Sunday, July 26, 2009

Osmanlı Döneminde İstanbul'da Mesire Yerleri, Doğal ve Halka Açık Parklar



I. İSTANBUL’DA OSMANLI-TÜRK BAHÇE MİMARİSİ
Prof. Dr. Mehmet Tunçer
AİBÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi – Mimarlık Bölümü Başkanı

İstanbul'da Osmanlı-Türk dönemi bahçe mimarisi ve su kıyısı kullanımlarına ilişkin araştırma ve incelemeler yeterli denilemez. Çünkü bugün, olduğu gibi korunabilmiş tek bir Türk bahçesi bulamayız. Eski bahçelerden pek azı, çok bozulmuş ya da harap olmuş bir biçimde, bize kadar kalmış, ötekiler de bütünüyle ortadan kalkmıştır. Su kıyısı düzenlemeleri de benzer şekilde genellikle ortadan kalkmış, yok olmuştur.

Bununla birlikte, dini ve özellikle sivil mimarimizin varmış olduğu yüksek ilerleme derecesini göz önünde tutarak, bahçe mimarimizin ve su kıyısı düzenlemelerinin de hiç olmazsa aynı olgunluğu bulmuş olduğu kabul edilebilir. Bahçe konusunun halk dilinde ve edebiyatımızda eskiden beri aldığı önemli yer ve İstanbul bahçelerine ait destanlar, bu kanıyı güçlendirmektedir.

Prof. Sedat Hakkı ELDEM, 1940'lı yıllarda hazırladığı "Türk Bahçeleri" adlı araştırmasında mevcut bahçe ve mesirelerin bu dönemde, her ne kadar bozulmuş, harap olmuş veya son yüzyıl eserleri olsalar bile, bunları toptan inceleyerek sonuçlara ulaşmış ve genellemelere varmıştır. Yol kalıntıları, havuz ve duvar izleri, başka bir yerde rastlanabilen bir köşk ya da çardak izi bu incelemenin esas elemanlarını oluşturmuştur.

Bu araştırmada eksikleri tamamlamak için, başvurulan ikinci bir kaynak da eski bahçeler ve su kıyılarına, yalılara ait eski resimli tasvirler, gravür ve fotoğraflardır. Bu resimler ve gravürler hayali ya da gerçek bahçelere, yalılara, kıyılara ait olup, ayrıntıları yeteri derecede aydınlık olmasa bile, bütün hakkında fikir vermektedirler. Başvurulan bir başka kaynak da yazılı dökümantasyon ve araştırmalardır. Konu bu üç temel kaynağa göre incelenmiş ve Türk bahçesi ve su kıyısı düzenlemeleri hakkında, pek kesin olmasa bile, genel bir fikir verilmeye çalışılmıştır. Çeşitli veriler bir araya getirilerek, Türk Bahçesi / Su kıyısı düzenlemeleri hakkında var olan ve kısıtlı bir süre zarfında ulaşılan bilgiler düzenli ve yararlı hale getirilmeye çalışılmıştır.


I.1. Osmanlı Döneminde İstanbul'da Mesire Yerleri,
Doğal ve Halka Açık Parklar

I.1.1. Kağıthane Mesiresi:


Kağıthane Mesiresi birkaç yüzyıl boyunca bütün İstanbul halkının rağbetini görmüştür. Uzunluğu bakımından İstanbul’un en büyük mesirelerinden biridir. Halka açık olan bölümü, derenin iki sahilince Fil köprüsünden Doğancılar Köprüsü’ne kadar ve oradan itibaren yalnız sol sahilde olmak üzere, Kağıthane köyüne kadar uzanır. Dere, iki köprü arasındaki kısmında, rıhtım duvarları ile çevrilmiştir. Hünkar köşkü ile Has bahçe, Doğancılar köprüsünden Kağıthane köyüne kadar olan kısmın sağ sahilini oluşturur. Bu kısımda dere düzenlenerek iki tarafı birbirine paralel rıhtım duvarları ile çevrilmiş ve Türkiye’de bahçe mimarisinde yapılmış en uzun kanal inşa edilmiştir. Bu kısım Cetvil-i sim olarak tanınmıştır.

Genişliği yer yer değişen, iki çıplak tepe sırası arasında uzanan Kağıthane Vadisi, olağanüstü etkili ve orantılı bir mekan oluşturmaktadır. Bu alanın çeşitli yerlerine serpiştirilmiş büyük ağaç kümeleri, göz için gerekli ölçüyü verirler. 1940'lara kadar mevcut olan Çağlayan köşkünden başka, yalnız İmrahor köşkü bahçesi içinde ve harab bir halde ayakta durmaktaydı. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). (Resim)

I.1.2. Göksu:

Geniş alan kaplayan mesirelerden biri de Göksu mesiresidir. Bu mesire yerinin incelenmesi, bize, bu gibi yerlerin ne kadar ince bir duygu ve kuvvetli bir anlayış ile alınarak işlendiğini öğretir. Göksu mesiresi, Kağıthane ile önem ve rağbet bakımından yarışırdı. Topoğrafik yapısı Kağıthane’ninkinden ayrıdır. Çayır, Küçük ile Büyük Göksu arasındaki alanı Boğaziçi sahiline kadar kaplar ve Göksu deresini izleyerek Dört Kardeşler mevkiine kadar uzanırdı. Göksu deresine, küçük bir kolun aktığı yerde ise çayır bir miktar genişlerdi. Çayır Anadolu Hisarı ve Yenimahalle sırtları ile sınırlanmış, Boğaz tarafı ise açık kalmıştır. Bu fevkalede sevimli sahayı insan eli çok anlayışlı bir surette işlemiş ve en uygun yerlerini uygun motiflerle belirterek değerlendirmiştir. Küçüksu ağzındaki kasır ve dört yüzlü çeşme ile taş sofa, Anadolu Hisarına güzel bir karşılık oluşturmakta ve Çayırın Boğaza açılan kısmını, uyumlu bir biçimde çerçevelemektedir. Bu güzel eser II. Mahmud yapısı ve 1802 tarihlidir. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). (Resim)


Derelerin üzerine atılmış çeşitli köprüler, ağaç grupları ve çeşmeler çayırı ayrıca süslemektedir. Göksu deresinin sağ sahilinde, su değirmeni önündeki ahşap köprü hizasındaki sahada, karakteristik ve büyükçe bir sofa vardır. Bu set II. Mahmud zamanında inşası tasarlanan bir köşkü taşımak üzere yapılmış ve sonradan vazgeçilmesi üzerine bu halde kalmıştır.

Eskiden yolun sol tarafında bir çeşme, sağ tarafında da bir namazgah seti vardı. Çeşmenin yazı taşları yok olmuş, yalakların bir kısmı da sökülmüştür. Bununla beraber, kalan parçalar, eserin II. Selim zamanına ait olduğu gösterir. Çeşme, dört yalaklı tiptedir, özelliği büyük yalaklardan birinin önündeki kanaldadır. Eskiden 10 metre kadar uzunlukta olan bu kanalın kenarları muntazam taşlarla çevrilmişti. Sonu mevcut olmadığı için suyun dereye nasıl boşaldığını bilinmemektedir. Biraz ilerdeki namazgaha ait iki ağaç ve küçük bir tümsekten başka bir şey kalmamıştır. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Köşklü set, az eğimli bir arazi üzerine, gayet sevimli ve Göksu deresinden biraz ayrılmış, tepeciklerle çevrilmiş bir alanın kenarına yapılmıştır. Sofanın şekli, arkası yarım yuvarlak, önü ise çok hareketlidir ve iki köşe ayağı arasında bir konvex eğriden ibarettir. Bunlar demir kenetlerle tutturulmuş ve boğaz taşından kaideler üzerine oturtulmuş, ot taşı levhalardır. Setin üstünde, küçük bir kasrın temelleri vardır. Bu temel duvarlarına göre, kasrın planı, şimdiki Küçüksu kasrının planını hatırlatır. Sofanın, ortalarına yakın bir yerinde büyükçe ve 1811 (H.1226) tarihli bir yazılı taş vardır. Sofanın ve köşkün niteliği hakkında tereddüt uyandıran şeylerden biri de etrafta serpilmiş, işlenmiş taşlardır. Bunların karakteri çok kabadır ve 19. Yüzyılın ikinci yarısına ait oldukları etkisini uyandırırlar. Küçüksu kenarındaki sınırlı Has Bahçe alanından başka her yanı halka açıktı. Göksu deresi kenarına yapılmasına izin verilen fabrikalar, Boğaz ağzındaki ilkokul, çayırı bölen ağaçlı yol ve nihayet yeni vapur iskelesi ile çeşmeli sofa üstündeki kahve, bu emsalsiz Boğaz köşesinin güzelliğini bozmuştur. (Resim)

Evliya Çelebi, Göksu mesiresi için şöyle diyor: “Ab-ı hayat misali bir nehirdir ki, Alem dağlarından cereyan edip gelir. İki tarafları yüksek ağaçlarla müzeyyen bağlardır ve ekseri yerleri Halıcı Zade bahçeleri ve un değirmenleridir. Bu nehir üzerinde bir tahta köprü var. Cümle uşakkan kayıklar ile bu nehirden ileri ferahfeza köylere varıp ağaçlar altında zevk ve sohbet ederler. Vacib-ül seyr bir mesiredir” (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

I.1.3. Balta Limanı Çayırı:

Boğazın en sevimli, ancak uzun yıllardan beri terk edilmiş mesirelerinden biri de Balta Limanı çayırıdır. Çayır iki sırt arasındaki (Fıstıklı Bağ Tepesi ile Halim Paşa Koruluğu) vadinin bir yanını kaplar ve içinden Balta Limanı Deresi akar. Vadi dereyi izleyerek ve gittikçe daralarak, Kanlı Kavak Deresi' nin, Balta Limanı Deresi'ne döküldüğü yerde ikiye ayrılır. Çukur Bağ denilen yere kadar derenin iki tarafında büyük ağaç kümeleri vardır. Derenin boğaza döküldüğü ağzı, sonradan doldurulmuş ve burada yapılan Balta Limanı Sarayı ve bahçesiyle, çayırın manzarası kapanmıştır. Çayır içinde, insan elinin yaptığı eklentiler, özellikle 300 metre kadar uzanan ve çayırın bir yanını sınırlayan, satranç biçimindeki ağaçlıktır. Bu ağaç sırasının sonunda doğa yine serbest bırakılmış ve bu geçiş noktası, fıskiyeli setler ile karakterlendirilmiştir. Bu setler üç kat olarak yapılmış, en alt kata da çıkıntı biçiminde bir havuz eklenmiştir. Fıstık ağaçlarının sıraya alınmış olmaları ve yaşları III. Selim devrini hatıra getirir. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). (Resim)

Yol boyundaki koruluk saray ile beraber dikilmiş, burada ikişer sıra ağaç arasında büyükçe bir boşluk bırakılmış ve böylelikle güzel bir yeşillik mekanı oluşturulmuştur. Burada bulunan fevkani bir köşkün ancak alt bölümleri kalmıştır.

I.1.4. Sultaniye Çayırı:

Sultaniye Çayırı diğer mesire yerlerinden ayrı olarak, daha küçük ve sade bir yapıya sahipti. Burası Boğaz sahilinde, çayır ortasında kurulmuş büyük bir ağaç grubundan oluşmuştu ve ağaçların altında kademeli bir çifte çemensofa vardı. Mesire yeri oldukça küçüktü ve sahilde 150 yıl öncesine kadar duvarları meydanda olan meşhur “Acem Köşkü” ve bahçesi vardı. Evliya Çelebi’ye göre, Beykoz’un güney tarafında leb’ideryada (denize nazır) bulunan Sultaniye Bahçesi II. Beyazıd yapısı ve “bir bağ-ı cenan misal-i gülistandır”. Burada öyle serviler vardır ki ”kebkeşan asa semaya ser çekmiştir” (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). (Resim)

I.1.5. Çubuklu Mesiresi:

Sultaniye çayırına yakın olan Çubuklu mesiresi, aynı esaslara göre kurulmuştur. Sahile yakın bir yerde, büyük ağaçlar altında bir havuz ile çeşmeli sofaları vardır. Bugün, havuz ve çeşme mevcut olmakla birlikte depolar ve iskele ile rıhtım inşaatı, çayırı sahilden ayırmış bulunmaktadır. Eskiden beri rağbette olan bu mesireye bugünkü çehresini veren ve Feyzabad adı altında canlandıran III.Ahmed’in damadı İbrahim Paşa’dır. Havuz, sadece taş kaldırım ile çevrilmiş ve bir yalak ile beslenmiştir. Çeşmeli sofa, daha iyi vaziyettedir. 1720-1721 (1133) tarihli ve çok zengin bir üslubda inşa edilmiş olan tek cepheli çeşme, sofanın ortasında değil, bir yüzün üstünde bulunmaktadır. Göksu ve Çağlayan sofalarında da aynı düzen göze çarpmaktadır. Sofanın bir köşesinde bir mihrab taşı vardır (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). (Resim)

I.1.6. Havuzbaşı Mesiresi:

Çengelköy ve Beylerbeyi arasında bulunan Havuzbaşı Mesiresinde, havuz ile oturma soflarının bir araya getirilerek çok kullanışlı bir çözüm yolu bulunduğu söylenebilir. Hafif eğimli bir arazi üzerinde inşa edilmiş olan bu sofa, üç tarafından güçlü bir istinat duvarı ile tutulmuş ve ortasında havuz, iki tarafında da yan sofalar olmak üzere üç kısma ayrılmıştır. Ortalama 8-12 metre büyüklüğünde olan havuz, geniş kapak taş çevrilmiş ve sofanın ön yüzüne kadar uzatılmıştır. Bir sıra asırlık çınar ağacı, eski satranç dizisinin son kalanlarıdır. Sofaların, bu ağaçların biraz gerisinde bulunmaları ve ağaçların da sofaların üzerine dikilmemiş olmaları, dikkati çekmektedir. I. Abdülhamid zamanından kalmış olan bu grup, eskiden denize kadar uzanan bu mesireye aitti. Bugün deniz tarafı kapanmıştır.

