Thursday, August 12, 2010

DOĞA PARKLARI : SU KIYISI DOĞAL DÜZENLEME KONSEPTLERİ

SU KIYISI DOĞAL DÜZENLEME KONSEPTLERİ (2) (*)
Doç. Dr. Mehmet Tunçer

İnsan medeniyetleri su kenarında olan yerlerdeki olanaklar sayesinde çok daha başarılı ve yaratıcı olmuşlardır. Su ve yeşil insan doğasının temelini oluşturur, bununla bütünleşmiş bir ortam her zaman dinlenme ve rekreasyon olanağı sağlar. Doğa Parkları oluşturulması düşüncesi yüzyılımıza ait olduğu halde binlerce yıldır insanlar doğayı düzenleyerek içinde yaşamayı tercih etmişlerdir.



FOTOĞRAF 6 : JAPON BAHÇELERİ BİNLERCE YILLIK BİR GELENEĞİ SERGİLEMEKTEDİR.


Doğa parklarında eğer dere, nehir, göl, deniz gibi doğal veya yapay su elemanları varsa, insanların suyun kenarına nasıl getirileceği ve sahil kenarının nasıl planlanacağı çok önem kazanır.



FOTOĞRAF 7 : SU KIYISINDA DOĞAL YÜRÜME YOLU (PROMENAD)

Eğer su seviyesi devamlı olarak değişiyorsa, suya kadar inen çimenlik ve diğer bitki maddeleri su altında kalınca yaşamayıp ölünce, estetik görünüş bozulur. Bu durumda ya çimen vs. yerine suya dayanıklı saz gibi bitkiler kullanılmalı, ya da taş, kaya, vs. gibi bitkisel olmayan maddeler kullanılmalıdır.



FOTOĞRAF 8 : SU İLE KIYI KENARININ DOĞAL ÇİM ÖRTÜSÜ İLE BÜTÜNLEŞMESİ

Doğa Parklarında özel faaliyetler için kullanılacak bina ve tesislerin dikkatle ve üstün bir kalite ile yapılması parkın başarısını artırır. Elmalı Barajı yakın çevresinde, oluşturulacak “Doğa Parkı” için gerekli servisler için küçük boyutlarda, doğaya uyumlu, özel tasarımlar yapılmalıdır.



FOTOĞRAF 9 : DOĞA PARKLARINDA YAPILAŞMA PASTORAL GÖRÜNÜMÜ BOZMAMALIDIR

Ne kadar temiz tutulursa tutulsun, yapay göller zaman zaman boşaltılıp, büyük temizlikten geçirilmekte ve gereken yerlerde bakım ve onarım yapılmaktadır. Elmalı Baraj göletlerinin de yapıldığı tarihten bu yana akarsuların taşıdığı alüvyon ve rüsubatlarla belirli düzeyde dolmuş olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim İSKİ tarafından temizlik işlemleri başlatılmıştır.

Barajların en büyük sorunlarından biri olan alüvyon ve atıklarla dolma olgusu, çevresinde yoğun yapılaşmalar olan Elmalı Baraj göletlerinde evsel ve sanayi atıklarının da bu işlemi hızlandırmasıyla aşırı boyutta kirlilik yaratmaktadır.
Bu olgunun önlenmesi için öncelikle yukarı havzada evsel ve sanayiden kaynaklanan kirlilik ve doğal erozyon önlemlerinin alınması gerekmektedir.



FOTOĞRAF 10 : NEW YORK, CENTRAL PARK’TAKİ GÖLETLERDEN BİRİNDE TEMİZLİK YAPILIRKEN

Elmalı Baraj Göletleri kıyılarının düzenlenmesinde doğal karakterin, doğal bitki örtüsünün korunmasına dikkat edilerek, yer yer ziyaretçilerin su ile buluşması için açık noktalar oluşturulmalıdır. Bu noktalar; yer yer dolaşım ve gezinti amaçlı kıyı boyu uzatılabilir. Bu promenadlar; bisiklet yolları, atlı spor parkurları, yürüyüş patikaları ile bütünleşik biçimde tasarlanmalıdır.



GÖRÜNÜŞ 5 . YÖNLENDİRİCİ İŞARET LEVHALARI

Doğa Parkı içinde hem yönlendirici ve hem de uyarıcı levha ve işaretler, hem ziyaretçilerin ve hem de doğanın korunması için gereklidir (Görünüş 5).




GÖRÜNÜŞ 6 . YAYA PATİKALARI

Baraj Gölü kenarında pasif rekreasyon tesisleri ve yaya politikaları özürlülerin ihtiyaçlarını da göz önünde tutmalıdır.

(*) Bu rapor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne UTTA Planlama, Danışmanlık Ltd. tarafından hazırlanan "Elmalı Doğa Parkı Projesi" için Şubat 1999 tarihinde hazırlanmıştır

İSTANBUL ELMALI DOĞA PARKI PROJESİ: SU KIYISI VE SU İÇİ KULLANIMI İÇİN KONSEPTLER

SU KIYISI VE SU İÇİ KULLANIMI İÇİN KONSEPTLER (1) (*)
Doç. Dr. Mehmet Tunçer

I. SU İÇİNDE DOLAŞIM VE SUYUN KULLANIMI

Büyük ve şehirlerden nisbeten uzak olan doğal parklarda bot, sandal ve kanolar daha çok tercih edilmektedir. Elmalı Doğa Parkı Projesi’nde; gelecekte barajlardaki suyun niteliğinin arttırılarak içme/kullanma suyu olarak değerlendirilebileceği düşünülerek suyu kirletmeyecek, ancak su ile insanı buluşturacak ulaşım araçları kullanılabilecektir.




FOTOĞRAF 1 : DOĞA PARKINDA KANO KULLANIMI SU KİRLENMESİNİ ÖNLEYİCİ BİR
ÖNLEMDİR


Doğa Parkında; su ve yeşil ile insanın kaynaşması, bütünleşmesi, karşılıklı etkileşim içinde bulunması esas amaçtır. Bu amaca ulaşırken su kalitesinin bozulmaması, kirlilik yaratılması, ekolojik dengenin korunması da başlıca amaçlardan biri olmalıdır.




FOTOĞRAF 2 : BU ÖRNEKTE BOSTON ŞEHRİNDEKİ BİR PARKTA PEDALLI BİR KAYIK İLE
ZİYARETÇİLER PARK VE GÖLÜ GEZEBİLMEKTEDİR.


Doğa Parkı’nı ziyaret edenlerin sayısı çok fazla olursa, hem doğal taşıma kapasitesi aşılacağı için su kalitesi bozulacaktır ve hem de ziyaretçiler birbirlerini rahatsız edecekleri için rekreasyon deneyimi olumlu olamayacaktır.



FOTOĞRAF 3 : KANOLARIN EN FAZLA TERCİH EDİLEN SU TAŞIMA ARAÇLARINDAN BİRİSİ OLMASININ NEDENİ HEM EKONOMİK OLMASI VE HEM DE TAŞIMASININ KOLAY OLMASIDIR.


Park planlayıcıların, gerek kanoların ve gerekse raft gibi diğer su taşıma araçlarının kullanılabilmesi için ulaşım ve otopark gibi tesisleri unutmaması gereklidir. Ulaşımın doğayı, var olan yeşil dokuyu tahrip edecek şekilde değil, mevcut izleri kullanacak şekilde tasarlanması uygun olacaktır. Elmalı Doğa Parkı Projesinde; var olan araç/yaya yolları, patikalar ve yangın izleri yaya/taşıt/bisiklet vb ulaşım amaçlı kullanılacaktır.



FOTOĞRAF 4 : BOT/KANOLAR İÇİN SU KIYISINDA SERVİS VE YANAŞMA YERLERİ

Otoparkların yanı sıra kano ve kayakların suya giriş bölgeleri tespit edilip hem doğayı koruyucu ve hem de kullanışı kolay olan tesisler yapılmalıdır. Bu tesislerin, mutlaka yapılı olması gerekmez, kıyıyı doğal olarak muhafaza edecek, taş, kum/çakıl vb sıkıştırılmış doğal malzemeler kullanılabilir. Kıyı doğal bitki örtüsünün korunması ve kıyıda görselliği bozacak yapılaşmalar yapılmaması esas ilkedir.



FOTOĞRAF 5 : BOT/KANOLAR İÇİN SU KIYISINDA DOĞAL YANAŞMA YERLERİ


Bot ve kanolar ile kayık/sandal/yelkenli kullanımı belirli yoğunluğun üstüne çıkmamalıdır. Kirlilik oluşturmamak amacı ile belirli noktalarda toplanmış servis/odak noktaları planlanmalı ve bu odaklarda yeme/içme (gastronomi), wc, çöp toplama, sağlık, telefon vb servis ve hizmet üniteleri bulunmalıdır. Uygun alanlarda bu odaklar, çay bahçesi, kafe gibi daha geniş kitleye hizmet verecek şekilde tasarlanabilir.

(*) Bu rapor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne UTTA Planlama, Danışmanlık Ltd. tarafından hazırlanan "Elmalı Doğa Parkı Projesi" için Şubat 1999 tarihinde hazırlanmıştır.

Monday, August 2, 2010

BARTIN, AMASRA TARLAAĞZI MEVKİİ’NDE KURULMASI DÜŞÜNÜLEN “TERMİK SANTRAL” HAKKINDA


Prof. Dr. Mehmet Tunçer

Amasra ülkemizin ilk pansiyon turizminin geliştiği kesimidir ve halen bu özelliğini sürdürmektedir. Her mevsim tatillerini geçirmek için yerli ve yabancı birçok turist gelmektedir. AMASTRİS ANTİK KENTİ, OSMANLI KENT DOKUSU, cennet doğası, plajları ve zengin balık türleri ile, şehir ortamından daha çok sessiz ve en güzeli bu görünümünü almış Amasra’lıya önemli ölçüde ekonomik olarak katkı sağlamaktadır.



Amasra ve Tarlaağzı termik santralin kurulması düşünüldüğü “ÇEŞM-İ CİHAN” (dünyanın gözbebeği) cennet parçasıdır. Termik santralin yapımı olasılığına karşı sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler tepki göstermişler, yürüyüşler düzenlemişler, toplantılar yaparak tepkilerini ortaya koymuşlardır.

Bu yazıda; tartışmaları yaklaşık 3 yıldır sürmekte olan ve Bartın İli, Amasra İlçesi, Tarlaağzı Mevkii’nde kurulması düşünülen “Termik Santral” hakkında var olan 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları açıklanarak, bu santralin yapımına ilişkin Plan kararları açıklanacaktır.

1. 1/100 000 Ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2007 yılında onaylanmıştır. (Plan 1) Bu Plan’da Amasra ve yakın çevresi için getirilen kararlar aşağıda özetle verilmiştir .

