Tuesday, March 15, 2016

ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ BİLDİRİSİ (14 Mart 2016)

Yastayız, lanetliyoruz.
Ankara’da masum insanları hedef alan bir menfur saldırı daha yaşadık.
Üniversitemiz bu insanlık dışı saldırıda iki evladını kaybetti. Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Bölümü birinci sınıf öğrencisi Berkay Baş ve Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü Hazırlık öğrencisi Ozancan Akkuş yaşamlarını yitirdi.
Acımız büyük.
Yaşamını kaybedenlere rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralanan vatandaşlarımıza şifalar diliyoruz.
Terörü lanetliyor ve her türlü şiddete son verilmesi için çağrımızı tekrarlıyoruz.
ORTA DOĞU TEKNİK ÜNİVERSİTESİ

BASIN AÇIKLAMASI: ANKARA’DA YAŞANAN KATLİAMLAR İNSANLIK SUÇUDUR



BASIN AÇIKLAMASI: ANKARA’DA YAŞANAN KATLİAMLAR İNSANLIK SUÇUDUR
14 Mart 2016

Ankara kent merkezi olan Kızılay Meydanı’nda, 13 Mart 2016 tarihinde gerçekleştirilen bombalı saldırıda, resmi verilere göre 37 yurttaşımız hayatını kaybetmiş onlarca yurttaşımız yaralanmıştır. 10 Ekim 2015 ve 17 Şubat 2016 tarihlerinde yaşanan saldırıların ardından, başkent Ankara son altı ay içerisinde üçüncü kez aynı acıyla sarsılmıştır.
Bölge coğrafyasında ve ülkemizde kaygıyla izlediğimiz terör, şiddet, çatışma ve savaş süreçlerinin; toplumsal birlikteliği güçlendirecek barışçıl ve akılcı politikalar yoluyla aşılabileceği umudu ve inancımızı yineliyoruz.
Mimarlar Odası olarak, insanlık suçu bu saldırıları gerçekleştirenleri kınıyor; “yaşamın ve barışın” yanında açık tavır aldığımızı bir kez daha vurguluyoruz.
Bu büyük acılar nedeniyle saldırılarda hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı saygı ile anıyor, ailelerine ve toplumumuza başsağlığı, yaralanan yurttaşlarımıza acil şifalar diliyoruz.

TMMOB Mimarlar Odası

Tuesday, March 8, 2016

Yıkmayın, Ayağa Kaldırın (Ulus'u)

Yıkmayın ayağa kaldırın


Mimarlar Odası ile Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek arasında yaşanan dava polemiğinin ardından “Ulus Tarihi Kent Merkezi” projesi bir kez daha Ankara’nın gündemine oturdu.

