Wednesday, January 6, 2021

COVİD -19 SALGINI VE ANKARA - Mehmet Tunçer - Necati Yalçın

COVİD -19 SALGINI VE ANKARA 

Mehmet Tunçer - Necati Yalçın 
Moderatör: Selman Koftar (Gazetenehaber) 17.07.2020


Selman Koftar (Gazetenehaber)  Koftar (GazeteNehaber) : Pandemi döneminde Ankara’yı konuşacağız. Konuklarımızdan birisi; Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Öğretim  Üyesi Profesör Doktor Sayın Mehmet TUNÇER,

Mehmet TUNÇER: Çok teşekkür ediyorum.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Diğer konuğumuz Doktor Sayın Necati Yalçın. Bildiğim kadarı ile her ikinizde Ankaralı değilsiniz ama Ankara sevdanız var. Bu şehirle bağlarınız nasıl oluştu.

Mehmet TUNÇER: Selman bey bu soru zor bir soru. Çünkü Ankara’da yaşıyoruz, İstanbul doğumluyum ama ben 50 yıldır Ankara’da yaşıyorum. Belki daha fazla. Ankara’nın her şeyini hemen hemen tarihini araştırdım, doğasını, kültürünü, arkeolojisini, kent tarihini. Çünkü benim yüksek lisanstan başlayarak Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Ankara Tarihi Kent Merkezi, daha sonra belediyede çalışırken Ulus Tarihi Kent Merkezi, yarışmalar, Ankara Kalesi Yarışmaları. Daha sonra Siyasal Bilgiler’ de doktora çalışmalarında Tarihi Kent Merkezi Politikaları, Ankara, Bergama ve Urfa ile birlikte gibi. Yani Ankara ile bağım çok kuvvetli. Necati hocam sağ olsun bir slaytta birleştirmişti kitaplarımı ve işte 5 tane kitabım var Ankara üzerine, altıncısı da geliyor şu anda yolda. Yani Ankara’yı seviyoruz. Ankara’nın Cumhuriyet Başkenti olması, Atatürk’ün kurduğu, Mustafa Kemal’in kurduğu önemli çağdaş bir kent olması nedeni ile çok seviyorum, çok beğeniyorum. Hatta İstanbul’a sempozyuma, konferanslara gittiğim zaman; ‘ya Ankara’nın neyini seviyorsun’ diye sorduklarında herkesin huzurunda, ben Ankara’nın, Ankara’ya dönüşünü seviyorum, yani İstanbul’dan Ankara’ya dönüşünü seviyorum demiştim birkaç kere. Bu kadarla yetineyim. Tabi Necati de herhalde bir şeyler söylemek istiyordur.

Necati YALÇIN: Öncelikle Ankara sevdamız, Türkiye’de yaşayan herkesin olması gereken bir sevda bence. Çünkü burada yaşadığım için değil de, -yaşadığım için tabi ki çok önemli ama- daha ziyade Türkiye’nin Başkenti burası. Cumhuriyet ile birlikte tekrar yıldızı yükselmiş ama   Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığımıza göre Ankara son derece önemli. Herkes tarafından da öyle düşünülmesinde fayda var. Şimdi ben de Mehmet hocam gibi yazıyor, ediyorum hatta şimdi altı serilik Ankara kitabının ikincisi, üçüncüsü geliyor. Daha önceden Yazdığım Ankara kitabı var falan ama çok kısaca bitirmek için, Mehmet hocam Ankara’ya dönüşü seviyor demiş, ben her yerde kullanıyorum, Yahya Kemal’in bu sözünü ben değiştirmeden kullanmak istiyorum. Çünkü Yahya Kemal o İstanbul’a dönüşü cümlesini ilk başlarda kullanmış, daha sonra ise aynı adam şöyle bir söz söylemiş, hiç değiştirmeden onun sözü ile söylüyorum. Payitaht malum İstanbul’un eski adı. Buradan gitmiş rahmetli şair : ‘ Taht mı kaldı ki payı olsun, Ankara merkez oldukça İstanbul başını yastığa koysun mışıl mışıl uyusun.’  Dolayısı ile ben bu sözünü kullanıyorum rahmetli büyük şairimizin. Evet, sanırım  açıklayabildim size Ankara’yı neden önemsediğimizi.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet, çok teşekkür ediyorum. Ağzınıza sağlık. Sunumumuza geçebiliriz.



Mehmet TUNÇER: Çok teşekkür ederim. Şimdi bugünkü konumuz tabi ki herkesi, bütün dünyayı çok etkileyen ve bütün ekonomik sistemleri, sosyo-politik sistemleri, kentleşme sistemlerini her şeyi etkileyen ve geçmişi ve geleceği yeniden düşünmemize neden olan bir küçücük bir virüs, yani onu mikroskopla bile görmek mümkün değil. Elektron mikroskopları ile görmek mümkün fakat bu bence doğanın bize yolladığı bir uyarı diyebiliriz. Şimdi Necati hocam da bu salgın süresince tabi Zoom Programı ile birkaç kere bir araya geldik. Sağ olsun benim derslerime de katıldı birkaç kere, toplantılar da yaptık ve bu teknolojiler olmasaydı acaba ne yapardık diye çok düşünüyorum, düşündüm. Şu anda bizim konumuz Covid-19 Salgını ve Ankara. Ankara’nın geleceğine ilişkin daha çok konuşacağız. Ben tabi şöyle bir şey düşündüm yani ne tür “Stratejiler” olmalı ve neler yapabilmeliyiz, yapmalıyız diye düşündüm. Tabi bunların hepsi bir planlama-projelendirme ve bilimsel deneyim konusu. Yani bunlar disiplinler arası çalışmalar gerektiriyor.

Özellikle sosyal- ekonomik – politik konular zaten hükümetler – belediyeler tarafından gündeme getirilen ve yapılan konular, şu anda uygulanan bazı konular. Bulaşmayı önleyici bir takım önlemler var. Halk sağlığı uzmanları bunları söylüyor ve daha sağlıklı kentsel mekanlar oluşturmak için işte sosyal mesafe denilen bulaşmayı önleyici mesafe bırakarak yeniden yer yer her şehir yeniden düzenleniyor. İş merkezleri, konut alanları, sanayi alanları. Tabi yaz geldi biraz daha rahatladık. Yani haziran- temmuzda biraz daha rahatladık gibi, ama bütün uzmanlar uyarıyor özellikle Sağlık Bakanımız herkesi yeniden her gün uyarıyor. ‘Aman  çok dikkatli olun’, ‘maske takın’, ‘mesafeyi koruyun’, ‘kapalı yerlerden kaçının’ vs.

Şimdi biz tabi, ben Şehir Plancısıyım. Şehir plancısı ve bölge planlama konusunun ve kentsel tasarım konularında 35 yıla yakın eğitim ve uygulama içindeyim. Bunlar neler olabilir diye düşündüğümüzde Necati hocam ile birlikte bunları oluşturduk, onu da söyleyeyim. Ulaşım konuları, alt yapı konuları, akıllı şehir konuları, ekolojik tasarım konuları, yeşil bina. Bunların her birisi aslında on beş, 20 dakika yarım saat konuşulacak konular. Hızlı geçiyorum.




Nasıl bir Ankara? Bir kere yaşaması zor şehirler kuruyoruz ve kentlerimiz hakikaten çok yoğun ve çok sağlıksız kentler. Milliyet Gazetesi’nden Ali İnandım ile yaptığımız röportaj dizisinde bunları anlatmıştık. Bir kentleşme sorunu bu aslında ve bu yoğunluklar nüfus yoğunluğu ve yapı yoğunlukları gittikçe arttıkça salgınlar, psikolojik sorunlar, altyapı sorunları ve çevre sorunları artıyor. Bu yani hep söylenen genel bir konu. Dolayısı ile bu planlama konuları yeniden ele alınmalı diye düşünüyoruz. Yani son yıllarda hatta hatta 1980’lerin başından beri kentlerdeki yeşil alanların, tarihi dokuların, doğal alanların giderek betonlaştığını ve kaybolduğunu ve yok edildiğini görüyoruz. Bu son dönemde belki giderek artmış olabilir ama Türkiye’nin kentlerinin büyük sorunu. Önce gecekondulaşıyor arkasından betonlaşıyor. Ya ıslah ediyoruz ya da imar barışı diyoruz, tekrar çok katlı olarak buraları yoğunlaştırıyoruz.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Necati bey herhalde bir şey söylemek istiyor bu konu ile alakalı, buyurun lütfen.



Necati YALÇIN: Planlama deyince planlama ile ilgili bir temel bir şey paylaşayım. Bu her ne kadar direkt Ankara olmasa da bakın bu konular evrensel diye düşünerek Mehmet hocam ile yaptığımız derste kullanmışım ben bunu. Planlama safhalarını terse çevirmek diye bir şey var. Biz hep önce binaları planlıyoruz. Ondan sonra da insanları yerleştiriyoruz. Hatta hatta şimdi mesela çok kötü, çok kötü tam bu konuda örnekler bile mevcut. Bizim burada yürüyün, yukarıya doğru yürüyün, büyük bir bina işte camlı, camsız, güzel dekore edilmiş falan. Toptan kiralık yazıyor. Bir dakika yani bu bina ne için yapıldı belli değil. Toptan satılık yazıyor. Yine ne için yapılmış belli değil. O zaman içine giren ne yapacak? Burayı ofis yapacağım derse orasını yıkacak, burasını yenileyecek. Yani biz amaca uygun bir bina  yapmıyoruz. Ben bir bina yapayım, onu bir pazarlayayım a giriyoruz. Oysa ki bakın mesela çok hoş bir  anekdot almak istedim. “Planlama safhalarını terse çevirmek” başlığı ile. Jan Gehl; “İyi bir şehir iyi bir parti gibidir! İnsanlar düşündüklerinden fazla kalırlar çünkü keyif alırlar” diyor.

