecindeki payı nicelik ve nitelik olarak bu alanlar üzerindeki baskıyı sonuna kadar artırmasıdır.
Kıyı Kanunundaki değişiklik ile kıyıya yaklaşma sınırı 20 metreye kadar düşürülmüş, kıyıların kirliliğinin yanı sıra kent silüeti değiştirilmiştir.
Kıyı Kenar Kanununda ki değişiklik ile kıyı çizgisinin en az 100 metre mesafesine kadar olan yapı izin sınırının 10 metreye düşürüleceğini aktaran Pınarbaşı “”Torba Yasa Taslağı” ile şimdi sıranın kıyılar, kırsal alanlar, meralar ve dönüşüm sürecinin engelsiz atlatılmasına yönelik diğer düzenlemelere geldiği anlaşılmaktadır.
Kıyılarımıza kıyı kenar çizgisine 10 mt mesafede binalar yapılacak, halk bu alandan çıkarılacaktır. Meralar rezerv imar alanı olarak imara açılmaktadır.
”Taslak” ile yapılan değişikliklerde bu alanlar, kısmî imar aflarını da içerecek şekilde yapılaşmaya açılmakta ve halkın ortak varlığına el konulmaktadır. Taslağın asıl gerekçesi olan “Yapı Denetimi” bağlamında yapılan düzenleme ile kentsel dönüşüm uygulamalarına yönelik olarak, “teknik danışmanlık” adı altında teknik taşeronların oluşturulması hedeflenmektedir.

1.6. Yanlış Ulaşım Politikaları
§  Örnek : Karadeniz Kıyı Otoyolu, Yeşil Yol, Üçüncü Boğaz Köprüsü Ve Çevre Yolları, İstanbul Üçüncü Havalimanı Projesi
  • Son yıllarda otellerin, yolların, köprülerin, AVM’lerin, havaalanlarının, HES’lerin, madencilik faaliyetlerinin neredeyse tümü, bir biçimde doğal ya da kültürel alanlara zarar verecek biçimde gerçekleştirilmiştir.
  •  Kuzey Ormanları katledilerek İstanbul`a 3. Köprü ve 3. Havalimanı inşa edilmektedir,
            


Şekil 4-5: İSTANBUL 3. BOĞAZ KÖPRÜSÜ VE ÇEVRE OTOYOLLARI KUZEY ORMANLARINI KATLEDEREK YAPILMAKTADIR

§  Karadeniz`e dolgu yapılarak Ordu ile Giresun arasına "ORGİ Havaalanı" inşa edilmiş, Mezopotamya`da tarihsel olarak öneminin yanından özellikli bir sulak alan olan Amik Ovası`na da Havaalanı inşa edilmiştir,

1.7. Yanlış Ormancılık, Yayla, Mera  Ve Tarım Politikaları
(Orman, Milli Park, Tabiat Parkı, Tabiatı Koruma Alanı, Yaban hayatı Koruma Alanı, Doğal Sit vd)
  •  Türkiye`deki doğal bozkırların %95`ten fazlası yok olmuştur,
  •  Doğu Karadeniz Bölgesi doğal yaşlı ormanlarının %80`den fazlası kaybedilmiştir,
  •  Türkiye`deki endemik bitkilerin %30`undan fazlasının nesli tükenmek üzeredir, 
  •  Türkiye`deki endemik bitkilerin %30`undan fazlasının nesli tükenmek üzeredir, 
  • Torba Yasayla birlikte 2012 yılında 4342 sayılı Mera Kanununu ve 6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında ki değişiklik ile tüm mera ve afet riski altında olduğu iddia edilen alanlar kentsel yenileme alanı olarak ilan edilerek korunması gerekli birçok alan ranta peşkeş çekilmiştir.
1.8. Yanlış Tarihsel Ve Kültürel Çevre Koruma Politikaları
Ülkemizde şimdiye kadar görülmemiş bir şekilde tarihsel ve kültürel çevreler tahrip edilmektedir.
  • Dünya kültür mirası olabilecek nitelikteki örnekler Halfeti ve Allionai sular altına gömülmüş, Hasankeyf`in sular altında kalması için çalışmalar yapılmaktadır,
  • Özelleştirme İdaresi, 2. derece doğal ve 3. derece arkeolojik sit alanında, Fenerbahçe Kalamış Yat Limanı’nda, turizm tesisleri ve alışveriş merkezleri gibi yoğunluğu artıracak biçimde imar planını değiştirebilmektedir.
ÖRNEK: Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde Kooperatif Yapılaşması
PATARA antik Likya’nın başkentidir ve korunması gerekli doğal ve kültürel değerlerin yoğunlaştığı 193 km2’lik yüz ölçümlü Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi  (ÖÇKB) içinde yer almaktadır. Patara Antik Kenti’nin bir bölümü (Nekropol alanı), Gelemiş Köyü yerleşim sınırları içinde yer almaktadır.  Patara I. Derece, Gelemiş Köy yerleşimi ise III. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak belirlenmiştir.