Yukarıda kısaca açıklanan, en tipik birkaç mesire yerinden başka bir dereceye kadar eski bünye ve karakterlerini muhafaza etmiş çayır ve mesire yerleri daha var ise de, bunlar günden güne özelliklerini kaybetmiş ve çoğu, asırlık ağaçları kesilerek ve üzerlerinde yeni tesisler yapılarak veya imar/ifraz edilerek konut alanına açılmışlardır. (Resim)

I.2. Setli Mesire ve Özel Bahçeler

Buraya kadar incelenen mesire ve çayırlar, araziyi zorlamadan ve tersine, arazinin topoğrafik yapısı hesaplanarak kompoze edilmiş yerlerdir. Zemin izin verdikçe, bu serbest ve doğaya karşı saygılı usül tercih edilmiş ise de, çok hareketli olan İstanbul’un arazisi, her zaman bu çözüm yollarına imkan vermemiş ve bazen arızalı alanları bile mesire ve bahçe olarak kullanılır bir şekle sokmak zorunluluğunu doğurmuştur. Bu durum setli ve kademeli bahçe mimarisini ortaya çıkarmıştır. Büyük mesirelerde arazi, setli olarak yapılmayıp, doğal şekilde bırakılmıştır. Bu nedenle, setli mesirelere daha az rastlanmaktadır. Bazen setli kısım, daha büyük bir mesirenin bir parçasından ibarettir.
Ihlamuraltı, bu tür mesirelerin en büyüklerinden biridir. Teşvikiye ile Abbas Ağa mahallelerinin yer aldığı sırtlar arasında Ihlamur Deresi ve çayırlığı uzanmakta ve Fulya Bayırı'nda son bulmaktadır. Çayırın sonu Has Bahçeye ayrılmış ve duvar içine alınmıştır. Burada eskiden Hacı Hüseyin Bağı bulunmakta idi. Şimdi yerinde Nüzheriye veya Ihlamur Köşkü vardır. Muradiye sırtlarının etekleri istinat duvarlarıyla tutulmuş, Abbas Ağa sırtları ise bütünüyle setlerle düzenlenmiştir. Bu setler üzerinde çeşitli nişantaşları, su hazineleri ve en aşağıdakinde bir havuz, üstten bir alttaki set üzerinde de sıra ile fıstık ağaçları dikilmiş bulunmaktadır. İstinat duvarları arazi üzerine büyük bir anlayış ve bilgi ile oturtulmuş ve bayırın doğal güzelliğini bozmamıştır (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Bu alanı süsleyen elemanlar arasında birer anıt sayılabilecek derecede iyi kompoze edilmiş, III. Selim ve II. Mahmud nişantaşlarından başka, birinci sette bulunan büyük havuz vardır. Küçük Çamlıca, Sütlüce, Kandilli, Çırçır, Çubuklu, Silahdarağa Mesireleri, aynı tipte ve orta büyüklükte setli bahçelerdir. Hepsinde ortak olan nitelik, zeminin istinad duvarları ile farklı katlara ayrılmış olması ve bahçenin belirli bir yöne bakan bir çeşit anfiteatr oluşturmasıdır. Sütlüce ve Çubuklu'da setler Boğaza, Silahdar'da, Alibeyköyü Deresine, Çırçır'da ise vadi ve karşı bayırlara bakmaktaydı. Setler birbirine kademelerle bağlı olup, çeşitli su oyunları ve köşkler taşımakta idi. Ağaçlar kat kat setler üzerine dikilmişti. 1950'lere kadar bu yerlerin çoğu eski niteliklerini korumaktaydı.

I.3. Asma Bahçeler

Asma bahçeler incelenirken doğunun en eski bahçelerini ve özellikle Babilin asma bahçelerini hatırlamamak mümkün değildir. Eski efsane ve belgelere göre, dünyanın yedi harikasından biri olan bu bahçe, birbirine kademelerle bağlı ve anfiteatr şeklinde sıralanmış teraslardan oluşmuştu. Bu teraslar, kalın ayaklar ve duvarlar üzerine oturtulmuş kemerler ve büyük taş levhalarla elde edilmişti.
Bu dallar, asma bahçenin toprağı ve kaldırımlarını taşırlardı. Bizdeki asma bahçelerin, aynı esaslara göre yapılmış olmaları, dikkati çekmektedir. Kalın taş ayaklar üzerinde kemerler ve bunların üzerinde tonoz ve voltalar vardır. Bu tonozların sırtları, sızan suları akıtacak şekilde biçimlendirilmiş, izole edilmiş ve üzerleri toprakla doldurulmuştur. Sular, çörtenler ile sona eren kanallar ile dışarıya akıtılır veya künk borularla aşağıya yönlendirilir. Bazen bahçe alanı yetersiz olan yerlerde, yeni alan direkler üzerine oturtulmak suretiyle kazanılmış, bazan de bütün bahçe böyle ayaklar üzerine inşa edilmiştir. Bahçelerin ayaklar üzerine alınmasındaki başlıca neden, belirli bir yükseklik seviyesini korumak ve böylece öne eklenen yeni bahçeyi, eski bahçelere göre daha aşağıda ve dolayısıyla manzarasız yapmak mecburiyetinden kaçınmak zorunluğudur. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Bu tür bahçe ve terasların en önemlileri Topkapı Sarayı' ndadır. Bunlar, Sarayın Haliç cephesinin gelişmesi ve genişlemesi üzerine yer yer ve bazen biribirinin önünde yapılmıştır. İlk örnek; IV.Murad zamanında Revan ve Bağdad Köşkleri' yle birlikte, yapılan terastır. Teras büyük ayak ve tonozlar üzerine oturtularak lale veya lale bahçesi olarak tanınan eski Sofa-i Humayun ile İncirlikten daha yüksek bir düzlemde inşa edilmiştir.
Revan köşkü ile Hırkai Saadet dairesi önündeki sütunlu Sofa önünde, havuz, havuzun önünde de lale bahçesine giden yükseltilmiş yol ve merdivenler yapılmış, yolun ekseni ve büyük taş konsollar üzerine de, Sultan İbrahim zamanında, olağanüstü süslü ve İftariye Köşkü olarak tanılan kameriye eklenmiştir. Bu çardak, Türk Bahçelerinde yaygın olan motiflerden biridir ve başka yerde benzeri kalmamış olduğu için mimari tarihimiz için değeri büyüktür.
Bütünüyle teras sınırı dışında ve konsollar üzerinde bulunması da karakteristiktir. Terasın yapılış nedeni Bağdad Köşkü' dür. Hindistan'daki Türk bahçelerindeki bazı örnekleri andırmaktadır. Özellikle Ağrada Şah Cihan' ın inşa ettirdiği ve aynı çağa rastlayan Musamman Burc ve Şişmahal ile benzerliği büyüktür. Ne yazık ki İstanbul Bahçeleri, aynı devire ait oldukları halde Moğol Bahçeleri kadar iyi korunamamıştır. Teras eski kaplamasını yitirmiştir. Bu kaplamanın üzerinde eskiden su paylaşım yolları ve toplama tekneleri olduğu tahmin edilebilir. Eski parmaklıklar da değiştiği gibi, havuzun etrafındakiler de yenidir. Surname-i Vehbide görülen ve Haliç cephesini bulutlandıran çardakdan da iz kalmamıştır. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Asma bahçeler arasında yer alan ve İkballer Dairesi' nin önünde bulunan bir başka teras, yukarıda tanımlanan ilkelere göre yapılmıştır. Burada da zemin, tonozlar üzerine oturtulmuştur. Terasın etrafı çeşitli devirlerde değiştirilmiş, Veliaht Dairesi olarak tanınan odaların yapılmasıyla bir kısmı eksilmiş, balkonuna ilaveler yapılmış, zemin de yükseltilmiştir. Su kanalları bir ana kanal ve ona dikey iki yan kanaldan oluşmaktadır. Sular sonunda döşeme için oyulmuş dolambaçlı ve dekoratif bir motifte toplanmakta ve oradan künkler aracılığıyla aşağıya indirilmektedir. Su kanallarının dekoratif bir motif haline sokulması, karakteristik bir Türk adetidir ve 19. yüzyıl ortalarına kadar devam etmiştir. Terasın büyük mermer levhalarıyla yapılan döşemesi içinde kapak taşlarıyla yapılmış iki ayrı desenli motif göze çarpmaktadır.

Bütünüyle asma olarak yapılan bir diğer bahçe de III. Sultan Osman’ın asma bahçesidir. Bu bahçe, 18. yüzyıl ortalarında, Hünkar Sofası önüne taş ve tuğla ayak ve kemerler üzerine oturtularak yapılmıştır. Kapsadığı alan büyükçe olduğu için kendi başına bir bahçe olarak değerlendirilebilir. Bu bahçede ilk göze çarpan konu, sonradan eklenen bir yapının verdiği olanaklar ölçüsünde aksial yapılmış olmasıdır. Bahçenin diğer iki yüzünden biri, örtülü bir geçit, diğeri de bir kafeslik bölmesi ile kapanmıştır. Bahçenin ortasında, küçük bir havuz ve onun iki tarafında, taş zemin içinden ayrılmış dörder çiçek yatağı vardır. Havuzun iki tarafında ayrıca birer mermer saksı dikilmiştir. Yerinde yapılan araştırma ve kazılar sonucunda, bahçenin zamanla bazı değişikliklere uğramış olduğu anlaşılmıştır.
Bunların biri, III. Osman Köşkü'nü, III. Selim ve I. Hamit odalarına bağlayan koridordur. Bu koridorun ilk yapıda bulunmadığı, fakat çok zaman geçmeden eklenmiş olduğu anlaşılıyor. İkinci değişiklik, çukur parterlerin yükseltilmesiyle olmuştur. Bu parterler etrafındaki yollara oranla, yarım metre kadar çukurda idiler. Büyük olasılıkla su birikintilerine karşı bir önlem olarak, sonradan aynı seviyeye yükseltilmişlerdir. Bu esnada asıl çiçek yastıklarının da şekil değiştirmiş oldukları tahmin edilebilir.
Havuz sahanlığı döşemesi eskidir. Gerek havuzun bordürleri, gerekse kafeslik ayaklarının kaideleri taş işleme tekniğe bütünüyle uygun olarak som döşeme mermeri içinden oyulmuştur. Bahçe, bugünkü durumuyla bile, Türk bahçe mimarisinin en değerli ve nadir örneklerinden biri sayılmaktadır. (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

I.4. Türk Bahçelerinin Genel Kentsel Tasarım ve Peyzaj İlkeleri

Sonuç olarak, Türk Bahçeleri'nin, dünya bahçe mimarisi içinde alabileceği yer
değerlendirilmiş ve yeni tasarımlar için kentsel tasarım ve peyzaj ilkeleri
oluşturulmaya çalışılmıştır.
Osmanlı Türkleri, Türk “paysagiste” bahçesini doğuran görüş ve zihniyeti, yurdumuza gelinceye kadar, etki altında kalmadan içlerinde taşımışlar ve aynı esinle buradaki kompozisyonları yaratmışlardır. Doğaya karşı duydukları saygı ve sevgi ve doğa ortasında kurdukları bahçelerde gösterdikleri itidal ve alçakgönüllüğü 19. yüzyıl başlarına kadar sürdürmüşlerdir. Natüralist bahçe ve “paysage” mimarinin bundan son iki yüzyıl öncesine kadar tek ve en eski ustaları olan Çinliler ile olan temastan Türklerin çok kez öğrenmiş olduklarını kabul etmek gerekmektedir. Ancak öğrendiklerini benimsemiş ve karşılaştıkları doğa parçasının kendi içinde taşıdığı bütün gizli güzellik ve olanaklarını en ince ve anlayışlı bir duygu ile hissetmiş ve bu alanları işlemesini bilmişlerdir. Güçlü ve duygulu elleriyle işledikleri alanlara kendi güzellik anlayışlarını aşılamışlardır. Bu natüralist bahçe sanatının ancak 18. yüzyıl ortalarında, Avrupa’ya girdiğini ve ilk olarak İngiliz Bahçesi adı altında eser vermeye başladığını hatırlatırsak, Türk paysagiste bahçesinin Avrupa ve yakın doğu sanatında alması gereken önemli yeri kolaylıkla taktir edebiliriz (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Türk natüraliste bahçesi Avrupadakinden farklı olarak hiçbir zaman romantik heveslere kapılmamış, sun’i harabeler, grotesk ve exotik inşaata gereksinim duymamıştır. Bundan başka, eğimi, tarhlar ve yolları içinde kaide olarak kabul etmeyerek, düz hatları bazan büyük ölçüde bile, doğa içine çizmek cesaretini göstermiş ve burada da başarılı olmuş, yani çerçeveyi aşmamış ve uygunsuzluk yaratmamıştır. Genellikle Türk paysagiste mimarisi, işlediği doğa parçasını fazla zorlamadan, yalnız ufak tefek (retouches) ve ilavelerle etkilemeğe çalışmıştır. Bütün gücü, uygun olan yerleri seçmek ve keşfetmekte gösterdiği dirayet ve isabettedir.

19. yüzyıl sonları ve özellikle 20. yüzyıldan itibaren bu anlayış ve bilgi kaybolmuştur. Türk geometrik ve mimari bahçeleri ise bütünüyle abstre desenlere göre inşa ve tarh olunmuştur. Aslında 17. yüzyıla kadar süren ve iç bahçelerde uygulanan bu yöntem ve kural, Türk bahçelerinde 19. yüzyılın başına kadar korunmuştur.
Avrupada Romen villasından esinlenilerek İtalya, Fransa ve İngiltere manastır ve şatolarının dar teras ve avlularında oluşturulan geometrik bahçeler, ilk önce İtalya’da, 16. yüzyılda olmak üzere dar çerçevelerini aşmışlar ve büyük alanlar kaplamaya başlamışlardır. Fransa 17. yüzyılda aynı akıma uyarak, kendi kudret ve ihtişamını muazzam perspektivler, parter ve su oyunlarında aksettirmiş ve geometrik ve aksial desene dayanan bahçelerin en büyükleri değil ise de, en kudretli ve zenginlerini yaratmıştır. Bu sınırları aşma hevesinin Avrupanın büyük şehirlerine yayıldığı 17. ve 18. yüzyılda küçük geometrik bahçe yerine yavaş yavaş baroklaşan Fransız bahçesi geçmiştir.
Müslüman alemi ve etkisi altındaki yerlerde ise geometrik bahçe eski şeklini 19. hatta 20. yüzyıla kadar korumuştur. Türk bahçesi de 19. yüzyıla kadar, doğu ve müslüman bölgeleriyle olan yakınlığını muhafaza etmiştir (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

16. yüzyıla kadar Akdeniz havzasının müslüman, latin, rum ve frenk memleketlerindeki bahçe anlayışları birbirine yakın olmakla birlikte Osmanlı-Türk bahçelerinde bazı özelliklere sadık kalındığı göze çarpmaktadır.