Bakın binalar, şimdi devam ediyoruz boşluk ve yaşam. Böyle gidiyor. Normal planlama böyle gidiyor. İşte bu zaten toptan satılık, toptan kiralık binalarda  da bunları görmek mümkün. Şimdi devam ediyoruz. Oysa ki yaşam, boşluk ve binalar. Hatta bunu şöyle yapalım binalar sonra insanlar, insanlar sonra binalar diye gidecek olursak bakın şuraya yaşam, boşluk, bakın önce insanlar yerleşmiş sonra geliyor; meydanı, toplu taşıma yolları ve işte bakın binaları. Bunun için şu görseller ve bu bilgiler, aldığım kaynak yararlanmak isteyen izleyicilerimiz olursa diye yararlandığım kaynaklar ve kitap burada yazılı. Dolayısı ile planlama deyince, öyle radikal bir planlama da olsun, tersten bir planlama olsun diye bu anekdotu araya koymak istedim.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet, çok teşekkür ederiz.

Mehmet TUNÇER: Sağ olun. Necati hocam ben şunu hatırladım. Şimdi biz öyle bir milletiz ki daireler yapıyoruz. Yani dikdörtgen ve kare kutulara daire diyoruz. Satılık daireler, toptan satılık daireler.

Necati YALÇIN: Aslında satılık kareler olması lazım değil mi.

Mehmet TUNÇER: Şunu hatırlattı. Pizzayı da yuvarlak yapıp dikdörtgen ya da kare kutuya koyuyoruz. Sonra üçgen kesiyoruz. Ha ha ha.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Ha ha ha.

Mehmet TUNÇER: Bu da ilginç bir şey. Bunun gibi birçok şey söyleyebiliriz ama şimdi ben devam edeyim izninizle.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Buyurun lütfen.

Mehmet TUNÇER: Bu tabi hakikaten, toptan satılık, toplu konut idaresinin ve son zamanlarda büyük müteahhitlerin yaptığı çok yoğun yapılaşmalar. Özellikle ben Çayyolu’nda yaşıyorum, Çayyolu Bölgesi’nde yani -yani 15 yıldır oradayız- maalesef artık yoğunlaşmadan, çok yüksek bloklardan ne trafik kaldı, ne çevre kaldı. Trafik sorunu müthiş arttı. Gürültü çok arttı. Yani 25 kilometre Ankara’nın dışına çıktık ve maalesef yine sakin bir yaşantı ve doğa ile iç içe barışık bir yaşantı olmadı.

Şimdi bu aslında salgın meselesi sadece günümüzün konusu değil biliyorsunuz 1915-18 arasında İspanyol Gribi yani salgını birkaç milyon insanın hayatına mal olmuş tam da 1.Dünya Savaşı esnasında. Ondan önce de aslında Avrupa’da birçok kent hem veba salgınlarından, hem kolera salgınlarından, tifo ve tifüs salgınlarından kırılmış. Bu yüzlerce yıl özellikle Orta Çağ’da kentleri, Avrupa kentlerini mahveden ve kentlerin yeniden düşünülmesine neden olan, Rönesans Dönemi’nin de doğuşunun temellerinden biri olan bir konu. Halk Sağlığı konusu, kent sağlığı ve kentin aslında çevre duyarlı olarak yeniden tasarlanması, işte Garden City (Bahçe Kent) modelleri bu dönemlerde ortaya çıkmış.



Ondan önce tabi Paris’in yeniden ele alınması, Haussman Planları, Paris’in yıkılıp Roma’nın bir miktar, İstanbul’un bir miktar sağlıklaştırılacak şekilde yeniden alt yapısının ele alınması gibi konular ve 1930’larda aslında ve 50’lerde daha çok 2.Dünya Savaşı sonrasında daha çok Avrupa kentlerinde Yeni Yaşanabilir Kent Modelleri kurulmuş. Tabi bu modellerin çok katlı bazıları, bazıları işte Bahçe Kent şeklinde filan. Bunlara girmiyorum.

Ama Ankara’nın ilk planı bir bahçe kent niteliğindeydi. Prof Herman Jansen’in yaptığı. 1932’ de yarışma ile elde edilen Ankara kenti ilk imar planı Bahçe Kent Modeli’ne ve yeşil alanların, akarsuların korunması modeline uygun, yaya ağırlıklı bir kent modeliydi.

Biz bunu tabi ne yaptık? Bütün bu yeşil alanları özellikle akarsuları dereleri mahvettik, üstünü kapattık, birer kanalizasyon çukuru haline getirdik. Bu arada Erman TAMUR ve Hasan AKYAR’ı da anmak istiyorum.  Erman TAMUR abimiz ve Hasan AKYAR abimiz bu Ankara’nın Dereleri, Akarsuları, Çayları konusunda çok büyük çalışmalar, önemli araştırmalar ve kitaplar yazmışlardır. Necati hocam da belki bu konuda birkaç bir şey söylemek ister diye ona söz veriyorum.


Necati YALÇIN: Tabii, tabii memnuniyetle, memnuniyetle. Ben bu konuda hemen birazdan vadilerle ilgili konuşacağız ama çok, çok ilgili bir noktaya, bir vadiden Kıbrıs Vadisi’nden bir örnekle gireyim. Bakın Kıbrıs Vadisi’ni az sonra konuşacağız ama o vadide biz, Ekim gezimizde her zaman bu vadi muhteşem manzaralar sunuyor. Ekimde gittiğimizde dediler ki ‘pek çiçek falan kalmadı’. Ben bu çiçeği buldum. Lütfen dikkat edin çiçeğe şöyle bir bakın. Bu çiçeği inceledim. Karakavuk  demişiz biz bu çiçeğe. Tarlalara saldırıyormuş, hasat makinalarını tıkıyormuş, su için diğer bitkilerle çok ciddi mücadele ediyormuş. Başarılı bir istilacı olarak biliniyor ve biyolojik kontrol önlemleri de çok iyi geliştirilmiş, gördüğümüz yerde öldürüyoruz, vuruyoruz yani bu çiçeği. Tamam zararlı ise öldürelim. Aman da pek güzelmiş falan dedim. Biraz daha  araştırırken Wikipedia’da ne yazık ki İngilizce olarak bulabildim, Türkçe pek güzel laf yok. Şu solda, karşınızda solda kalan kırmızı yazılardan başka bu çiçekle ilgili bir şey bulamadım. Ama ayrı bir yerde Girit Adası, başka bir yerde Güney İtalya’da ise bu çiçeğin tüketildiğini okudum. Müthiş bir antioksidanmış. Bakın; gut için, hiperürisemi için çok faydalıymış. Buyurun. Bu, bu Ankara’nın  göbeğinde var. Ankara’nın göbeğinde  Kıbrıs Vadisi’inde var. Planlama,  dediğim gibi vadi ile ilgili ayrıca konuşacağız ama hiçbir şekilde planlayamamışız bugüne kadar harcıyoruz. Evet.  Konumuz sağlıkla ilgili olunca sağlıkla ilgili de bir şey söylemek istedim.

Mehmet TUNÇER: Bu tür alanların tabi koruma altına alınması ve..

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Mehmet Bey siz başlamadan,

Mehmet TUNÇER: Evet, buyurun.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Pardon çok affedersiniz. Şimdi Jansen Planı’nda kaç tane Ankara’nın o dönemde akarsuyu, deresi, çayı canlı olarak varmış, şuanda kaç  tane deremiz var, akarsuyumuz var bunlardan bilginiz var mı?

Mehmet TUNÇER: Şimdi Jansen Planı oldukça aslında  oldukça küçük bir alanı kapsıyor. Yani işte bugün Dikmen Vadisi güneyde, doğuda işte Mamak tarafı, kuzeyde Keçiören’i bir miktar alıyor, batıda da Tandoğan. Tandoğan’da hatta bir hava limanı var şu yuvarlak gördüğünüz.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet eski Tandoğan Meydanı.

Mehmet TUNÇER: Tandoğan Meydanı’nın olduğu yer. Yani dönemde Ankara 25-30 bin nüfus. Demişler ki yarışmada; olsa olsa 300 bin kişi olur Ankara. Hatta öyle söyleniyor ki ve biliniyor ki Mustafa Kemal Atatürk 300 binin yanına bir sıfır koymuş. Bunu da çok değerli bir araştırmacımız söylemişti. Şimdi bu akarsular bakın şuaradan gelen  İncesu Deresi, İmrahor Vadisi’nden geliyor. Birazdan bahsedeceğiz.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Mehmet TUNÇER: İncesu gelir işte Kızılay’dan (Yenişehir’den) Gençlik Parkı’nın yanından Hipodrum’un ilerisinde Akköprü’den Çubuk Çayı’na karışır. Hatip Çayı şuradaki yeşil, kalenin altından akan. İşte eski Roma Dönemi Bendi’nin olduğu yerde Bentderesi adını alır ve oradan yine bu Kazıkçı Bostanları’ndan kıvrılarak gelir ve yine Ankara Çayı’na  karışır. Yani o dönemde bildiğimiz 3-4 tane aslındaç

Necati YALÇIN: Toplam eğer derelerle falan gidecek olursak, ben hüzünle bu sayıları bir türlü hatırlayamadığımı her yerde söylerim. Ankara’nın 2 tane  rakamını bilmem. Bakın her şeyi böyle çok her yerde herkese sorarım. Çiçek satıcısı dahil herkese her yerde sorarım. Ama  iki sayıyı bir türlü öğrenemiyorum. Çok hüzünlü bir konu çünkü. Bu sayılardan biri Ankara’daki Tümülüs sayısı. 130 mu 140 mı bir türlü sayısını bilemiyorum. Bu korkunç bir zenginlik. İkinci bilemediğim sayısı; Dere sayısıdır Ankara’da. 100 tane dere sayılabilir. Tabi Ankara deyince kent merkezini düşünmeyeceğiz. Ankara’nın kenarından, sağından, solundan, içine giren, çıkan, girmeyen, yanından geçen  çünkü Ankara deyince her tarafı sahiplenmemiz lazım.