Yüksek Kurulun 1990 yılında aldığı önemli bir kararında Patara’da ilk defa I. Derece Doğal Sit Alanı ilan edilmiştir. III. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı içinde kalan "Kumko Kum Limanı Tatil Köyü Sahil Arsa ve Yapı Kooperatifi” nin Gelemiş Köyü içindeki Gürlen - Kulaksız orman alanında yer alan sit alanı dışındaki kimi parsellerine yapılaşma izni verilerek, bugüne taşınan birçok sorunun temeli atılmıştır.

“Kumko Kooperatifi” 1986 yılında Gürlen - Kulaksız Mevkiinde daha fazla toplu parselleri bulunan “Yeni Hitit Kooperatifi” ile birlikte Antalya Koruma Kurulu yerine "Antalya Bayındırlık ve İskan Müdürlüğüne" inşaat izni için başvurmuştur. Bayındırlık Müdürlüğü, Antalya Müze Müdürlüğü'nden görüş sormuş ve Müze Müdürlüğü' nün yanıtı ile gerekli izin verilmiştir.
Yapı Kooperatifleri "mevzii imar planı" yaptırarak Antalya İmar ve İskan Müdürlüğü'ne başvurmuş, Antalya İl İdare Kurulu Kararı ile oluşan izni, Valilik onaylamıştır. Hitit ve Kumko Yapı Kooperatif alanlarını içeren mevzii imar Planı’ndaki yapı adaları "toplu konut" iskan alanı olarak kabul edilmiş ve her iki kooperatif de Antalya imar ve İskan Müdürlüğünden inşaat ruhsatlarını almışlardır.

Antalya Koruma Kurulu Patara ile ilgili kararında; 1981'de Yüksek Kurul  tarafından alınan sit alanı değerlendirmesindeki a, b, c tanımlarını “I., II. ve III. derece Arkeolojik ve/veya Doğal Sit“ olarak gündeme getirmiştir. İlk kez "Doğal Sit" tanımı karara bağlanmıştır.
III. Derece Arkeolojik Alanda yapılması gereken "Koruma Amaçlı imar Planı" ile I. Derece Arkeolojik Alanda "Çevre Düzeni Planı" yapılması için kararlar alınmıştır.

Bölge'nin, sahip olduğu ekolojik, doğal, kültürel ve tarihi değerlerin korunması, doğal ve tarihsel değerlerin gelecek nesillere aktarılmasının güvence altına alınması amacıyla, 2872 Sayılı Çevre Kanunun 9. Maddesi uyarınca Bakanlar Kurulu Kararı ile "Özel Çevre Koruma Bölgesi" (ÖÇK) olarak tesbit ve ilan olunmuştur.

Patara planın yetersizliği nedeniyle, Antalya Koruma Kurulu Patara Antik Kenti' nin (Gelemiş Köyü ile birlikte) bir bütün olduğunu, bu nedenle yörede Kültür Bakanlığı'nca "Koruma Amaçlı İmar Planı" yapılması kararını vermiştir. G.E.E.A.Y.K döneminde (09.04.1983 tarihinde) alınan "Kumko" (Kumko Koop.) ile III. Derece Arkeolojik Sit Alanı'ndaki yapılaşmanın devamı başvurusu, ÖÇK  tarafından aynı alanda yapılmasına başlanan koruma amaçlı imar planı çalışmaları yönünde konunun iadesine-reddine karar verilmiştir.   Temmuz 1996 - Ağustos 1997 tarihleri arasında Çevre Bakanlığı, ÖÇK Başkanlığı ile Kültür Bakanlığı KTVK Koruma Genel Müdürlüğü, Dünya Bankası finansmanlı  “Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi Yönetim Planı Bilimsel Çalışmaları” nı hazırlatmıştır.