Meslek odaları, Ulus’taki bazı binaların yıkılmasına karşı çıkarken, Büyükşehir Belediyesi ise, Ankara’ya geniş bir meydan kazandırmak istiyor. Tartışmalar sürerken “Sorgulu Sualli”de, Büyükşehir Belediyesi bünyesinde Ulus Tarihi Kent Merkezi, Hacıbayram Camii Çevresi ve Ankara Kalesi çevresindeki ilk koruma amaçlı planlama çalışmalarını 1982 yılında başlatan Şehir ve Bölge Yüksek Plancısı Prof. Dr. Mehmet Tunçer’i dinledik. Geniş bir ekiple yaptıkları planların 2006 yılında iptal edildiğini hatırlatan ve Ulus’ta ‘koruma’ anlayışından ‘yenileme’ anlayışına geçildiğini belirten Tunçer, Büyükşehir Belediyesi’ne çağrıda bulunuyor: “Bilimsel koruma yerine, yıkıp yeniden yapmayı benimseyen yaklaşımdan vazgeçin. Eğer paranız varsa, meydan için Ulus’u yıkmakla uğraşmayın. Hacı Doğan Mahallesi tamamen çökmek üzere. Acil el atılması gerekiyor. Antik Tiyatro ve çevresini düzenleyin, Kale’ye çıkışları yayalaştırın. Bölgeyi restore edin ve Ulus’u ayağa kaldırın.”
Ankara’da uzun yıllar kent planlamasına emek vermiş bir profesör olarak Ulus konusuna özellikle eğiliyorsunuz. Ulus, Ankara’nın ilk yerleşim yerlerinden ve ticarete ev sahipliği yapmasının yanı sıra tarihi ve turistik bir yanı da var. Bu yönleriyle Ulus’u korumak Başkent için hayati önem taşıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarından bu yana Ulus’u yeterince koruyabildik mi?
“Maalesef, ‘Eski Ankara’ ve ‘Ulus tarihsel kent merkezi’ 1980’lere kadar korunamamış, Jansen’in ‘Protokol Alanı’ ilan ettiği kesimler hariç, özellikle ana caddeler üzeri çok katlı yapılaşmalar ile yok edilmiştir. Koruma amaçlı çalışmalar Jansen’den tam 50 yıl sonra yapılabilmiştir. Ulus Tarihi Kent Merkezi ve Eski Ankara’nın benim mesleki yaşamımda önemli bir yeri var. Ulus Tarihi Kent Merkezi, Hacıbayram Camii Çevresi ve Ankara Kalesi çevresindeki ilk koruma amaçlı planlama çalışmalarını, 1982-87 yılları arasında Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde çalışırken başlatmıştım. Hatta ilk onaylı Koruma Planı olan Hacıbayram Camii Çevre Düzenlemesi, Sulu Han Çevre Düzenlemesi gibi plan ve projeleri hazırladım o dönemde.