Mehmet TUNÇER: Kirazlı Dere’den tutta bir dolu dere..

Necati YALÇIN: Bir keresinde ben öğretmenlerle yaptığım bir konferansta isimleri koydum, ne bunlar dedim. Ya herkes bir şey söyledi. Oysa o dizi dizi isimlerin içinde dereler vardı. Dizi dizi isimler koydum, bağlar vardı. Şimdi hepsi semt adı olmuş, cadde adı olmuş bunların. Kavalıdere diyoruz, nerede dere, nerede kavak. Dolayısı ile,  hah sevgili Hasan Bey’in bir fotoğrafı var, andı Mehmet hocam kulakları çınlasın bir röportajında eğilmiş böyle diyor ki böyle aşağıdan aşağıyı gösteriyor.
‘Alttan dere akıyor’ diyor. Asfaltın üzerinde. Dolayısıyla Selman Koftar (Gazetenehaber)  Beycim o hüzünlü bir sorudur.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Necati YALÇIN: Çok fazla dere var Ankara’da. Bence Amsterdam ya da bir Paris’ten daha fazla deniz yolu olurdu kentin merkezi içinde. İler ki tarihlerde bile olsa, çok çok ötede biz görmeyecek bile olsak birileri buna dönecek ve tarihe yazılacak yani.. Katılmayan dere yok.

Mehmet TUNÇER: Şimdi Necati hocamın söylediği gibi aslında 20-25 civarında  önemli dere var. Ben Jansen Planı içine girenleri söyledim.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.




Mehmet TUNÇER: Jansen Planı küçük bir yer. Fakat o dönemlerden başlayarak, özellikle 1950’lerden başlayarak bunlar bir Devlet Su İşleri ve belediye politikası olarak hepsi kanalizasyona çevrilip üstünden yol geçirilmiş. Yani bu maalesef Ankara’nın Dereleri şu anda yolların altında akıyor. İşte Bentderesi Caddesi çok güzel bir örnek olduğu için onu veriyoruz. Şimdi giderek Ankara büyüdü tabi. Birçok nazım plan yapıldı. 1957 Nazım Planı, Yücel-Uybadin Planı, 1960 Planı, 1990 Nazım Planı (Metropoliten Alan) ve Ankara bugün aslında planları yapa yapa, gele gele bir plansız şehre geldik. Çünkü şu anda Ankara’nın bir Metropoliten Alan Master Planı yok. Bu yapılan  planların; 2023 ve 2038 Planların yürütmesi durduruldu, tartışmalı, mahkemeler, davalar açıldı. Çünkü Ankara bir uçtan  Polatlı’ya kadar, bir uçtan Ayaş’a kadar çok dev bir alanda planlanmış durumda ve şu anda bu planlar Ankara’nın 19 milyon kişiye yetecek kadar bir planı olduğunun göstergesi. Halbuki bu 19 milyona ulaşmamız için belki de 100 yıl gerek.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Mehmet TUNÇER: Ve bu belediye bu planları ne uygulayabilir, ne oraya alt yapı götürebilir, ne otobüs götürebilir, ne burada vatandaş yerleştiği zaman sağlıklı bir çevre oluşabilir, çünkü altyapı çok zor. Dolayısı ile öncelikli bir konu. Pandemi, salgın sonrasında Ankara’nın Metropoliten Alan Nazım Planı’nın zero carbon (Sıfır karbon), yeşil politika, orman, tarım alanları, akarsu ve vadilerin korunduğu yeşil altyapılı kurulmuş bir nazım plan hazırlanması gereklidir. Var olan planlar dikkate alınabilir. Var olan planların çok değerli araştırmaları var.  Ben bu planların tamamen yanlış olduğunu söylemiyorum yanlış anlaşılmasın. Ama şu anda ortaya çıkan bazı konular öne getirilerek; iklim değişikliği, küresel ısınma, salgın hastalıklar, pandemi, dirençli kent modelleri ve akıllı şehir modelleri bir araya getirilerek bu master planlar, nazım planlar yeniden ele alınmalıdır.



Selman Koftar (Gazetenehaber) : Keyifli bir sohbet, çok bölmek istemiyorum ama ben önemli bir soru olduğunu düşünüyorum. Mehmet Bey özellikle sizin branşınız olduğu için. Şimdi derelerden bahsettik az evvel. Planlamalardan ilerliyoruz. Ben hatırladığım kadarı ile tarihini tam hatırlamıyorum ama kuvvet komutanlıklarının önünde bir zemin çökmesi olmuştu yolda. Bir adamcağız oradan düşüp epey uzakta bulunmuştu cenazesi. Allah rahmet eylesin.

Mehmet TUNÇER: Maalesef.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Bu derelerin üzerinden bu yolların geçirilmesi ile olduğunu düşünüyorum bu tarz çökmelerin.

Necati YALÇIN: Tabii.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Peki bunlar bize ilerde başka sorunlar çıkartabilir mi, bu bir planla mı, bunun bir geri dönüşü var mı, ya da nasıl tedbirler alınması lazım.

Mehmet TUNÇER: Şimdi bu derelerin hala üstü kapatılıyor. Bakın Çayyolu’nda  Kutugün Deresi vardı. Biz taşındığımız zaman 15 yıl önce. Kutugün Deresi’nin iki tarafından Söğüt ağaçları ve orada kuşlar, çeşitli flora- fauna bitki örtüsü, hayvan varlığı vardı ve bu dere akardı. Biz ahşap bir köprüden geçerdik ve bu konuda Gazete Ne Haber’de bir yazımda yayınlandı geçtiğimiz günlerde.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Mehmet TUNÇER: Gitti Kutugün Deresi diye. Bir gün bir baktık bütün ağaçlar kesildi. Yani kilometrelerce bütün o söğütler bir gecede ve bir günde bütün insanların feryatlarına rağmen kesildi. Dere, kepçelerle kazıldı ve oraya bir beton künkler döşendi ve piknik alanlarının içinden geçen Çayyolu Deresi, Çayyolu adını veren dere yok edildi. Yani bakın bu ne kadar vahşi bir olaydır. Yani bu dere korunsaydı, o derenin iki tarafı bisiklet yollarıyla, yürüyüş yollarıyla geliştirilseydi, piknik alanları yerinde kalıp da daha da geliştirilseydi, bugün Çayyolu’nda, bu beton yığınlarının içinde yaşamazdık. Yani biz bir kere bundan sonraki yapılacak akarsuların, derelerin, çayların kendi mecralarında akmasını sağlayacak önlemler almalıyız. Mesela İmrahor Vadisi için yüksek lisans tezleri yazıyoruz, kitaplar yazıyoruz, toplantılar yapıyoruz, Necati hocamla birlikte konuşmalar yapıyoruz. İmrahor Vadisi, bütün doğallığının yok edilmesi ve şuanda sadece bir kanalın içine alınması tehdidi altında. Biliyorsunuz Kanal Ankara Projesi. Birazdan onlardan bahsedeceğiz. Yani geçtiğimiz hataları, geçmiş yıllardaki son 50-60-70 yıldaki hataları aynen devam ettiriyoruz. Ettirmememiz lazım onu söylemek istiyorum ve bu planlar ele alınırken makro planlar, yeşil altyapı, mavi altyapı çok önem taşıyor. Buna peyzaj mimarları da çok değer veriyorlar. Orman mühendisleri çok değer veriyorlar. Ankara’da kalıntı ormanlar var. Bu ormanların birleştirilerek, bütünleştirilerek yeşil kuşak oluşturulması eski planlarda vardı. Bunlardan vazgeçildi. Bunların yeniden ele alınması lazım. Bu kalıntı ormanlar bir ekolojik sistemin parçası olarak planlanması gerekir. Şimdi ben bunu,  burada bir şey söyleyeceksen hocam ?

Necati YALÇIN: Tabi, tabi. Şöyle; Burada kritik bir konu var aslında. Paris Anlaşması. Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde bir anlaşma ve küresel ısınmanın 2o derece altında kalacağı falan, bunun 20’de başlayacağı öngörüldü. Bu aslında bakarsanız bizim bu Paris Anlaşmasıyla önemli ülkeler arasında Türkiye. Şöyle ki; Akdeniz coğrafyasındaki ülkelerin tamamı, çok çok Akdeniz Havzası’nda ki ülkelerin tamamı çok önemli ve burada bir emisyon azaltımına da gidilmesi gerekiyor. Belki bu,

Mehmet TUNÇER: Evet.

Necati YALÇIN: Covid-19 günleri bu anlamda da bizi ülke olarak da bir yerlere doğru yöneltir. Bunu çokça çevre kuruluşları, bu konuda dernekler bunu çok dile getiriyorlar. Bizde böyle önemli bir konuyu en azından bu söyleşimizde dile getirmiş olalım. Şunun altını çiziyim; yüksek karbonlu, enerji yoğun, kömüre ve diğer fosil yakıtlara dayalı ekonomik büyüme de Türkiye’nin ısrar etmemesi konusunda pek çok çevreci tavsiyelerde bulunuyor. Ben en azından ülke olarak bununda bir an önce  çok ciddiye alınmasını, özellikle bu günlerde belki bu Covid-19’un etkisi olur, Corona’nın etkisi olur diye bir kere daha bizim bu söyleşimizde altını çizmiş olalım.

Mehmet TUNÇER: Çok doğru bir şey. Şöyle; 2 buçuk ay kadar insanlar evlerine kapandı. İstanbul’da, Ankara’da, Antalya’da, Konya’da işte Isparta’da şurada burada bir çok yerde hava temizlendi. Demek ki doğayı kendi akışı ile ve kendi ekolojisi ile serbest bıraksak biz, bir cennet ortamında yaşayacağız. Yani araçları mümkün olduğu kadar az kullanmak. Tabi şimdi toplu taşımacılık biraz, evet doğayı koru ki doğada seni korusun! Bu çok önemli.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Elbette.