Kasım - Aralık 2010 tarihlerinde Gelemiş’te yeni bir yapılaşmanın başlayacağı aşağıdaki haberlerle öğrenilmiştir.
“Dünyanın en değerli kumsallarından birini barındıran ve üç ayrı koruma statüsü bulunan Kaş'a bağlı antik Patara kentine 400 villa yapılacak. Koruma imar planı çerçevesinde yapılacak olan villaların bir kısmının inşaatına başlanması bölgede tartışma yarattı. Uzmanlar, Patara'nın ikinci bir Side olacağını öne sürüyor” (Yavuz, Y., 2010)

Kooperatiflerin yapılaşmasına açılan alanlar hem “Patara Özel Çevre Koruma Bölgesi” içinde kalmakta, hem de III. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit Alanı’dır.

Patara'nın biyolojik çeşitliliğini korumak için 1980 yılından buyana uluslararası çalışmalar yürüten Akdeniz Deniz Kaplumbağalarını Koruma Birliği (MEDASSET), geçtiğimiz yıl dönemin Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'a birer mektup yazarak Patara'nın villalara kurban edilmemesini talep etmişti. Başvuruda; Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın, Şubat 2009’da Patara'nın 'Dünya Mirası' listesine kabul edilmesi yönündeki belgeyi UNESCO'ya sunduklarını anımsatarak, bölgenin yapılaşması projesinin ayrıca Bern Sözleşmesi çerçevesinde, 1988, 1991, 1996 ve 1998 yıllarında alınan Patara ile ilgili tavsiye kararlarını ihlal ettiğinin de altını çizmişti.



Şekil 6-7 : PATARA’DA GELEMİŞ’DE 1980’Lİ YILLARDA İNŞAATINA BAŞLANAN ANCAK DURDURULAN KOOPERATİFLER YENİDEN İNŞA EDİLİYOR
(Kaynak : Patara Bern Convention Toplantısı,  2015, M. Tunçer Arşivi) 

Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Patara antik kentinde, 400 ila 750 yeni villa yapımına onay veren koruma imar planını UNESCO gündemine taşıyan Akdeniz Deniz Kaplumbağalarını Koruma Birliği (MEDASSET) Başkanı Lily Venizelos’un Türk yetkililere yaptığı “Patara’ya kıymayın” çağrısına yanıt veren bakanlık, villaların inşa edildiği kooperatifin kaplumbağaların yuvalama alanına 2, 5 kilometre uzaklıkta olduğunu belirterek, “endişeye gerek yok, her şey yasal” mesajı verdi.

Gelemiş Koruma Amaçlı Planlamasında; Gelemiş Köyü bir yumuşak turizm (soft turizm) alanı olarak yerel dokusu ile korunmuş, kooperatif alanlarının ikinci konut olarak yoğun yapılaşmaları engellenerek, çadırlı kamp, mokamp  vb. açık alanlar şeklinde düzenlenmeleri öngörülmüştür (2006).
Kaçak yapıların da, korumaya yönelik plan kararlarına uygun hale getirilmeleri, olanaksız ise tasfiye edilmeleri öngörülmektedir. Köy girişinde bir karşılama mekanı oluşturulması, Antik Kent’e bir giriş kapısı düzenlemesi ile, özel taşıt sistemi güzergahı belirlenerek arkeolojik alanların gezilmesi önerileri ana plan kararlarındandır. Ancak, görüldüğü gibi plan müelliflerine dahi sorulmadan bir yıl sonra plan yeniden ele alınmış ve yapılaşma izni verilmiştir.
GELEMİŞ III. derece Sit Alanı, hatta Gelemiş köyünün tamamı, Patara Antik Kenti ve Patara Kumsalının korunması için  “Koruma Alanı” olarak belirlenmelidir. Kaçak yapılaşmalar tasfiye edilmeli kesinlikle yeni hiçbir yapılaşmaya izin verilmemelidir.
Aksi takdirde yapılaşmalar giderek artacak ve Patara Antik Kenti içi ve çevresi arkeolojik alanları tahrip edilmiş yeni bir Side, Halikarnasos (Bodrum), Keramos, Perinthos, Kuşadası olacaktır.