Buna göre:

• Bahçe, daima küçük bir alanı kaplar, duvarlar veya binalarla çevrilmiş ve oturmaya elverişli olmak, çiçek, yemiş ve sebze vermek gibi yararlar sağlamak için yapılmıştır. Eldeki araçlar ve alan sınırlıdır, dolayısıyla ölçü küçüktür.
• Setli bahçe ve su konusunu önem taşımıştır. Müslümanlar eski bir doğu geleneği olan setler ve teraslara bahçelerinde daima sadık kalmışlardır ve bu usulü aşırı bir şekilde kullanmışlardır. Hatta set ve teraslarla yetinmeyerek, bahçelerini damlar üzerine bile inşa etmişlerdir. Su oyunları, yani havuzlar, bunları birbirine bağlayan kanallar, müslüman bahçelerinin en belirli karakteristikleridir.
• Bahçelerin çeşitli yerlerine köşkler serpiştirmek, özellikle doğuda geçerli ve yaygın olan bir uygulamadır. Doğu bahçesi, genellikle bahçe anlayışının başlangıcı sayılır. Kurak arazi, az yağmurlu iklimde, bitkilerin beslenecekleri suyun sağlanması sorunu bahçe mimarisinin başında gelmektedir. Su kaynağından veya çaylardan alınarak sun’i kanallara sevkedilmiş ve arazi bu yolla sulanmaya elverişli bir duruma getirilmiştir. Bunun için zeminin hafif eğimli olması kanalların akıntısını kolaylaştırmak bakımından gereklidir. Bu olmazsa eğim kanalların içinde yapay olarak oluşturuyor. Birbirini düz hatlarla kesen kanal şebekesi geometrik bahçe mimarisinin öncülüğünü yapmıştır denilebilir. Kanalların suyu yönlendirme ve paylaşma ödevlerine göre kesit ve genişlikleri belirlenmektedir. Yer yer ve tercihan kesinti noktalarında toplama ve yayılma tekneleri getiriliyor, bunlar zamanla süs havuzları biçiminde gelişiyorlar. Kanalların arasında kalan alanlar da aynı geometrik formüle göre planlandırılmıştır. Bu suretle geometrik bahçe sistemleri doğmuş olmaktadır. Partlar ve Sasaniler bahçelerini bu esas üzerinde kurmuşlardır. Haç şeklindeki kanal sistemi bahçe planının esasını teşkil etmiştir. İranlılar aynı ilkeyi geliştirmiştir. Haçın dört kolu arasında kalan dört alandan "Cihar bağ" sistemi doğmuştur. Bu dört bağ, dünyanın dört bucağı şeklinde kozmolojik bir düşünceye dayandırılmıştır (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976). Cihar bağ plan birçok doğu bahçelerinde esas ilke olarak kabul edilmiştir. Bütün varyasyonlar ve zaman ilerledikçe ortaya çıkan değişikliklere rağmen, bu şaşmaz iskelet kendini daima duyurmuştur.
• İki kanalın kesinti noktası bahçenin en çekici yeridir. Burada baş havuz ya da köşk bulunur. Bazen burası yapay olarak yükseltilmiş ve "cihannuma" durumunu almıştır. Çin bahçelerinde bu tümsek yapay olduğu gibi doğal da olabilir. Çoğu zaman bu tümsekler birden fazladır ve gayet büyük kompozisyonlarda birer "odak noktası" görevi görürler. Suyun daima eğimi arazi veya dağ eteklerinde kurulmuştur. Kanal sistemi, bu durumlarda bir yöne doğru uzanır. Yani esas arazi kanal eğilimini izler, ara kanallar eğime dikey durumda ve biribirine paraleldir. Bu suretle latin haçı bozulmuş ızgaraya benzer bir plan vücud bulmuştur. Böyle durumlarda bile çok kere cihar bağı sistemini koruma yönüne gidilmiştir.
• Setli Bahçeler : Arazinin eğilimi arttıkça, suların akıntısı çoğalmış ve istenilen hızı aşmıştır. Bahçe zemini ise yatay olacağına eğimli olmuştur. Kabul edilmesi imkansız sayılan bu iki nedenden ötürü, zemin yatay tabakalara bölünmüş ve kademelendirilmiş, alan istinad duvarlarıyla tutulmuştur. Bundan da "setli bahçeler" doğmuştur. Kanallara, kısaltılmış boyları içinde normal akıntı sağlamak mümkün olmuş ve üstelik bahçeyi zenginleştiren birçok eleman kazanılmıştır. Bunlar kanalların setten sete geçerken zorunlu olarak ortaya çıkaracağı çağlayan ve şelaler ile setlerin kenarlarında üstün görüş ve ferahlık sağlayan noktalardır ki, buralara köşkler ve kameriyeler oturtmak fırsatı kaçırılmıştır.
• Yollar : Bahçelerin en karakteristik taraflarından biri, yollarının daima yükseltilmiş ve kaldırımlı olmalarıdır. Bu durumu, zemini sulamak, hatta çoğu zaman tamamiyle su altında bırakmak zorunluğu doğurmuştur. Bir sulama tekniğinden doğan bu usül, bütün doğa bahçelerinde uygulanmış ve bahçelerin mimarisi üzerinde etkili olmuştur. Bend ya da set biçimindeki yolları sayesinde, bahçe planı uzun süre geleneksel aksiyalite ve düzenini koruyabilmiştir.

I.4. İstanbul’da Ünlü Bahçe, Mesire ve Parklar

İsimleri aşağıda yazılı Bahçelerin büyük kısmı bugün mevcut değil, bazıları ise harabe şeklinde durmaktadır. İsimler yerli dökümantasyondan ve belgelerden elde edilmiştir. Yabancı yazarlar, daha çok 18. ve 19. yüzyıllarda İstanbul’a rağbet gösterdiklerinden, eski bahçeleri ancak bakımsız ya da terk edilmiş bir halde görmüşlerdir. Örnek olarak, Karaağaç Sarayı ve Bahçesi 19. yüzyıl başında bütünüyle harab, fakat yerinde idi. 18. yüzyılda Üsküdar Sarayı bahçesinde köşkler sökülmüş, bahçe bakımsızdı. 19. yüzyıl başlarında Beşiktaş Sarayı’nın bahçeleri kendi hallerine bırakılmış durumda, fakat mevcuttu. Saraya ait bahçelerin sayıları devirden devire değişmiştir.

Uzunçarşılı İsmail Hakkı Emiri tasnifinden ve H. 998 (1590 M.) senesine ait bir mühimme defterinden yararlanarak 16. yüzyıl son yarısında Has Bahçe’lerin sayısının 39 olduğu saptanabilmektedir. Fakat 17. yüzyıl ortalarında bu bahçelerin sayısı 61’e çıkmış görünmektedir. Evliya Çelebi’ye göre Hasbahçelerin sayısı 21, mesirelerin sayısı 30’dur.

Evliya Çelebi zamanındaki Hasbahçeler: Tersane Bahçesi, Karaağaç Bahçesi, Mirgüne Bahçesi (Kağıthane), Halkalı Bahçesi, Siyavuşpaşa Bahçesi, Fitreköy Bahçesi, Davutpaşa Bahçesi, Sani Bahçesi, Haramidere Bahçesi, İskender Çelebi Bahçe, Dolmabahçe Bahçesi, Beşiktaş Bahçesi, Tokat Bahçesi, Sultaniye Bahçesi, Çubuklu Bahçesi, Kandilli Bahçesi, İstavroz Bahçesi, Üsküdar Bahçesi, Çamlıca Bahçesi, Fener Bahçesi olarak tesbit etmiştir (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

Mesireler ise: Yenikapı Mesiresi, Bayrampaşa Mesiresi, Kasımağa Mesiresi, Topçular Mesiresi, Yaveri Mesiresi, Eyüp Bahçesi Mesiresi, Kağıthane Mesiresi, Levend Çiftliği Mesiresi, Baruthane Mesiresi, Emirgüne Mesiresi, Bendderesi Mesiresi, Çaybaşı gezinti yeri Mesiresi, Su Kemerleri Mesiresi, Sultan Osman Havuzu gezinti yeri Mesiresi, Istranca dağları Mesiresi, Selim Han Mandırası Mesiresi, Terkos gölü Mesiresi, Kiteliköy Mesiresi, Türkeşe Mesiresi, Çekmece gölleri Mesiresi, Okmeydanı Mesiresi, Akbaba Mesiresi, Ali Baba Mesiresi, Dereseki Mesiresi, Altındağ Mesiresi (ELDEM, S.H., “Türk Bahçeleri”, 1976).

EXECUTIVE SUMMARY OF THE REPORT ON DEVELOPMENT PATTERN OF ANTALYA URBAN REGION




EXECUTIVE SUMMARY OF THE REPORT ON DEVELOPMENT PATTERN OF ANTALYA URBAN REGION
(Prepared for Greater Antalya Municipality in 1997)

Prof. Dr. Mehmet Tunçer
AİBÜ Mühendislik Mimarlık Fakültesi – Mimarlık Bölümü Başkanı


A. OBJECTIVE, CONTEXT, METHODOLOGY

The main objective of Antalya physical planning is to facilitate development of the settlement in conformity with the geographic, economic and spatial advantages it possesses, nevertheless to attain this sustainable development striking a balance with the vulnareble environmental values.

1. The peculiarities of Antalya pertaining to its ever growing national and international relations and activities should be taken into consideration all through the planning process. It is necessary to perceive the city as a metropolis of future, therefore planning studies should be carried out in a manner which is beyond the traditional city planning approach. Within this framework, the first priority has been given to arranging and making decisions at “Regional” and “Sub-regional” levels.
2. A multi-sectoral approach is also indispensable for the planning of Antalya. While the problems of rapid growth have ever been growing, the means to solve these problems require search for multi-dimensional approaches. Thus within the planning process, various urban uses, as well as, sectors and issues concerning the city and city life will be considered with a holistic approach.
3. Within the process of urban planning, policies and strategies pertaining to the major uses should be produced for sub-sectors and/or sub-uses.
Natural, historical and archaeological values specific to the city of Antalya are certainly significant inputs for planning.
The future varieties and densities of use of these assets will be taken into consideration within the integrity of planning and “sustainable development” will be aimed at through the provision of meaningful integration of uses.
4. The connections of other settlements nearby Antalya and particularly those within its immediate surrounding ( Aksu, Yeşilbayır, Varsak, Çalkaya and Döşemealtı) with the main road will specifically be planned with utmost care. Considering the fact that the city is in a “metropolitanisation” process, some proposals concerning any decision and measure will be developed.in order to prevent this tendency.
5. Antalya planning will be prepared through formulating development policies and strategies for major sectors and converting these to decisions relating to physical area considering realisation period and financial possibilities within a rational integrity.
6. The administrative and organisational arrangements required for transferring the planning into daily life will be evaluated as an integrated element of planning.

Within the context of Antalya Urban Region Development Pattern studies, qualitative and quantitative approaches will be considered together within a theoretical consistency. The development pattern of Urban Region and Greater Antalya will be determined through producing scenarios facilitating normative approaches and various alternatives.

It has been found out that perceiving Antalya, from spatial point of view, together with its immediate surrounding being influenced by and influencing it, and thus formulating plan decisions for this whole, is indispensable. Within this context first the Province of Antalya has been analysed in terms of economic, demographic and spatial points of view; and population and employment projections have been made for the year 2015. Considering economic dependency, spatial integration and volume of flow, the studies resulted that the axis of Kemer-Antalya-Serik-(Belek)-Manavgat(Side) will complete their integration by the target year and thus this area has been named as Antalya Urban Region.

On the other hand, detailed analysis resulted that Varsak, Aksu, Çalkaya, Yeşilbayır and Yeniköy(Döşemealtı) districts which are adjacent to the boundaries of Greater Municipality of Antalya and are integrated with Antalya even today, will be perceived as a whole and will functionally be complementary to each other within the plan period.

In further stages of the studies, these two spatial formations have continuously been taken into consideration.

B. THE CITY OF ANTALYA

Antalya as a rapidly growing city in recent years, with a potential to fulfil international functions, is one of the most important large cities of our country. It has been getting a significant share from the rapid urbanisation being experienced.

In the period of 1985-1990, Antalya Provincial Center, with an urban population growth rate of 44.84 %, has experienced quite a high population increase when compared to the national average. Annual average population growth rate, with 7.69 % has proceeded at a level almost two times of national urban average.

A qualitative and important characteristic of the city is the increasing variety and size of modern urban functions it fulfils. The city itself has been making use of this potential for developing its economy.

During the last decade, considerable developments have been observed. In various economic sectors Agriculture has traditionally been major economic sector, maintaining always its importance for the Province of Antalya.

The city of Antalya is the most important marketing and distribution center for the agricultural products supplied to national and international markets.

Significant developments have also been observed in the secondary sector. Although these developments have never been as rapid as that of the tertiary sector, there still is a diversification to a certain extent.

Service sector constitutes the major economies in Antalya. Particularly in the tourism sector organized developments have been attracting attention.

The sectoral development summarized above, brought Antalya into a position of a settlement developing rapidly and experiencing a process of “metropolitanisation.”

This rapid development observed in various sectors is an advantage. Nevertheless visual and environmental values and vulnerability the city possesses should be evaluated together with this development with utmost care.


C. EMPLOYMENT AND POPULATION PROJECTIONS

At the second stage of studies, employment and population projections have been made for the city of Antalya and its immediate surrounding to be developed in accordance with the main objectives mentioned above.

The employment and population projections have been made through testing various methods. The projections were obtained depending on the “Economic Base” theory. Within the context of this theory, first the major sectors affecting the urban population were defined and employment volume to be created by these sectors in the year 2015 was estimated.. Later on population for the target year was estimated with the assumption that population is a determinant of employment in major sectors. Within this framework definitions of major sectors have been made through the use of sectoral concentration coefficient. It has been found out that within the period of 1970-1990 agriculture, commerce- tourism, construction and in certain periods production industry have been major sectors and employed more manpower when compared with national averages.

The potential growth rates of major sectors, in the period of 1995-2015 have been estimated through different methodologies. The chosen alternatives have been obtained by this way.

Within the set of first alternative, it was assumed that the major sectors will continue to grow with the same rate experienced in the city of Antalya during the period of 1970-1990. Major sectors have been diversified, and differentiated growth rates were applied. According to these various options, the projected population of Antalya for the year 2015 varies between 2 400 000 and 4 260 000.