Mehmet TUNÇER: Çünkü biz ekolojik planlama diye bir kavram var. Ekolojik planlama; işte bu zero carbon (sıfır karbon) emisyonunu dikkate alan yeşil binalar, green architecture konusunu dikkate alan, çevre planlamalarında çevreyi öne çıkaran ve yeşil altyapıyı öne çıkaran konulardır. Ben  şimdi burada bir sonrakine geçersek eğer.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Mehmet TUNÇER: Geldimi şey ?

Necati YALÇIN: Geldi, geldi. O doğayı koru ki yansısını özellikle yansıtmak istedim çünkü tam yerine uyuyor.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Çok isabetli oldu evet.

Mehmet TUNÇER: Çok güzel bir şey bu. Çünkü bakın nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu yerler, salgının da, salgın hastalıklarında ve çeşitli tabi başka sorunlarında; terörizm gibi, anarşi gibi ne biliyim işte bir takım geri kalmışlık gibi konularla doğrudan ilişkili. Şimdi bu Ankara’da salgın ilk yayıldığı zamanlarda ve sonrasında bakıyoruz ki mesela şu bölge  Çayyolu Bölgesi. Burada da var nispeten ama,

Necati YALÇIN: Çünkü Çayyolu’ da eski Çayyolu değil ki artık. Yani oranında nüfusu hiç fena değil.

Mehmet TUNÇER: Tabi, tabi.

Necati YALÇIN: Onun için orası da kalabalık.

Mehmet TUNÇER: E tabi birazda şey, insanların ekonomik gücü ile bağlantılı ama bakın,

Necati YALÇIN: Sen ne diyorsun iki katlı ev bile yoktu. Şimdi yan taraftaki resimdeki blokların çoğu Çayyolu’nda. Yani tabi ki orada da olacak. Yetişiyor, Kızılay kadar nüfusu olacak yakında.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Tabi ki, Çayyolu Köyü olduğu dönemleri bildiğimiz için, hatırladığımız için.

Necati YALÇIN: Tabi, tabi.

Mehmet TUNÇER: Evet.

Necati YALÇIN: Süreler, inek sürüleri gezerken şimdi blok blok gökdelenler dikili duruyor.

Mehmet TUNÇER: Maalesef. Şimdi Keçiören’de, Ankara Kalesi ve çevresinde, Altındağ’da ve merkezde işte Sincan, Batıkent, Eryaman’ın yeni yerleşmeler kısmında Demetevler’ de özellikle çok yoğun olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla bu nüfus yoğunluğu ve ekonomik yapı ile de bağlantılı bir olay. Yani aslında insanların yaşam koşullarını iyileştirmek, onların ekonomik güçlerini geliştirecek önlemler almak ve çevre duyarlı planlamalar yapmak gerekir. Giderek azalan yeşil-mavi altyapı sistemleri bunlardan bahsettik. İmrahor Vadisi ve göller. Mogan – Eymir Gölleri ve onun devamı olan İmrahor İncesu Deresi,




Necati YALÇIN: Hocam vadilere geçmeden şu mahallelerle ilgili, planlamalarla ilgili bir iki şey ekleyelim mi. Bak hazır böyle şu görüntü varken bu görüntünün üstüne şunu ekleyelim mi izninle. Ben çünkü bu başlığı çok seviyorum. Senin Çayyolu’nda da ciddi bir Çayyolu’yla imtihan yaşanıyor ve şu anda sınıfta kalmamız söz konusu. Kaldık, kaldık ama eskiden iki kere kalınca atılıyorduk ya okuldan, okuldan atılmama adına cümle kurmak istiyorum. Şimdi birinci imtihanımız Yahudi Mahallesi’yle sürüyor şu anda Ankara’da. Burası bakın, hiç abartısız 500 yıllık bir mahalle. 500 yıllık mahalleye yani Paris’in mahallesi bile eski, yeniden yapıldı edildi, 100-200 yıl arası. 500 yıllık mahalle. 50 tanesini de tescillemişiz. Ama  ben kasıtlı olarak burada bir yangın görüntüsü veriyorum.

Çünkü daha geçenler de gene yangın görüntüsü geldi. Allah aşkına şu binayı yakmasanız, tekmeleseniz de zaten inecek aşağıya ki bu evde Mustafa Kemal ‘in en azından bir gün kaldığı söyleniyor. Yanındaki Araflar’ın Evi eşi benzeri olmayan ikiz konak ve bende şöyle bir şey yazdım buraya. Kimisi yangın çıkarıyor, kimisi de belgesel çıkarıyor burayla ilgili ki adını da analım diye sevgili Enver’ i de, Enver Arcak’ı da buraya koydum. Enver Arcak’ın bu belgeseli dünya da çok ciddi ilgi görüyor. Özellikle dünya Yahudileri çok ilgi gösteriyor. Buradan şunun altını çiziyorum. Burada ciddi bir Dini Turizm” yapılabilir ve Barış, barış da sağlanır yani muhteşem bir fırsat. Bir belgesele bu ilgi gösteriliyorken oradaki bir konağa, bir yapıya, bir Sinagoga korkunç bir ilgi gösterilebilir. Şimdi hemen mahallelerle imtihanda Saraçoğlu’yla da ilgili iki dakika da bir şey söylemek istiyorum. Tamda doğa demişken, tam da yabancı ülkelerle işbirliği demişken, turizm demişken işte size Poul Bonatz gibi Almanların bir mimarı. Bakın şu güzellikteki bir  yapı ve burada bir ağaçkakanla sincap koydum kasıtlı. Çünkü bu binalar  daha düne kadar lojman olarak kullanılırken bazılarının camlarının yeni değiştiğini biliyorum. Arkadaşlarım orada oturuyordu. Devlet  dairelerinde çalışanlar. ‘Yav bizim pimapenler yeni değişti’ demiştir. Biz, sanıyorum derelere uyguladığımız taktiği bir farklı şekilde de mahallelere uyguluyoruz. Nedir derelere uyguladığımız; Pisletiyoruz, pisletiyoruz, pisletiyoruz sonra diyoruz ki ‘ya çok pis ya bu’. Başa çıkabilmemiz için anca bunları gömmemiz lazım diyoruz. Gömüyoruz. Şimdide gerek Saraçoğlu, gerek Yahudi Mahallesi ki birkaç güzel haber ve Büyükşehirden, onları bu sunumda yine konuşuruz.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Necati YALÇIN: Ama  şuanda buralarda bir şey yapılamadığı için en azından bir şey olmadığı için; yangınlar, yıkımlar, sondajlar falan falanlarla burada bir takım zararlar olduğu için hızla bahsediyorum. Buraların bu şekilde  terk edilerek, kapısı kitlenerek işte çatısından su çökecek bilmem e işte mahvoldu falan, buraları yıkacağız maalesef demeye gerek olmadığını düşünüyorum. Mutlaka ve mutlaka önlemler alınmalı ve bunların bugünlerde özellikle böyle Covid-19 günlerini konuştuğumuz günlerde işte size ağaç, işte size çiçek, böcek. Edendim ağaçkakan, sincap. Yani Ankara’nın hangi bir  parkında sincap var.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Yok.

Necati YALÇIN: Avrupa’nın hangi parkında sincap yok. Sincap yaban hayatın bir örneğidir çünkü.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Necati YALÇIN: Bakın, biz burayı Güvenpark, işte belediyenin son hamleleri inşallah daha da güzel eski yeşilliğine kavuşacak falan. Bu durumda bir anda Avrupa’nın parklarının önüne geçme şansımız var. Avrupa ve Amerika 100 yıl kadar önce sincap koymuş oraya. Onu kendileri getirmiş koymuş. Sordum çünkü bu nereden geliyor diye. Dağdan kaçıp sincap bir parka sığınmaz. Özellikle koymuşlar. Medeniyet göstergesi, sincaplar orada çoğalmaya başlamış. Bizimde güvenpark’da yarın sincap görme şansımız var, Saraçoğlu’nu bir kurtarabilirsek. Ama biz artı puan yapacağız. Ağaçkakanımız da olacak. Biraz zor koyarlar onlar parklarına ağaçkakan. Bizimkinde hazır. Ha bir de hemen potansiyel olarak söyleyeyim. Yeşil puanlar geliyor.. (Video kesiliyor) Dk: 37:11

Mehmet TUNÇER: Geldik bu salgın sürecinde doğal değerlerin, akarsuların, vadilerin ve düşük yoğunlukların çok önemli olduğunu,

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.

Mehmet TUNÇER: Yüksek yoğunluklu bloklarda yaşam koşullarının  giderek zorlaştığını ve zorlaşacağını söylüyoruz. Dolayısıyla, giderek azalan yeşil-mavi altyapı sistemlerinin Ankara’da bir makro plan çerçevesinde geliştirilmesi gerektiğini söylüyoruz ve Ankara’da bakın 1970’lerde ne kadar yaygın ve geniş yeşil alanlar var. Bugün Atatürk Orman Çiftliği ne kadar daraldı ve büyük oranda biliyorsunuz Anka Park yapılarak yeşil alan yok edildi. Tabi Atatürk Orman Çiftliği’nin parça parça elden çıkması ta 1940’lardan bu yana.. Şu anda bizim elimizde %30 civarında bir AOÇ kalmıştır ve o %30-33 civarındaki Atatürk Orman Çiftliği alanlarını çok iyi değerlendirmemiz, kent parkı olarak kentin çünkü gençlik parkına kadar gelen bir yeşil kamasıdır bu. Ben şuan benzetiyorum; Londra’daki Hyde Park ( video donuyor), Regents Gardens ve tüm bu parklar sistem kentin merkezine kadar gelir.  Piccadilly’e kadar Oxford Circus’ kadar gelir ve oradan başlayarak siz yürümeye başlarsanız kilometrelerce yürürsünüz. Bu AOÇ’den sonra  ODTÜ Ormanı tabi çok değerli.