2.     YASAL SORUNLAR
2.1. Yasalar Arası Çelişki Ve Çatışmalar (Korumaya ilişkin yasa ve yönetmeliklerde yetki kargaşası, görev ve yetkiler arası çelişkiler ve çekişmeler)
Türkiye’de kentsel ve çevresel koruma düzeneği yasal ve yönetsel olarak oldukça karmaşık bir yapı sergilemektedir.  Söz konusu alanları düzenleyen temel bir yasa bulunmamaktadır.
Çevre sorunları, ormancılık, kültürel ve tarihi mirasın korunması ve imar ile ilgili türlü yasalar ve uluslararası sözleşmeler içine dağıldığını söylemek gerekir. Kentsel, Arkeolojik ve Doğal Sit Alanları İle Özel Çevre Koruma Bölgelerinde; Koruma Konusunda Yasalarda Ve Örgütsel Yapıda Gözlenen Çok Başlılık ve Yetki Kargaşası Mutlaka Önlenmelidir.
Tarihsel ve Doğal Çevreler, “Sürdürülebilir Kalkınma” Kavramı Doğrultusunda Sadece Taşınmaz Kültürel / Doğa Varlıkları Olarak Değil, Birer “Konut Stoku” ve “Doğa Rezervi” Olarak Görülmeli ve Değerlendirilmelidir. Bu Doğrultuda, Sadece Koruma Değil, Sağlıklaştırma, Onarım ve Yenilemeyi De İçeren Planlama Ve Projelendirme Çalışmaları Yapılmalıdır. Korumanın Ekonomik Potansiyeli Dikkate Alınarak, Özellikle Turizm ve Bundan Etkilenecek Ticaret, Ulaştırma Ve Diğer Servis Sektörlerinin Gelişmesine Destek Verilmelidir.
Kültür Bakanlığı, Kültür Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nün Plan Hazırlama ve İnceleme Yöntemleri Gözden Geçirilmeli, Etkinleştirilmeli ve Hızlandırılmalıdır.

2.2. YASALARDA KORUMA ALEYHİNE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI  Ve YETKİLERİN TEK ELDE TOPLANMASI (Yasalarda 2863, 2872, 2873 vb korumanın aleyhine değişiklikler yapılması)
 6360 sayılı 13 ilin büyükşehir ilan edilmesi ve söz konusu Kanun ile mahalli idarelere yönelik kanunlar başta olmak üzere birçok kanunda değişiklikler yapılmış, yapılan değişiklikler ile büyükşehir belediyelerinin talan ve rant eksenli kentsel müdahaleleri meşru hale getirilmiştir,
6360 sayılı yasa ile Büyükşehirlerin sınırlarının genişleyerek il sınırlarına dayandırılması, buralardaki belediye ve köylerin kapatılması, kentlerin kırlara doğru büyümesi, doğal ve kültürel değerlerin üzerindeki baskıyı daha da artıracaktır.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na, gerekirse tüm ülkede kullanılmak üzere imar ve planlama alanında genel yetki verilmiştir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, tabiat varlıkları, doğal, tarihi, arkeolojik ve kentsel sitler ile koruma statüsü bulunan diğer alanların çakıştığı yerlerde koruma ve kullanma esaslarını ilgili bakanlıkların görüşünü alarak belirlemek ve bu alanların kısmen veya tamamen hangi idarelerce yönetileceğine karar vermek, her tür ve ölçekteki çevre düzeni, nazım ve uygulama imar planlarını yapmak ve onaylamak yetkileriyle donatıldı.
-Kentsel dönüşüm alanlarında imar planı yapma yetkisi bulunan ve işlevleri açısından Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olması gereken TOKİ doğrudan Başbakanlık’a bağlı bir kurum olarak faaliyetlerine devam etmektedir.
-2012 yılında Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun
(merkezi yönetime afet alanlarında planlama yetkisi)
Yasanın Anayasa Mahkemesi’nce iptal edilmeyen ilk halinde, afet bölgelerindeki yapılaşmada, zaruri görülmesi halinde koruma bölgelerine ilişkin yasaların uygulanmayacağı hükmü yer almaktaydı.