1986 Yılında “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışmasını”, 1987 yılında ise “Ankara Kalesi Koruma Planlaması ve Projelendirme” yarışmasını açtık. Bu yarışmalarda raportör ve jüri üyesi olarak bulundum. O yarışmaya 15 kadar proje katıldı. Yarışmayı kazanan ODTÜ’den Prof. Dr. Raci Bademli oldu. Ulus Projesi 1991 yılında onaylandı ancak yapılamadı. 1994 yılında Melih Gökçek, belediye seçimlerini kazandı. 2006’ya kadar Ulus projesiyle ilgili hiçbir şey yapılmadı, sürüncemede kaldı. Sadece Altındağ Belediyesi, bağımsız projeler yaptı. Büyükşehir Belediyesi 2006’da Ulus Projesi’ni iptal etti, durdurdu. Yeniden bir proje hazırlattı. Bu da dava konusu oldu.
Neden iptal edildi?
Benim okuduğum ve bildiğim kadarıyla, iptal edilen projeyle ilgili sürekli ODTÜ’ye danışılmak durumundaydı. Öyle olunca sanırım, biraz da politik nedenlerle ODTÜ’den koparmak istediler projeyi.
Proje eksik görülmüş olabilir mi, ya da uygulanması mümkün olmayan bir durum mu vardı?
Eski projenin kötü bir tarafı yoktu. Hatta, koruma, planlama camiasında çok iyi bir proje olarak hala anılır. Yeni yapılan planların eskisinden farkı şu. Bir takım aktif proje alanları ilan ediliyor, komple yıkıp, koruma falan yok, ne varsa, kültür varlığıymış, moderni mimariymiş bunlara tamamen sil baştan anlayışıyla yaklaşılıyor.
YENİ TARİHİ ESERLER YAPILIYOR!
Plan değişikliğiyle, “Koruma Islah Planı”ndan “Kentsel Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı”na geçiş yapılmış oldu. ‘Koruma’dan ‘Yenileme’ye geçiş neyi ifade ediyor?
Ankara Büyükşehir Belediyesi “en büyük”, “en kısa sürede bitirilen” olarak nitelendirilen ancak “plansız”, “şehircilik ilkelerine, bilime ve tekniğe aykırı”, “kaynak israfı yaratan” nitelikte oldukları üniversiteler ve meslek odalarınca yıllardır söylenen “büyük” projelere girişmiştir. Bu projelerin ortak özellikleri Ankara’yı Ankara yapan mekanlara ve değerlere rant gözlüğü ile bakılmasını kanıtlar nitelikte olmasıdır. Ankara’nın tarihsel ve işlevsel kalbi olan “Ulus Tarihi Kent Merkezi” yıllardır süren ihmaller, yanlışlar ve Ulus’a ilişkin olarak üniversitelerin, meslek odalarının ve sivil toplum örgütlerinin ürettikleri birikimin göz ardı edilmesi sonucunda her geçen gün yok olmaktadır. Yanlışlar dizisinin son halkası olarak, sadece sansasyonel ve rant amaçlı projelerin gerçekleştirilmesi amacıyla Ulus “Yenileme Alanı” ilan edilmiştir. Bilimsel korumayı değil de yıkıp yeniden yapmayı benimseyen bir yaklaşımdır. Kısacası, bu bölgede ‘yeni’ ‘tarihi eserler’ yapılmaktadır.
Büyükşehir Belediyesi’nin güncel planının ana unsurunu kente yeni bir meydan kazandırmak hedefi oluşturuyor. Bunun için de bazı binaların yıkılması planlanıyor. Siz bu binaların yıkımına karşı çıkıyorsunuz. Söz konusu binalar, 1930’dan 1960’lara kadar gelen bir zaman diliminde inşa edilmiş binalar. Bu binalar, Başkent için çok önemli mi?
Ulus Meydanı, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de üretilen yapılı çevrenin farklı mimarlık anlayışlarını barındıran ve sergileyen bir bölge olarak da önem kazanmıştır. Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılar, kültürel kimliğin ve kent belleğinin önemli bileşenleri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir. Yıkılmak istenen alanlarda, Cumhuriyet sonrasının modern mimari örneklerin ekonomik ömürleri, maliyetleri, müelliflik hakları gibi hususlar göz ardı edilerek mevcut yerleşim dokusu ve bölge bütününün genel dokusu ile uyuşmayan ve ulaşım olanaklarını aşırı zorlayan büyük ticaret kompleksleri önerilmiştir.
Yarışma yolu ile elde edilmiş olan 100. Yıl Çarşısı’nın bu proje kapsamında yıkılarak yerine Çarşı yapımı önerilmiştir. Talim Terbiye Binası, Anafartalar Çarşısı, Gümrük Müsteşarlığı, Türk Telekom binalarının yıkılarak yerine Ulus İşhanı’nın yapımı önerilmiştir. Modern Çarşı, Gümrük Muhafaza Müdürlüğü ve yürürlükteki Koruma Amaçlı İmar Planında tescil için önerilen 2 bina da yıkılarak yerine dev Taşhan Kapalı Çarşısı yapılmak istenmektedir. Bu yıkıma karşı bütün üniversiteler, sivil toplum örgütleri, odalar ve yerel esnaf dernekleri karşı çıkmışlardır. Ulus Tarihi Kent Merkezi içinde yer alan ve ‘’Tarihi Ticari Merkez’’in önemli bir bölümü olan “Ulus Meydanı” ve ‘’Hal Bölgesi’’ yeniden ele alınarak çağdaş şehircilik, koruma, yenileme, peyzaj ilkeleri doğrultusunda düzenlenmesi gereklidir.
İTFAİYE MEYDANI KALMADI
Ankara’nın meydana ihtiyacı yok mu? Burası dışında bir meydan öneriniz var mı?
Ankara’da hakikaten meydan denilebilecek pek fazla mekan bulunmamaktadır. Ancak Ulus Zafer Heykeli gibi küçük ölçekli bir anıtı tanımlayan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü binası ve arkasındaki meydan daha fazla büyütülürse, İstanbul Taksim Meydanı gibi çok geniş, ölçeksiz ve tanımsız mekanlar ortaya çıkacaktır.