III.5.2. BARTIN VE BARTIN KIYI KESİMİ PLANLAMA ALT BÖLGESİ:
1/25 000 ölçekte Çevre Düzeni Planı yapılacak, Bartın’ın kıyı kesimlerinin tümünü (Amasra ve Kurucaşile) ve Bartın Kent Merkezi’ni kapsayan alanlar.
Bu hüküm uyarınca öncelikle, BU ALT BÖLGE’de 1/25 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI HAZIRLANMALIDIR:
Gelişme potansiyeli olan kentsel kullanım alanları ile bunların etkileşim alanlarını ya da sahip olduğu ekolojik değerler açısından korunması ve geliştirilmesi gerekli alanları ya da sektörel açıdan gelişme potansiyeline sahip alanları kapsayan; nüfus, işgücü, sosyal ve ekonomik veriler ışığında gelişme eğilimlerinin belirlendiği ve daha detaylı incelenerek tamamı için bütüncül alt ölçekli çevre düzeni planı veya nazım imar planı yapılacaktır.
(Çevre ve Orman Bakanlığı, ÇED ve Planlama Gn. Md. lüğü, 1/100 000 Ölçekli Plan Hükümleri, S.3),

IV.2.2.7. Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından, taşkömürü havzasındaki kömür işletmelerinin (Kozlu, Kilimli, Çatalağzı, Amasra vd.) verimli ve etkin işletilmesine, çağdaş ve modern teknolojiler kullanılmasına ve tasman alanlarının belirlenerek önlemler alınmasına yönelik olarak “Taşkömürü Yönetimi Ana Planı” hazırlanır (yage S.19). (Böyle bir plan hazırlanmadan Amasra’daki işletymeler özelleştirilmiştir)

VI.1.5. BARTIN VE BARTIN KIYI KESİMİ PLANLAMA ALT BÖLGESİ
Bartın İl sınırından başlayan, Amasra ve Kurucaşile arası kıyı kesimini içeren alanlar ile Bartın Kent Merkezini içine alan alanlarda 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanacaktır (yage S.26);

PLAN’DA BU KESİMİN DOĞAL VE KÜLTÜREL/ARKEOLOJİK DEĞERLERİNİN KORUNMASI VE BU BÖLGENİN BİR EKO-TURİZM BÖLGESİ OLARAK GELİŞTİRİLMESİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR. Aşağı’daki kararlar da bunu gerçekleştirmeye yönelik olarak verilmiştir.

VI.1.5.1. Kıyı kesimlerinde, kıyı ve doğa turizmi potansiyeli, Bartın ve çevresine ilişkin doğa ve kültür turizmi potansiyeli değerlendirilerek, turizme yönelik kararlar üretilecektir (yage S. 26).

II.2.3. Turizm
Planlama Bölgesi’nde, gelecek vaat sektörlerden biri, turizm ve rekreasyon (eğlence– dinlence) sektörüdür. Safranbolu, Amasra, Kurucaşile, Filyos, Çakraz, İnkumu vd. uzun yıllardan beri ülkede hafta sonu turizminin başlıca ziyaret noktalarından olmuştur. Turizmin çeşitlendirilmesi, veriminin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması konusunda ülke ölçeğinde ciddi çabalar harcanmaktadır. Korunması zorunlu olan
doğal ve kültürel/tarihsel değerlere ilişkin hedefler ile ekonomik sektörlerin gelişmesine ilişkin hedefler, birlikte, turizm ve rekreasyon hedefinin ve hizmet sektörünün geliştirilmesine destek olacaktır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 20) .

Bartın, 3000 yıllık geçmişinden günümüze taşıdığı seçkin tarihi, kültürel ve folklorik değerleri ile olağanüstü güzellikler sergileyen doğal turizm kaynaklarıyla önemli bir çekiciliğe sahiptir. Bartın İli, kültür turizminde; İnkumu, Amasra, Güzelcehisar, Mugada, Kızılkum, Çakraz, Akkonak, Göçkün, Kurucaşile Tekkeönü, Hatipler, Çambu, Karaman, Kapısuyu pilajları ile deniz turizminde; Bartın ırmağı ile ırmak turizminde; Uluyayla, Ardıç ve Gezen yaylaları ile yayla turizminde; Küre Dağları Milli Parkı, kanyonlar, mağaralar, şelaleler, düdenler gibi ilginç karstik oluşumları ile dağ turizminde; Gürcüoluk, Sipahiler ve Uluyayla Mağaraları ile mağara turizminde; gerek karasal alanlar gerekse su yüzeyli alanlar üzerinde sahip olduğu zengin yaban hayatı ile av ve yaban hayatı turizminde değerlendirilebilecek kaynaklara sahiptir. Bu
yönüyle EKOTURIZM VE KÜLTÜR TURiZMİ’nin ve buna bağlı gelişecek hizmetler
sektörünün ön planda olduğu bir kimlik üstlenecektir. Turizm sektörünü, tarım ve
sanayi izleyecektir (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 37) .

II.4.10. Turizm - Kentleşme
Turizmle ilgili tüm yatırımların doğal, tarihsel ve sosyal çevreyi kollayıcı, koruyucu ve geliştirici bir yaklaşım içinde olmasına azami özen gösterilmelidir. Turizmin özellikle doğa turizmi ve kültür turizminin kentsel ve doğal çevreleri koruyup geliştirmeye yönelmesine yönelik stratejiler ve planlama kararları geliştirilecektir. Safranbolu, Bartın, Amasra gibi tarihsel çevrelerin bütüncül koruma amaçlı planlanması, kent ile kullanım, ulaşım ilişkilerinin kurulması bir alt ölçekte önem taşımaktadır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 28) .
.
VI.26.1.2. Manzara Yolu (Turistik Yol)
Amasra - Bartın - Abdipaşa – Ovacuma - Safranbolu arasındaki ana akslar, etkileyici ve özgün doğal karakterinin korunması amacıyla “manzara yolu (turistik yol)” olarak korunacaktır;
Bu yolun iki yanındaki doğal bitki örtüsü korunacaktır. Bu yolun altyapısının iyileştirilerek korunması sağlanacaktır. Yol boyunca dinlenme ve özel bakı/manzara noktaları düzenlemeleri, yapılaşmaya gidilmeden yapılacaktır (yage S. 45).

VI.26.3.6. Bartın ve Amasra Limanları geliştirilecek, deniz ulaşımı ve yatçılığa yönelik değerlendirilecektir (yage S. 47).




PLAN 1: AMASRA VE YAKIN ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLAN KARARLARI (Eskiz)


V.5.2.2. Amasra
Amasra Kenti’nde doğal ve tarihsel/kültürel çevrenin korunması, kent kimliğinin geliştirilmesi, sağlıklı ve yaşanabilir bir turizm merkezi oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin özelliklerine uygun, doğal çevreye, tarihi mirasa ve kültürel dokuya duyarlı ve koruyucu, bölge ekonomisine ve toplumsal yaşantıya katkıda bulunacak sürdürülebilir turizm politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu politika sadece Amasra Kenti’ni değil Amasra İlçesi’nin tümünü kapsayacak bir politika olacaktır.
Planlama döneminde, Amasra ilçesi, planda öngörülen strateji ve politikalarla gelişmiş, sağlıklı ve yaşanabilir bir doğa ve kültür turizmi merkezi olacaktır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 38) .

BU DOĞA CENNETİ’NE DEĞİL TERMİK SANTRAL YAPMAK, DÜŞÜNMEK BİLE BÜYÜK BİR HATA OLACAKTIR.
ÜLKEMİZİN İMZA ATTIĞI KORUMAYA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER, KORUMA VE SİT KARARLARI, 1/100 000 VE ÖNCEKİ 1/25 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLAN KARARLARI VE PLAN RAPORLARI BUNUN MÜMKÜN OLAMAYACAĞINI GÖSTERMEKTEDİR.

















2. 1/100 000 Ölçekli Zonguldak, Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı’nda; ORGANİZE SANAYİ, KÜÇÜK SANAYİ, BÖLGESEL LİMAN, SERBEST BÖLGE, VE TERMİK SANTRAL gibi çevresel sorun yaratabilecek yatırımlar, önlem alınmak kaydı ile; 1990’lardan beri planlanan ve geliştirilmesine çalışılan FİLYOS VADİSİ’nde oluşturulması planlanan “ BÖLGESEL ÇALIŞMA ALANI” na yönlendirilmiştir (Plan 2) .



PLAN 2: FİLYOS ÇEVRESİ ve FİLYOS VADİSİ ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇDP KARARLARI Kaynak : http://www.cedgm.gov.tr

VI.27. Enerji Üretim Alanları (STR.4)
Enerji üretimine ilişkin tesisler yapılmadan önce olası Çevresel Etkileri irdelenecek ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlanacaktır. Bu kapsamda, kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin alınması ve mütabakatı zorunludur. Kurulmuş/kurulacak tesislerde, ilgili mevzuat çerçevesinde çevresel tüm önlemlerin alınması zorunludur (yage S. 48).
AMASRA TARLAAĞZI İÇİN HAZIRLANAN “ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME RAPORU” ASLINDA FİLYOS VADİSİ İÇİN HAZIRLANMALIYDI . İMAR HUKUKUNA GÖRE BİR ALT ÖLÇEKLİ PLAN KARARI (1/25 000, 1/5000, 1/1000) ANCAK, ÜST ÖLÇEKLİ PLAN KARARI DOĞRULTUSUNDA HAZIRLANABİLİR (Burada üst ölçek 1/100 000’dir)

Yani, ANAYASA niteliğinde Üst Ölçekli bir Plan olan 1/100 000 Ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı’nda TERMİK SANTRAL bulunmamaktadır ve buna ilişkin itirazlar da Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Buna rağmen hazırlanan “ÇED Raporu” nun hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.

VI.27.1. Enerji Üretimi (Termik)
VI.27.1.1. Termik Santrallerde ileri teknoloji kullanılacaktır. Çevreyi koruyacak önlemler alınacaktır. Bu yönde kararlar için Havza Yönetim Birimi, Ekonomik Kalkınma Ajansı (EKA), Valilikler ile ağır sanayi ve enerji sektörleri işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaklardır (yage S. 48).

V.31. PLANLAMA BÖLGESİNDEKİ AĞIR SANAYİLERİN FİLYOS YATIRIM HAVZASI’NA YÖNLENDİRİLMESİ SAĞLANACAKTIR. (STR.1) (PLAN 2) Ancak, planlama bölgesinin fiziki/ekonomik yapısı ve Yatırım Havzası’nda bulunan Filyos Serbest Bölgesi’nin statüsü gereği yer seçimi olanağının bulunmadığı durumlarda;
- Demir-çelik Sanayi, diğer Sanayi Alanları veya Organize Sanayi
Bölgelerinde yer alabilir.
- Termik Santrallerde; yatırımcılar / yatırımcı kurumlar faaliyete ilişkin alternatifli yer seçimini bu plan kapsamında, bölgede yaratacağı sosyal, ekonomik ve mekansal değişimleri de göz önünde bulundurarak yapacaktır.

- Yatırımcılar / yatırımcı kurumlar yer seçimini ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak bu plan kapsamında değerlendirilmek üzere Bakanlığa iletir. Bu doğrultuda alt ölçekli plan ve çevresel etki değerlendirmesi çalışmaları birlikte yürütülür. Onaylanan planlar sayısal ortamda koordinatlı olarak, veri tabanına işlenmek üzere, Bakanlığa gönderilir (yage S. 23).

Alternatifler tartışılmadığı gibi tek alternatifmiş gibi, Amasra Tarlaağzı sürekli gündemde tutulmaktadır. Bunda kömürün Amasra’dan çıkarılmasının ve taşıma maliyetinin minimize edilmesinin düşünüldüğü açıktır. Ancak ÇEVRESEL MALİYET / KAMUSAL MALİYET göz ardı edilmektedir.

3. Termik Santrallerin Doğal Çevre ve Peyzaj Üzerine Etkileri:

Bir termik santral bulunduğu yerin coğrafyasına nasıl zarar verir ? Havayı nasıl kirletir? İnsanları nasıl zehirler? Bunu görmek için alternatif çok aslında Türkiye’de. Ama hem termik santralin hem de kömürün verdiği zararları bir arada görmek istiyorsanız, şüphesiz ki gitmeniz gereken ilk yerlerden biridir Soma. Çünkü hem kömür madenleri hem de termik santral bu şirin ilçeyi, bırakın yaşamayı, nefes bile alınamayacak bir yer haline getiriyor .