3.      YÖNETSEL SORUNLAR
3.1. Yönetim Sorunları (Merkezi Yönetim ve Yerel Yönetimler arasında “Koruma” konusunda farklı yaklaşımların ve çelişkilerin olması, çıkar çevrelerine yönelik kararlar alınması )
Korunan Alanlar ve Sorumlu Bakanlıklar:
-Çevre ve Şehircilik Bakanlığı
Özel Çevre Koruma Bölgeleri
Doğal Sit Alanları
Tabiat Varlıkları
-Kültür ve Turizm Bakanlığı
Arkeolojik Sit Alanları
Kentsel Sit Alanları
Tarihi Sit Alanları
Kentsel Arkeolojik Sit Alanları
UNESCO Dünya Miras Alanları

-Orman ve Su İşleri Bakanlığı
Milli Parklar
Tabiat Parkları
Tabiatı Koruma Alanları
Tabiat Anıtları
Yaban Hayatı Geliştirme Sahaları
Muhafaza Ormanları
Ramsar Alanları
Sulak Alanlar
Biyosfer Rezervi
Gen Koruma Ormanları
Tohum Meşcereleri
Yaban Hayatı Üretme İstasyonu

Aslında “korunan alanlar”ın Türkiye yüzölçümünün küçük bir bölümünü, yaklaşık %7’sini oluşturduğu görülebilir.

3.2. Teknik Kapasite Eksikliği (Merkezi ve Yerel Yönetimlerin yeterli teknik personele (Koruma uzmanları, Şehir Plancısı, Mimar/Restorasyon Uzmanı, Peyzaj Mimarı, Biyolog, Arkeolog vd) sahip olmaması)

Yerel Yönetimlerin (Belediyeler) Doğal Ve Kültür Varlıkların Korunmasına Yönelik Olarak Özerk, Yetkili Ve Etkin Birimler Oluşturmaları Sağlanmalıdır. Sürekli, Planlı, Programlı Ve Projelere Dayalı Çalışma Gerektiren Doğa Ve Kültür Varlıkların Korunması Çalışmalarında Ve Uygulamalarında,  Merkezi  Kuruluşlardan Belediyelere Kaynak Aktarılmalı Ve Koruma Geliştirme Amaçlı Projeler Desteklenmelidir.


4.     PLANLAMA SORUNLARI (Üst ölçekten alt ölçeğe kadar planlamada sistematik bir koruma düşüncesinin olmaması ve planlarda yetersiz plan kararları, planların sürekliliğinin olmaması, değiştirilmesi ve sürekli yenilenmesi)

5.      TOPLUMSAL SORUNLAR (Doğal ve tarihsel çevrelerin korunmasına yönelik toplumda yeterli bir bilgi, bilinç ve duyarlılığın bulunmaması)

 6. SONUÇ ve ÖNERİLER
Ülkemiz doğal ve tarihsel değerleri yanı sıra kentleri de büyük bir yapılaşma ve yok olma baskısı altındadır. Korunmama nedenleri arasında birinci sırada yer alan “Arsa Rantı” , “Konum Rantı”, “Dönüşüm Rantı”, ekonomik kar ve çıkar güdüleri, “Koru-ma-ma”  için başlıca nedenlerdir.
Ekonomik gelişmeyi korumanın önüne koyan, ulusal ve uluslararası çıkar çevreleri ile el ele geliştirilen son dönem politikaları “Koru-ma” nın “Eko-Politikası” olarak, doğal ve tarihsel/kültürel varlıkların tahrip edildiği vahşi bir dönem olarak tarihe geçecektir.
Aşağıda bu olumsuz gidişi engelleyebilmek için geliştirilen öneriler özetlenmiştir:
1.     Kentsel ranta dayalı, inşaat sektörünü başat kılan ekonomik politikalardan vazgeçilmelidir.
2.     Kentsel rantların kişileri değil kamuya döndürülmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
3.     Doğal ve tarihsel çevre korumasına ilişkin yerel ve merkezi yönetime ayrılan bütçe payları arttırılmalıdır.
4.     Çevreyi kirleten ve tahrip eden enerji üretiminden vazgeçilerek sürdürülebilir temiz enerji üretimi (rüzgar, güneş, hidroelektrik vd) politikaları desteklenmelidir.
5.     Planlı ve çağdaş kentleşme politikaları ile yeşil alanların korunması ve standartların arttırılması sağlanabilir.
6.     Kıyı Kanunu istisnasız uygulanmalı, «Bütünleşik Kıyı Yönetimi Planları» hazırlanarak kıyılar kamu yararlı kullanıma açılmalıdır.
7.     Kıyılarda ‘Kıyı Otoyolu’, ormanları açarak ‘3.Köprü Çevre Otoyolları’ ve ‘Yeşil Yol’ benzeri uygulamalar doğal çevrede büyük tahribatlara neden olmuştur.
Ulaşım güzergahları çevresel ve estetik etkileri hesaplanarak planlanmalıdır. Bisiklet yollarına ağırlık verilmelidir.
8.     Koruma ile ilgili yasal, yönetsel ve idari bir reform yapılmalıdır. Doğal çevre ile bir bütün olan yerler (Kapadokya, arkeolojik sitler, ören yerleri vd) özel bir yönetime kavuşturulmalıdır. 
9.     Kitle turizmi yanı sıra eko turizm türleri ele alınmalı, ikinci konut yapımı önlenmeli, turizm ana planları yapılarak doğal ve tarihsel değerler üzerindeki baskı azaltılmalıdır.
10.  Yasalarda son yıllarda «koruma» aleyhine yapılan düzenleme ve eklentiler ele alınarak KORUMA AMAÇLI yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