Ulus İş Hanı, Erken Cumhuriyet Dönemi’nin (1923-1950) Ulusal ve Uluslararası mimarlık üsluplarından sonra 1950’ler mimarlığının modern çizgisini temsil eden simge yapılardan birisidir. Bu dönemde giderek aratan yeni ticari büro ve alışveriş mekânı gereksinimlerini karşılamak amacıyla inşa edilmiştir. Yapının, üç tarafındaki yolların da yarattığı karmaşık kentsel çevreye karşın, sokaklarla ve Meydan ile kurduğu ilişki, yüksek büro bloğunun hafif gerilimli düzenlenişi gibi özellikleri “Kentsel Yapı” statüsü kazandırmaktadır. Bu özellikleri ile Cumhuriyet Dönemi mimarlık tarihi değerlendirmelerinde önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda yoğun ve aktif olarak kullanımının sağladığı ekonomik değer de göz ardı edilmemelidir. Meydan konusuna gelince, İtfaiye Meydanı’nı biliyorsunuz, şimdiye kadar bütün planlarda, en başından beri Jansen planından bu yana meydandı ve 2006 planında da meydandı. Şimdi oraya cami yapıyorlar, meydan filan kalmadı. Orası meydan olabilirdi.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında şehrin merkezi olan Ulus, bugün gecekondu ve suçla anılır hale geldi. Ulus’a meydan yapmak, Ulus’a hak ettiği değeri kazandırır mı? Ulus’u kurtarır mı?
Ulus’a meydan bahanesiyle buradaki modernizm öncüsü ve anı değeri olan yapılar yıkılacaktır. Bu ise; Ulus’u kurtarmaz daha kötü bir hale getirir. Yıllarca sürecek bir mezbelelik halinde inşaat alanı olacaktır. Milyonlarca ton moloz burada çıkarılacak ve ekonomik ömrü dolmadan yıkılacak yapıların oluşturacağı kamu zararı milyarlarca liraya ulaşacaktır. Yıkım projesi ile buradaki esnaf burayı terk edecek yerine AVM benzeri yapılar gelecektir.

Mimarlar Odası tarafından 17 Mayıs 2005 tarihinde düzenlenen Ulus Paneli’nde söz alan esnaf temsilcilerinden biri şöyle söylemiştir: “Biz bu Ulus’tan gittiğimiz zaman, Posta caddesi, Modern çarşı, Hal, Kuyumcular, Anafartalar Çarşısı, esnafı gittiği zaman ULUS diye bir şey olmayacak maalesef. Mamak’taki adam Armada’ya gidemediği gibi, Hasköy’deki adam Armada’ya gidemediği gibi, Altındağ’daki insan Atakule’ye gidip alışveriş edemediği gibi Ulus’a gelip alışveriş edemeyecek!”
BÜTÜNCÜL PLANLAR YAPILMALI
Peki ne yapılmalı Ulus için?

Eğer paranız varsa, Ulus’u yıkmakla uğraşmayın. Sulu Han’ın alt tarafına inin, Hacı Doğan Mahallesi tamamen çökmek üzere. Terk edilmiş yapılar var. Acil el atılması gerekiyor. Hacı Doğan Mahallesi’ni Karyağdı türbesine kadar olan bölgeyi restore edin. Ayağa kaldırın. Antik Tiyatro ve çevresini düzenleyin, Kale’ye çıkışları yayalaştırın. Yaya bölgesi haline getirin. Kale’ye çıkarken teleferik düşünülüyordu bir ara, onu yapabilirsiniz. En önemlisi, Kaleiçi. Kaleçi hala restore edilemedi, hala mezbelelik. Yani oradaki sosyal doku, en düşük gelirli insanların yerleştiği yer haline geldi. Kaleiçi’nin bir koruma planı yok ve son yapılan koruma planı da iptal edilmiş durumda, koruma niteliği olmadığı gerekçesiyle. Belediye yetkilileri öyle demeyecektir, ‘Biz çok iyi plan yaptık’ diyecektir ama, maalesef öyle değil. Bütüncül planlamar yok, belediyeler arasında koordinasyon yok. Bir gün yatıyorlar, şuradan başlayalım diyorlar, öbür gün başka bir şey deniyor.
ULUS'TA PROJE YAPIYORSANIZ BU ANTİK KENTİ GÖRMEZDEN GELEMEZSİNİZ
Ulus’u yeniden ayağa kaldırmak istiyorsanız, bütüncül planlamalarla yaklaşmalısınız. Bir yanda meydan yapıyorum derken, diğer yanda hemen yanı başındaki tarihi antik tiyatroyu görmezden gelemezsiniz. Ben arkeolog değilim ancak, Bergama, Perge, Patara, Kaş arkeolojik alanlarındaki koruma amaçlı planları, arkeoloji danışmanları ile birlikte hazırladım. 1964 Yılında kabul edilen Venedik Tüzüğü (Venice Charter) ilkelerine göre restorasyon yapılırken tarihi yapının malzemesi ile uyumlu, ona aykırı olmayacak bir malzeme kullanılması gereklidir. 
TİNERCİ YUVASI HALİNE GELMİŞ
Faraziyelerin başladığı yerde onarım durmalıdır. Onarım yapılırken uyumlu ve aykırı olmayacak malzeme ile yapılması en önemli restorasyon ilkesidir. Gördüğünüz bu beyaz mermerler restorasyon ilkesine aykırıdır. Üstelik, bu antik kent arkeolojik sittir ve böyle başıboş bırakılamaz. Çevresinin denetim altına alınması gerekir. Fakat gördüğünüz gibi, ayyaşlar ve tinercilerin yuvası olmuş.