Whereas in the set of second alternative, the assumption is that some of the major sectors will grow harmoniously with the sectoral growth rate at the national level in the period of 1995-2015. For some of the sectors, the rates of growth foreseen by the related central government authorities were applied in the projection model. 2015 population was estimated between 1 670 000 and 2 050 000 according to this set of alternative.

The assessments showed that projected population is higher, with approximately
2 500 000, when it is based on sectoral employment growth rates experienced in Antalya; while it is lower when national rates were used. In the final projections of employment and population; the alternative yielding 1 670 000 population has been preferred considering the facts that the exceptional population increase Antalya experienced in the period of 1970-1990 can not continue at the same rate in the next two decades, and the city will grow at a rate close to the national average, although above it; as well as taking the environmental vulnerability of the city and its immediate surrounding, into consideration.

In the following stages of studies, this alternative has been further developed. Taking into account that the surrounding settlements like Varsak, Aksu, Çalkaya, Yeşilbayır and Döşemealtı are adjacent to the borders of Antalya with which they are in close interaction, the population projections of these settlements were also made. It was assumed that in future, during the plan period, Antalya would be integrated with these settlements in terms of legal and administrative status as well. In this case, 2015 population of Antalya and its immediate surrounding is estimated approximately 1 750 000

On the other hand, as explained above, the projected population of Antalya Urban Region for 2015, have been worked out in detail and the relative position of Antalya within this axis has been analysed.

D. PLAN DECISIONS

Antalya Urban Region and Greater City will face a significant development pressure during the period of 1995-2015 comprising the plan period. Economic and demographic concentrations may have adverse effects in terms of economic and ecologic points of view, unless necessary measures are taken.

1. OBJECTIVES AND STRATEGIES OF PLANNING

1 With the above mentioned reasons, detailed and specific strategies have been formulated both at a general level and at the level of urban sectors, in order to channelize these concentrations and physical development has been planned accordingly.
1.1. DEVELOPMENT STRATEGIES AT GENERAL AND GLOBAL LEVELS (GS)

GS 1. Antalya Urban Region and the Greater City should be an important center establishing the international relations of Turkey within the plan period. (GS1 DECISION MAKING CITY)

GS 2 Greater City of Antalya should, as in the case of metropolitan cities with national and international importance, include developed and diversified sectors. (GS 2 GLOBAL CITY)

GS 3 Greater City of Antalya should have completed the “metropolitanisation” process on the basis of various sectors and criteria. By the plan period. (GS 3 METROPOLITANISATION)

(GS 4 SUSTAINABLE DEVELOPMENT)

GS 5 Both in Antalya Greater City and other settlements of the Urban Region, economic activities should be differentiated and certain functional hierarchies should come out.
(GS 5 DIFFERENTIATION AND SPECIALIZATON IN THE ECONOMY)

GS 6 Antalya, the dominant city of the Urban Region will have sub-settlements. These settlements should be complementary to each other from the points of view of both economic functional distribution and spatial development. (GS 6 URBAN HIERARCHY IN THE METROPOLITAN AREA)

GS 7 Specific natural environment which will directly be affected by spatial development, should form the inventory of assets the protection of which is obligatory, to be considered in all decisions pertaining to development.(GS 7 ECO SYSTEM FRIENDLY PLANNING AND DEVELOPMENT )

GS 8 Specific archaeological and historical heritage, local cultural values and accumulations should be preserved with utmost care, in order to create the sense of belonging and urban identity; and planning measures promoting cultural development should be taken. (GS 8 CONSERVATION OF CULTURAL HERITAGE AND ACQUISITION OF IDENTITY)

1.2 OBJECTIVES AND STRATEGIES FOR SPATIAL/SECTORAL DEVELOPMENT

The spatial development strategies concerning Antalya Urban Region and the Greater City have been formulated in amore concrete and more detailed manner, as follows:

1.2.1.Sectoral Development Strategies for Antalya Urban Region (URS)

URS 1 Sub-settlements under the influence of Greater City of Antalya should develop in an integrated manner. The sub-settlements should make use of the facilities provided by their geographic location and the environment they are situated in.(URS 1 FULFILMENT OF FUNCTIONS ON THE BASIS OF GEOGRAPHICAL LOCATION)

URS 2 The settlements of the region should acquire differentiated functions. (URS 2 IMPLEMENTATION OF DEVELOPMENT MODELS SPECIFIC TO SETTLEMENTS)

URS 3 Demand for transportation should be met in an effective and environment friendly way and mobility among the settlements must be facilitated.(URS 3 PROMOTION OF INTERACTION AMONG SETTLEMENTS)

1.2.2. Sectoral Development Strategies for Greater City of Antalya (CAS)

Greater City of Antalya will naturally influence and be influenced by the developments in the Urban Region. The strategies formulated for the region, will be the direct determinants of the physical structure of the city of Antalya.

CAS 1 Greater City of Antalya should exhibit the diversification required by a metropolis, in each sector. (CAS 1 DIVERSIFICATION OF ACTIVITIES/ MULTI SECTORAL ECONOMY)

CAS 2 Parallel to the diversification of activities, spatial differentiation should be facilitated. (CAS 2 SPATIAL DIFFERENTIATION/ MULTI SECTORAL PHYSICAL STRUCTURE)

CAS 3 Greater City of Antalya should develop with multi centers, taking its specific urban restraints into consideration. (CAS 3 MULTI CENTERS)

CAS 4 Greater City of Antalya should certainly be provided with all the technical infrastructure and services required by a metropolis. (CS 4 NECESSARY SERVICES)

CAS 5 For each physical sector in the Greater City, different development strategies should be implemented, taking physical development, infrastructural facilities and similar factors into consideration. (CAS 5 DIFFERENTIATION OF PHYSICAL/ SECTORAL DEVELOPMENT STRATEGIES)

The sub-strategies consisting of spatial details of this strategy are as follows:

 Organized uses in expansion areas
 implementing rehabilitation policies as a principle in developed areas
 Improvement of low standard housing stock through integrated programmes
 Preservation of surrounding areas to be used for revitalization
 Development of urban connection network
 Producing structural and development plans concerning each sensitive sector

2. CONCRETION OF PLAN OBJECTIVES AND STRATEGIES, THEIR TRANSFER INTO SPACE, AND DECISIONS PERTAINING TO PHYSICAL PATTERN

Majority of objectives and strategies of the plan consists of concrete spatial issues. These are further detailed on the basis of certain physical urban sectors.

By the end of the plan period, the Greater City of Antalya will include numerous physical sectors. Most important of these sectors will be today’s built-up area. It is possible to develop the below given main decisions for this area:

2.1. City Core (Central City) (CC)

CC 1 The Central Business District of the Greater City of Antalya is insufficient. CBD will grow larger as the functional changes occur in adjacent areas. Furthermore establishment of sub-centers as well as new centers should be promoted.

CC 2 Considering the pressure by the CBD , preservation/ development and revitalization programmes, based on realistic investment and financial programmes, should be implemented in some sections of the CBD like Kalekapısı, Balbey and Haşim İşcan which makes the urban vulnerable nucleus of the central city.

CC 4 Infrastructure and services should be improved in all other sections of the central area as well.

CC 5 Improvement and legitimization programmes for the illegal housing stock in Kepez and in other sections should be implemented in coordination.

2.2.Northern Antalya Section (NAS)

NAS 1 Urban uses should be realized in organized areas through organized initiatives.

NAS 2 Initiatives to create sub-centers should be promoted.

NAS 3 The forest areas functioning as a buffer zone between this section and the central city should certainly be preserved.

2.2.1. Urban Employment Areas in Northern Antalya Section (NAE)

The section of Northern Antalya between Kuzeykent and Bıyıklı Village should be evaluated as a physical sector in which urban employment areas will take place

2.2. Eastern Antalya Section (EAS)

Environmental vulnerability of the expansion areas on the east and west of Greater City of Antalya is quite high. The following measures must be taken in the Eastern Antalya:

EAS 1 Uses of coastal strip in Lara section should be balanced.

EAS 2 In coastal areas organized tourism areas must be proposed.

EAS 3 Possibilities should be searched for the realization of use composition of sub-settlements, in the areas on the east of Muratpaţa Municipality borders, through the analysis of soil classification, economic productivity and eco-system sensitivity surveys.

EAS 4 A research should be made on the possibilities of converting the axis of Antalya Airport to a non-residential employment area

EAS 5 In the areas on the north of Airport, the location possibilities should be searched for socio-cultural activities required by the Greater City, as well as for the uses which will facilitate international relations and organized residential areas.

2 4 Western Antalya Section (WAS)

Konyaaltı which takes place on the west of the Greater City, has recently been experiencing dense development. Within this section;

WAS 1 Coastal strip symbolising Antalya must be rearranged.

WAS 2 A balance should be established among urban uses; and employment and residential uses should clearly be differentiated.

WAS 3 Development of sub-centers should be promoted.

WAS 4 Geological and hydro-geological surveys should be made and the developments should be realized accordingly.

WAS 5 Considering the development tendency on higher areas, on the west of Konyaaltı, urgent physical arrangements should be proposed.

2.5. Surrounding Settlements Section (SSS)

SSS 1 The surrounding settlements will develop as traditional sub- settlements producing goods required by a metropolis, being self-sufficient with its center and infrastructural services and having low density residential areas in some parts.

SSS 2 Due to specific characteristics of the Greater City, agricultural activities like technology intensive green house farming, floriculture, germination and animal husbandry will also develop.

SSS 3 In some sections of these settlements, activities of production industry will take place as well.

SSS 4 Sub- settlements will benefit the major infrastructure and social services provided by the Greater City.

SSS 5 Among the sub-settlements and other units of the Greater City, integrated transportation systems will be developed.

Sunday, May 31, 2009

CUMHURİYET’İN “MİMARİ MİRASI”NIN PLANLAMA ARACILIĞI İLE KORUNMASI: ANKARA ÖRNEĞİ



TMMOB MİMARLAR ODASI


CUMHURİYET’İN MİMARİ MİRASI SEMPOZYUMU
26-27.02.2009

CUMHURİYET’İN “MİMARİ MİRASI”NIN PLANLAMA ARACILIĞI İLE KORUNMASI: ANKARA ÖRNEĞİ

Prof. Dr. Mehmet Tunçer – Şubat 2009
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Mühendislik Mimarlık Fakültesi
Mimarlık Bölümü Başkanı


Bu bildiride günümüz Ankara’sında “Cumhuriyet’in Mimari Mirası” nın planlama aracılığı ile korunmasına yönelik olarak yapılan planlama çalışmaları özetlenecek, Cumhuriyet’in “Mimari Mirası” nın korunmasına yönelik olarak “Planlama Aracılığı İle” yapılması gerekli çalışmalar önerilecektir.
Ankara binlerce yıllık birikim sonucu oluşmuş bir kenttir. Ankara ile birlikte düşünülen en önemli iki sembolik öğe “Kale” ve “Çankaya”’dır. Biri tarihi geçmişi, öbürü ise Cumhuriyet Türkiye’sini sembolize eder.
Ankara’da zengin bir kültür birikimi bulunmaktadır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, modern bir “Başkent” oluşturma idealinin gerçekleştiği kenttir.

Clemens Holzmeister, Ernst Egli, Theodor Post, Hermann Jansen, Martin Wagner, Martin Elsaesser, Bruno Taut, Robert Oerley gibi yabancı mimarlar tasarımcı, eğitimci, danışman, plancı, uygulayıcı olarak üstlendikleri görevlerle genç Cumhuriyet’in mimarlığını kişisel eğilimleri doğrultusunda etkilemişlerdir. Bu dönemde daha çok, Orta Avrupa-Viyana ekolünden ithal edilen anıtsal, klasik biçimciliğe dayalı bir tür yeni-klasikçilik Türkiye mimarlığına egemen olmuştur.


Cumhuriyet Dönemi Mimari Mirası denince Ankara’da özellikle Atatürk Bulvarı üzerindeki kamu yapıları ile Meclis ve Bakanlıklar Binaları akla gelmektedir. Ankara’da koruma altında çoğu anıtsal nitelikte erken Cumhuriyet Dönemi yapıları bulunmaktadır[2]. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Sait Bektimur Evi : (1920’ler/Yenişehir) Irak’ın Ankara’daki ilk elçilik binası olan yapı konut işlevinden sonra bir süre dershane olarak kullanılmış, en son da lokantaya çevrilmiştir. Ulusal Mimarlık Dönemi Özellikleri göstermektedir.
2. Büyük Otel (Hasan Fehmi Ataç Apartmanı) : (1920’ler/Ulus) : Başkent’in Ulus kesiminin ilk görkemli yapılarından olan bina 4 katlıdır.
3. Ankara Palas : (1924-1928/Ulus) Mimar Vedat Tek ve Arif Hikmet Koyuncuoğlu Eseri) : Günümüzde Devlet Konukevi olarak kullanılmaktadır.
4. II. Büyük Millet Meclisi: (1924/Ulus) Mimar Vedat Tek’in eseridir.
5. Ziraat Bankası Lojmanları : (1925-1926/Yenişehir) Yenişehir Adakale’de 5 konut yapısıdır. Mimarı Gulio Mongeri’dir.
6. Etnografya Müzesi : (1925-1927/ Ulus) Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu anıtsal eseri Halkevleri binası yanındadır ve halen Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
7. Halkevi Binası : (1927-1930/ Ulus) Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu anıtsal eseri Etnografya Müzesi yanındadır ve halen Resim Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır. Yarışma ile elde edilmiştir. Atatürk’ün, ilhamını eski Ankara evlerinden almasını öğütlediği Türk odası bu yapının önemli öğelerindendir. Ankara’da beton ilk defa bu binada kullanılmıştır.
8. Çocuk Esirgeme Kurumu (Kira Apartmanı) : (1926 / Ulus): Anafartalar Caddesi üzerinde, kurumun merkez binası yanında yer almaktadır.
9. Gazi Çiftliği İstasyon Binası : (1926 / AOÇ) : İlk ulusal mimarlık üslubu anlayışı ile tasarlanan simetrik yapının mimarı Burhanettin Tuncel’dir.
10. Hariciye Vekâleti : (1927/ Ulus): Arif Hikmet Koyunoğlu’nun anıtsal eseri olan bu yapı sırasıyla Hariciye Vekâleti, sonra Maliye ve Gümrük Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın hizmetine verilmiştir.
11. Ziraat Bankası : (1926-1929 / Ulus) : İlk ulusal mimarlık döneminin karakteristik yapılarından olan banka binasının mimarı Guilio Mongeri’dir.
12. Musiki Muallim Mektebi : (1927-1929/ Cebeci) Eğitim seferberliğine hız verildiği ilk yıllarda Cumhuriyet’in güzel sanatların müzik dalında bir okul açması, sanata verdiği önemi göstermesi yönünden oldukça anlamlıdır. Mimar Ernst A. Egli’nin yapısı olan bu yapının amacı; batı müziği alanında bilimsel çalışmaların yapılması, yurt ölçeğinde yaygınlaşıp tanınmasını sağlayacak müzik öğretmenlerinin eğitilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na sanatçı yetiştirilmesiydi.


I. Prof. Hermann Jansen Planı (1932)’nda Yenişehir ve Eskişehir

Cumhuriyet’in 1923 tarihinde ilanı ve Ankara’nın başkent oluşu ile özellikle Atatürk Bulvarı üzerinde çoğu anıtsal nitelikte kamu yapıları yapılmaya başlanmıştır. 1925 Yılında hazırlanan Heussler Planı’nda (1/ 4000), Taşhandan İstasyona kadar uzanan kesimde, yol istikamet planı anlayışı içinde bazı planlama kararları verilmiştir. Şehremini Asaf Bey Döneminde, eski Ankara ve Sıhhiye için Karl Lorcher Planı (1927) hazırlandı, ancak Eski Ankara Planı uygulama olanağı görülmediği gerekçesiyle geri çevrildi.
1928 yılında açılan uluslar arası Ankara Şehri İmar Planı yarışması ile yarışmayı kazanan Prof. Hermann Jansen Planı 1932 yılında uygulamaya konmuştur. Bu planda; verilen en önemli kararlardan biri, eski Ankara’ya pek dokunulmayacağı, eskisinin üstüne değil yanına yeni bir kent kurulması yoluna gidileceği temel kararıdır.
1930 - 1950 yılları arasında, “Yeni Ankara” ’nın eskisi yanında kurulmasıyla kent bütününün tek ana merkezi durumuna giren Ulus ve çevresinde “ Eski Şehir - Yeni Şehir ” bağlantıları boyunca ve eski şehrin yeni kullanışlara komşu bölgelerinde spekülatif baskılar yoğunlaşmış, çeşitli yenilemeler yapılmıştır.
Ankara Kent Kimliği’nin “Erken Cumhuriyet Dönemi Batılılaşması” denilebilecek öğelerini, Atatürk Bulvarı üzerinde ve Yenişehir çevresinde bu günlere kadar gelebilmiş Erken Cumhuriyet Dönemi yapıları ve çevreleri oluşturmaktadır. Jansen 1928 yılında uluslar arası Ankara İmar Planı yarışmasıyla birinciliği kazandıktan sonra, alınan en önemli kararlardan biri, “eski şehrin korunması” ve “yeni şehrin planlanması”dır. “Yenişehir”; Cumhuriyet fikrinin ve uluslararası düzeyde Atatürk’ün yeni bir Başkent oluşturma olgusunun en önemli göstergelerinden biridir.


Fotoğraf 1. Yenişehir: Kızılay / Cumhuriyet’in Kentsel ve Mimari Mirası

Yenişehir, ağırlıklı olarak Ulus’tan Çankaya’ya doğru açılan Atatürk Bulvarı üzerinde yer seçen ve Cumhuriyet’in ideallerini simgeleyen kamu yapıları, eğitim yapıları, sağlık yapıları, finans yapıları ve diğerleri ile binlerce yıllık Eski Ankara’nın terk edilerek yeni bir “Kent Kimliği” yaratılmasına sahne olmuştur.
Yenişehir çevresinde kamusal, ticari ve konut yapıları yer seçmiş, özellikle “Saraçoğlu Mahallesi” ve “Bakanlıklar Kartiyesi” ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Külliyesi ile yepyeni ve modern bir kimlik kazanmıştır. Jansen Planı, bazı değişikliklerle de olsa 1950 ‘lere kadar Ankara ‘ nın gelişmesini yönlendirmiştir. Geniş yeşil alanlara sahip, düşük yoğunluklu caddelerin (özellikle Atatürk Bulvarı) özenle yapılmış kurumsal binaların sıralandığı, temiz, çağdaş görünümlü bir kent ortaya çıkmıştır . Prof. Jansen, 1938 yılı sonuna kadar AŞİM danışmanı olarak kaldı. Bu plan uygulanırken, ekonomide devletçilik politikası, siyasal yaşamda ise tek parti rejimi benimsenmiştir.
Jansen Planı, bazı değişikliklerle de olsa 1950 ‘lere kadar Ankara ‘ nın gelişmesini yönlendirmiştir. Geniş yeşil alanlara sahip, düşük yoğunluklu caddelerin (özellikle Atatürk Bulvarı) özenle yapılmış kurumsal binaların sıralandığı, temiz, çağdaş görünümlü bir kent ortaya çıkmıştır .
Günümüzde, Saraçoğlu Mahallesi, Bakanlık yapılarının bir kısmı ve TBMM taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak, Yenişehir kesimini oluşturan ve konut ağırlıklı pek çok yapı ile Bulvar üzerindeki 3-4 katlı ticari+büro yapılarının hemen tümü korunamayarak yıkılmış ve çok katlı olarak yenilenmiştir. Bu yenilenmenin temelinde, yıkıp çok katlı yapma isteği ve arsa spekülasyonu yatmaktadır.
Plan 1. Prof. Hermann Jansen’in Ankara Umumi Planı (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

II. Nihat Yücel ve Raşit Uybadin Plan Kararları (1957)

II.1. Ulus ve Kızılay Ticaret Merkezleri

Ankara nüfusunun hızlı artışı, plan kararlarının yaptırımlar getirememesi, hızlı artan iç göçlerin baskısı ile kentin gelişmesi kontrol edilememiş ve daha 1950’ lerin başında Jansen planının öngördüğü 300 000 kişilik nüfus hedefi aşılmıştır.
Planların çeşitli şekillerde yorumlanması, parça parça ele alınması ve devamlı değişikliklere uğramasına neden olmuştur. Ankara kentinin ikinci kez planını elde etmek üzere 1953 yılında İmar Komisyonu toplanarak yarışma dökümanını hazırlamıştır. 1954 ‘te açılan uluslararası yarışma jürisinde, Patrick Abercrombi, Luigi Picoinato gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası şehir plancılığının ünlü isimleri yer almıştır. Birinciliği kazanan Nihat Yücel ve Raşit Uybadin tarafından hazırlanan ve 5720 hektarlık bir alanı kapsayan Ankara İmar Planı 1957 tarihinde onanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu planla, hedef yılı olan 2006 yılında 750 bin nüfusa yönelik olarak Ankara’da çok geniş alanlar planlanmıştır. Bu dönemde artık Kızılay yeni bir merkez olarak ortaya çıkmıştır ve Ankara’nın “Modern / Çağdaş Kent Kimliği” nin bir göstergesi olarak mimari örneklerin sergilendiği bir arena haline gelmiştir.
Konut konusunda oluşan piyasa koşulları siyasal süreç ve plancılar üstünde önemli baskılar doğurmuştur. Jansen‘ in “Bahçelievler” düzenine göre kurmuş olduğu parselasyon ve yol düzeni içinde çok katı yapılaşmaya olanak tanınmıştır. Bunun sonucunda çok hızlı bir yıkım süreci ortaya çıkmış, bahçelievlerin yerini yüksek yoğunluklu apartmanlar almıştır. Bu gelişme şehrin yol ve altyapılarının yetersizliğine neden olmuş, sosyal tesisler yetersiz hale gelmiştir.

1957 Planı’nda “Merkez Ticaret Bölgeleri ve Protokol Sahası” başlıklı bölümde şu ibare göze çarpmaktadır;
“Şehrin ticaret sitesi; bugün Ulus Meydanı ve Saman Pazarı Semtleri ile bunları birbirine bağlıyan Anafartalar Caddesi Üzerinde toplanmıştır. Ulus’tan Yıldırım Bayazıt semti istikametinde büyük ticarethaneler ve bürolar şeklinde yeni bir inkişaf başlamıştır. Bu merkezden başka son seneler zarfında Kızılay civarında da bir ticaret bölgesi teessüs etmeğe başlamış bulunmaktadır. Bu kısımda mevcut ikametgâhlar, yerlerini yavaş yavaş büro ve ticarethanelere terk etmek mecburiyetinde kalmaktadır. Zamanla burası ekseriyetle bürolar, eğlence yerleri, lokanta, gazinolar ve perakendeci ticarethanelerle daha kesifleşecektir. Ulus değişmeyecek, esas merkez olarak kalmakta ve gelişmekte devam edecektir[3]. ”

Plan raporunda da belirtildiği gibi, 1950’li yılların sonlarına doğru Yenişehir’in gelişmesi hızlanmıştır. Bu kesimde var olan 3-4 katlı erken Cumhuriyet Dönemi yapılaşması yıkılarak önce 5-6 katlı daha sonra da 8-10 katlı olarak yenilenme süreci başlamıştır[4]. Ancak, Ulus’un şehrin ana merkezi iş alanı olarak ele alındığı ve gelişeceği belirtilmektedir.


Fotoğraf 2: Yenişehir 1960’lı Yıllarda (Foto : Sami Güner)

“Esasen imar plânı programında hâl binası, Posta caddesi, Sanayi caddesi ve Karaoğlan arasında kalan kısım yeniden etüd edilerek burada yapılacak dükkânlar ve bürolar tahakkuk etmek üzeredir. …Bu bölgeler için şimdiden bir teklif yapmak doğru değildir….Bu bölgeler halen eski ve çok bakımsız ikametgâhlardan müteşekkildir. Şehrin merkezinde olması dolayısile yerleri çok kıymetli, buna mukabil kullanılmasından dolayı elde edilen kazanç kıyas kabul etmeyecek derecede düşüktür. Bu kısımların ıslahı yoluna gidilmezse; buralara zamanla hurdacılar, tamirhaneler, ve depolar plansız olarak nüfuz edeceğinden, ileride islahı imkânsız bir çirkinlik ve Belediye hizmetleri için büyük bir müşkülat meydana çıkaracaktır. Bu bölgeleri çevreleyen yolların üzerinde bir çok yeni binalar yapılmıştır. Bu binalar aşağı yukarı bir tahta perde şeklinde bu sefaleti gizlemekte ve gözden kaybetmektedir.”

1957 Planı’nda Ulus’ta Posta Caddesi, Sanayi Caddesi ve Karaoğlan Çarşısı kesimlerinin yenilemesi önemli bir sorun olarak ele alınmıştır. Atatürk Bulvarı’na alternatif bir ulaşım aksı oluşturmak amacı ile Sulu Han üzerinden geçen bir ana ulaşım aksı planlanmışsa da, Sulu Han’ın tescil edilmesi ve koruma altına alınarak restore edilmesi ile uygulanamamıştır. Ancak bu kesimin kuzeyi büyük ölçekli kamu yapıları ile yenilenmiş (PTT, MEB, MSB vd) tarihsel doku tamamen yok olmuştur. Güneyde Sanayi Caddesi’nin doğu kesimlerinde yenileme yapılamadığından 1957 Planı Raporunda ifade edilen “Çöküntü Bölgesi” niteliği kazanmıştır.

Jansen Planı'nda Ulus, Kale ve Protokol Sahası

“Fakat işin hakikati meydandadır. Prof. Jansen’in Protokol Sahasına da giren bu bölgeler maalesef o zamandan beri doğru dürüst muhafaza edilmemiştir. Bu yüzden karşımızda ak yüzlü temiz yollu pis kokmayan bir âsarıâtika göreceğimiz yerde, bir mezbele ile karşılaşmaktayız. Mamafih bu hususta çok geç kalınmış değildir. Numaralanmamış bölgelerde bilhassa Samanpazarı ve Cebeci’nin güneyindeki Eskişehir, Kaleiçi ve Kale civarı icap ed erse Hükümet yardımı ile dahi olsa muhakkak ele alınmalı ve eski karakterini bozmadan yabancılara göğsümüzü kabartarak göstereceğimiz canlı bir müze haline sokulmalıdır[5]”.

1957 Planı Raporu, Protokol Sahası’nın korunmasını yeterli bulmamakta, bu kesimin kamusal desteklerle ele alınarak ve “eski karakterini bozmadan”, “canlı bir müze” haline sokulmasını önermektedir. Ancak, Plan Raporu’nda “Cumhuriyet Dönemi” mimarisi, anıtsal yapıları ve mahalle dokularının korunmasına yönelik herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Özellikle 1960 “Kat Rejimi” planlarının uygulamaya konması ve “Kat Mülkiyeti Kanunu” nun çıkarılması, yıkılıp çok katlı yenilenmelerde müteahhit düzeninin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.

II.2. Devlet Mahallesi ve Diğer Resmi Binalar

“Halen Vekâletlerin bir ikisi müstesna hepsi toplu halde kendi ismiyle anılan bu semttedir. Büyük Millet Meclisi binası da bu manzumeyi tamamlamaktadır. Muhtelif Vekâletlerin günden güne artan iş hacimleri ve ihtiyaçları dolayısile saha kâfi gelmediğinden, şehrin muhtelif yerlerine dağılmış bir şekilde ek binalarda çalışmakta olan umum müdürlükler v.s. idari bürolar sıkıntılı bir durum yaratmaktadır. Memleketimizde günden güne artan iş hacminin meydana getirdiği ihtiyacın bu şekilde şehrin her tarafına gelişigüzel dağılmakta olan binalarla karşılanamayacağı ve küçümsenmeyecek bir şekilde mesken sıkıntısına sebep olduğu aşikârdır. Bunun için halen Erkânı Harbiye ve Milli Müdafaa Vekâletinin güneyinde ve Meclisin batısında bulunan ve hazineye ait bulunan bir arazi parçası Devlet mahallesinin inkişafına tahsis edilmiştir. Ankara’nın en mühim ihtiyaçlarından biri de Belediye Sarayıdır. Halen birkaç binada dağınık bir şekilde çalışmakta olan Belediye teşkilâtını bir araya getirecek çapta ve Ankara’ya yakışacak efsafta bir bina esasen mevcuttur. Bu da yeni Büyük Millet Meclisi’nin ikmâlinden sonra boşalacak olan eski Meclis binasıdır. Mevkii bakımından da fevkâlade müsait olan bu tarihi bina Belediyeye devredilirse Ankara’ya çok büyük bir kazanç olur”[6].