KAYNAKLAR
III. Koruma Ve Peyzaj Mimarlığı  Sempozyumu, 11-12-13 Aralık 2015, TMMOB Peyzaj Mimarlığı Odası.
DURU, B., 2014, “AKP Döneminde Doğal ve Kültürel Varlıklar”, http://kentcevre.politics.ankara.edu.tr/duru%20bianet%20korunan%20alanlar.pdf, Erişim 10 Aralık 2015.
2014 AB İlerleme Raporu.
GEEAYK' nun 9.4.1983 Tarih ve a-4244 Sayılı Kararı.
28.3.1986 Gün ve 5/600 Sayılı Antalya il idare Kurulu Kararı.
K.T.V.K. Yüksek Kurulu' nun 23.8.1996 Tarih ve 481 Sayılı Kararı.
Antalya K.T.V.K. Kurulu' nun 27.3.1990 Tarih ve 719 Sayılı Kararı.
Antalya K.T.V.K. Kurulu' nun 19.3.1996 Tarih ve 2902 Sayılı Kararı.
Antalya K.T.V.K. Kurulu' nun 6.06.1995 Tarih ve 2551 Sayılı Kararı.
Antalya K.T.V.K. Kurulu 'nun 22.08.1995 Tarih ve 2661 Sayılı Kararı.
18.01.1990-90/77 Sayılı Bakanlar Kurulu Kararı. 02.03.1990 tarih ve 20449 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır.
Noel Babanın Kemikleri Sızlayacak, Yavuz, Y., 06.12.2010,
TUNÇER, M., 2015, Patara Gelemiş Köy Yerleşik Alanında Yapılması Düşünülen Yapılaşmalar Hakkında Görüşler, Bern Convention Meeting, Gelemiş, Patara.
TUNÇER, M., 24-25-26 Mayıs 2000, SEMPOZYUM  “2000’li Yıllarda Yaşadığımız Çevre Ve Peyzaj Mimarlığı”, Ankara Üniversitesi Ziraat Fak. Peyzaj Mimarlığı Bölümü, (Oturum 2 : Ülkesel Açıdan Çevre Politikası “PATARA ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİNDE DOĞAL VE KÜLTÜREL ÇEVRENİN  KORUNMASI”
TUNÇER, M., ARTAR M., 21 - 25 Ekim 2010, TMMOB  PEYZAJ MİMARLIĞI 4. KONGRESİ, “Planlama, Tasarım, Onarım, Yönetim : AÇILIMLAR, “Amasra'da Çevre Ve Peyzaj Sorunları: Kamu Yönetiminin Planlamadaki Yetersizlik Ve Eksikliklerinin Çevreye Yansıması”
Patara (Gelemiş) Koruma Amaçlı İmar Planı (Halihazır Kotlu Plan ve Çevre Düzenleme İşi)  Açıklama Raporu, Hazırlayan UTTA Planlama, Projelendirme ve Danışmanlık Tic. Ltd. Şti., Kültür Bakanlığı, Kültür ve Tabiat varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü, Kasım 1998, S.33.


Bu Panel Bildirisi "III. KORUMA VE PEYZAJ MİMARLIĞI  SEMPOZYUMU"'nda Sunulmuştur. TMMOB PEYZAJ MİMARLIĞI ODASI, İZMİR / 11-12-13 ARALIK 2015# KORUYAMIYORUZ ÇÜNKÜ?