HACI BAYRAM PROJESİ İYİ GİDİYOR
“Hacı Bayram’da iyi şeyler oldu. Aslında 2006 yılına kadar yine pek birşey yapılmadı. Fakat 2006’dan itibaren Hacı Bayram çevre düzenlemesi yapıldı, yeniden o dokunun ayağa kaldırılması konusunda olumlu adımlar atıldı. Sokaklar canlandı, Güvercin Sokak ve çevresi güzelleştirildi, meydan düzenlendi. Cami restore edildi. Hacı Bayram projesi iyi gidiyor, önemli bir kazanım Ankara için. son beş altı senede yapılanlar olumlu. Tarihi dokunun restorasyonu konusunda son dönemde yapılanlardan memnunum.
ANKARA ÇEVRESİNİ KAYBETTİ
Uzun yıllar kent planlaması ve arkeolojik alanların koruma planlarında görev alan Prof. Dr. Mehmet Tunçer, Başkent’e dair birikimlerini “Çevresini Arayan Ankara” ismiyle kitaplaştırdı. Tunçer, “Bu benim Ankara üzerine yayınlanan üçüncü kitabım. Yüksek lisans ve doktora tezlerim de Ankara tarihi ve doğal çevresine ilişkin idi. Bütün bu birikimden sonra şu sonuçlara varıyorum: Ankara; vadilerini, bağlarını, derelerini ve çaylarını ve tarihsel çevresinin büyük bir kısmını Başkent olduğundan bu yana geçen 90 yıl içinde kaybetti.”
HÜRRİYET ANKARA EKİ / ERAY GÖRGÜLÜ RÖPÖRTAJI
29 Şubat 2016 - 15:04:00
http://www.hurriyet.com.tr/yikmayin-ayaga-kaldirin-40061817

Wednesday, February 24, 2016

Çadırın Ötesi : Mülteci Kampları Neden Mimarlara İhtiyaç Duyuyor (Her Zamandakinden Daha Fazla)

Çadırın Ötesi :  Mülteci Kampları Neden Mimarlara İhtiyaç Duyuyor (Her Zamandakinden Daha Fazla)



Tercüme: Bilen Kale, Peyzaj Yük. Mimarı





2013’te yalnızca yaklaşık 1 milyon insan, iki yılı aşkın bir süredir devam eden sivil çatışmadan kaçmak için Suriye’nin dışına akmıştı. Suriye’li sığınmacıların/mültecilerin toplam sayısı 2 milyonu geçmiştir – bu hiç öngörülmeyen bir rakamdır ve evsahibi ülkeleri büyük bir altyapısal yükün altına sokan, karışıklık/huzur kaçıran bir gerçek olmuştur.

Bununla birlikte evsahibi ülkeler en azından kendilerinin takip ettiği bir protokolü izlemektedirler. BM’in Elkitaplarına başvurulmakta ve bunlar bilgilenmek ve kamp planlama konularında uygun bir yaklaşım geliştirmek için kullanılmaktadır. Toprak konusu üzernde görüşülmekte ve grid(ızgara) bir tasarım kurulmaktadır. Yöntem çoğunlukla dikkatli ve titiz yürür -  bitiş süresi, konusu bellidir, uygundur.