Bu konuda Necati hocam biliyorum çok güzel şeyler söyleyecek. ODTÜ Ormanı maalesef ve maalesef son dönemde, Melik GÖKÇEK döneminde uygulamalarla büyük oranda niteliğini yitirdi ve iki tane otoyol açıldı.  Kuzey-Güney bağlantısı. İşte bu Malazgirt Caddesi ve Doğu-Batı bağlantısı ve şuanda hala bu parça parça gelmek üzere bu ODTÜ Ormanı’nın bütünlüğünün korunması. Çünkü Ankara’ da Mustafa Kemal Atatürk’ün başlattığı Atatürk Orman Çiftliği bir aslında kalkınma ve bir model olarak çok önemlidir. Kemal KURDAŞ’ın ODTÜ’müzde başlattığı orman girişimi ve yeşil alanlar girişimi de orada bir ekoloji oluşturmuştur. Yapayda olsa bir orman oluşmuştur. Bunları korumak çok önemli.

Geliyorum İmrahor ve Gölbaşı Bölgesi’ne. Eski planlarda bu alanlar da hep korunmuştu. Ama son zamanlarda maalesef ve maalesef şu arkamdaki Yeni Güneypark Kentsel Gelişim Projesi ile bu İmrahor Vadisi de yok edilmek isteniyor. Bütün yamaçlarda çok katlı bloklar oluşmuş durumda. Kentsel dönüşüm mü artık, rantsal dönüşüm mü artık bilmiyorum. Geçen sene bir tez bitirdik, çok sevgili öğrencimiz Öznur Aytekin yazdı, onu kitap haline de getirdik …

İmrahor Vadisi ve kentsel dönüşümün gelişimi burada, bu kitapta da yer alıyor ve İmrahor Vadisi’nin içine kadar inen çok katlı yapılaşmalar ve önce Kanal Ankara adı ile başlayan ve sonra da Millet Bahçesi adıyla devam eden uygulama, İmrahor Vadisi’ni de tahrip etmek  üzere diyelim.

Bu konuda da Necati hocama söz veriyorum. Çünkü onun da burada çok değerli düşünceleri ve katkıları olacaktır. Buyurun hocam.

Necati YALÇIN: Çok teşekkür ederim Mehmet hocam. Öncelikle İmrahor Vadisi demişken, İmrahor Vadisi’ndeki son çabaların ki adı sanıyorum büyük bölümü yani o yukarıdaki gökdelenler ayrı birde aşağı da betonlaşma mesela derenin betona alınması, çeşitli yerler yapılması, Millet Bahçesi oluşturulması gibi gayretler var. Bazılarının iyi niyetli olduğunu düşünüyorum ama şunu okuyamıyorum. Örneğin benim evimde, internette de rahatlıkla bulunabilecek Ankara Yerleşim Merkezi’nin Çevresindeki Alanlarla Floristik Yönden Karşılaştırılması diye bir araştırma var. Bu internete yazıldığı anda çıkar. Burada, bu çalışmada İmrahor Vadisi’nin endemiklerinden söz ediliyor. Acaba yapılacak çalışmalarda bu endemiklerin olduğu bölgeler, alanlar özel olarak korunuyor mu. Endemiklerin korunmasına ilişkin bir çalışma var mı. İnşallah vardır ve bu basına yansımamıştır diyorum. İmrahor Vadisi Ankara’nın yeşil olarak kalmış ve belki de korumamız gereken vadilerinden en başta geleni demek istemiyorum. Falanca, Kıbrıs Vadisi en başta diyebilir. Bütün bu dileklere de katılıyorum. Bence hangi vadi en başta demiyorum (videonun sesi kısılıyor)… en başta olsun. Çünkü biz elimizle şuanda nasıl elimizle, bol bol taş ocakları açmışız zamanında. Elimizle bir anlamda yok ediyoruz. Bakın şurada sayılan her şey, özetledim ben bunu tabi hatta bakın burada bir oturdum kroki bile çizdim. Bu kroki ile gezecektik bu sene. Corona, gezemedik.  Büyük gruplarla gidecektik hocaları falanda alıp. Bakın birkaç tane şelale var içinde. Yani Ankara’nın merkezinde şelaleli dikkat ,öyle yukarıdan su akıtayım da dökülsün değil. Ona da saygı duyuyorum bir peyzaj düzenlemesi yapıyorlar, güzelleştirmeye çalışıyorlar kabul o da yapılsın ama bunlar doğal şelale, doğal şelale. Taş ocakları ile ilgili yuvarlak cümle kurmayım net bir cümle kurayım. Taş ocakları Kıbrıs Vadisi’ne kaya yuvarlayan taş ocakları ya da toz bulutu ile orayı bir şekilde kirleten, sularının tükenmesine neden olacak taş ocaklarının sayıları daha geçenlerde yine arttırıldı. Yine izin verildi. Ya 3 kilometre 5 kilometre öteye izin verilsin. Neden tam buraya izin veriliyor. Taş mı yok. Memleketin her tarafı taş, toprak. Her tarafa yapılabilir, taş mı yok ya da Kıbrıs Vadisi Derneği Yetkilileri Hasan Bey’ler, ikisi de Hasan başkan ve başkan yardımcısı kulakları çınlasın. Onlar diyorlar ki; ‘ Mahkemeye verdik, alanını  genişletiyor. Genişletmesin, kontrol edilsin bunlar ya da ötelerde bir yere gitsinler, ne yapıyorlarsa yapsınlar’. Burası o kadar değerli ki yani bunlar Ankara’nın oksijen depoları. Yapılmamalı. Bakın, bizim memleketin zenginliği bir tarafa toprağın bereketine bir örnek vermek istiyorum. Allium Cepa. Bunu biliyor musunuz Allium Cepa’yı. Evet. Bu Allium Cepa’nın ilk fotoğrafı, koydum. Çünkü bizim hocalar dedi ki; ‘Oo Allium Cepa’ dedi. Allium Cepa’nın bir sonraki fotoğrafını da şimdi size, bugünkü fotoğrafını da veriyorum bakın bu güzellik. Bu ne biliyor musunuz. Bildiğimiz kuru soğan ve bu bakın, bakın şuaradaki fotoğrafta da görüyorsunuz, bu benim küçücük saksımda  yetişen kuru soğan. Bu kadar, bu kadar verimli. Şimdi bu çiçeklerin her biri yüzlerce tohum verecek. Yani biz Anadolu zengin, Anadolu zengin diyoruz ya, aslında toprak o kadar  zengin ki Anadolu Toprağı ayrıca zengin zaten. Yani bunu çok ciddi anlamda mahvetmek için uğraşmalısınız ki mahvedesiniz. E bizde onu yapıyoruz, yapmayalım. Yani çok basit yapmayalım. Dokunmayalım. Evet. Böyle bir sloganla bitirmek istedim.

Mehmet TUNÇER: Şimdi ben şunu hatırladım Necati hocamın şeyinden; Biliyorsunuz 1402’de Yıldırım Beyazıt ve Timur karşı karşıya geldiği zaman Çubuk Ovası’nda. Timur’un ordusu fillerle geliyor, tabi Yıldırım Beyazıt,

Necati YALÇIN: Ormandan nasıl geçti.

Mehmet TUNÇER: Yıldırım Beyazıt’ın ordusunun bozguna uğramasının  en büyük nedenlerinden birisi de budur aslında ve o bölgede öyle sık bir orman dokusu var ki Timur, filler geçsin diye ormanı açtırıyor ve ormanın içinden gidiyorlar. Bakın Ankara’nın çevresinde bu kalıntı ormanlar; Beynam, Kızılcahamam vs. bunlar yüzyıllarca hoyratça ve vahşi bir şekilde tahrip edilmiştir. Bugün hala, mesela Kızılcahamam 79 kilometre gidin, Kızılcahamam Milli Parkı, Türkiye’nin en küçük milli parklarından biridir. Planlamasını da biz  yapmıştık, çok iyi biliyorum. Orada işte Kara akbaba var biliyorsunuz. Kara akbabalar çeşitli yerlerde konaklıyorlar ve işte orada kendi yuvarlarını kuruyorlar tabi ama bunlar leşle de beslendiği için kalkıyorlar işte orası kokmaya başlayınca başka bir yere gidiyorlar. Kara akbabalar Kızılcahamam’ın da simgesi. Bir kalkıyor kara akbaba, bir uçuyor, 20 kilometre, 25 kilometre uçabiliyor ve bunlardan dünya da 40- 50 çift kalmış. Yani Türkiye’de belki bu kadar az kalmış. Fakat bizim milli park sınırı o kadar küçük ki, milli park sınırı o kadar küçük olduğu içim kara akbaba kalkıp uçtuğu zaman parkın dışında siz bunu avlayabilirsiniz. Yani akbabayı vurmak milli parkın dışında serbest. Ayılar içinde b geçerli. Mesela ayılar milli parkın içinde aç kalıyorlar. Çünkü köylü geliyor, ayıların yemesi gereken işe bir takım orman ürünlerini topluyor.  Bunlar, ayılar tabi ne yapacaklar, köyden aşağıya iniyorlar ve milli parkın sınırın dışında ‘ aman burası dışarısı çıkma’ filan diyemezsiniz. Ama başka ayılar bunları tüfekle vuruyor. Yani milli park sınırlarını mutlaka büyütmemiz lazım. İşte Kıbrıs Vadisi dedi Necati hocam, İmrahor Vadisi. Bunlar mutlaka ve mutlaka kesin koruma statüsüne kavuşturulmalı. Bekir ÖDEMİŞ’ide burada analım. Sayın Bekir ÖDEMİŞ, Kıbrıs Vadisi için bu alanın bir çevre koruma bölgesi olması için, tabiat parkı olması için yazışmaların uygulamaların içinde. Ona da teşekkür ediyoruz.