Tarlaağzı’na yapılacak bir termik santral Amasra ve Bartın’ın insan sağlığını tehdit ederek bölgedeki doğa ve kültürel turizm olgusuna büyük bir darbe indirecektir. Bütün dünyada yasaklanmakta olan termik santral atıkları ile su, toprak ve hava kaynaklarını kirletmekle kalmayacak, orman varlığını, deniz su ekolojik ortamını yok edebilecek, ekolojik bakımdan hassas bir bölge olan “Kastamonu-Küre Dağları Milli Parkı”nı da etkisi altına alacaktır.
Projenin inşaat döneminde yapıların yapılacağı bölgeler ile açık kül depolama alanı ve liman alanında göstermeye başlayacak olan peyzaj karakteri, işletme döneminde bazı ünitelerde geri dönüşümü olmayacak biçimde farklılıklara uğrayacaktır.

TARLAĞAZI Proje alanında, doğal çevre ve peyzaj değişimine neden olabilecek başlıca sebepler şu şekilde sıralanmaktadır:

• Tahrip olan ve bu tahrip sonucunda değişen yüzey örtüsü,
• Ortadan kaldırılacak olan bitki örtüsü,
• İnşa edilecek üniteler / kullanımlar,
• Arazi desenindeki / kullanımındaki değişim,
• Kazı - dolgu çalışmaları sonucunda değişen topografya,
Doğal ve fiziksel anlamda gerçekleşecek en büyük değişim liman kıyısı, santral alanı, regülatör, iletim yapısı, yükleme havuzları, cebri borular ve santral ünitelerinin yerleşim yerlerinde yaşanacaktır.

Bu noktalarda doğal bitki örtüsü tahrip olurken, ekosistemdeki denge, müdahaleler sonucunda geçici olarak aksaklıklara uğrayacaktır.




















































Kömürün pençesinde kıvranan şehir: Soma


TÜRKİYE 11/02/2010 / 22:50




Bir termik santral bulunduğu yerin coğrafyasına nasıl zarar verir ? Havayı nasıl kirletir? İnsanları nasıl zehirler? Bunu görmek için alternatif çok aslında Türkiye’de. Ama hem termik santralin hem de kömürün verdiği zararları bir arada görmek istiyorsanız, şüphesiz ki gitmeniz gereken ilk yerlerden biridir Soma. Çünkü hem kömür madenleri hem de termik santral bu şirin ilçeyi, bırakın yaşamayı, nefes bile alınamayacak bir yer haline getiriyor.




Ayhan ORHAN___
HABER MERKEZİ

Soma’da yaşanılan çevre felaketini yıllardır biliyor, duyuyorduk aslında. Yeşil Dünya Gazetesi yayın hayatına başladıktan sonra, gerçekleri bir de kendi gözümüzle görelim, konuyu yeniden kamuoyu gündemine getirelim istedik. Bunun için Soma’ya hareket ettik.

İlçenin her tarafı ya gri ya siyah
Soma’ya vardığımızda saat 15.00 civarıydı. Bizi önce termik santralin dumanı hiç eksik olmayan ince uzun bacaları karşıladı. Girişte birkaç kare fotoğraf çektikten sonra şehrin merkezine doğru yolumuza devam ettik.

Birkaç kilometre sonra Soma’nın girişindeydik. İlçenin ilk evlerini gördüğümüz anda, yaşanan drama ve çevre felaketine tanıklık etmeye başladık. Bakımsız yollar, çarpık bir şehirleşme ve ilçenin üzerine çökmüş kesif bir gri duman karşıladı bizi. Buranın bir kömür şehri olduğu her halinden belli oluyordu. Kömür taşıyan kamyonlardan ya da yol kenarındaki depolardan yükselen kömür tozları, ilçenin caddelerine, sokaklarına bulaşmıştı.

Soma’da nefes almak zor
İlçede yaşanan sıkıntılar konusunda bilgi almak üzere, ilk durağımız İstasyon Mahallesi muhtarlığı oldu. Çünkü Muhtar İbrahim İlhan ilçenin yaşadığı çevre sorunlarıyla en çok ilgilenen kişilerden biri. Bunu cesurca gündeme getirip kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.Bu nedenle kendisini ziyaret edip, yaşananları bir de onun ağzından duymak istedik.

Muhtarlık binasının önünde durup araçtan indiğimizde, ilk yaşadığımız şey genzimizi yakan kesif bir duman kokusuydu. Ciğerlerimize çektiğimiz o kirli hava, Soma’da yaşanan çevre felaketinin boyutlarını da gözler önüne seriyordu. Öyle ki, bu kötü kokuyu ilçenin hemen hemen her tarafından almanız mümkün. Ciğerlerinize resmen kömür tozu çektiğinizi hissediyorsunuz Soma’da

“Halk hastanelerden çıkmıyor”
İbrahim İlhan yıllardan beridir Soma’da muhtarlık yapıyor. İlçede sevilen, sayılan, güvenilen biri. ‘Çevre kirliliği’ deyince, sanki eski ve derin bir yarasına parmak basmışçasına iç çekiyor ve başlıyor anlatmaya;

“ Bu santral buraya yapılana kadar, Soma cennet gibi bir yermiş. Ormanı yeşil, havası mavi, suları berrak bir cennetmiş. Ne zaman ki santral yapıldı, o zaman cehenneme döndü buraları. Artık ormanlarımız gri, sularımız siyah. Gökyüzünü ise görmek çok zor. Soma’da çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Özellikle A ünitesi denilen eski santralin bacasından adeta zehir yayılıyor etrafa. Defalarca uyardık. Tedbir alacaklarını söylediler ama yapmadılar. Geceleri yükselen duman yüzünden her taraf gri renge dönüşüyor. Gece astığımız çamaşırı, sabah kirden siyahlaşmış halde buluyoruz. Kısacası, hem kömür ocakları hem de santral yüzünden burada hava ve çevre kirliliği yaşanıyor.”

Muhtar İlhan’ın anlattığı bir başka olay ise, felaketin sonuçlarını özetlemeye yetiyor aslında;

“Halk hasta. Solunum yolları rahatsızlığı yaşayan çok insan var Soma’da. Hatta bir çok kişi akciğer kanserine yakalanıp öldü buralarda. İzmir yakın olduğu için, genelde hastalarımız oradaki hastanelere gider. Doktor, gelen hastamızı muayene ettikten sonra, kimliğine bile bakmadan sorar ‘Sen Somalı’mısın’ diye. Çünkü bir termik santralin insan sağlığında yol açtığı her türlü zararı ve sebep olduğu hastalıkları bulmak mümkün Somalılar’da”

İkinci durağımız, santralin hemen yanıbaşındaki Zafer Mahallesi. Mahalle Muhtarı Hüseyin Balkan da termik santralin rehabilite edilmesi için savaş verenlerden. Santralin ilçeye istihdam sağladığını ancak bunun, yol açtığı çevre tahribatına göz yummak için gerekçe olamayacağını söyleyen Balkan, 2007 yılında bacalara takılan filtrelerin, sorunu çözmeye yetmediğinin altını çiziyor;

“ Üç yıl önce evlerimizin üzerine kül ve pislik yağıyordu. Filtrelerin takılmasının ardından sorun biraz çözülür gibi oldu. Ama küçük bacalarda hala filtre yok. Biz bunlara da bir an önce filtre takılmasını istiyoruz. Mahallemizin doğusundan sulu kül boruları geçiyor. Bu kül daha sonra 1 kilometre yukarıdaki Ayıtlı Barajı’na dökülüyor. Santralin suları buradan da dereye veriliyor. Özellikle yağışlı havalarda, derenin taşmasıyla birlikte evler ve işyerleri, bu pis sularla doluyor. Gereken yerlere başvurular yaptık. Sorunun bir an önce çözülmesini bekliyoruz.”

Dere yatağı kömür deposu gibi
İlçenin bir diğer sorunu da kömür ocakları. Bir kömür ocağının, bulunduğu yerleşim birimine verdiği vereceği bütün tahribatlar fazlasıyla var Soma’da. Bunu en net şekliyle görmek üzere, ilçenin içinden geçen dereye gidiyoruz. Kömür ocakları ve depolarından gelen sular, arıtıma tabi tutulmadan dereye veriliyor. Bunlar, genelde kömürlerin yıkandığı sular olduğu için, suya karışan kömür tozları dere kenarında 30 santimetre kalınlığında tabakalar oluşturmuş. Dere yatağı adeta kömür deposu gibi. Dereden etrafa yayılan pis koku ve simsiyah sular da cabası.

Çevredeki bir kömür işletmesine, suları arıtıp posaları kullandıkları için çevre ödülü verildiğini duyunca gülümseyip geçiyoruz. Bu ülkede birilerine çevre ödülü vermek bu kadar kolay olmasa gerek.

Maden toprağından yapay tepe
Kömür ocakları, ilçenin coğrafi şeklini değiştirmiş resmen. Ocaklardan çıkan toprak, yakındaki tepelere döküle döküle, ortaya ihtişamlı bir tepe çıkmış. Burayı önce dağın bir uzantısı zannediyoruz. Ama rengi daha açık. Sorduğumuzda aldığımız bu cevap bizi şaşkına çeviriyor. İşin daha da vahim tarafı, bu yapay tepenin altında yerleşim yeri var. Olası bir toprak kayması, Soma’da büyük bir felakete yol açacak. Yetkililer ise bu tepeye karşı duyarsız. Her geçen gün biraz daha yükselen bu felakete ‘dur’ diyen yok.

Tuesday, July 13, 2010

ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANLAMASI KAPSAMINDA “FİLYOS VADİSİ” YERİ, ÖNEMİ VE ALINAN KARARLAR

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER



Planlama Bölgesi’nde 680 km2’lik Ereğli Havzası, 13 300 km2’lik Filyos Havzası ve 1342 km2’lik Bartın Havzası bulunmaktadır. Özellikle Filyos ve Bartın Havzalarında akım rejiminin düzensizliği sebebiyle oluşan sel, taşkınlar, erozyon, su ve çevre kirliliği sorunları Plan Araştırma Raporu’nda detaylı olarak verilmiştir. Bu kapsamda, sel ve taşkınların, erozyonun önlenmesi, su kirliliğinin kontrolü ve takibi, meraların ıslahı, orman alanlarının belirlenmesi ve takibi, şehirleşme ve sanayileşmenin kontrolü ve planlı gelişme gibi konularda sorunların çözüme kavuşturulması amacı ile “ENTEGRE BÖLGESEL KAYNAK YÖNETİM MODELİ” oluşturulacak şekilde 1/100.000 Ölçekli “ÇEVRE DÜZENİ PLANI” olarak hazırlanmıştır. Mekânsal kararları da içeren ve stratejileri kapsayan bir planlama yapma zorluğu aşılmaya çalışılmış, Senaryolar, Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri ile bütünleşen bir fiziki planlama deseni oluşturulmuştur .
Bu bağlamda; Havza Bazında yaklaşımla ele alınan üç Havza’da; Ereğli, Filyos ve Bartın’da “Havza Yönetim Birimleri” nin oluşturulması önerilmektedir. Havza Yönetim Birimleri, Merkezi Yönetim Teşkilatları ve Yerel Yönetim Birimleri tarafından oluşturacaktır. Bu birimler, 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nın verilerinin sürekli güncel tutulması, kaynak yaratılması, plan ve proje üretilmesi, karar ve uygulama süreçlerinin yönlendirilmesi görevlerini üstlenecektir. Bu birimin Merkezi Yönetim kısmını, Çevre Orman Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü, Ekonomik Kalkınma Ajanı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilikler, Ulaştırma Bakanlığı, Bakanlıkların İl Müdürlükleri oluşturacaktır. Yerel Yönetim kısmında ise ilgili belediyeler görev alacaktır.
Planlamanın uygulanabilirliği için yönetsel ve örgütsel düzenlemeler önerilmesi de planlama çalışmalarının bir parçası olmuştur. Bu bağlamda Havza Bazında yaklaşımla ele alınan üç Havza’da (Ereğli, Filyos ve Bartın) “Havza Yönetim Birimleri” önerilmiştir

1. Su Yüzeylerini Besleyen Su Kaynaklarının Korunması
Bölgedeki su yüzeyleri, dağlarda eriyen karlardan, yeraltı sularından, derelerden, akiferden beslenmektedir. Yeraltı sularının ve akiferin kirletici olup olmadığına ilişkin araştırmalar yetersizdir. Ancak Bartın Çayı, Filyos Çayı, Arıt ve Kozcağız Çaylarına ve bunlara karışan derelere atık suların verildiği, dere yamaçlarına inşaat molozlarının, çöplerin döküldüğü ve dere ağızlarında yapılan araştırmalarla, bu derelerden su yüzeylerine kirleticilerin ulaştığı saptanmış bulunmaktadır. Bu nedenle, akarsu kenarlarının korunması, çay ve derelere atık suların verilmemesi zorunludur. Bu konuda geliştirilecek plan kararları içinde yasaklayıcı hükümlerin yanı sıra var olan altyapının iyileştirilmesine, eksiklerin tamamlanmasına, akarsu havzalarına ilişkin sistemli, bütüncül çözümlerin geliştirilmesine yönelik hükümler de getirilmelidir. Su yüzeylerini besleyen kaynakların korunması hedefi, ancak böylelikle gerçekleşebilecektir.

Araştırma Raporu’nun ilgili bölümlerinde de özellikle Filyos Çayı, Bartın Çayı, Arıt ve Kozcağız Çayları’nın ve kıyıların aşırı kirlenme tehdidi ile karşı karşıya olduğu, suların kirlenmekte olduğuna ilişkin bulgular ortaya konmuştu.
Zonguldak-Bartın-Karabük Planlama Bölgesi’nde yaşamsal önemi olan su kaynaklarının ve deniz kirliliğinin önlenmesi, kirliliğin giderilerek varolan su kaynaklarının niteliğinin geliştirilmesi ve bu niteliğin sürdürülmesi, bu suların önemine ve sürdürülebilirliğine uygun bir yaklaşımdır. Var olan yasal önlemlerin yanı sıra, ÇDP ile alınacak örgütsel önlemlerin belirlenmesi amacıyla bu konu bir hedef olarak belirlenmiştir.

2. Turizm
Planlama Bölgesi’nde, gelecek vaat sektörlerden biri, turizm ve rekreasyon (eğlence–dinlence) sektörüdür. Safranbolu, Amasra, Kurucaşile, Filyos, Çakraz, İnkumu vd. uzun yıllardan beri ülkede hafta sonu turizminin başlıca ziyaret noktalarından olmuştur. Turizmin çeşitlendirilmesi, veriminin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması konusunda ülke ölçeğinde ciddi çabalar harcanmaktadır. Korunması zorunlu olan doğal ve kültürel/tarihsel değerlere ilişkin hedefler ile ekonomik sektörlerin gelişmesine ilişkin hedefler, birlikte, turizm ve rekreasyon hedefinin ve hizmet sektörünün geliştirilmesine destek olacaktır.
Sektörler arasındaki bu bütünleşik davranış, sosyo–ekonomik gelişmenin fonksiyonu olacaktır. Turizm ve rekreasyon, yörenin var olan potansiyelini canlandıracak, bu potansiyele ivme kazandıracak olan çok önemli ve önceliği olan bir sektördür. Bu Plan’da sektörel gelişimde en önde geleceği varsayılan sektördür. Önemli olan, hedefler arasındaki dengenin sağlanması, hedeflerden herhangi birinin tek başına baskınlığının önüne geçilmesidir. Turizmin geliştirilmesine ilişkin hedefin mekânsal karşılıkları, günümüze kadar gelen yasal, yönetsel tıkanıklıkların aşılması ile bulunabilecektir.

3. Onanlı Çevre Düzeni Planları ve Planla Öngörülen Alt Bölgelere İlişkin Hedefler
Planlama Bölgesi’nde var olan Çevre Düzeni Planları; güncelliğini yitirmiş, uygulama ile plan kararları arasında yer yer önemli farklılıklar bulunan, bazı kararları da uygulama olanağı bulunmayan ve yeniden gözden geçirilmesi gerekli planlardır.
Onaylı ve halen yürürlükte olan 1/25.000 Ölçekli Karasu-Kurucaşile Kıyı Kesimi ile Filyos Çevre Düzeni Planları, 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı ile belirlenen alt bölgelere göre yeniden irdelenerek alt bölgeler itibariyle şekillendirilmesine ilişkin kararlar alınacaktır. Henüz 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı bulunmayan Bartın ve Karabük’ün yakın çevresi ile bir bütün olarak planlanmasına ilişkin hükümler geliştirilecektir.

Planlama Bölgesindeki Filyos yerleşiminin ekonomik yapısına ilişkin senaryolar aşağıda açıklanmıştır.


- Filyos yerleşmesi, planda öngörülen Filyos Limanı’nın ve Limangerisi Hizmet Alanlarının hayata geçmesiyle birlikte bir liman kenti olacak ve sosyo–ekonomik yapısında önemli değişiklikler olacaktır. Özellikle “Filyos Vadisi Projesi” nin uygulanması ile “Bölgesel Çalışma Alanı” kimliğini alacak ve önemli bir üretim ve ticaret alanı haline gelecektir.
- Bölgesel Çalışma Alanı, Zonguldak, Bartın ve Karabük İllerinin ağır sanayi, sanayi, organize sanayi alanları, depolama alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları ve çeşitli sanayi kullanışları ihtiyaçlarının karşılanacağı bölgesel nitelikli alan olup, Organize Sanayi Bölgesi gibi kamu sektörü yatırım projeleri yanında çok sayıda özel sektör yatırımlarının burada yer seçmesiyle birlikte Zonguldak Merkez İlçe ve çevresindeki beldelerle (Kozlu, Kilimli, Çatalağzı, Muslu), Bartın Merkez İlçe ve yakın çevredeki beldelerin ekonomik yapısında önemli gelişmeler olacak, planlama bölgesindeki işsizlik ve göç oranı azalacaktır.
- Filyos Vadisi’nde kurulacak olan Bölgesel Çalışma Alanı, Filyos Limanı, Saltukova Havaalanı ve güçlü ulaşım bağlantıları ile birlikte Planlama Bölgesi’nin ağır sanayi, sanayi, organize sanayi alanları, depolama alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları ve çeşitli sanayi kullanışları ihtiyaçlarının karşılanacağı bölgesel nitelikli bir alan olacaktır (Plan 1) .

PLAN 1: AMASRA VE YAKIN ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLAN KARARLARI
Kaynak : http://www.cedgm.gov.tr

- Çaycuma ve Perşembe, Saltukova ve Filyos yerleşmeleri, birbirine yakın konumlanmışlardır. Çaycuma ve Perşembe yerleşmeleri, mekansal olarak günümüzde de birleşmiş durumdadır. Filyos Vadisinde öngörülen Bölgesel Çalışma Alanı’nın hayata geçmesi ile birlikte Filyos’dan sonra bu yerleşmeler alt-merkez donatılarına sahip olabileceklerdir. Bu yerleşmelerin birbirleriyle olan ilişkileri Bölgesel Çalışma Alanı ile birlikte plan döneminde daha da artacaktır. Saltukova, Bölgesel Çalışma Alanı’nın gerçekleşmesi, Saltukova Havaalanın faaliyete geçmesi ile birlikte plan döneminde günümüzdeki yarı-kırsal dokusu ve görüntüsünün, kentsel doku ve yapısına dönüşmesi sağlanmış olacaktır.

1/100 000 Ölçekli Zonguldak, Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı’nda; ORGANİZE SANAYİ, KÜÇÜK SANAYİ, BÖLGESEL LİMAN, SERBEST BÖLGE, VE TERMİK SANTRAL gibi çevresel sorun yaratabilecek yatırımlar, önlem alınmak kaydı ile; 1990’lardan beri planlanan ve geliştirilmesine çalışılan FİLYOS VADİSİ’nde oluşturulması planlanan “ BÖLGESEL ÇALIŞMA ALANI” na yönlendirilmiştir (Plan 2) .



PLAN 2: FİLYOS ÇEVRESİ ve FİLYOS VADİSİ ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇDP KARARLARI Kaynak : http://www.cedgm.gov.tr


PLANLAMA ALT BÖLGESİ 1: MUSLU VE FİLYOS VADİSİ PLANLAMA ALT BÖLGESİ
Muslu – Filyos arası kıyı kesimi, Filyos Vadisi’ni (Saltukova, Çaycuma, Perşembe, ve Gökçebey’i içine alan kesimleri) içeren alanlar için 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanması öngörülmektedir.

Filyos Vadisi’nde “Bölgesel Çalışma Alanı’nın” gerçekleşmesi ile açığa çıkacak olan nüfus ve işgücünün yakın çevre Belediye ve Beldelerine olan etkilerinin bütüncül olarak ele alınması gerekmektedir. Kamu yatırımlarının doğru ve ekonomik olarak yönlendirilmesi ile bu yatırımların mekânsal dağılımının aynı zamanda planlanması, sürdürülebilirlik açısından doğru bir yaklaşım olacaktır. Var olan Çevre Düzeni Planlarının birbirlerinden bağımsız ve parçacı hazırlanmış olması, büyük kamu yatırımlarının da gene bağımsız ve parçacı olarak yapılmış olması nedeniyle eşgüdüm sağlanamamaktadır ve yatırımlar zamanında gerçekleşememektedir. İlgili Valilikler, DLH, TCDD, DHMİ, TCK, Serbest Bölgeler Genel Müdürlüğü ve diğer kamu kurumlarının dağınık tasarı, plan, proje ve yatırım programlarının bütünleşik olarak ele alınması ve yeni bir Çevre Düzeni Planı kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.

Muslu’dan başlayan ve Zonguldak İl sınırına kadar olan kıyı kesiminde kıyı ve doğa turizmi potansiyeli değerlendirilerek, turizme yönelik plan kararları üretilmelidir.

Drenaj ve Taşkın Önlemleri olarak; 32 km. uzunluğundaki Filyos Çayı’nın ıslahına ve sellerin önlenmesine ilişkin kararlar alınmalıdır.

Filyos Limanı’nın uygulanmasına ve Liman Gerisi Alan kullanımına ilişkin plan kararları geliştirilmelidir.

Bölgesel Çalışma Alanı planlaması, demiryolu (mevcut ve öngörülen), havalimanı ve sanayi bölgeleri ile entegre bir biçimde yapılmalı, ulaşım sorununu çözücü yönde plan kararları geliştirilmelidir.

4. Önemli Ağır Sanayi Yatırımlarının Getireceği İşgücü ve Nüfus Atamaları

Zonguldak İli Filyos Vadisi Projesi ile Karabük İli’nde öngörülen otomotiv, savunma sanayi ve diğer sanayi yatırımlarının gerçekleşmesi durumunda Filyos Vadisi çevresinde yer alan yerleşimler ile Karabük İli ve yakın çevresinde yer alan yerleşim alanlarında istihdam, dolayısıyla nüfus artacaktır.
Bu nüfus, Planlama Bölgesi içerisinde yer seçecek ve sanayi yatırımcıları ve belediyelerin ortak girişimi ile gerçekleşecektir.
Bu bağlamda, Tablo 3’de yer alan nüfus kestirimlerine göre, Planlama Bölgesi toplam nüfusu, 1.533.000 kişi; Zonguldak İli toplam nüfusu payı 863.000, Bartın İli toplam nüfusu 312.000 kişi; Karabük İli toplam nüfusu 358.000 kişi olarak belirlenmiştir. Toplam kentsel nüfus ise Planlama Bölgesi’nde 950.000 kişi; Zonguldak İli’nde 533.000; Bartın İli’nde 159.000 kişi, Karabük İli’nde 258.000 kişi olarak hesaplanmıştır.

Filyos Vadisi Projesi, 1990’ların başından bu yana bölgeye yönelik olarak hazırlanan en önemli kamu yatırım projelerinden biridir. Ancak, Filyos Çayı’nın taşkın ve sel önlemlerine yönelik olarak DSİ tarafından hazırlanmış taşkın ve sel kapanları, barajlar ve çayın kanala alınmasına yönelik olarak uygulamaların yeterli düzeye ulaşmaması nedeniyle, vadi içinde tasarlanan yatırımların birçoğu gerçekleşmemiştir. Ülkenin en büyük limanlarından biri olacağı düşünülen ve projelendirilen Filyos Limanı da henüz gerçekleşemeyen büyük kamu yatırımlarından biridir. Bölgede gerçekleştirilmeye başlanan Saltukova Havalimanı ise henüz işletmeye açılmamıştır.
Çevre Düzeni Planı döneminde öncelikle Filyos Çayı’nın taşkın ve sel önlemlerinin alınması, çay yatağının ıslahı, sanayi ve depolama alanları için gerekli arazilerin altyapılarının yapılması öngörülmektedir. Filyos Serbest Bölge Alanı, Bakanlar Kurulu’nun 3.11.2006 tarihinde aldığı 2006/11566 Sayılı Kararı ile kaldırılmıştır. Ancak, ileride, Plan Dönemi içerisinde ya da daha sonra Serbest Bölge’nin yeniden Filyos Vadisi’nde yer seçmesi, Bölgesel Kalkınma açısından önem taşımaktadır.
Filyos Vadisindeki gelişimin dinamiği ancak bu altyapının hazırlanması sonrasında açığa çıkacaktır. Tüm bu yatırımların 10 ile 15 yıl perspektifte gerçekleşebileceği varsayımı ile bölgedeki sanayi, serbest bölge ve yan hizmet ve diğer sektörlerin ancak 2020 sonrasında etkin olarak oluşacağı öngörülmektedir.

Filyos Vadisi Projesi yatırımlarının gerçekleşmesi durumunda 100.000 kişilik bir istihdam sağlanacağı öngörülmektedir. Bu yatırımların ise ancak 2020 sonrasında etkin olarak oluşacağı ve Filyos Vadisi Projesi yatırımlarının plan dönemi içinde en fazla % 50’sinin gerçekleşeceği varsayımı ile 100.000 kişinin 50.000 kişisi planlama bölgesinde yer seçeceği bu planın kararıdır. Bu, 50.000 kişi X 5 (ort. Aile büyüklüğü) = 250.000 kişilik nüfus demektir. Bu doğrultuda nüfusun yaklaşık 170.000 kişisinin Zonguldak İli sınırları içerisinde, 80.000 kişisinin de Bartın İli sınırları içerisinde yerleşeceği öngörülmektedir.

Tablo 1: Filyos Vadisi Master Plan Kararları
ALAN KULLANIMI M2 İŞGÜCÜ
I. Sanayi Kompleksi 500,000
II. Sanayi Kompleksi 1700,000
Depolama 135,000
Depolama 260,000
Ofisler 280,000
Ahşap İmalat Sanayi 400,000
Gıda Üretimi 280,000
Su, Elektrik, Telekom vs. 330,000
Gemi Bakım ve Onarımı 215,000
Petrol Depolama 180,000
Atıksu 75,000
Demiryolu İstasyon 240,000
Kaynak; FINAL REPORT FOR THE STUDY ON THE DEVELOPMENT
PROJECT OF FILYOS PORT IN THE REPUBLIC OF TURKEY
Vol.1. Main Report, March 1991, Japan International Cooperation Agency,S.412

Filyos Vadisi Projesi ile Zonguldak’a atanan 170.000 kişi ilave nüfusun 120.000 kişisi, Zonguldak merkez ve çevresindeki beldelere (Kozlu, Kilimli, Çatalağzı, Muslu) 50.000 kişilik ilave nüfusun ise Filyos Vadisi çevresindeki ilçe, belde ve köylere dağılacağı hesaplanmıştır.
Filyos Vadisi Projesi ile Bartın’a atanan 80.000 kişi ilave nüfusun ise 70.000 kişisi Bartın Merkez İlçe’de, 10.000 kişilik ilave nüfus ise, yakın çevredeki kırsal yerleşimlerde yer seçecektir.
Planlama Bölgesinde üç ana çekim merkezi ve bağlı akslar oluşturulması öngörülmektedir;
Bunlar, Zonguldak, Bartın ve Karabük yakın çevresi ile Ereğli-Alaplı, Kozlu-Kilimli-Çatalağzı, Bartın-Safranbolu, Filyos Vadisi – Bartın akslarıdır.
Bu çekim merkezleri mevcut ve görünür gelecekte de devam etmeleri oldukça muhtemel nüfus ve konum eğilimlerinin öne çıkardığı merkezler olup, özellikle Filyos-Bartın ekseni’nin gelişimi “Filyos Projesi”nin gelişimi ile doğrudan bağımlıdır. Bu eksenler aynı zamanda fonksiyonel alt bölgelerin merkezleridir. Tarihsel olarak da bu kentler büyük ölçüde topoğrafyanın belirlediği ana ulaşım kanalları üzerinde ya da onların düğüm noktalarındaki konumları nedeniyle ticari ve/veya idari olarak önemli merkezler olagelmişlerdir. Bu Çevre Düzeni Planı’nda da bu doğrultuda doğal, yapay ve sosyal eşikler (nüfus dahil) ölçüsünde, bu aksların gelişimine yönelik kararlar alınmıştır.
Zonguldak ve yakın beldelerin, Filyos Vadisi Projesi’nin hayata geçmesi ile birlikte açığa çıkacak olan yaklaşık 170 000 kişilik bir nüfusun bir kısmını emeceği varsayımında bulunulabilir. Zonguldak Merkez, Muslu, Alaplı, Devrek, Çaycuma, Filyos, Saltukova yerleşmelerinin civarlarında, Bartın Merkez ve civarında, Karabük Merkez ve civarındaki bu alanlar, başlıca Kırsal Kalkınma Proje Alanları olarak belirlenmiştir.





4. FİLYOS VADİSİ PROJESİ (STRATEJİ 1)

Filyos Vadisi Projesini kapsayan alanda yer alan, daha önce, 05.04.1994 Tarih ve 94/5377 Sayılı Kararname ile 21896 Sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 30.09.1996 Tarihli ve 96/8692 Sayılı Kararname ile sınırları daraltılan “Filyos Serbest Bölge Alanı”; Bakanlar Kurulu’nun 3.11.2006 tarihinde aldığı 2006/11566 Sayılı Kararı ile kaldırılmıştır .

Ancak, planlama aşamasında bu durum yeniden değerlendirilmiş, Filyos Vadisi Projesi’nin hayata geçirilmesi ile yakın gelecekte Filyos’un sosyo–ekonomik yapısında meydana gelecek değişiklikler sonucu hem çevre iller hem de ülke genelinde turistik ve ekonomik yönden büyük bir potansiyele erişmesi ve bölgeye sağlayacağı sosyal ve ekonomik katkılar, hem imalat sanayii hem de ticaret açısından kalkınma sürecindeki önemli rolü dikkate alınarak zaman içinde gelişecek olan ağır sanayi, imalat sanayi ve depolama alanlarının, yurt dışına özellikle Karadeniz ülkelerine ihracatı amacıyla Filyos Vadisinde ya da Liman gerisinde yeniden bir “Serbest Bölge” nin ilanının zaman içinde gerekli olabileceği düşünülmektedir. Bakanlar Kurulu’nun 3.11.2006 tarihinde aldığı 2006/11566 Sayılı Kararı ile kaldırılan “Filyos Serbest Bölge Alanı”; bölgeye yapılması düşünülen yatırımların gelişimine olanak sağlayacak potansiye sahip olması ve Filyos Limanı’nın ve Saltukova Havaalanı’nın bu bölgeye gelecek olan yatırımları tamamlar nitelikte olması nedeniyle Organize Sanayi Bölgesi gibi kamu sektörü yatırım projeleri yanında çok sayıda özel sektör yatırımlarının bu bölgede yer seçmesi için “Bölgesel Çalışma Alanı” olarak ayrılmıştır. Bölgesel Çalışma Alanı, Planlama Bölgesi bütününde işsizlik oranın fazla olması ve göç veren bir bölge olması nedeniyle işsizlik ve göç sorununun minimize edilebilmesi, ekonomik kalkınma sürecine girilebilmesi açısından büyük bir öneme sahiptir. Filyos Vadisi Projesi kapsamında, delta kısmına Türkiye’nin en büyük limanı yapılacaktır. Bu projenin uygulanması sonucu bölgesel kalkınmanın başlayacağı düşünülmektedir. Liman, OSB, HES, sulama amaçlı baraj, tarıma ve sanayiye kazandırılması hedeflenen arazilerin çokluğu nedeniyle bu proje mega proje olarak düşünülmekte ve ancak böylesi bir proje ile bölgedeki 100 bini aşkın işsiz istihdam edilebileceği öngörülmektedir.

PLAN 3 : FİLYOS LİMANI VE SERBEST BÖLGE PROJESİ

Filyos Vadisi Projesi kapsamındaki Drenaj ve Taşkın Önlemleri, Filyos Limanı ve Bölgesel Çalışma Alanı, birbirini tamamlayan nitelikte olması nedeniyle bir bütün olarak hayata geçirilecektir. Filyos Vadisi Projesinin etkin olabilmesi, öncelikle, Filyos Çayı Islahı’nın (drenaj ve taşkın önlemleri) yapılması ve Filyos Limanı’nın yaşama geçirilmesi ile mümkün olabilecektir. Bu nedenle bu proje uzun vadeli olarak değerlendirilmektedir.

Bölgesel Çalışma Alanı, Zonguldak, Bartın ve Karabük İllerinin ağır sanayi, sanayi, organize sanayi alanları, depolama alanları, konut dışı kentsel çalışma alanları ve çeşitli sanayi kullanışları ihtiyaçlarının karşılanacağı bölgesel nitelikli alandır. Filyos Bölgesel Çalışma Alanı planlaması, demiryolu (mevcut ve öngörülen), havalimanı ve sanayi bölgeleri ile entegre bir biçimde yapılmalı, öncelikle Saltukova Havalimanı; Filyos Limanı, Bölgesel Çalışma Alanı ve Demiryolu İstasyonu ile entegre çalışabilecek şekilde yeniden işletmeye açılmalıdır.

DRENAJ VE TAŞKIN ÖNLEMLERİ: 32 km. uzunluğundaki Filyos Çayı’nın ıslahının yapılması büyük önem taşımaktadır. Öncelikle I. Plan Uygulama Döneminde (2007–2012) yatak eğimi oldukça az olan Filyos Çayı’nın ıslahı yapılacak ve sellerin önlenmesine ilişkin sedde ve barajlar inşa edilecektir. II. Plan Uygulama Döneminde (2013-2025) ise, bu Çevre Düzeni Planı kararları doğrultusunda yer alması planlanan yatırım projelerinin yer tahsisleri yapılarak hayata geçirilmesi hedefleniyor.

Ancak, çayın ıslahından sonra Filyos Çayı’nın debisinde de çok önemli artış olacaktır.

FİLYOS LİMANI: Bölgesel kalkınmayı sağlayabilecek olan Filyos Limanı ilk etapta 5 milyon ton/yıl, ikinci etapta 20 milyon ton/yıl olmak üzere 25 milyon ton/yıl kapasiteye sahip olacak şekilde gerçekleştirilecektir.
Konteyner, dökme, katı-sıvı ve cevher yükü elleçlemek üzere, gerekli liman tesislerini gerçekleştirerek yılda 25 milyon tonluk bir kapasite sağlanması hedeflenmiştir.
Filyos Limanı’nın yapımı ile;
• Türkiye’nin en büyük çaplı limanlarından biri (Haydarpaşa Limanı’nın 5 katı büyüklüğünde)
• Organize Sanayi Bölgeleri,
• Rafineri
• Demir-Çelik Sanayi
• Deri Sanayi
• Savunma Sanayi
• Petro-kimya Sanayi
• Petrol Depolama Dolum Tesisleri
• Sınai ve Tıbbi Gazlar Sanayi

Bölgeye kazandırılacak olup, kalkınma için önemli bir ivme olacaktır.

BÖLGESEL ÇALIŞMA ALANI: “Filyos Vadisi Projesi” kapsamında; Filyos Çayı’nın kuzeyde Karadeniz’ deki deltası ile güneyde Gökçebey arasındaki bölümündeki 1 km. genişliğindeki hat “Bölgesel Çalışma Alanı” olarak planlanmıştır. Bölgesel Çalışma Alanı’na yapılacak olan yatırımların Plan dönemi içinde en fazla % 50’sinin gerçekleşeceği varsayımı ile 100 000 kişinin 50 000’i burada yer seçecektir. Buna göre, 50 000 x 5 = 250.000 kişilik bir nüfusun bölgeye çekileceği varsayılmıştır.

Bölgesel Çalışma Alanı, Zonguldak, Bartın ve Karabük İllerinin ağır sanayi, sanayi, organize sanayi alanları, konut dışı kentsel çalışma alanı ve esnek ve çeşitli sanayi kullanışları ihtiyaçlarının karşılanacağı alanlardır. Ağır Sanayi kapsamında; rafineri, demir-çelik sanayi, deri sanayi, savunma sanayi, sınai ve tıbbi gazlar sanayi, petro-kimya sanayi, petrol depolama dolum tesisleri, atom santrali ve termik santraller bulunmaktadır.

Planlama Bölgesinde demir çelik sanayi dışındaki ağır sanayilerin, ÇED Raporları hazırlandıktan, gerekli arıtma, filtrasyon sistemlerini tamamladıktan ve çevre kirliliğini önlemeye yönelik tedbirleri aldıktan sonra Filyos Vadisi’nde öngörülen Bölgesel Çalışma Alanı’nda yer seçmesi öngörülmektedir. Bölgesel Çalışma Alanı, Erdemir ve Kardemir dışında, bu planda gösterilen sanayi alanlarında ağır sanayiler yer almayacaktır. Bölgesel Çalışma Alanı’nda yer seçecek kullanımların kesin sınırları, konumları ve yapılaşma koşulları ise, 1/25 000 Ölçekli Planlama Alt Bölgesi Çevre Düzeni Planı veya alt ölçekli planlarda belirlenecektir.

Ayrıca, Alt Ölçekli Planlarda (1/25 000 ve 1/5 000 Ölçekli), kentsel yerleşmeler içinde kalmış olan sanayi tesislerinin, Bölgesel Çalışma Alanı’na, Organize Sanayi Bölgeleri’ne ve Sanayi Alanlarına taşınması için gerekli plan kararları üretilmelidir. İlk etapta Zonguldak’taki Kömür Üretimi ve Lavvar Tesisleri, Bartın ve Karabük’te şehir içinde yer alan sanayi tesisleri, Organize Sanayi Bölgelerine, Sanayi Alanlarına veya Bölgesel Çalışma Alanına taşınmalıdır.

Böylece Planlama Bölgesinde;
• İhracat için yatırım ve üretim artacak,
• Yabancı sermaye ve teknoloji girişi hızlanacak,
• Ekonominin girdi ihtiyacı ucuz ve düzenli bir şekilde temin edilecek,
• Dış finansman ve ticaret olanaklarından daha fazla yararlanılacaktır.


5. KORUMAYA İLİŞKİN KARARLAR :

Planlama Bölgesindeki arkeolojik, kentsel ve doğal sit alanlarını korumaya yönelik olarak Ereğli’de Heraclea Pontica Antik Yerleşimi, Filyos’ta Teion Antik Kenti, Bartın Merkez’de Parthenia Antik Kenti, Amasra’da Amastris-Sesamos Antik Kenti, Safranbolu Kentsel Sit Alanı, Yörük Köyü, Eskipazar’da Hadrianapolis Antik Kenti ve Kimistine Antik Kenti, Aşağı Güney Köyü, Ovacık’ta Frig Yerleşimi, Bartın Çayı Doğal Sit Alanı’nda “Koruma Amaçlı Planları” önemli arkeolojik ve kentsel sit alanları için de “Yönetim Planları” hazırlanmalıdır. Varolan Koruma Planları güncellenerek revize edilmelidir. 2863 ve 5226 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasaları uyarınca; İl Özel İdareleri’nde “Koruma, Uygulama ve Denetim Büroları” (KUDEB) kurularak, Koruma Planı uyarınca çevre düzenleme ve restorasyon uygulamaları yapılmalıdır.
KUDEB’ler ve ilgili Belediyesi tarafından, Kentsel ve Arkeolojik Koruma Alanları içerisinde daha önce belirlenmiş ve yeni belirlenecek “Özel Proje Alanları” 1/500 ve daha büyük ölçeklerde ele alınmalı ve önceliklerine göre uygulamaya konulmalıdır. Bu alanlara ilişkin koruma amaçlı “Kentsel Tasarım”, “Peyzaj”, “Kent Mobilyası” ve “Altyapı” projeleri hazırlanmalı, koruma alanlarında; yapıların cephe ve çevre düzenleme çalışmaları yapılmalıdır.
Amasra Arkeolojik Sit Alanları’na ilişkin bütüncül bir çalışma gerekmektedir. Bu kesimde bütüncül bir plan oluşturulmalı, geleceğe yönelik araştırma, kazı yapılacak kesimler ile özel olarak planlanacak, “Kentsel Tasarım” plan ve projeleri hazırlanacak kesimler belirlenmeli, sürdürülebilir arkeolojik alan koruma politikaları geliştirilmelidir.

6. Havayolu Ulaşımı (STRATEJİ 5)

Planlama Bölgesi’nin havayolu ulaşımı açısından en büyük potansiyeli “Saltukova Havalimanı” dır. Saltukova, Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Çaycuma İlçesi’ne bağlı 1997 nüfusu 3.650 kişi olan bir yerleşmedir. Saltukova’dan geçen demiryolu 1930’ların sonunda açılan Ankara-Zonguldak hattıdır.

Bölgesel entegre kaynak yönetiminde ulusal ve uluslararası pazarlara hızlı ve etkin havayolu ulaşımı giderek daha önem taşımaktadır. Saltukova Havaalanı’nın özellikle, “Filyos Limanı” ve “Bölgesel Çalışma Alanı” ile entegre çalışabilecek şekilde yeniden organize olması ve işletmeye açılması Planlama Bölgesi’nin ekonomik gelişimi için gereklidir.

Havaalanı mevcut haliyle kısıtlı olarak gündüz uçuşlarına açık hale getirilmiştir. Halen noksan olan işlerden, apron tevsii ve müteferrik işleri (giriş kontrol, emniyet, kaza-yangın, idare binası ve apron ilavesi) DLH Genel Müdürlüğü’nce tamamlanmalıdır.

Saltukova Havalimanı’nın 110 kişilik uçaklara uygun olduğu tespit edilmiştir. Büyük uçakların piste inebilmesi için Bostancılar Dağı'nın tıraşlanmasına yönelik projenin tamamlanması ve Havaalanı çevresinde bulunan 150 metre yüksekliğindeki dağ tıraşlanarak 80 metreye indirilmesi gereklidir . Böylece pist 1800 m.’den 2400 m.’ye çıkarılmalıdır.

Ayrıca, demiryolu ile entegre bir ulaşım sisteminin tasarlanması ve hayata geçirilmesi de gereklidir.




















EK–1 ENTEGRE KAYNAK YÖNETİMİ STRATEJİK PROJELER LİSTESİ

(STRATEJİ 1) FİLYOS VADİSİ PROJESİ
(STRATEJİ 2) TAŞKÖMÜRÜ ÜRETİMİ VE MADEN İŞLETME PROJELERİ
(STRATEJİ 3) DEMİR ÇELİK ÜRETİMİ
(STRATEJİ 4) ENERJİ ÜRETİMİ PROJELERİ
(STRATEJİ 5) HAVAYOLU ULAŞIMI
(STRATEJİ 6) ENERJİ ÜRETİMİ (HİDROELEKTRİK) VE TAŞKIN ÖNLEME
(STRATEJİ 7) KÜLTÜREL VE TARİHSEL ÇEVRE KORUNMASI VE KÜLTÜREL
TURİZM
(STRATEJİ 8) DENİZYOLU ULAŞIMI / LİMANLAR VE BALIKÇI BARINAKLARI
(STRATEJİ 9) DOĞAL ÇEVRE KORUNMASI VE DOĞA TURİZMİ
(STRATEJİ 10) ORMAN ALANLARI VE MİLLİ PARKLAR
(STRATEJİ 11) TARIM, ORMANCILIK ve SULAMA
(STRATEJİ 12) EKO-TURİZM PROJELERİ
(STRATEJİ 13) KATI ATIK PROJELERİ
(STRATEJİ 14) TEKNİK ALTYAPI PROJELERİ
(STRATEJİ 15) ÜNİVERSİTE
(STRATEJİ 16) KIRSAL KALKINMA PROJE ALANLARI
(STRATEJİ 17) KENTSEL GELİŞİM/SAĞLIKLAŞTIRMA PROJELERİ
(STRATEJİ 18) JEOLOJİK SAKINCALI ALANLAR
(STRATEJİ 19) KOZMETİK SANAYİ - ORMAN SANAYİ - İLAÇ SANAYİ















KAYNAKÇA
• Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1 / 100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Hükümleri, (2007), Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
• Tunçer, M., (2007), Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Açıklama Raporu, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
• Tunçer, M., (2006), Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Senaryo ve Seçenek Geliştirme Raporu, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
• ÇED ve Planlama Gn. Md., http://www.cedgm.gov.tr/dosya/planlama/cdplanlari.htm, erişim 21.08.2008 itibariyle.

Wednesday, April 14, 2010

ABANT TABİAT PARKI’NDA ÇEVRE KATLİAMI





ABANT TABİAT PARKI’NDA ÇEVRE KATLİAMI


Prof. Dr. Mehmet TUNÇER
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Mimarlık Bölüm Başkanı

13.04.2010

2001 – 2002 yılları arasında hazırlanan 1/10 000 ölçekli “Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı” Koruma plancısı, orman mühendisi, biyolog (flora ve fauna uzmanları), jeoloji mühendisi, peyzaj mimarı, mimarlardan oluşan bir Ekip ile hazırlanmıştır. Bu çalışmada Proje Yöneticisi olarak görev yapmıştım.

Abant Gölü Tabiat Parkı arazi kullanım kararlarının belirlenmesinde, jeolojik ve jeomorfolojik sınırlayıcılar, biyolojik sınırlayıcılar önemli doğal eşiklerdir. Planlamada başlıca hedef; Abant Tabiat Parkı’nda koruma-kullanma dengesinin sağlanarak, göl ve orman ekosisteminin korunması, geliştirilmesi ve bu önemli doğa parçasının gelecek nesillere aktarılmasıdır.

Plan’ın hedefleri arasında; ekosistemlerin devamlılığını sağlayacak şekilde doğal hayat habitatlarının korunması, Göl kenarındaki turbalaşmanın önlenmesi, yaylalardaki düzensiz ve kaçak yapılaşmanın önlenmesi, günübirlik kullanımların denetim altına alınması, çevre kirliliğinin önlenmesi, doğal yaşam ile Tabiat Parkı’ndan faydalanan insanları koruma-kullanma dengesi içinde uyumlu hale getirecek araçların geliştirilmesi, Tabiat Parkı sınırları içinde kirlilik ve gürültü oluşturan araç trafiğinin önlenmesi, otlatma faaliyetlerinin kısıtlanması bulunmaktadır.

ANCAK 2 YILI AŞKIN BİR SÜREDE HAZIRLANAN BU PLAN BİR KENARA BIRAKILMIŞTIR

Abant Tabiat Parkı sadece ülkemizin değil, bölgemizin hatta dünyamızın en önemli Doğal ve Kültür hazinelerinden birisidir. Ancak ne yazıkki gelecek kuşaklarımıza koruyup geliştirerek, devretmek zorunda olduğumuz bu değerimiz hem de bir Kamu Kuruluşu tarafından, hızla yok edilmektedir.

Oysa Abant, hakkında 2 kez yasa çıkarılan ender tabiat harikalarımızdan birisidir. Çünkü, 12000 dönüm genişliğindeki bu doğa hazinesinde, 55 tanesi endemik (bu bölgeye özgü) 664 bitki türü ile 15 tanesi endemik 558 adet hayvan türü, özetle 70 tanesi endemik olmak üzere toplam 1222 adet canlı türü barınmaktadır.

Ne yazık ki, ülkemizin turizm açısından da en önemli alanlarının başında gelen Abant Tabiat Parkı’nın yönetimi Temmuz 2009 tarihinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nce Bolu İl Özel İdaresine devredilmiştir.

Kadrosunda, ormancı Teknik Eleman bulunmayan bu kuruluş, Korunan Alanlar Yönetim ilkelerine, Anayasa, Yasalar ve altına ulus olarak imza attığımız Uluslararası tüm Sözleşmelere aykırı biçimde, üstelik akıl, mantık ve estetikle bağdaşmayan yatırım faaliyetlerine başlayarak, parkın tüm güzelliği ve doğal kaynak değerleri yok edilmiş, halen bu yıkım tüm hızı ile sürmektedir.



Abant’ta uygulanacak plansız yatırımlar için giriş kapısında Valilikçe dikilen, yatırımları gösterir kroki tabelası.
Yeni yapılacak yollar farklı renklerde gösterilmiştir. Halbuki, korunan Alanlarda Master Plan izin vermediği için yeni yol yapılamaz. Ancak Valiliğin yapmayı düşündüğü yolların güzergahlarını belirleyen kazıklar çakılmış durumdadır.




ABANT TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI’NDA (UDGP) AŞAĞIDAKİ HÜKÜMLER BULUNMAKTADIR :

Uzun Devreli Gelişme Planları mutlak koruma, sınırlı kullanım ve kontrollü kullanım alanlarını saptayarak planlama kararları getirirler. Abant için de aşağıdaki planlama amaç, ilke ve kriterleri saptanmıştır;

1. Doğal kaynakların devamlılığının sağlanması; Habitat tahribatına neden olabilecek faaliyetlerin denetlenmesi, mevcut sulak alan ekosisteminin bölümleri olan; su alanları, su kenarı ve su içi bitkileri, tüm yaban hayatı (memeliler, kuşlar, sürüngenler, böcekler, amfibiler vb.) ve bunların habitatlarının korunması,
2. Topografik yapıyı bozucu faaliyetlerin denetlenmesi
3. Su kalitesinin korunması ; Abant Gölü su niteliğinin ve ortamının içme suyu niteliğinde ve kalitesinde tutulması, böylece Göldeki türlerin çeşitliliğinin devamı ve sürdürülebilirliğinin sağlanması,

BUNA RAĞMEN AŞAĞIDAKİ UYGULAMALAR YAPILARAK DOĞAL ÇEVRE TAHRİBATI YAPILMIŞTIR:

Göl seviyesini yükseltmek ve göl yüzeyini genişletmek amacı ile, gölün kuzeyindeki tahliye kanalının önüne, 165 cm yüksekliğinde bir set inşa edilmiştir. Böylece göl aynasında, su seviyesinin yükselmesiyle kıyıdaki bazı restaurant ve iskeleler ile gölün etrafındaki yollar ve yüzlerce bitki türümüüzün yaşadığı, vatandaşımızın üzerinde piknik yapabildiği, çayırlık ve meralar ile çam ormanları sular altında kalmıştır. Bunun sonucu olarak kökleri su altında kalan doğal ormanlar kurumaya başlamıştır.



Gölün her tarafında artan su seviyesi ile birlikte göl çevresindeki piknik alanları, ağaçlar ve yollar sular altında kaldı. Gölde artan su seviye ile birlikte göl kenarındaki ağaçlar su içinde kaldı. Gölün etrafında yol seviyesi yükselince, yolun dışında yeni küçük gölcükler oluşarak buradaki ağaçlar ve ormanlık alanlar su altında kaldı. İğne yapraklı ağaçlarda (özellikle çamlarda) kök boğazı, su veya toprak ile doldurulduğunda, kök havalanması yapılamayacağı için ağaçların hayatiyeti ciddi tehdit altındadır.



• Buradaki ağaçların kurtarılabilmesi için, su seviyesinin düşürülmesi, ağaç köklerindeki suyun boşaltılması ve yeniden kök havalanmasının sağlanmasının gerekliliği hatırlatıldı…
• Aksi takdirde ağaçların hayatinin ciddi tehdit altında olduğu belirtildi.


ABANT TABİAT PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI’NDA (UDGP) AŞAĞIDAKİ HÜKÜMLER BULUNMAKTADIR :



Abant Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Çevre Sorunları (2001)

1. Tabiat Parkı’na olan yoğun kullanım baskısının en aza indirilmesi için önlemlerin alınması, kullanıma yönelik baskının azaltılması,
2. Ormanda flora, fauna ve endemik türlerinin biyolojik çeşitliliğinin korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanması,
3. İnsan yapısı çevrenin (yayla ve turistik tesisler) daha fazla yapılaşmasının önlenmesi, yer yer tasfiyesi ve sağlıklaştırılması,
4. İnsan eylemlerinden ve insan yapısı çevreden kaynaklanan sorunların minimize edilmesi amacıyla gerekli önlemlerin alınması,
5. Mevcut ulaşım ağı dışında yeni yol açılmaması, Göl’de araç ekzoslarından kaynaklanan kurşun kirliliğinin önlenmesi amacıyla Göl çevresinde özel araçlarla dolaşımın yasaklanması ve akülü sistemlerin devreye sokulması,
Abant Gölü’ndeki kirliliğin başlıca nedenlerinden biri olan göl çevresi taşıt trafiğine kapatılmalıdır. Gerek hava kirleticilerinin nemli ortamda asit olarak göle dönmesi, gerekse göldeki ağır metal kirliliğinin gölü çok kirlenmiş su sınıfına sokacak boyutlara gelmesi, her geçen gün artan trafik yoğunluğuna bir çözüm bulmayı zorunlu kılmaktadır. Günümüzde Abant içerisinde her noktaya, her an denetimsiz olarak araçla ulaşmak olasıdır. Bu durumun önemli çevre sorunları yarattığı saptanmıştır.

BUNA RAĞMEN YOLLAR UDGP’NA AYKIRI OLARAK GENİŞLETİLMİŞ VE ARACA YÖNELİK OLARAK DÜZENLENMEK İÇİN AĞIR İŞ MAKİNALARI TABİAT PARKINA SOKULMUŞTUR. BU ORMAN YASASI VE MİLLİ PARKLAR YASASINA GÖRE SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR

- Su altında kalan yolları kurtarmak için Tabiat Parkında, ağır iş makineleriyle doğal değerleri yıkıma uğratan bir çalışma başlatılmıştır. Onlarca makine yamaçları oyarak ve yeni erozyon sahaları yaratarak, çıkan toprakları da yolların üzerine dökerek, yol seviyesi bazı yerlerde 3-4 m yükseltilmiştir. Bu arada yasalara göre en çok 8 m genişliğinde olması gereken yollar adeta bir oldu bitti ile 12-20 m genişliğine çıkarılmıştır.
Yollar su altında kalınca, yolun kotunu yükseltmek için kamyonlarla -belki yüzlerce kamyon- toprak, yol yüzeyi ve göl kenarına döküldü.





- Eski yollar yükseltilirken, göl aynasının hemen kenarından yol yapma yasağına rağmen, Milli Parklar Kanunu’nun da belirtilen standartlardan daha geniş YENİ YOLLAR İNŞA EDİLMİŞTİR.

ABANT UDG PLANI KARARI : Giriş-Kontrol Noktalarında; tur otobüsleri, minibüs ve midibüsler için otoparklar, tanıtım ve dinlenme noktaları, güvenlik ve diğer ilgili servislerin yer alması planlanmıştır. Tabiat Parkı Giriş Kapıları Özel Projelendirilerek uygulanacaklardır.
Tabiat Parkı sınırları içinin zorunlu durumlar (yangın, cankurtaran vd) ve servis araçları dışında motorlu araç trafiğine kapatılması, Planlamanın önde gelen kararlarındandır.
Tur otobüsleri ve özel araçların Tabiat Parkı dış girişlerinde bırakılması ve iç ulaşımın özel toplu taşın araçları (akülü sistem, çevre kirletmeyen ve gürültü üretmeyen sistemler) ile yapılması başlıca ilkelerden biridir.

BUNA RAĞMEN YOLLAR UDGP’NA AYKIRI OLARAK GENİŞLETİLMİŞ VE ARACA YÖNELİK OLARAK DÜZENLENMEK İÇİN AĞIR İŞ MAKİNALARI TABİAT PARKINA SOKULMUŞTUR. BU ORMAN YASASI VE MİLLİ PARKLAR YASASINA GÖRE SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR


• Toprak dolgusu için iş makineleri göl kenarından ve yamaçlardan kazılar yaptı. Bu alanlarda belki de “son sığınak” olarak, göl kenarına yerleşmiş bazı canlıların olabileceği düşünülmedi.






• Hiçbir doğa koruma önlemi alınmaksızın ve tamamen plansızca yapılan bu müdahaleler sonucu, kesilen ağaçlar ve kazılan topraklardan sonra çıplak kalan yamaçlar, artık erozyona açık sahalardır.





• Ağaçların kök boğazını taşkın sularından kurtarmanın yolu olarak, kökleri yeniden toprakla doldurmak yoluna gidildi.
• Kök havalanması iyice güçleşeceği için, ağaçlar için kaçınılmaz son daha hızlandırılmıştır.

• Bütün bu plansız ve beklenmedik gelişmeler olurken, hiç beklemediğimiz şekilde 20m genişliğinde yollarımız olmuştu.


• Yer yer neredeyse bir otoban genişliğinde yapılan yeni Abant Tabiat Parkı yolundan sonra, erozyona açık çıplak yamaçlar ve tahrip edilmiş bir kıyı ekosistemi kaldı.

• Doğadaki yuvarlak ve yumuşak çizgilere inat, erozyonu tetikleyen sert ve dik yamaçlar oluşturulmuştur.

ABANT UDG PLANI’NIN önerisi; Göl çevresinde şattıl (shuttle) adı verilen ekzos çıkarmayan, gürültüsüz akülü bir sistem oluşturulmasıdır.
Bu sistem, Göl çevresindeki tesislere ve yaylalara hizmet vererek, ulaşımı sağlayacaktır. Göl çevresinde yürüyemeyecek derecede yaşlı, çocuk ve hamilelere, özürlülere hizmet verecek, Giriş kapılarından başlayarak belirli duraklar ve ringlerde servis yapacak, Çevre kirliliği ve gürültü yaratmayacak özel akülü/elektrikli araçlarla ve/veya bu sistem oluşturuluncaya kadar faytonlarla verilecek olan servis hizmetidir.

• Yeni yapılan yolların dolgu yüksekliğinin düzeyi ağaçların neredeyse tüm gövdesini kaplamıştır.

BUNA RAĞMEN YOLLAR UDGP’NA AYKIRI OLARAK GENİŞLETİLMİŞ VE ARACA YÖNELİK OLARAK DÜZENLENMEK İÇİN AĞIR İŞ MAKİNALARI TABİAT PARKINA SOKULMUŞTUR. BU ORMAN YASASI VE MİLLİ PARKLAR YASASINA GÖRE SUÇ TEŞKİL ETMEKTEDİR



Bilindiği üzere; bir su ekosisteminde en önemli yaşam alanı “niş” adı verilen, akarsu ve göl kıyı alanlarındaki girinti ve çıkıntılı alanlardır. Özellikle gözle göremediğimiz küçük canlıların en önemli yuva ve yumurta bırakma alanları bu kıyılardır. Göl etrafında yollar tamamen yeniden yenilenirken, Tüm dünyada nesli tükenmekte olduğu için Uluslararası Bern Sözleşmesi gereği, mutlak koruma altına alınan ve kırmızı listede bulunan Su Samurlarının (Lutra lutra) yaşam alanları ve yuvaları bozularak kaybolmalarına, büyük bir olasılıkla ölmelerine neden olunmuştur.


• Abant Gölü kıyı ekosistemi belki de geri dönüşümü mümkün olmaksızın kaybedilmek üzeridir.



• Yapılan yanlışlıklar ve olumsuz sonuçlar artık gözler önündedir.
• Su seviyesini düşürmek için, plansızca ve belki de gereksizce yapılan setin bir kısmı kesilmiştir.
• Fakat bu set bile göl ekosistemi ve civarı için yine de yüksek bir seviyedir.

• Suyun eski seviyesine çekilmesi doğaya yapılabileceğimiz en büyük iyiliktir.
• Fakat bu fazla suyu motorlu su tahliye edicilerle başaramayız.

Set üzerinde açılan yeni deliklerde su seviyesini düşmesine yetmemektedir.




Su seviyesi halen (7Nisan2010)140cm fazladır.


Yaban hayatının yaşam alanı olan bu kıyılardaki sazlık ve çalılıkların yok edildiği dereler.



Tüm uyarılar ve tepkilere karşın endemiklerin son sığınağı doğal çayır ve meraların tahribine devam ediliyor.

Ağır iş makineleri hafta sonu tatilinde!







ABANT GÜNEYİNDEKİ ÖRENCİK YAYLASINDA GÖLET YAPILMASI

Tüm bunlardan daha vahim olmak üzere, Abant’ın güneyindeki Örencik Yaylasında başka bir cinayet işlenmiştir. Bu yayladaki çayır ve meralar dünyada sadece Abant havzasında yetişen endemik Abant Çiğdemi (Crocus abantensis), Kardelen (Galantus plicatus ssp. byzantinus), Ankara Çiğdemi (Crocus ancyrensis)) ile çok değerli ve nadir türlerden olan Kar Çiçeğinin (Eranthis hyemalis) ve Koca Dudaklı Orkide (Dactylorhiza nieschalkiorum)’nin çok önemli yaşama alanıdır. Ama bilime ve yasalara aykırı olarak, buranın gerçek kaynak değerleri olan biyolojik çeşitlilik hiçe sayılarak bu yayla da sular altında bırakılmış ve Abant’a 800-1000 m uzaklıkta ikinci bir göl (YAVRU ABANT) oluşturulmuştur. Sular hala birikmeye devam etmekte olduğu için şimdiden Abant Gölü kadar büyüklüğe ulaşan bu yerde, orkideler ve endemik türler tamamı ile yok edilmeye yüz tutmuştur.



Çayırların göle dönüştürülmesine koyunlar ve çobanlar bile isyan ettiler.



Devletin yaptığı plansız ve izinsiz yeni yoldaki ağaç katliamına herkes isyan ediyor.





İzinsiz ve plansız yol inşaatlarının neden olduğu orman tahribatı


ABANT’IN TAHRİP EDİLMESİ SONUCU KAYBEDECEKLERİMİZ!



Su Samuru (Lutra lutra)



Endemik Abant Çiğdemi(Crocus abantensis)





Kar çiçeği (Erantis hyemalis)





Maymun Orkidesi (Orchis simia)


SONUÇ:


Ormancılık bilim ve gereklerine, Korunan Alanlar Yönetim ilkelerine hiç mi hiç uymayan bu anlayış ve davranışları uygulayan Bolu Valiliği ve Özel İdaresi tam anlamıyla suç işlemektedir. Bu nedenle sorumlular mutlaka yasalar önünde hesap vermeli ve cezalandırılmalıdır.

Çünkü, Abant Tabiat Parkı 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu’na göre yönetilmektedir. Bu kanunun 7. maddesi yapılacak her türlü plan, proje ve yatırımların;

a) MASTER (Uzun Devreli Gelişim) Planlarına uygun olması,
b) Ve ilgili Bakanlıkça izin verilmesi koşulu ile uygulanabileceğine, amirdir.
Ancak Abant Tabiat Parkında Bolu Valiliğimizin yaptığı yıkım dolu yatırımlar MASTER Planında yer almamaktadır. Kaldı ki yapılan bu işler için TC Çevre ve Orman Bakanlığı’ndan da hiçbir izin alınmamıştır. Bu nedenle yapılan işler Milli Parklar Yasasına kesinlikle aykırıdır.

- Ayrıca Abant Tabiat Parkı UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI hükümleri 3.6 maddesi;
Planda öngörülen yaya yolu, patika ve giriş oto parklarının açılması ve tesislerin inşası sırasında halen var olan izler, açıklıklar ve yollar kullanılacak, HERHANGİ BİR yeni yol kesinlikle açılmayacağını öngörmektedir.

3.17 maddesi ise “Tabiat Parkı alanında diğer kurum ve kuruluşlarca yürütülecek her türlü yatırım faaliyeti için Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü’nden görüş ve İZİN ALINMASI ZORUNLUDUR” hükmünü taşımaktadır.

- İşin bir başka ilginç yanı ise sorumsuzca su yüzeyinin genişletilmesidir. Oysa geçtiğimiz yıl Ankara’daki bir komisyon tarafından gölün kıyı kenar çizgisi belirlenip, haritalara işlenmiştir. Şimdi ise Valilik keyfi bir kararla gölün doğal yapısını bozarak kıyı kenar çizgisini değiştirmiştir. Bu durum 3621 sayılı “KIYI KANUNUNA” aykırıdır.

Bolu Valiliği İl Özel İdaresi personeli içinde Doğal Kaynak Yönetimi uzmanı olmadığı için, yapılan plansız uygulamalar sonucu gölün su seviyesinin hesapsızca yükseltilmesinin doğuracağı olumsuz sonuçlar önceden kestirilememiş; bunun sonucu olarak yaban hayatı için çok önemli olan sazlıklar sular altında kalmış, kalmayanlar ise kesilerek temizlenmiş, böylece gölde doğal olarak yaşayan bir çok hayvanın üreme alanları yok edilmiştir. Bu durum ise “Sulak Alanlar Sözleşmesi (RAMSAR) ile, Sulak Alanların Korunması Yönetmeliğine aykırıdır.
Kaldı ki yapılan bu uygulamalar Anayasamızın 90. maddesinde yerini bulan ve ülkemizi bağlayan çok önemli; uluslar arası sözleşmelere aykırıdır.
Sözgelimi;
1- Abant Tabiat Parkının, tüm doğallığı ve peyzaj yapısı bozulduğu için yapılan bu uygulamalar Avrupa Peyzaj Sözleşmesine,
2- Bitki ve hayvan türlerinin yaşam ortamları yok edildiği için Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi’ne,
3- Abant Çiğdemi, Kar Çiçeği, Kardelen, Orkide ve Su Samuru gibi nesli tehlikede olan canlıların miktarı (popülasyon) ve yaşam kalitelerine ciddi tehdit oluşturacağı için Avrupa’nın Yaban Hayatının ve Yaşam Ortamlarını Koruma Sözleşmesine (Bern Sözleşmesi),
4- Abant Tabiat Parkı ülkemizin en önemli kültür ve tabiat hazinelerinden birisi olduğu için yapılan bu plansız yatırım uygulamaları 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na da aykırıdır.
5- Abant Tabiat Parkının köylüler ve ziyaretçiler tarafından da sürekli kullanılan Mera ve Çayırlar yok edildiği için 4342 sayılı “Mera Yasası”na,
6- Genel anlamda da Abant tabiat parkının çevresinin tahrip edilmesi sebebiyle 2872 Sayılı Çevre Yasasına da aykırıdır.
Korunan alanlarda işlenen bu tür suçların takip ve denetiminin nasıl yapılacağı 2873 Sayılı Milli Parklar Kanunu’nun 14,16,20 ve 21. maddelerinde belirtilmiştir. Yukarıda bahsedilen suçları işleyenlerin, adı geçen bu maddelere göre cezalandırılması gerektiği kanaati hasıl olmuştur.
Bu nedenle;
a- Geri dönüşü bir daha mümkün olmayan yıkımların önüne geçilmesi için, uygulamalara el konularak bir an önce son verilmesi,
b- Bolu İl Özel İdaresi ve varsa diğer sorumlular hakkında gerekli işlemin yapılması,

gerekmektedir.

KAYNAKLAR :
1. Abant Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı (1/10 000), Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü.
2. Abant’ın Çığlığı (ppsunu) , Tokcan. M.,
3. Abant’ın Çığlığı (ppsunu), Gülez, S., Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü
4. Suç Duyuruları