Ya da en azından böyle olabilirdi eğer konu gerçekten geçici olsaydı.



Kamplar eşyalarını haber ekipleriyle birlikte toplamazlar.  Kampların süresi 7 – 17  yıllık bir yelpazede (bilgiler farklıdır) değişmekte ve çoğu da daha uzun süre devam etmektedir Buralar ölümcül hastalıklara davetiye çıkarmakta, mikroplara ve şiddet suçlarına mesken olmaktadır – ve kamplar daha da büyüdükçe ve genişledikçe kadına yönelik rapor edilen şiddet orantısız ölçüler halinde kaydedilmektedir. Bu yöneliş/meyil gözden kaçmış değildir– İnsanlık İçin Mimarlık – ve onun paydaşları kamplar dahilinde adeta düğüm noktaları gibi çalışabilecek bir dizi samimi karşılama ve güvenli mekanlar yaratmayı amaçlayan bir proje için  fon sağlamaktadır. Bu proje mükemmel bir ilk adımdır ve sığınmacı yerleşimlerde bundan sonraki mimari müdaheleler için bir örnek bir olay olarak düşünülmelidir.

Doğrusu,  felaket-sonrası şartları yeniden inşa ederken durumu  uzun vadeli değerlendirebilecek  kalifiye/ehil birileri varsa , bunlar mimarlardır. Ve, eğer güvenli , düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir barınak yapmak için moral/ahlaki bir sorumluluk duyan birileri varsa , bunlar da çoğunlukla, kuşkusuz mimarlardır.

Ne yazık ki; mülteci kampların sürdürülebildiğine bakıldığında, atıf yapılacak bir seri, pek çok başarısız olmuş örnekler görülür. Dördüncü yıldönümünde Haiti deprem felaketi bir karabasan gibi yanıbaşımızdadır  ve şimdi en azından, görüntüden silinen kötü şöhretli Haiti çadır kentini olumlamak mantıksız olmayacaktır. Fakat bu yerleşimlerdeki insan sayısı son zamanlarda önemli ölçüde terk edilirken, hükümetin metazori tahliyeleri herhangi bir yerdeki gelişmiş  koşulları  daha çok suçluyor gibi görünüyor. Mesaj açık: büyük ölçekli afetler uzun erimli çözümleri gerektiriyor.



Mimarlar  dikkate alındığında bilinen kentsel planlama uzmanlıklarından ayrı olarak (şimdilerdeki araştırmalarının konusu geçici kentler nasıl başarıyla büyür) , belki de artık uzun erimli fark yaratmak üzere özel bir şekilde değerlendirileceklerdir. “Geçici” yerleşim tasarımları bir tipoloji değildir, bu nedenle sıradışıdır – yeni bir usa vurmayı gerektirir ve basit olarak kurulu bilginin toplanması için bir çağrıdır.
Tasarım önerilerinde mobilitenin/taşınırlığın dikkate alınması, örneğin, mülteci kamplarının “süreksiz kalıcılığı” na bir çözüm sağlayabilir. Evsahipleri sığınmacılara süresiz olarak yardım edemediğinden/kalacak yer temin edemediğinden,  bir kampın, bir alanın  -görece, kolayca- içine ya da dışına taşınabilmesi tüm taraflar için cazip olabilirdi. Bir mobil(gezici) hastane planı –Hord Coplan Macht + Spevco tarafından geliştirilen- levazımı/donatımı ve nihayette yapının kendisini taşıyacak olan kamyonları kullanmaktadır. Mülteci kampları bağlamında, bu konut mekanlarını içermek üzere uyumlandırılabilmiş  bir konsepttir. Nakliye konteynerleri de ailelere yer temin etmek için amaçlarını bu minvalde kolayca yeniden düzenleyebilirler.
2009’da, İnsanlık İçin Mimari Atlanta, Hope Floats(Gezgin Ümit) adlı mobil, gezici bir sağlık kliniği kurmak/geliştirmek için kendi tasarım uzmanlıklarını sunmuştur. Proje, şu anda, halihazırda kurulmuş ve kullanımdadır, büyük bir başarıya ulaşmıştır – böylelikle replike edilebilecek , daha da geliştirilebilecek bir durumdadır.Acaba bizler bir gün gezginmülteci komünitelerini görebilecek miyiz? Su üstü barınağı, ev sahibi ülkelerin karada ilgilenmek zorunda oldukları yüklerini azaltabilir ve de mülteciler kendi başlarına kalıcı çözümlere dönüştürebilirler.