Necati YALÇIN: Hatta bizzat orada bugünlerde yürüyüş de yapacağız ama o icraatlara en sonra değinelim ama şimdi tam bu koruma alanı falan dedin ya hocam bak şunu atlamayalım. 8 Temmuz 2020 yani sıcağı sıcağın alınan bir karadan söz edelim. Merkez Av Komisyonu Toplantısı’nda alınmış bu karar. Her sene işte doğa, change.org’ bir takım dilekçeler veriliyor doğayı koruma ile ilgili. 19-20 kuruluş bu alanda mücadele ediyor. Bakın neler yazıyor; ‘Aman avcı vurma beni’ ‘Vurulmasın onlar, yok oluyorlar! Uyan’ falan falan. Hepsi geçmiş. 8 Temmuz 2020: Üveyik ve Elmabaş Patkalar’ ın avlanmasına bu senede izin verilmiş. Taze haber, taze haber ve avcı bir av gününde, bakın 2020-2021 sezonunda 3 Üveyik 2 de Elmabaş Patka vurabilirmiş. Zaten toplasan orada bu kadar o kuştan yoktur büyük ihtimalle. Yani avcı en üst sınırında üstünde yetkilendiriliyor. Dolayısıyla çok ciddi anlamda doğaya bakışımızın, çevre anlayışımızın hakikaten değişmesi lazım. Birde, birde Mehmet hocam madem şeyi söyledi, bir büyükşehir ile ilgili uygulama söyledi. Bir sıcak haber daha olsun o zaman, sevgili hocam bunu dün akşam birlikte öğrenmiştik hatırlarsan. Neydi, şu. Evet, sen  oku lütfen Mehmet hocam.

Mehmet TUNÇER: Tabi şimdi Bekir Başkan’ın izni ile bunu söyleyelim, Anafartalar Caddesi sokak sağlıklaştırma ve cephe ihalesi yapıldı. Cephe iyileştirme ihalesi ki bu çok önemli. Biliyorsunuz orada tabelalar, çıkmalar, cumbalar üzerindeki kapatan, binaları kapatan,

Necati YALÇIN: Güzel haberler diye paylaşmak istedim.

Mehmet TUNÇER: Evet, bunlar için bir reklam yönetmeliği, pano yönetmeliği de hazırlandı. Onu da çok iyi buluyoruz. Teşekkür ediyoruz. Antik Tiyatro konusu başlı başına bir konu. Bu konuda da bir yazım çıktı Gazete Ne Haber’de. Bu Roma Tiyatrosu’ nun çevre düzenlemesi, arkeopark olarak düzenlenmesine  ilişkin ihale ve tiyatronun restorasyonuna ilişkin bir ihale 5 Ağustos’ da yapılacak. Bu da çok önemli. Çünkü burası yıllardı bizim feryatlarımıza, yani bizim korumacıların, bütün üniversitelerin, odaların. Bir çöplük halinde içinde ateş yakılan, mezbelelik utanç verici bir haldeydi. İnşallah bu halden  kurtulacak ve bir UNESCO mirası olarak restore edilecek. Konya Sokak, Kediseven Caddesi ve Çıkrıkçılar Yokuşu’nda da düzenleme çalışmaları başlıyor.

Necati YALÇIN: Hepsi bence deminden beri han planlama şöyle olmalı böyle olmalı diyorduk, olumlu şeyleri de yansıtma da fayda var diye. Ama bu konuda da ben yazmadan Mehmet hocam yazdığı için anlatmayı ona bırakmak istedim.

Mehmet TUNÇER: Çok teşekkür ederim sağ olasın. Şimdi ikinci bölümde yayınlanacak Gazete Ne Haber’de onu da izleyicilerimize duyuralım. Devam ediyorum izninizle. Bu İmrahor Vadisi’ni konuştuk.   arkamda onu koydum. Mühye Köyü ve İmrahor Vadisi’nin yıllar önceki durumu ve şu anki durumu. Yani bütün biz o meyve bahçelerini, kavakları hepsini derenin içine hatta kiremit fabrikası, tuğla fabrikası izni vererek çöplüğe döndürdük, mahvettik. Yani önce Saraçoğlu’nda olduğu gibi önce mahvettik. Şimdide efendim düzenliyoruz, ithal türler, yabancı peyzaj ögeleri ve kanala alarak yani şuradaki bakın burada kendi doğasında akmakta olan ve bizim Kutugün Deresi’ndeki söğüt, kavak vs. ağaçlarının dereyi tanımladı ama tabi bunlar kesintiye uğramış, değeri kalmamış. Zaman zaman sel geliyor bir yağışta taşkın oluyor neden oluyor. Çünkü dere akacak mecra bulamıyor. Şimdi bu vadiler, bu akarsuların bulunduğu yerler çok önemli. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi için, kent tarım için ve çevresel alanların, çevre tarım alanlarının korunması için çok değerli alanlardır. Yetersiz beslenme sorunu yaşıyoruz. Şu anda Türkiye maalesef ve maalesef artık kendi kendine yeten bir ülke olmaktan çıkmıştır. Kurban Bayramı’nda kurban ithal eden, işte hatta hayvan samanlarını bile dışarıdan alan, patates – soğan ithal eden bir ülke haline gelmiştir. Yani Hollanda gibi bir ufacık ülkenin ürettiği et, süt, hayvan ürünleri peynir vb. ürünlerin Türkiye’ de olsalar belki Hollandalılar herhalde bütün dünyayı doyururlardı. Yani ben bu bir şeyi anlayamıyorum. Tamamen bir plansızlık, tamamen bir köylüyü desteklememek, hayvancılığı desteklememek.

Bolu’da yaşadım, Bolu yaylaları 330’dan fazla yayla var. Bu konuda da bir kitap yazmıştım, Abant Tabiat Parkı ve yaylalarla ilgili. Bu yaylalar maalesef ve maalesef terk edilmiş. Köylü artık hayvancılık yapmıyor. Buraları işte turizme açtırmaya çalışıyor, pansiyonculuk yapmaya çalışıyor. Bu demek ki vadiler, tarım alanları, yaylalar, meralar mutlaka korunmalıdır ve pandemi süresinde ve sonrasında giderek azalan tarım ürünlerinin arttırılmasına desteklenmelidir. Bunun için Büyükşehir Belediyemiz büyük çabalar gösteriyor onu da biliyorum. Merkezi yönetimde büyük çabalar gösteriyor. Bu konuda ulaşıma geçmeden  Necati hocam burada söyleyeceğin bir şey varsa, ulaşıma geçeceğim çünkü.

Necati YALÇIN: Lütfen devam.

Mehmet TUNÇER: Bu konuyu bitiriyorum. Şimdi tabi ki artık herkes giderek dolmuşlarda tıklım-tepiş, efendim otobüslerde üst üste seyahat etmek istemiyorlar. Çünkü ulaşımın en yaygın olacağı yerler buralar. Dolayısıyla toplu taşımacılığa evet ama bunun daha sağlıklı ve daha düzenli hale  getirilmesi, özellikle bu dolmuş sistemlerinden vazgeçilmesi lazım ve tramvay sistemleri yani Ankara’da metro sistemlerinin geliştirilmesi, salgına uygun hale getirilmesi ve bunun tramvay sistemleri ve bisiklet yolları ile desteklenmesi gerekir. Bakın, insanlar evlerinde kapalıyken yapılan bir takım uygulamalar var. İzninizle bunu ben eğer gösterebilirsem  göstermek istiyorum. Şimdi bakın Berlin’de, orada yaşayan bir arkadaşım yolladı, 40 yıldır orada. Sonra ben videosunu buldum. Bisiklet yolları genişletiliyor. Yani bizde bisiklet yolu yok, hemen hemen hiç yok. Şuanda belediyemiz 60 kilometre kadar bisiklet yolları yapmak istiyor. Fakat Berlin’de ki bisiklet yolları, yollara doğru genişletiliyor ve bir çizgi daha çekiliyor. Yani insanların karşılaşmasına ve yakın geçmesini engelleyecek bisiklet yolları yapılıyor ve de bisiklet yollarının genişletilmesi çalışması Berlin’de. Şimdi bu bisiklet yolları, yollara doğru özellikle kent merkezlerinde bir kere kent merkezlerine araç girişi kısıtlanıyor, Londra, Paris, New YORK ve benzeri kentlerde, Pekin’de, kent merkezlerinde hatta paralı giriş düşünülüyor. Bisiklet yolları ise yollara doğru bir hat daha çizilerek geliştiriliyor. Bu pandemi süreci sonrasında tabi bunun daha da artacağını tahmin etmek zor değil. Yani bisiklet yolları çalışmaları daha da artabilir. Şimdi belediyemizin de bu konuda çalışmaları var. Şuanda 6 etapta çok değişik bölgeleri birbirine bağlayacak bisiklet güzergahları planlanıyor ve bu aslında 65 bin civarında arabanın da merkeze ve merkez dediğimiz sadece Kızılay-Ulus değil, işte bizim bulunduğumuz 100. Yıl Bölgesi ya da Ümitköy- Çayyolu Bölgesi ya da Etimesgut Bölgesi, Batıkent Merkezi, Eryaman, Sincan Bölgeleri buralara araçların girmesini kısıtlayan ve bisiklet yollarına ağırlık veren projeler hazırlandı, hazırlanıyor ve bunlar uygulamaya geçecek. Yani pandemi süresince toplu taşımacılık geliştirilmesi gerekir giderek. Yaya bölgeleri ve yaya ağırlıklı mekanlar geliştirilmesi lazım. Ulus’ da mesela bazı bölgeler tamamen kapatılabilir. Kızılay’da bazı bölgeler tamamen kapatılabilir ki ekolojik kent merkezi yaklaşımı bunu gerektiriyor, bu konuda yazılarımız var. Kamusal mekan kavramı giderek değişecek. Yani burada altta gördüğünüz bu kalabalık pazar yerleri, kalabalık toplanma alanları giderek azalacak tabi öyle görünüyor. Daha büyük ve daha geniş meydanlar, daha rahat ve daha insanların özgürce dolaşabileceği yaya mekanları oluşturulacaktır, oluşturulmalıdır diyorum.