1957 Planı’nda bir ikisi hariç Bakanlıkların kendi adıyla anılan semtte bulunduğu, kentin çeşitli yerlerine dağınık olan ek binaları da bir araya toplanması önerilmektedir. Yeni TBMM’nin açılmasından sonra eski Meclis binasının Belediye’ye devir edilerek “Belediye Sarayı” olarak kullanılması düşünülmüştür. Bakanlıkların bir araya getirilmesi ile konut sorunu doğacağı düşünülerek, Yücel-Uybadin Planı’nda Meclis’in batısında bir alan “Devlet Mahallesi” olarak planlanmıştır. Aşırı nüfus artışları ve plan uygulama araçlarındaki yetersizliklere bağlı olarak, kentin sağlıklı gelişimi bu planla da denetlenememiştir.

Bölge Kat Nizamı Planı’nda; 1957 planındaki yoğunluklar arttırılmış, özellikle Ulus’ta tarihi çevreye uygun olmayan gabariler (yer yer 6-8 kat) verilerek, küçük tapulama parselleri birleştirilmiş ve taban alanları arttırılmıştır. Bu plan uygulamaları ile hem Yenişehir hem de Ulus kesiminde Cumhuriyet mimari mirası olarak korunması gerekli ancak koruma altına alınmamış birçok yapı yıkılarak çok katlı olarak yenilenmiştir.
Yenişehir (Kızılay) de 1970’li yıllardan buyana hızlı bir yenilenme süreci içine girmiş, Jansen döneminden buyana oluşan doku, bu süreç içinde kentsel sivil mimari örnekleri ile birlikte yok olmuştur. Yenilenme süreci içinde Kızılay Merkezi İş Alanı’na (MİA) yaklaşık 600 000 m2 alanın ilave olduğu hesaplanmaktadır. Öncelikle kent merkezi ve yoğun yerleşik alanlara sunulması gereken kentsel kamu yatırım ve kaynakları, çoğunluğun aleyhine, kentin spekülasyon ve rant amaçlı yerleşime açılan kesimlerine aktarılmakta, kent merkezinde ve yerleşik alanlarda kentsel kalite düşmekte ve çöküntüleşme süreci yaşanmaktadır. Böylece, birçok şehirde olduğu gibi Ankara’da da Cumhuriyet’in “Mimari Mirası” da savurganca yok edilmiş ve edilmeye devam etmektedir.

II.3. Cumhuriyet Mimari Mirası’nın Yok Edilmesine Bazı Güncel Örnekler

II.3.1. Körfez Lokantası

Eşref Özand evi olarak inşa edilen ve Körfez Lokantası olarak son dönem anılarında yer alan yapının yıkım süreci bir yapının tescil edilmesine rağmen korunamamasına iyi bir örnektir.
“... Erken dönem Cumhuriyet yapılarından olduğu,19.04.1996 gün ve 428 sayılı ilke kararlarına göre incelendiği, söz konusu yapının günümüze kalmış nadir örneklerden olduğu ve yapı + yol ilişkisi açısından bir dönemin planlama yaklaşımının göstergesi olduğundan, ayrıca çaprazında bulunan 1062 ada 2 parseldeki tescilli yapıya ( Şimdi ki Mado Pastanesi) ve parseline bitişik olduğundan bu yapı ile birlikte çevreyi tamamlayıcı niteliği bulunduğundan özgün hale getirilerek 1062 ada 8 parseldeki yapının tescil edilmesine [7].”

Bugün bu kararı geçersiz kılan ise, sahiplerinin 2 katlı “Eşref Özand Evi” yerine, 8 katlı “Özand Ticaret Merkezi” yapabilmek için 1997 yılında başlattıkları “hukuki (!)” süreçtir. Bu hukuki mücadelenin sonunda kazanan ise, biri sekize katlayan “Özand Ticaret Merkezi” rantı iken, kaybeden kentimizin oluşması sürekli engellenen kimliği ve hafızası olmuştur.

Koruma Kurulu kararının bozulma gerekçesi “....içinde bulunduğu yakın çevre veya taşıdığı özellikler bakımından ‘Korunması gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı’ tanımına uygun nitelikte olmadığıdır. Bu alıntı, yapının döneminin mimari özelliklerini yansıtan bir örnek olmadığı, sıradan (!) bir yapı olduğu anlamına gelmektedir. Körfez Lokantası’na ev sahipliği yapan bu yapının, 70 yıllık sürekliliği ve hafızalarımızdaki yeri bu sıradanlığı aşmaya yetmemiş, benzer şekilde Milka’da, Bulvar Palas’da, Kızılay Binasında, Gölbaşı Sinemasında yetmediği gibi yıkılmıştır. Mimarlar Odası açıklamasında ; “..bir yapının kent ve kentliyle olan ilişkisini doğru değerlendirebilecek hukuki süreçler oluşturabilmek için hafızamızın ve kimliğimizin daha ne kadarını kurban etmemiz gerekecek?[8] diye sormaktadır.


Yıkılan Endüstri Mirası : Havagazı Fabrikası

II.3.2. Havagazı ve Elektrik Tesisleri

Birkaç on yıldır Başkent Ankara’da tarihsel/kültürel ve doğal çevrelerimiz rant uğruna katledilmektedir. Özellikle Cumhuriyet Dönemi yapılarının yıkımına yönelik uygulamalar dikkat çekicidir. Bu tahribatın, son örneği Cumhuriyetimizin gelişme, kalkınma ve çağdaşlaşma, uygar bir ülke olma hayallerinin somut örneklerinden olan “Havagazı Fabrikası” nın yıkımıdır[9].

Havagazı Fabrikası 1957 Yücel-Uybadin Nazım İmar Planı Raporunda aşağıdaki şekilde yer almaktadır;

“Elektrik ve havagazı tesislerinin bugünkü yerinden kaldırılması meselesi zaman, zaman mevzubahis olmuştur. Fabrikaların durumu yakından tetkik edildiği zaman bu işin ne kadar müşkül ve masraflı olduğu görülür. Bugünkü vaziyetin, ihtiyacı karşılamamasına rağmen imkânsızlıklar yüzünden herhangi bir ilave ve tadilata fırsat bulunmamaktadır. Bu sebeple, müstakbel inkişaflarda azami tasarruf yoluna gitmek lazım gelecektir. Bu da, tesisleri olduğu yerde muhafaza etmekle kabildir. Ancak, fabrikaların bu günkü sahası havagazı tesisleri bakımından, ancak gelecekteki beş senelik bir ihtiyacı karşılamaya müsaittir. Bu müddetin hitamında havagazı tesislerinin yeni bir sahaya nakli icap edecektir. Fabrika ile yapılan temaslarda bu tevsi için en az 10 Ha.lık bir sahaya ihtiyaç olacağı anlaşılmıştır….Yeni havagazı fabrikası için idarece iki yer düşünülmektedir. Kayaş ve Güvercinlik civarı..”

1929 yılında yapılan ve 61 yıl hizmet verip kapandıktan sonra harabeye dönüşen Maltepe Havagazı Fabrikası ve Elektrik Santrali’nin yıkılacağı haberlerinin çıkması, başta TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi olmak üzere, büyük eleştirilerle karşılanmıştı.
Maltepe Havagazı Fabrikası, 1991 yılında alınan Yüksek Kurul kararı ve daha sonra açılan tüm karşıt davalara son veren Danıştay’ın 1993 yılında aldığı bir kararla kesinleşen “Yerinde Korunması” gerekli “Sanayi Arkeolojisi” niteliği taşıyan bir kültür mirası sıfatını kazanmıştır [10]. Ancak, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından bu kararlar yok sayılmış ve adı geçen yapıların koruma zırhı kaldırılarak yıkım kararı alınabilmiştir. Fabrika 14-15.06.2006 tarihinde gözlerden uzak olabilmek amacı ile gece yarısı yıkılmıştır.

…”Ülkemizde Atatürk’ün deyimiyle ‘çağdaş medeniyet düzeyine’ ulaşamamış toplumsal eğitim ve kültür seviyesi, kültür mirasımızın yeterince takdir edilmesini engellemekte, Havagazı Fabrikası gibi harap duruma düşmüş ama değerli bir endüstri mirasının da ‘halkın seçtiği Belediye yönetimince’ elden çıkarılmak istenmesine yol açabilmektedir. Toplumumuzun sivil örgütlenme, uzlaşı ve kurumsal işbirliği kültürünün eksik olması da, böyle bir yapının doğru zamanda onarılması, korunması ve değerlendirilmesine yönelik proje uygulamalarının hayata geçmesini engellemiş, bizi bugünlere getirmiştir. Koruma Kurulu olarak bu yaralara tuz basmak yerine, bu kültür varlığının DOĞRU ŞEKİLDE, uzmanlarının bilimsel katkılarıyla ve hukuki – demokratik süreçler izlenerek değerlendirilmesi için çözüm olacak kararlar üretmenizi bekliyoruz…[11]”


Fotoğraf 3: Ankara Havagazı Fabrikası Yıkımı
(Kaynak . http://www.ntvmsnbc.com/news/376729.asp)

Çağdaş ve medeni ülkelerde bu tür “Tarihsel/Kültürel Değerler”, “Sanayi Devrimi Ürünleri”, “Kentsel Anı Noktaları”, ‘özenle korunup, onarılmakta, gerekli ise yeni kullanımlar verilmekte ve çağdaş yaşama yeniden katılmaktadır.

1964 yılında ülkemizin de katıldığı “VENEDİK TÜZÜĞÜ” ilkeleri de bunu gerektirmektedir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre de bu tür yapılar korunması gerekmektedir. Çünkü bu tür yapılar Cumhuriyet’in kalkınma hamlesini, azmini, o dönemin zorlukları içinde neler başarılabileceğini göstermektedir.

Benderesi ve Hisar 

II.3.3. Ulus Tarihi Kent Merkezi

1980 yılında, Ankara Ulus Tarihi Kent Merkezi ve yakın çevresinde 150 hektarlık bir alan içindeki tüm nazım ve uygulama imar planlarının yürürlüğü durdurulmuş ve yeni bir koruma amaçlı imar planı yapımına karar verilmiştir[12].
Bu karar ile Ankara’da I. derece, II. derece ve III. derece kentsel ve arkeolojik sit alan sınırları, tarihi ticari bölge ve etkileme geçiş alanları belirlenmiş ve “Geçit Dönemi Koruma Geliştirme Planı” onaylanmıştır [13]. Bu karar eki listede, Osmanlı dönemi yapıları ve Cumhuriyet mirası anıtsal yapılar ağırlıkta olmak üzere özellikle Atatürk Bulvarı (Bankalar Cad.) üzerindeki yapılar koruma altına alınmıştır.
Sit kararı alınması, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 17’si uyarınca bu alanlarda yürürlükte olan imar planları uygulamasını durdurmakta ve bu alanlarda “Koruma Amaçlı İmar Planlarının” yapılması yükümlülüğünü belediyelere vermektedir.
Büyükşehir Belediyesi tarafından 1986 tarihinde açılan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması” sonucunda yarışmada birinciliği kazanan Prof. Dr. Raci Bademli başkanlığındaki ODTÜ Proje Ekibi ile yapılan sözleşme gereğince “Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı” hazırlanmıştır. Ankara Ulus Tarihi Merkezi’nin korunmasına yönelik olarak düzenlenen ve o dönemde bir “Çevre Düzenleme” projesi olarak nitelendirilen ulusal yarışma, ülkesel ölçekte kısmen uygulanma olanağı bulabilmiş nadir projeler arasında anılmaktadır.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 2006 yılında hazırlanan “Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı” ve “1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları”[14] ve eki Plan Notları, Ulus’taki Cumhuriyet mimari mirasının özellikle 1960’larda yarışma ile elde edilenlerin bir kısmını ortadan kaldırmaya yönelik kararlar içermektedir.

5366 Sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği”nin amaç bölümünde;
“…yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore…" edilmesine ilişkin usulleri belirlemektedir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi 15.07.2005 tarihinde, 5366 Sayılı Kanun uyarınca, Ulus’un da içerisinde bulunduğu Ankara Tarihi Kent Merkezi’ni “Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı” olarak ilan etmiştir.
Yenileme alanı sınırı belirlenirken;
1. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Ankara Bölge Kurulu’nun 954 Sayılı Kararı ile uygun bulunan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma-Islah İmar Planı” ile
2. Gene aynı Kurulun 9280 sayılı Kararı ile uygun bulunan “Ankara Eski Kent Dokusunun Planlanması, Sağlıklaştırılması ve Koruması Projesi” nin,

Plan onama sınırları, “Yenileme Alanı Sınırı” olarak kabul edilmiş ve bu sınır Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilmiştir[15].

1/5000 ve 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planları’nın amacı; “Tarihi Kent Merkezi’ndeki işlevsizleşme ve çöküntüleşme sorunlarına planlama yaklaşımı içinde çözüm yolları geliştirmektir. Bu kapsamda, bölgenin ticari, turistik ve kültürel gelişimine uygun olarak restore ve yeniden inşa edilmesi yoluyla konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanlarının ve bu amaçlara uygun yeni ulaşım kararlarının oluşturulması hedeflenmektedir”. (Plan 2)
“Taşhan Kapalı Çarşı” alanı yapılması planlanan alanda “İşlevsizleşme” ve Çöküntüleşme” sorunları yaşanmadığı, aksine Ulus merkezinin en canlı ve yaşayan kesimi olduğu gözlemlenmektedir. Bu nedenle; büyük bir ekonomik kayba, kentsel bellek kaybına, Cumhuriyet mimari mirasının yıkımına, çalışanların ve kiracıların işsiz kalma gibi büyük sosyal sorunlara neden olacağı açık olan bu “Özel Proje Alanı”, açılan davalar sonucu hukuken de uygun bulunmamış ve Ulus Planı’na yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir[16].

II.3.3.1. Ulus İşhanı ve Beden Terbiyesi Binası

Ulus İş Hanı ve Beden Terbiyesi Binası[17], Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binası[18] ile Ulus Sebze Hali[19]; “Ulus Meydanı Ve Yakın Çevresi Özel Proje Alanı” nda kalmaktadır. 5862 Ada 1 Parseldeki Ulus İşhanı, Planda korunmuş ve Turistik Tesis İşlevi verilmiştir. 5862 Ada 1 Parsel Planda Y 45 envanter numarası ile tescillenmiştir. Yapının bütününü oluşturan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü binası ise tescillenmemiş ve koruma altına alınmamıştır.
Ancak, süresinde yapılan itirazlar Ankara BŞB Meclisi’nin 17.08.2007 Tarih ve 2127 Sayılı Kararı ile reddedilmiş ve yürütmenin durdurulması ve iptali talebi ile bu dava açılmıştır.


Fotoğraf 4. Ulus İşhanı


T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından 1952 yılında düzenlenen “İş Hanı ve Ulus
Meydanının Düzenlenmesi’’ konulu proje yarışması müellifleri dönemin tanınmış mimarları
Orhan Bozkurt, Orhan Bolak ve Gazanfer Beken ‘dir.
Ankara kentinin belleğinde önemli bir yere sahip olan yapı kompleksi, 1952–1953 yılları arasında Emekli Sandığı’nın İş hanı ve Ulus Meydanı’nın düzenlenmesi için açtığı yarışma sonucunda elde edilmiştir. 1927 yılında yapılan ve Ulus Meydanı’nın simgesi Zafer Anıtı (Atlı Atatürk heykeli) ve 1950’li yıllarda yapılan bu yapılar ile Ulus Meydanı, “Meydan” kimliğini kazanmıştır[20].
Ulus İş Hanı, Erken Cumhuriyet’in ulusal ve uluslararası mimarlık üsluplarından sonra 1950’ler mimarlığının modern çizgisini temsil eden simge yapılardan birisidir. Bu dönemde giderek aratan yeni ticari büro ve alışveriş mekânı gereksinimlerini karşılamak amacıyla inşa edilmiştir.
Yapının, üç tarafındaki yolların da yarattığı karmaşık kentsel çevreye karşın, sokaklarla ve Meydan ile kurduğu ilişki, yüksek büro bloğunun hafif gerilimli düzenlenişi gibi özellikleri ile Cumhuriyet Dönemi mimarlık tarihi değerlendirmelerinde önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda yoğun ve aktif olarak kullanımının sağladığı ekonomik değer de göz ardı edilmemelidir.

Çarşı kompleksinde yer alan diğer yapılarla birlikte Ulus İş Hanı önemli bir anı değeri de taşımaktadır. Bu yapı da, yukarıda söz edilen bütün bu özellikleri ile yapı taşınmaz kültür varlığı olarak değerlendirilmeli ve mimarlık tarihimizin önemli örneklerinden birisi olarak korunmalıdır. Mimari olarak aynı anda yarışma ile elde edilmiş ve birbirinin tamamlayıcısı olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Binası ile yanındaki, Ulus iş merkezi yapılarından birinin koruma altına alınarak diğerinin yıkılması anlamsızdır. Tescilli olmamasına rağmen, korunması gerekli yapıların koruma alanında önemli bir yere sahip kamu kurumu niteliğindeki yapıların yıkımı hem ekonomik açıdan hem de kent tarihindeki yeri açısından doğru bulunmamaktadır.
Üç bir tarafındaki yolların, dolayısıyla yakın kentsel çevresinin oldukça zor ve karmaşık verilerine rağmen; oluşturduğu iç avlular, sokaklarla kurduğu ilişki, Meydan’a, Heykel’e karşı tavrı, yüksek büro bloğunun hafif gerilimli yapısı ve benzeri unsurlar yapıya adeta bir ‘Kentsel Yapı’ statüsü kazandırmaktadır. Yapı, yakınçağ mimarlık tarihimiz açısından son derece önemli düzeyde bir belge değerine sahiptir. Aynı zamanda halen aktif bir şekilde kullanılması dolayısıyla işlevseldir ve ekonomik değeri vardır.
“Son 50 yılın Ankara’sında yaşayıp da bu çarşı kompleksinde yer alan Mişmiş Kuruyemişin sakızlı, fıstıklı dondurmasını, Akman bozasını bilmeyen herhalde çok az insan vardır. Bütün bunlar yapının ciddi bir anı değerine sahip olduğunun işaretleridir.”
Kısacası 50 yıldır yukarıda bahsedilen 2 yapıdan daha çok Ulus Meydanı’nı ‘Meydan’ yapan bu yapı, bir kültür varlığıdır ve özenle korunmayı hak etmektedir.


Plan 2. Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı İçinde Ulus Meydanı Çevresi (1/2000 Ölçekten Küçültülmüştür) (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

II.3.3.2. Anafartalar Çarşısı Ve Gümrük Müsteşarlığı Binası (1967) [21]

Ankara İmar ve Emlak İşletmesi T.A.Ş.tarafından 1967 yılında düzenlenen mimari proje yarışması sonucunda elde edilen projenin müellifleri dönemin tanınmış mimarlarından Ferzan Baydar, Affan Kırımlı, Tayfur Şahbaz’dır.
Çarşı yapıları, Hisarönü Caddesi üzerinde özel bir konuma sahiptir. Çarşı-İşhanı bloğu ile Büro binasının yalın ve kübik özellikleri, henüz çok yeni bir uygulama olan giydirme cephe malzeme ve teknolojileri ile yapıldığı dönemin tasarım anlayışını yansıtan bir belge niteliği taşımaktadır.


Fotoğraf 5: Yıkılmak İstenen Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binası
(Kaynak : http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480)


Aynı zamanda Ankara’nın ilk yürüyen merdivenin de bu yapıda bulunması anı değerini de güçlendirir. Binanın önemini artıran bir diğer özelliği ise ekonomik değeridir. Bu özellikleri ile Ulus Meydanı’ndaki “Cumhuriyet Mimari Mirası” olarak korunması gereken yapılar arasında yer almalıdır.
Gerek Çarşı/İşhanı Bloğunun, gerekse yüksek Büro Binasının sade kübik yapıları, katıksız Mies Vander Rohe’vari tavırları, gerek o dönem için çok yeni olan alüminyum giydirme cephe malzeme ve teknolojileri ile döneminin tasarım anlayışını ustaca yansıtan birer belge niteliğindedir. Anafartalar Çarşısı da dönemin modern mimari anlayışını temsil etmekte ve Ulus Meydanı’nı ‘Meydan’ yapan bu yapı, bir kültür varlığıdır ve özenle korunmayı hak etmektedir.


II.3.3.3. Ulus Sebze Hali (Ankara Hali) (1937)[22]

Arsa alanı 3.086,00 m2 olup, üzerinde 32,00 m2 ve 64,00 m2 büyüklüklerinde 44 adet bağımsız bölüm numaralı toplam 1440,00 m2 kapalı alana sahip dükkânlar ile orta sergi olarak ifade edilen Halin orta kısmında 14 adet, 8 m2’lik üstü kapalı, yanları açık olan, toplam alanı 112,00 m2 yarı kapalı alan mevcuttur.
Hal Binası ünlü Avusturyalı mimar Robert Oerley’nin tasarımıdır. Viyana’da çok sayıda dikkate değer binası bulunmaktadır. Yapım gereksinmesinin özellikle yeni başkent Ankara’da hızla artması, buna karşılık mimar sayısının yeterli olmaması nedeniyle 1927’den sonra yeniden bir yabancı mimarlar egemenliği dönemi başlar.
1929 Tahtakale yangını sonrasında açılan Posta Caddesi’nin Doğu ucundaki yapı, 1937 yılında Robert Oerley tarafından tasarlanmış ve uygulanmıştır. Dolayısıyla 77 yıldır bütün Ankara halkının ucuz alışveriş yapabildiği, Ulus’u ‘Ulus’ yapan ve ticaret canlılığını artıran Hal Binası her şeyden önce işlevsellik değerine sahiptir. Posta Caddesi’nin doğu ucundaki yapı, Hal Binası etkileyici lineer düzeni, betonarme teknolojisinin henüz çok yeni olduğu bir dönem olmasına karşın geniş betonarme saçakları ile 80 yıl öncesinin tasarım anlayışını yansıtan yapı önemli bir belge değeri taşımaktadır. Yapının geçmişten günümüze yoğun bir kullanıma sahip olması da anı değerini güçlendirmektedir.


Fotoğraf 6: Ulus Sebze Hali
(Kaynak : http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480)

Yapının son derece etkileyici lineer düzeni ve 1937 gibi henüz betonarme teknolojisinin çok yeni olduğu bir dönemde tasarlanması dahi zor olan güçlü göğe doğru açılan geniş betonarme saçakları gibi unsurları, yaklaşık 80 yıl öncesinin tasarım anlayışını yansıttığı için ciddi bir belge değerine sahiptir.
Doğrusu Hal gibi çok yoğun bir kullanıma sahip bir yapının anı değeri de aynı oranda yüksektir. Öte yandan yapının işlevinden kaynaklanan trafik sorunu aslında Ulus’un genelinden bağımsız değildir. Böyle olmasa dahi yapının kültürel önemini hiçbir şekilde azaltmamaktadır. Bu yapı da “Cumhuriyet Mimari Mirası” olarak onarılmalı ve çevresi yayalaştırılarak korunmalıdır.

II.3.3.4. Ulus Meydanı’nın Tarihsel Kimliği’nin Sürdürülmesi

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14 Ocak 2005 tarihinde, 1989 yılında onaylanan Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı’nın iptaline yönelik aldığı karar neticesinde yıkılma olasılığı bulunan binaların tescili için Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna başvurulmuştur.

Tescil için başvurulan binalar;
1. Akbank/Eski Lozan Palas/1920-1930
2. Türk Vakıfları Araştırma Merkezi / İlk Etibank /1935
3. Ankara Hali / 1937
4. Ankara Belediyesi / Belediye Ticaret Evi / 1947
5. Ulus Meydanı İşhanı / 1954
6. Modern Çarşı/1957
7. Anafartalar Çarşısı / 1967
8. Ulus Meydanı, Çarşı ve Büro Binaları / 1967

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na tescil için başvurulan yapılardan sadece Akbank /Eski Lozan Palas ile Türk Vakıfları Araştırma Merkezi / İlk Etibank yapıları taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, tarihi değeri olan yapıları tescillemiş, diğerleri için yetki alanına girmediğinden tescil kararı verememiştir[23]. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, Cumhuriyet Mimari Mirası, modern mimarlık örnekleri ve yarışma ile elde edilmiş yapıların korunmasına ilişkin bir madde bulunmaması nedeni ile yapılar koruma altına alınamamıştır. Kaderine terk edilen Havagazı Fabrikası, kent merkezine adını veren Kızılay Binası gibi önemli yapılar zaman içinde yok edilmişlerdir. Bu tür mimari, anı, özel bir konum taşıyan yapılara ilişkin bir düzenlemenin yapılması gerekliliği de bulunmaktadır.

Ankara, günümüze kadar özgün ve önemli planlama kararlarına sahne olmuş, bu kararlar doğrultusunda üretilen yapılar ve kentsel mekânlar ile günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Ankara’nın önemli odaklarından birisi olan Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılaşma süreci Geç Osmanlı Dönemi’nde başlamış ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nde (1923-1950) devam etmiş, daha sonra 1950’lerin toplumsal ve ekonomik koşullarına uygun dönüşümün özelliklerini taşıyarak sürmüştür. Bu süreç sonucunda Ulus Meydanı, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de üretilen yapılı çevrenin farklı mimarlık anlayışlarını barındıran ve sergileyen bir bölge olarak önem kazanmıştır. Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılar, kültürel kimliğin ve kent belleğinin önemli bileşenleri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Ulus’un belirleyici özelliklerinden birisi, çok katmanlı bir yapı barındırıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Ulus’a sadece bir fiziksel düzenleme değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik, kültürel düzenlemeler içeren bir süreç olarak bakılmalıdır.

“Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı”, Plan Raporu’nun 3.2.8. Meydanlar Bölümü’nde Ulus Meydanında yapılması öngörülen kararlar yer almaktadır.

 Buna göre;
“Ulus Meydanının vurgulu bir biçimde ortaya çıkarılması, etrafındaki ticari ve diğer aktivitenin varlığını sürdürmesine bağlıdır. Meydanın, kamu kurumları, bankalar, otel gibi turistik ticari alanlar, müzeler, bütün şehre hitap eden iş hanları ve düşük gelir gruplarına yönelik perakende ticaret alanlarının kesişiminde bulunan stratejik bir noktada yer alması tarihsel kimliğini oluşturan temel bir unsurdur. Ulus Meydanının bundan böyle de söz konusu tarihsel kimliğini sürdürmesi ilkesi benimsenmiştir”[24].

Ulus Meydanı’nın etrafındaki ticari ve diğer aktivitenin varlığını sürdürmesi, tarihsel kimliğinin sürdürülmesi ilkesi benimsenmesine rağmen, Ulus’un merkezi iş alanı niteliğini oluşturan çok önemli yapıların plan kararı olarak yıkılması kararı Planın kendi iç çelişkilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu Plan; Ulus’ta var olan Cumhuriyet mimari mirasının planla nasıl “korunamayacağına” da iyi bir örnek olarak görülebilir.

“Bu kapsamda Meydanın temel mekânsal değerlerini erken Cumhuriyet dönemi yapılaşmalarıyla kazandığı; 1950’li yıllardan itibaren Meydan çevresine yapılan yapıların “meydan”a katkısının sınırlı kaldığı ve hatta bazı örneklerde olumsuz sonuçlarının da olduğu belirlenmiştir. Söz konusu yüksek yoğunluklu yapılaşmanın Kale-Ulus-İstasyon görsel ilişkisini imkânsız kıldığı da başka bir gerçektir”[25].

“Erken dönem Cumhuriyet yapılarından olan “hal” binasının da arasta halinde yeniden tasarlanması ile bu çarşı sistemine ekleneceği ve Tarihi Ticaret Alanının bitimini tarif eden Sulu Han ile Ulus Meydanı çarşı sistemini bütünleştireceği öngörülmüştür. “Taşhan Kapalı Çarşısı” konsepti çerçevesinde birlikte ele alınan yapı grubunun doğal zeminde mevcut cadde ve sokaklar korunarak 2 ve 3 üncü katlardaki geçitlerle sürekliliğinin sağlanması yaklaşımı benimsenmiştir. Buna paralel olarak, Çarşının geleneksel Türk çarşısı unsurlarından olan “han”ların bir araya gelmesinden oluşması da uygun bulunmuştur.”

Plan Raporu’nda; 1950’li yıllardan itibaren yapılan yüksek yapıların Ankara Kalesi’nin oluşturduğu vistayı kaybederek, Ankara Kalesi, Hacıbayram Camii ve çevresindeki tarihi doku ile ilişkisinin koptuğu ileri sürülmektedir. Ulus İşhanı yüksek kitlesinin, Sümerbank Binası ile uyum yerine, Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binaları ile birlikte önceki dönemin tüm yapılarını ve mekânlarını kitlesel olarak ezdiği, Ankara Kalesi ve Ulus’un İstasyon tarafından engellendiği belirtilmektedir. Bu gerekçelerin, Ulus’ta 40 yıldan beri oluşmuş ve modernleşmenin, modern mimarlığın temsilcileri olan ve her biri yarışma ile elde edilmiş yapıların yıkılmasına amaç olarak Plan kararı haline getirilmesi, şehircilik ilkeleri, sanat tarihi ve mimarlık tarihi açılarından da doğru bulunmamaktadır. Bu gerekçeler ve Plan Kararları alanın tarihsel dokusu ve tarihsel gerçeklerle örtüşmemektedir[26].

III. Sonuç ve Öneriler

Ülkemizde, başta Başkent Ankara’da olmak üzere pek çok kentte korunması gerekli Cumhuriyet Dönemi anıtsal yapıları, sivil mimarlık örnekleri, konut yerleşme dokuları ve diğer kültürel varlıklar ile giderek yok olmaktadır. Bu yok oluşun başlıca nedenleri arasında yerel yönetimlerin hazırladıkları nazım ve uygulama imar planlarında, Cumhuriyet Dönemi taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına değil, yenilenmesine yönelik aldıkları kararlar ve kentsel rant kaygısı bulunmasıdır. Ancak, bireysel rant kaygıları dışında yapıların eklentilerle, yol genişletme ve yeni yol açılması, eskime ve köhneme nedeni ile yıkılarak yenilenmesi gibi nedenlerle elden çıktığını söylemek olasıdır.

Cumhuriyet’tin ilanından sonra yapılmış ve büyük ölçüde batılılaşmanın etkisi altında şekillenen mimari ve çevresel özellikle tek yapı ve dokulardan anıtsal nitelikte olanların dışında büyük ölçüde yasal koruma altında (tescillenmemiş ve belgelenmemiş) olmaması da başlıca korunamama nedenidir.

Ankara örneğinde; Hermann Jansen Planı ve Yücel Uybadin Planı kararları incelendiğinde; Cumhuriyet Dönemi mimari eserleri ve kentsel dokuları hakkında 1960’lı yıllara kadar herhangi bir koruma kaygısının bulunmadığı söylenebilir. Hatta 1957 Planı ve 1960 Kat Rejimi Planı’nda, Yenişehir kesiminin merkezi iş alanı olarak geliştirilmesi önerilmiş ve yıkılıp yenilemelerle 4-5 katta 6-10 kata çıkarılmasının yolu açılmış ve yapılar parsel parsel yıkılarak yenilenmiştir.

Ankara‘ da çevre ölçeğinde eski eser saptama ve belgeleme (tespit ve tescil) çalışmaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilk olarak 1964 yılında yapılmış ve 1/1000 ölçekli haritalara envanter numaraları ile işlenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda Cumhuriyet’in mimari mirası olan yapıların anıtsal olarak nitelendirilebilecek birçoğu da koruma altına alınmıştır. Bu çalışmalar 1972 yılında tekrarlanmış, aynı envanter numaraları kullanarak ve bazı yapılar tescilden düşürülerek yeni bir tescil listesi hazırlanmıştır.

Cumhuriyet’in mimari mirası olarak nitelendirilebilecek birçok yapının korunması düşünülmediği, ya da üzerindeki çok katlı imar kararları nedeni ile korunmasının mümkün görülmediğinden saptama ve belgeleme çalışmalarında değerlendirilmediği söylenebilir. Ayrıca, saptama ve belgeleme çalışmaları Kültür (ve Turizm) Bakanlığı’nın birimleri tarafından yapıldığından ve bu birimlerin kendi elemanlarının uzmanlıkları açısından genellikle “Kentsel Sit”, “Arkeolojik Sit” ve “Doğal Sit Alanları” nda bu çalışmalarını gerçekleştirdikleri düşünülmelidir. Dolayısı ile erken Cumhuriyet döneminde gelişen mahalleler, ticari alanlar ve sanayi alanları genellikle bu çalışmaların dışında kalmakta ve belirgin anıtsal örnekler dışında korumaya yönelik ilk adım olan bu çalışmalar gerçekleştirilmemektedir.

Yasal olarak da bu yapı ve dokuların korunmasına yönelik bir yaptırım bulunmamaktadır. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yer alan “korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları” şunlardır[27]:

a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,
b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,
c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,
d) Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.

Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.

Hükümleri bulunmaktadır. Yani, bir taşınmazın “19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış” olması ya da Bakanlık tarafından korunmalarına “gerek görülmesi”, “sit alanı içinde” bulunmaları korunma kriteridir. Bu durumda diğer yapılar ve hatta mahallelerin planlama ve imar sürecinin içinde yok olmaları çok kolaylaşmaktadır.
Cumhuriyet’in Mimari Mirası’nın halen sürmekte olan yok olma sürecini durdurabilmek ve koruma altına alabilmek amacı ile aşağıdaki önlemler alınmalı ve gerekli çalışmalar yapılmalıdır:

1. Ülke çapında Cumhuriyet’in Mimari Mirası tek yapı ve çevresel örneklerinin ve kentsel çevrelerinin üniversiteler, odalar, sivil toplum kuruluşları tarafından saptanması ve belgelenmesi gerekmektedir.

2. Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları kapsamına “Cumhuriyet’in Mimari Mirası”, “Cumhuriyet Kentsel Siti” , “Endüstri Mirası” vb. kavram ve tanımlar ilave edilmelidir.

3. Tek yapı, doku ve çevre ölçeklerinde saptama ve belgeleme çalışmaları sürerken var olan ve Cumhuriyet’in mimari mirasını tehdit eden imar planları “Koruma Amaçlı” olarak yeniden ele alınmalı ve gerekirse yürürlükleri durdurularak iptal edilmelidir.

4. Üst ölçeklerden (1/100 000, 1/25 000), uygulama ölçeğine kadar (1/1000) giden tüm plan düzeylerinde “Cumhuriyet’in Mimari Mirası” nın korunması ve geliştirilmesine yönelik stratejiler, politikalar ve plan kararları alınmalıdır.

5. Hızlı gelişen kentlerde tarihsel çekirdeği korumak amacı ile kent merkezini dışa yönlendirici ve dağıtıcı (desantralizasyon) politikalar uygulanmalı ve Cumhuriyet Dönemi yapılaşmış kesimi üzerindeki baskıların azaltılması hedeflenmelidir.

6. Koruma kararlarının uygulanması amacı ile tıpkı kentsel sit alanlarına yönelik olarak alınan parasal ve örgütsel öneriler “Cumhuriyet Kentsel Sit” i denilebilecek alanlarda da alınmalıdır.


KAYNAKLAR

Jansen, H., 1937, “Ankara Şehri İmar Planı”, Alaattin Kral Basımevi.
Aslanoğlu, İ. (Akademik Koor.), Ergut, A., E., Güvenç, Ö., G., Bancı, S., Şahin, F.R. 2005, “Bina Kimlikleri: Ankara”, Cumhuriyetin 25. Yılı, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mayıs
“Bilirkişi Raporu, 2007/1411”, Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.
“Ankara Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Yenileme Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı ve Plan Raporu”, Hassa Mimarlık Ltd., 2006.
Tunçer, M., 2001, “Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14. - 20. Yy)”, Kültür Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri, Dizisi No : 292.
Mimarlık, 1952, sayı: 5-6, s. 29-31, 38-40.
Günay, B., “1/1000 ölçekli Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı’na İlişkin Açıklamalar”, http://www.arkitera.com/v1/gundem/ulus/yazi3.htm
Kurtdaş, E., Sönmez, N., Nizamoğlu, S., “Şehir Plancıları Odası’na Sunulan 29.01.2007 Tarihli Rapor”Lodos, E., Evrensel, 2007, “En Büyük Yıkım Projesi”,
TMMOB Şehir Plancıları Odası; “Şubemiz Ulus''taki Son Gelişmeleri Değerlendirdi: Ulusa Koruma Değil Yıkım Planı!” http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=2366
http://www.yapi.com.tr/turkce/haber_detay.asp?NewsID=56630&haberoylandi=2
http://www.haberler.com/ulus-tarihi-kent-merkezi-yenileniyor-haberi/
http://www.haberx.com/n/1006946/ulus-tarihi-kent-merkezi-icin.htm
http://www.arkitera.com/haber_21117_turizm-ve-kultur-bakanligi-ulus-icin-kendi-binasini-yikacak.html
01.11.2006 Tarihinde Yapılan Toplantıda Sunulan ”Ankara Tarihi Kent Yenileme Alanı Projesi"’ne İlişkin Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Görüşü.
http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480
ERGİR, Y., "Piknik" - Tuna Caddesi, 1/A, Yenişehir / Ankara http://library.atilim.edu.tr/bulten/sayilar/2006-03/ankara.htm.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 13.11.1991 Tarih ve 1477 Sayılı Kararı, Danıştay 6. Dairesi’nin 13.1.1993 Tarih ve 19 Sayılı Kararı.
Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) ’nin Basın Açıklaması (14.06.2006)


[1] Doç. Dr., Şehir ve Bölge Yük. Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru (AÜ-SBF), Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölüm Başkanı.

[2] Bina Kimlikleri: Ankara, Cumhuriyetin 25. Yılı, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mayıs 2005, Aslanoğlu, İ. (Akademik Koor.), Ergut, A., E., Güvenç, Ö., G., Bancı, S., Şahin, F.R.
[3] Ankara İmar Planı İzah Notu, 1957, S. 8.
[4] ERGİR, Y., "Piknik" - Tuna Caddesi, 1/A, Yenişehir / Ankara
“Atatürk Bulvarı'nın Piknik'in olduğu tarafında; Sıhhiye tarafına doğru: Kültür Kitabevi, Vog Çorapçısı, Me-Ka Bebe, Öztrak'ların Bulvar Pasajı, girişte merdivenle çıkılan belki de papağanı hala sağ olan Bulvar Eczanesi, karşısında Osmanlı Bankası- Ankara Şubesi, pasaj içinde Coşkun Kundura, karşısında Sobotta Atlasları’nı da satan Zeki Mumcu Kırtasiye, Triko Mısırlı, yine Bulvar üstünde Erler Mağazası, Şen Triko, İskender Kundura, Örücü Süleyman, içi hep kuyumcu dükkanı olan Büyük Çarşı, çok güzel bir sinema olan Büyük Sinema, Meram Pastanesi, Tempo Çamaşır, bina dışında "uçak ile" - "şehir içi" diye pirinç kapaklı kutularına mektup atılan postane, az ilerisinde ayakkabıcı, MEA, Lufthansa, Pan American havayolu şirketleri ve şu anda Ordu Evi olan Yüksel Palas vardı.
Çankaya tarafına doğru ise: İş Bankası, Milli Piyango, üzerinde Cumhuriyet Gazetesi, Trakya Şarküteri, Hacı Bekir, topu havaya dikmiş 0-1-2 Spor-Toto, Menekşe Mağazası, Fulya Oyuncakçısı, Kamelya Çiçek, Emek Kuruyemişçisi, Ali Nazmi Pasajı köşesinde İstanbul Eczanesi, alt katında Sağyaşar Plak, yaşlı karı kocanın oyuncakçı dükkanı, dışarıda Erenköy Manavı, Sakarya Caddesi'nde Şefik Goralı'nın Goralı'sı, Köroğlu Şarküteri, Bilgi Kitabevi, Tarhan Kitabevi, Sergen Pastanesi, Derya Mağazası, onun yanında, hala faal olan Foto Güzel, şimdi Soysal Han'ın olduğu köşede bahçesindeki masalarıyla Restoran Cevat, Ziya Gökalp Caddesi köşesinde Ulus Sineması, Flamingo, Penguen pastaneleri şu anda çocukluğumdan hatırlayabildiklerim. Mahmut Macit'in benzincisinin tam karşısındaki "Sandviç" ise daha sonraki dönemlerde açılmıştı. http://library.atilim.edu.tr/bulten/sayilar/2006-03/ankara.htm,


[5] Uybadin, R., Yücel, N., Ankara İmar Planı İzah Notu, 1957, S. 9.

[6] Y.a.g.e., S.10.
[7] 21.10.1996 tarih 391 nolu K.T.V.K.Kurulu Kararı ile “Körfez Lokantası’na” ev sahipliği yapan “Eşref Özand Evi” tescil edilmiştir.
[8] TMMOB, Mimarlar Odası açıklaması.
[9] Tunçer, M., “Bir Cumhuriyet Çınarı Daha Yıkıldı”, Ankara Magazine Dergisi, Temmuz 2006.
[10] Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 13.11.1991 Tarih ve 1477 Sayılı Kararı, Danıştay 6. Dairesi’nin 13.1.1993 Tarih ve 19 Sayılı Kararı.
[11] Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) ’nin Basın Açıklaması (14.06.2006)
[12] Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12.04.1980 Gün ve A-2167 Sayılı Kararı.
[13] Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Bilirkişi Raporu, 2007/1411, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.
[14] Yenileme Alanı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü'nün 17.05.2007 tarih ve 25 sayılı kararı ile uygun bulunmuştur. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15.06.2007 tarih ve 1619 sayılı kararı ile onaylanmıştır.
[15] Bakanlar Kurulu’nun 2005/9289 sayı ve 08.08.2005 tarihli kararı, 07.09.2005 Tarih Ve 25929 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Girmiştir.
[16] "… Ankara 10. İdare Mahkemesinin 23.07.2008 tarih ve E: 2007/885, K: 2008/2258 sayılı kararıyla iptal edildiği görüldüğünden, bu karara bağlı olarak 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onaylanmasına ilişkin dava konusu Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kararının hukuki dayanaktan yoksun kaldığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline… oybirliğiyle karar verildi." Ankara 1. İdare Mahkemesi 2007/1498 E. sayılı dava sonucu.
[17] 5862 Ada 1 Parsel
[18] 5040 Ada 1 Parsel
[19] 834 Ada, 1 Parsel
[20] Mimarlık Dergisi, 1952, sayı: 5-6, s. 29-31, 38-40.
[21] 5040 Ada, 1 Sayılı Parsel
[22] 834 Ada 1 Sayılı Parsel
[23] Koruma Kurulu’nun 09.12.2005 Tarih ve 1111 Sayılı Kararı.
[24] Ankara Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Yenileme Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı Raporu, Hassa Mimarlık Ltd. S. 111.
[25] Yage., S.111.
[26] Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Bilirkişi Raporu, 2007/1411, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.

[27] İkinci Bölüm - Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları, Madde 6.