Mimarların halen yeniliklere yönelik iştahları tatminkar iken ileri-yüksek teknolojik öneriler de çözümler üretebilir. Örneğin, Hollanda firması DUS Mimarları,  pahalı olmasına rağmen uygulanabilir, afet sonrası tasarım için bir opsiyon olarak, oldukça mobil, geri dönüşümlü olmayan tüm odaların çıktısını alabilecek bir 3d yazıcı geliştirdiler (KamerMaker). Ancak şimdilik ekarte edilmektedir – 3d yazıcılar gittikçe daha da popüler olmaktadır ve pek yakında daha düşük maliyetli çıktılar almak mümkün olacaktır.
Ve elbette, özellikle, yardım durumlarında (sarf edecek pek para olmadığında) uygun maliyet büyük endişe yaratır.
Yakınlarda IKEA, yeni bir tür sığınmacı barınağı tasarımlamak üzere UNHCR ile işbirliği yaptı. Tasarım maliyetleri görünenin iki katı olsa da şu anda kullanımdaki çadırlardan daha uzun dayanır (altı ayda bir yenisiyle değiştirilmelidir), ve son tahlilde daha ucuz bir çözüm olmaktadır. Ayrıca, daha kontrollü bir ısı sunmaktadır, akşamüzeri ışık için güneş enerjisi ve bir parça daha fazla mahremiyet. Bu, bir “ev” değildir belki de ancak iyi, sevimli bir alternatiftir.


Elbette, ne yazık ki, sığınmacı kamplarında düşünülen ve uygulanan çözümler çeşitli komplikasyonlarla maluldür. Kamplar,  belli uzamda güvenliği sağlamak için  ve de kaynakların dağıtımını kolaylaştırmak için yüksek yoğunlukta tutulmaktadır. Kamplar, ayrıca, geniş çapta, gergin politik doğaları gereği  çok katı yasal çerçeveden de muzdariptir. Ve, elbette, çözümler hızla ve etkin olarak uygulamaya girmelidir – söylemesi yapmasından daha kolay bir şeyler.

Ancak, mimarlar, asla kompleks tasarım zorluklarından kaçmamışlardır – ve “iyi-niyetli” tasarımlar bağlamında mimari yaratıcılık konusunda hudutsuz/muazzam bir seçenekler bütünü mevcuttur.
Şimdi artık çadırın ötesine geçme zamanıdır. 

Mimarlar bu zorlu göreve hazır mı?



Sunday, January 31, 2016

KAŞ KORUNMASI ve SORUNLARI: KAŞ İLÇE MERKEZİ 1/25.000 ÇDP HAKKINDA GÖRÜŞLER

Büyükşehir Belediyesi'nin hazırladığı imar planıyla betonlaşma tehdidi altında bulunan Antalya'nın Kaş ilçesindeki sivil toplum örgütlerinin 27 Ocak 2016 Tarihinde düzenlediği panelde, ilçedeki kimi korunan alanları turizm ve kentsel konut alanına dönüştüren plan çalışmaları tartışıldı. 

Şehir ve Bölge Yük. Plancısı Prof. Dr. Mehmet Tunçer, WWF-Türkiye Doğa Koruma Sorumlusu Deniz Biyoloğu Yaprak Arda ve Gazeteci Yusuf Yavuz'un konuşmacı olarak katıldığı panelde Kaş Belediye Başkanı Halil Kocaer'in yanısıra STK temsilcileri, turizmciler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Bu Paneldeki sunumum aşağıdadır. 
















































http://odatv.com/kas-yaparken-suyunu-cikardilar-2801161200.html