Necati YALÇIN: Hemen şunu ekleyelim. Aslında bizim özümüzde bunlar var. Örneğin; Ankara’da çok eserler bırakan ünlü mimarlarda Egli, Ankara’da yapılar, hatta Türkiye’nin çok çeşitli yerlerinde eğitim yapıları da yaptı. Bunları yapmadan önce: ‘Ben bir Anadolu’yu gezmek istiyorum, Türk Mimarisi’ni görmek istiyorum’ demiştir. Zamanın yoklukları içinde, zamanın yönetimi bu Cumhuriyet’i kuran aydınlık ve girişimci insanlar, Egli’yi gezdirmişler. Hemen her yeri gezdirmişler ve Egli’de Ankara’ya döndüğü zaman yaptığı yapılarda çok ciddi Türk Mimarisi Unsurları kullanmıştır. Bunlardan bir tanesi tamda şuanda ekranda görünüyor, evlerde bu sistemi kurmak. Yani avlulu sistem. Evlerde yani aslında biz Covi-19 (Corona) falan diyoruz ya ne yapsak falan. İşte mesela Madrid’den örnek veriyoruz falan ama bizim özümüzde avlulu sistem de evlerimiz var. Bunları büyüttüğünüz anda işte böyle yapılar çıkacak ve bunun özüde yine bizde. Yani biz bir özümüze bakmayı bir yabancı mimarın Anadolu’yu gezip yorumlaması gibi özümüze bakmayı bir bilebilsek, özümüze baktığımız anda da bunun muhteşem örneklerini görebiliyoruz. Yine yabancı çok değerli bilim insanları kullanılarak eğitim sistemimiz de yaptığımız Köy Enstitüleri Sistemi gibi. Yani dolayısıyla bugünlerde de yine şöyle geçmişimize bir daha bakmak, mimariyi incelemek, koskoca bir Mimar Sinan çıkarmış, onun yaptıklarına bakmak, onun çevreci yaklaşımları işte temelin nasıl oynayacağı, yok efendim güvercinin gübresi, mikrop, mürekkep vs. falan. Dolayısıyla bugünlerde hem batıdan yararlanmalıyız hem özümüze bir kez daha bakmalıyız ama doğaya, çevreye ve insana saygıyı hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Evet.



Mehmet TUNÇER: Şimdi çok teşekkür ederim bu tabi geleneksel mimariden yola çıkarak yeni yaşam çevrelerini, dokuların mimari ve çevre olarak planlanması çok önem taşıyor. Buna Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’mız da çok önem veriyor. Aslında kentsel tasarım rehberleri hazırlayarak, akıllı şehir projeleri oluşturarak, işte insanların geleneksel dokularının nasıl çağdaş yaşantıya yeniden adapte olacağını ve bizim kadim uygarlığımızın, binlerce yıllık Anadolu Uygarlıklarının ve Osmanlı Dönemi, Selçuk Dönemi’nin tabi bize bıraktığı bir geleneksel mimarinin nasıl yeniden yorumlanacağına ilişkin bir proje geliştirdi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı. Gaziantep Bizim Şehir Projesi, Hacettepe Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi tarafından  istenilen  ve koordinasyonunun Hacettepe tarafından yapıldığı, bizim Çankaya Üniversitemiz ’inde, benim planlama ve kentsel tasarım koordinasyonun da ve Gülser hocamızın mimarı proje koordinasyonunda ve Oğuz YILMAZ hocamızın da peyzaj mimarlığı koordinasyonunda çeşitli ekiplerin çalıştığı önemli bir proje  hazırladık. Bu bir örnek proje olarak Gaziantep’ de seçilen bir yerde, Şahinbey Bölgesi’nde sıfırdan başlayarak ele alınan bir projedir. Ben projeyi tabi tamamıyla anlatmak istemiyorum ama bunun pandemi sürecinde dikkate alınması gerekli bazı özellikleri var. Mesela; yeşil şehir özellikleri var. İmar standartları şuanda 11 metrekare yeşil alan, bizim bu yeşil şehir projemizde 40 metrekareyi geçkin bir yeşil alan standardı var. Yani kişi başına düşen yeşil alan. İşte burada millet bahçesi var, yeşil kuşak var, tüm çevreyi saran konut alanlarının içinde yeşil akslar var ki bu su ve yeşil alanları birlikte getiren ve bisiklet yollarında  bakın burada bizim Öznur AYTEKİN arkadaşımızın da  tasarımı bu bölge ve bu bölgedeki yeşil alanlar işte Necati hocamın bahsettiği iç avlulu Geleneksel Gaziantep Mimarisi’ nden  esinlendirilerek projelendirilen bir bölge. Geleneksek merkezden esinlenerek tasarladığımız hanlar bölgesi, bedesten ve arasta bölgesi, kent merkezimiz, Zeugma Meydanı. Bu bambaşka, ayrıca anlatılması gereken bir proje. Ama Gaziantep Bizim Şehir Projesi’nin henüz uygulamaya yeni başladığı, dün Muhammed arkadaşımız var orada şehir plancısı ondan öğrendim. Bu proje sürüyor. Bu projenin dikkate alınması gereken bir çok özelliği var. Standartlar açısından; yerleşim ilkeleri, tramvay, toplu taşım açısından önemli. Bu; yeşil, güvenli, insan odaklı, kimlikli ve akıllı şehir konseptlerini bir araya getiren Hacettepe, Çankaya, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Gazi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi ve Gaziantep Üniversitesi 25 den fazla öğretim üyesi; profesör, doçent hocalarımızın bir araya geldiği kalabalık bir ekip ama akıllı şehir ekibi ayrı, işte yeşil-güvenli şehir ekibi ayrı, kimlik-şehir ekibi ayrı. Bu projeyi de gündeme getirmek istedim. Çünkü bu adımlar mesela akıllı şehir konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bizi ve ekibi, oradaki kontrol ekibini yurtdışına gönderdi. Viyana’da 2 tane  smart şehir örneği gezdik, akıllı şehir örneği gezdik. Dolayısıyla bunlar çok önemli ve gelecekte dikkate alınması, makro planlarda ve konut alanlarında dikkate alınması gereken projeler. Şimdi ben, Necati hocam tabi ben bu araya bu projeyi koymak istedim. Hatta bugün koydum, ekledik. Çünkü livable city denilen bir kavram var ve bu en yaşanabilir kent yani izleyicilerimize bunu göstermek istedim. Tabiki bu maalesef 10 en yaşanabilir kent içinde ülkemizden herhangi bir kent yok. İşte birinci Vienna, Melbourne, Osaka. İşte Vienna’daki uygulamalar, akıllı şehir uygulamaları ve yaygın gelişmeler ve toplu konut uygulamaları bu açıdan çok önemli. Melbourne, Osaka, Calgary, Sydney, Vancouver, Toronto, Tokyo, Copenhagen, Adelaid. Bunlar dünyadaki en yaşanabilir şehir seçilmiş. Tabi en kötü şehirler var. İyiki dua ediyorum ki bunlar arasında da yer alan bir şehrimiz yok. Bunlar Suriye, tabi iç savaşın ve kargaşaların maalesef çatışmaların çok yoğun olduğu; Damascus, Dhaka, Lagos, Karachi geri kalmış ülkeler diyelim maalesef, Tripoli-Libya gibi öğrencimiz orada şuanda benim doktora öğrencim Omar. O Tirpoli üzerine bir tez yazdı ve Tripoli bir tez yönettik Yüksel hocamızla birlikte. Cezayir ve Dakar. Şimdi bu neden yaşanamaz kentler ve neden yaşanabilir kentler. Bunları çok iyi değerlendirmek ve geleceğe yönelik planlamalarda, projelendirmelerde bunları dikkate almak gerekir. Bu konuda uzmanlarımız var. Mesela Özge YALÇINER hocamız, Gazi Üniversitesi’nden Profesör Özge YALÇINER ERÇOŞKUN bu konuda uzman. Ekolojik-teknolojik kentler konusunda uzman ve birlikte de çalıştık Gaziantep Projesi’nde. Şimdi adını hatırlayamayacağım bir çok arkadaşımız, hocamız var. Necati hocam bu konuda ben son slayda geçmeden senin görüşlerini de almak isterim.

Necati YALÇIN: Bende o halde bende son konuşmam olsun, son bir katkı olsun bu söyleşiye. Bu hani planlar, planlı şehirleşme falan filan diyoruz ya bizim memleket pek çok ülkeden bu anlamda bir milliyetçilik adına  konuşmuyorum, çünkü ara ara endemik sayılarına bakıyorum çeşitli ülkelerin. Yani sadece Ankara’daki endemik sayısından daha az endemiğe sahip olan ülkeler söz konusu. Hatta bir endemiği olan ülke sayısını  geçenlerde saymaya çalıştım, 10 küsur ülke çıktı. Dolayısıyla ben bu şekilde öyle akıllı şehir, ekolojik şehir, yeşile dayansın, çiçeğe-böceğe dayansın bir şehir yaratmaya kalkarsak, bunu efendim dünyanın falanca ülkesinde ne kadar kolay yaparız bilmiyorum ama bizde ne kadar kolay yapacağımıza muhteşem bir örnek var. Benim bu birlikte katıldığımız sunum, konuşmalarda da kullandığım örneği ben izninizle burada kullanmak istiyorum. Başlık, bugün için, bu söyleşi için başlık; Yapay Ormandaki Mucize diye çevirdim. Bugünkü başlık bu ki mesela şimdi Mehmet hocam da neden bahsettiğimi anlayamasın diye. Ama bir sayfa öteye geçtiğim zaman hemen anlayacak Mehmet hocam.

Mehmet TUNÇER: Zaten tahmin ettim ODTÜ olduğunu.

Necati YALÇIN: Ama buna işte böyle bir başka bir isim koydum bu sefer. Hakikaten orada yapay ormandaki mucize başlığı yakıştı. Bundan sonra da bunu kullanacağım herhalde. Şimdi diyebilirsiniz ki ya tabi şimdi milliyetçilik bu tabi falan hayır, bakın yapay bir alandan bahsediyoruz. İnsan eliyle yaratılan ki Kemal KURDAŞ başta olmak üzere hepsini rahmet anıyoruz, yaşayanları sevgi ve hürmetle anıyorum. Soyu tükenen 100’ü aşkın tür burada yaşıyor. İnanılmaz. Bu bizim elimizle yarattığımız yerde. Türkiye’nin 65 kelebek alanından biri dünyanın 4 tarafından fotoğrafçılar gelip Güzel Nazuhum’un kelebek oluşunu, tırtıldan kelebeğe dönüşünü fotoğraflıyorlar, randevular alıyorlar. Buyurun, şimdi size Ankara’lı kelebeklerden harika bir gösteri. Lütfen bakın, bunların hepsini sadece bir yürüyüşte çektik. En başta, baş roldeki Güzel Nazuğum. Mutlu KADİR hocam beni götürdü oraya ondan sonra ben yazı üstüne yazı çıkarıyorum. Defalarca da gittik, nasıl burayı atladım diye yıllardır yazar çizerim. İşte bakın bu güzelliklerin hepsi ODTÜ Ormanı’nda. Benim burayla ilgili bir teklifim de, alttan ve üstten ekolojik geçitlerin yapılması, buradaki yeşil bütünlüğünün bozulmaması. Bu çok değerli. Bakın şu espiri de gerçek; biz fotoğraf çekerken hakikaten bir tanesi geldi, böyle kondu fotoğraf makinamıza. Sanıyorum teşekkür etmek istedi. Sanıyorum tanıtımını yaptığımız için, korunmasına katkı sağlayacağımız için peşin peşin bize teşekkür etti. Bende böyle bir animasyonla canlandırmak istedim. Hepsi fotoğrafların, fotoğraf üstadım Mutlu KADİR hocama ait ama bakın şu fotoğrafı ben çektim. Ben de bir kelebek fotoğrafçısı oldum. Neyin sayesinde, neyin sayesinde, bu yapay bir ormandaki mucize sayesinde.

Mehmet TUNÇER: Çok güzel evet.

Necati YALÇIN: Dolayısıyla bu topraklar, bu Anadolu toprakları Ankara dahil ben her yer için söylüyorum. Pek çok ülkede de mutlaka böyledir ama biz Türkiye’yi konuşuyoruz, Ankara’yı konuşuyoruz. Hakikaten ilgi bekliyor. Buyurun bakın ağaç dikiyorsunuz, kelebekler geliyor, başka doğal varlıklar geliyor. Yani ne olur, ne olur harcanmasın diyorum son  cümlem olarak bugün.

Selman Koftar (Gazetenehaber) : Teşekkür ederiz.

Mehmet TUNÇER: Necati hocam çok teşekkür ediyoruz. Ben şimdi Selman Koftar (Gazetenehaber)  Bey’e kapatmadan şu Ankara ve UNESCO, Al Gözüm Seyreyle Turu. Şimdi Ankara hem doğal değerleri ile bu endemikleri, endemik türleri, bitki türleri, faunası ve florasıyla hem de binlerce yıllık tarihi ve kültürel geçmişi ile her biri ayrı bir değer olacak şekilde UNESCO Dünya Miras Listesi’ne  girecek değerlere sahip. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne girmek zor. Tamam, o zaman biz kendi listemizi oluşturalım, kendi kültürel ve doğal  kaynak listemizi oluşturalım ve bunların yerlerini saptayalım, bunlara önem verelim, öncelik verelim. Önceliğine göre bunu tabi Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Dairesi başta, Kültür ve Turizm Bakanlığı başta olmak üzere Arkeoloji Müze Müdürlüğü’müz, Anadolu Medeniyetleri Müze Müdürlüğü’müz ve diğer tabi Anayasa’mıza göre tümümüzün, hepimizin, bunu izleyen herkesin bu konuda sorumluluğu var. Anayasa’nın 56. Maddesi der ki; ‘ Çevreyi korumak devletin ve vatandaşların görevidir.’ Yani burada sorumluluk başta devlet ama sonra vatandaş olarak bizlere düşen büyük görev vardır. Yani bu doğal değerleri korumamız  ve bunların tarihsel değerlerini korumamız ve geliştirmemiz gerekir. Bu noktada müsaade ederseniz Ankara’nın Metropolitan Alan Nazım Planları’nın hazırlanmasında büyük emeği olan rahmetli abimiz, hocamız Haluk ALATAN’ı, Ankara Tarihi Kent Merkezi Ulus ve Ankara’nın birçok arkeolojik yerlerini ve Türkiye’nin birçok yerinde korunmasında ve hepimizin yetişmesinde büyük emeği olan yüzlerce, binlerce öğrenci yetiştiren Profesöt Gönül TANKUT hocamızı, Tuğrul AKÇuRA hocamızı, Raci BADEMLİ hocamızı, siyasal bilgilerden Fehmi YAVUZ ve Cevat GERAY hocamızı burada saygıyla ve rahmetle anmak istiyorum. Bu çok bence her zaman bunların yaptıklarını, çünkü biz geriye dönüp bakıyoruz neler olmuş ve onun üzerine bir şeyler koymaya çalışıyoruz. Birde tabi ben son bir söz olarak bir slaydım kaldı. 



Burada tabi bu konuda, halk sağlığı konusunda yine yüzlerce ya da binlerce öğrenci yetiştirmiş Profesör Doktor Ahmet TUNÇER yani babam, babamı da burada, bu pandemi sürecinde hazırladığımız bu söyleşide anmak istedim. Çünkü kendisi halk sağlığı uzmanı, halk sağlığı profesörü ve çocuk profesörüydü ve Ankara’nın birçok yerleşiminde, kırsalda toplum sağlığı için, halk sağlığı için büyük çalışmalar yaptı. Sonra Adana’da Çukurova Üniversitesi’nde 20 yılı aşkın bir süre Çukurova Üniversitesi’nde bölüm başkanı olarak çalıştı. Ben tabi bu kitabı koydum. Çünkü babamın. İnfeksiyon Hastalıkları ve Korunma. Yani bulaşıcı hastalıklar şimdiki tabiriyle. Bulaşıcı hastalıklar ve korunma. Hatta bunun içinde virüsler, virüslerin bulaşıcılığı gibi vs. bölümlerde var. Tabi onları anlatmak şuanda gerekli değil ama anlam bağlamında bunu da söylemek istedim. Selman Koftar (Gazetenehaber)  Bey bu olanağı da bize verdiğiniz için Gazete Ne Haber ve ekibine, Nermin Hanım’a özellikle onun adını anmadık, sizlere çok teşekkür ediyoruz. Sağ olun, var olun.


Selman Koftar (Gazetenehaber) : Biz teşekkür ediyoruz. Babanız Profesör Doktor Ahmet TUNÇER’e de Allahtan rahmet diliyoruz. Bu ülkeye, bilime, ilime tüm katkısı olan ebediye de intikal etmiş tüm hocalarımıza Allahtan rahmet diliyoruz, Allah onlardan da razı olsun. Katıldığınız için teşekkürler.

Necati YALÇIN: Çok teşekkür ederiz.

Mehmet TUNÇER: Herkese sağlık diliyorum. Güzel bir yaşanabilir bir kent diliyorum.

Necati YALÇIN: Katılıyorum bu güzel dileklere, sevgi ve saygılar.




Band kaydını izlemek için:

https://www.youtube.com/watch?v=ywu_kPmItT4

Pandemi | Şehir Planlaması | Ankara | Prof. Dr. Mehmet Tunçer, Dr. Necati Yalçın Konuklar: Çankaya Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet TUNÇER Dr. Necati YALÇIN * Nasıl bir kentleşme olmalı?Doğru şehir planlaması nasıl yapılmalı? * 19. YY Sağlıklı Kentler İçin Neler Yapıldı? 13:00 * 1932 Yılında Prof.Hermann Jansen Ankara Şehir İmar Planı İçeriğinde Neler Vardı? 14:43 * Kıbrıs Vadisinde yetişen Karakavuk'un bilmediğimiz bir özelliği 15:48 * Ankara'nın akarsu ve derelerine ne oldu? 18:00 * Ankara'nın gelecek için uygulanabilir master Planları var mı? Bu planlar neleri içermeli? İklim değişikliği ve Küresel ısınmaya karşı tedbirler alındı mı? Ekolojik planlamalar yapıldı mı? 22:00 * 500 yıllık Yahudi Mahallesi ve Saraçoğlu Mahallesi'nde son durum nedir? 34:04 * Ankara'nın yeşil alanları ve ormanlarına ne oldu? Atatürk Orman Çiftliği, ODTÜ ormanı, İmrahor Vadisi'nde, Kıbrıs Vadisi'nde son durum nedir? Ankara'da yaban hayat yeterince korunabiliyor mu? 39:12 * Anafartalar Caddesi, Roma Tiyatrosu, Konya Sokak, Kediseven Caddesi ve Çıkrıkçılar Yokuşu için hangi kararlar alındı? 53:29 * Tarım alanlarını yeterince koruyabiliyor muyuz? 55:19 * Ulaşımda nasıl değişiklikler olmalı? Ankara'da bisiklet yolları nerelerde olacak? Alışveriş alışkanlıklarımız nasıl değişti? Yoğunluğu azaltacak tedbirler var mı? 58:35 * Gaziantep Bizim Şehir Projesi'nde neler var? En yaşanabilir 10 kent ve yaşaması zor 10 kent hangileri? 01:05:36 * Yapay ormandaki mucize Güzel Nazuğum ve ODTÜ ormanı kelebekleri 01:12:40 * Halk sağlığı duayeni Prof.Dr.Ahmet TUNÇER 01:19:50



No comments: