Sunday, May 31, 2009

CUMHURİYET’İN “MİMARİ MİRASI”NIN PLANLAMA ARACILIĞI İLE KORUNMASI: ANKARA ÖRNEĞİ



TMMOB MİMARLAR ODASI


CUMHURİYET’İN MİMARİ MİRASI SEMPOZYUMU
26-27.02.2009

CUMHURİYET’İN “MİMARİ MİRASI”NIN PLANLAMA ARACILIĞI İLE KORUNMASI: ANKARA ÖRNEĞİ

Prof. Dr. Mehmet Tunçer – Şubat 2009
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Mühendislik Mimarlık Fakültesi
Mimarlık Bölümü Başkanı


Bu bildiride günümüz Ankara’sında “Cumhuriyet’in Mimari Mirası” nın planlama aracılığı ile korunmasına yönelik olarak yapılan planlama çalışmaları özetlenecek, Cumhuriyet’in “Mimari Mirası” nın korunmasına yönelik olarak “Planlama Aracılığı İle” yapılması gerekli çalışmalar önerilecektir.
Ankara binlerce yıllık birikim sonucu oluşmuş bir kenttir. Ankara ile birlikte düşünülen en önemli iki sembolik öğe “Kale” ve “Çankaya”’dır. Biri tarihi geçmişi, öbürü ise Cumhuriyet Türkiye’sini sembolize eder.
Ankara’da zengin bir kültür birikimi bulunmaktadır ve Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş, modern bir “Başkent” oluşturma idealinin gerçekleştiği kenttir.

Clemens Holzmeister, Ernst Egli, Theodor Post, Hermann Jansen, Martin Wagner, Martin Elsaesser, Bruno Taut, Robert Oerley gibi yabancı mimarlar tasarımcı, eğitimci, danışman, plancı, uygulayıcı olarak üstlendikleri görevlerle genç Cumhuriyet’in mimarlığını kişisel eğilimleri doğrultusunda etkilemişlerdir. Bu dönemde daha çok, Orta Avrupa-Viyana ekolünden ithal edilen anıtsal, klasik biçimciliğe dayalı bir tür yeni-klasikçilik Türkiye mimarlığına egemen olmuştur.


Cumhuriyet Dönemi Mimari Mirası denince Ankara’da özellikle Atatürk Bulvarı üzerindeki kamu yapıları ile Meclis ve Bakanlıklar Binaları akla gelmektedir. Ankara’da koruma altında çoğu anıtsal nitelikte erken Cumhuriyet Dönemi yapıları bulunmaktadır[2]. Bunlardan bazıları şunlardır:

1. Sait Bektimur Evi : (1920’ler/Yenişehir) Irak’ın Ankara’daki ilk elçilik binası olan yapı konut işlevinden sonra bir süre dershane olarak kullanılmış, en son da lokantaya çevrilmiştir. Ulusal Mimarlık Dönemi Özellikleri göstermektedir.
2. Büyük Otel (Hasan Fehmi Ataç Apartmanı) : (1920’ler/Ulus) : Başkent’in Ulus kesiminin ilk görkemli yapılarından olan bina 4 katlıdır.
3. Ankara Palas : (1924-1928/Ulus) Mimar Vedat Tek ve Arif Hikmet Koyuncuoğlu Eseri) : Günümüzde Devlet Konukevi olarak kullanılmaktadır.
4. II. Büyük Millet Meclisi: (1924/Ulus) Mimar Vedat Tek’in eseridir.
5. Ziraat Bankası Lojmanları : (1925-1926/Yenişehir) Yenişehir Adakale’de 5 konut yapısıdır. Mimarı Gulio Mongeri’dir.
6. Etnografya Müzesi : (1925-1927/ Ulus) Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu anıtsal eseri Halkevleri binası yanındadır ve halen Etnografya Müzesi olarak kullanılmaktadır.
7. Halkevi Binası : (1927-1930/ Ulus) Arif Hikmet Koyunoğlu’nun bu anıtsal eseri Etnografya Müzesi yanındadır ve halen Resim Heykel Müzesi olarak kullanılmaktadır. Yarışma ile elde edilmiştir. Atatürk’ün, ilhamını eski Ankara evlerinden almasını öğütlediği Türk odası bu yapının önemli öğelerindendir. Ankara’da beton ilk defa bu binada kullanılmıştır.
8. Çocuk Esirgeme Kurumu (Kira Apartmanı) : (1926 / Ulus): Anafartalar Caddesi üzerinde, kurumun merkez binası yanında yer almaktadır.
9. Gazi Çiftliği İstasyon Binası : (1926 / AOÇ) : İlk ulusal mimarlık üslubu anlayışı ile tasarlanan simetrik yapının mimarı Burhanettin Tuncel’dir.
10. Hariciye Vekâleti : (1927/ Ulus): Arif Hikmet Koyunoğlu’nun anıtsal eseri olan bu yapı sırasıyla Hariciye Vekâleti, sonra Maliye ve Gümrük Bakanlığı ve Dışişleri Bakanlığı’nın hizmetine verilmiştir.
11. Ziraat Bankası : (1926-1929 / Ulus) : İlk ulusal mimarlık döneminin karakteristik yapılarından olan banka binasının mimarı Guilio Mongeri’dir.
12. Musiki Muallim Mektebi : (1927-1929/ Cebeci) Eğitim seferberliğine hız verildiği ilk yıllarda Cumhuriyet’in güzel sanatların müzik dalında bir okul açması, sanata verdiği önemi göstermesi yönünden oldukça anlamlıdır. Mimar Ernst A. Egli’nin yapısı olan bu yapının amacı; batı müziği alanında bilimsel çalışmaların yapılması, yurt ölçeğinde yaygınlaşıp tanınmasını sağlayacak müzik öğretmenlerinin eğitilmesi ve Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na sanatçı yetiştirilmesiydi.


I. Prof. Hermann Jansen Planı (1932)’nda Yenişehir ve Eskişehir

Cumhuriyet’in 1923 tarihinde ilanı ve Ankara’nın başkent oluşu ile özellikle Atatürk Bulvarı üzerinde çoğu anıtsal nitelikte kamu yapıları yapılmaya başlanmıştır. 1925 Yılında hazırlanan Heussler Planı’nda (1/ 4000), Taşhandan İstasyona kadar uzanan kesimde, yol istikamet planı anlayışı içinde bazı planlama kararları verilmiştir. Şehremini Asaf Bey Döneminde, eski Ankara ve Sıhhiye için Karl Lorcher Planı (1927) hazırlandı, ancak Eski Ankara Planı uygulama olanağı görülmediği gerekçesiyle geri çevrildi.
1928 yılında açılan uluslar arası Ankara Şehri İmar Planı yarışması ile yarışmayı kazanan Prof. Hermann Jansen Planı 1932 yılında uygulamaya konmuştur. Bu planda; verilen en önemli kararlardan biri, eski Ankara’ya pek dokunulmayacağı, eskisinin üstüne değil yanına yeni bir kent kurulması yoluna gidileceği temel kararıdır.
1930 - 1950 yılları arasında, “Yeni Ankara” ’nın eskisi yanında kurulmasıyla kent bütününün tek ana merkezi durumuna giren Ulus ve çevresinde “ Eski Şehir - Yeni Şehir ” bağlantıları boyunca ve eski şehrin yeni kullanışlara komşu bölgelerinde spekülatif baskılar yoğunlaşmış, çeşitli yenilemeler yapılmıştır.
Ankara Kent Kimliği’nin “Erken Cumhuriyet Dönemi Batılılaşması” denilebilecek öğelerini, Atatürk Bulvarı üzerinde ve Yenişehir çevresinde bu günlere kadar gelebilmiş Erken Cumhuriyet Dönemi yapıları ve çevreleri oluşturmaktadır. Jansen 1928 yılında uluslar arası Ankara İmar Planı yarışmasıyla birinciliği kazandıktan sonra, alınan en önemli kararlardan biri, “eski şehrin korunması” ve “yeni şehrin planlanması”dır. “Yenişehir”; Cumhuriyet fikrinin ve uluslararası düzeyde Atatürk’ün yeni bir Başkent oluşturma olgusunun en önemli göstergelerinden biridir.


Fotoğraf 1. Yenişehir: Kızılay / Cumhuriyet’in Kentsel ve Mimari Mirası

Yenişehir, ağırlıklı olarak Ulus’tan Çankaya’ya doğru açılan Atatürk Bulvarı üzerinde yer seçen ve Cumhuriyet’in ideallerini simgeleyen kamu yapıları, eğitim yapıları, sağlık yapıları, finans yapıları ve diğerleri ile binlerce yıllık Eski Ankara’nın terk edilerek yeni bir “Kent Kimliği” yaratılmasına sahne olmuştur.
Yenişehir çevresinde kamusal, ticari ve konut yapıları yer seçmiş, özellikle “Saraçoğlu Mahallesi” ve “Bakanlıklar Kartiyesi” ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Külliyesi ile yepyeni ve modern bir kimlik kazanmıştır. Jansen Planı, bazı değişikliklerle de olsa 1950 ‘lere kadar Ankara ‘ nın gelişmesini yönlendirmiştir. Geniş yeşil alanlara sahip, düşük yoğunluklu caddelerin (özellikle Atatürk Bulvarı) özenle yapılmış kurumsal binaların sıralandığı, temiz, çağdaş görünümlü bir kent ortaya çıkmıştır . Prof. Jansen, 1938 yılı sonuna kadar AŞİM danışmanı olarak kaldı. Bu plan uygulanırken, ekonomide devletçilik politikası, siyasal yaşamda ise tek parti rejimi benimsenmiştir.
Jansen Planı, bazı değişikliklerle de olsa 1950 ‘lere kadar Ankara ‘ nın gelişmesini yönlendirmiştir. Geniş yeşil alanlara sahip, düşük yoğunluklu caddelerin (özellikle Atatürk Bulvarı) özenle yapılmış kurumsal binaların sıralandığı, temiz, çağdaş görünümlü bir kent ortaya çıkmıştır .
Günümüzde, Saraçoğlu Mahallesi, Bakanlık yapılarının bir kısmı ve TBMM taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak, Yenişehir kesimini oluşturan ve konut ağırlıklı pek çok yapı ile Bulvar üzerindeki 3-4 katlı ticari+büro yapılarının hemen tümü korunamayarak yıkılmış ve çok katlı olarak yenilenmiştir. Bu yenilenmenin temelinde, yıkıp çok katlı yapma isteği ve arsa spekülasyonu yatmaktadır.
Plan 1. Prof. Hermann Jansen’in Ankara Umumi Planı (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

II. Nihat Yücel ve Raşit Uybadin Plan Kararları (1957)

II.1. Ulus ve Kızılay Ticaret Merkezleri

Ankara nüfusunun hızlı artışı, plan kararlarının yaptırımlar getirememesi, hızlı artan iç göçlerin baskısı ile kentin gelişmesi kontrol edilememiş ve daha 1950’ lerin başında Jansen planının öngördüğü 300 000 kişilik nüfus hedefi aşılmıştır.
Planların çeşitli şekillerde yorumlanması, parça parça ele alınması ve devamlı değişikliklere uğramasına neden olmuştur. Ankara kentinin ikinci kez planını elde etmek üzere 1953 yılında İmar Komisyonu toplanarak yarışma dökümanını hazırlamıştır. 1954 ‘te açılan uluslararası yarışma jürisinde, Patrick Abercrombi, Luigi Picoinato gibi İkinci Dünya Savaşı sonrası şehir plancılığının ünlü isimleri yer almıştır. Birinciliği kazanan Nihat Yücel ve Raşit Uybadin tarafından hazırlanan ve 5720 hektarlık bir alanı kapsayan Ankara İmar Planı 1957 tarihinde onanarak yürürlüğe girmiştir.
Bu planla, hedef yılı olan 2006 yılında 750 bin nüfusa yönelik olarak Ankara’da çok geniş alanlar planlanmıştır. Bu dönemde artık Kızılay yeni bir merkez olarak ortaya çıkmıştır ve Ankara’nın “Modern / Çağdaş Kent Kimliği” nin bir göstergesi olarak mimari örneklerin sergilendiği bir arena haline gelmiştir.
Konut konusunda oluşan piyasa koşulları siyasal süreç ve plancılar üstünde önemli baskılar doğurmuştur. Jansen‘ in “Bahçelievler” düzenine göre kurmuş olduğu parselasyon ve yol düzeni içinde çok katı yapılaşmaya olanak tanınmıştır. Bunun sonucunda çok hızlı bir yıkım süreci ortaya çıkmış, bahçelievlerin yerini yüksek yoğunluklu apartmanlar almıştır. Bu gelişme şehrin yol ve altyapılarının yetersizliğine neden olmuş, sosyal tesisler yetersiz hale gelmiştir.

1957 Planı’nda “Merkez Ticaret Bölgeleri ve Protokol Sahası” başlıklı bölümde şu ibare göze çarpmaktadır;
“Şehrin ticaret sitesi; bugün Ulus Meydanı ve Saman Pazarı Semtleri ile bunları birbirine bağlıyan Anafartalar Caddesi Üzerinde toplanmıştır. Ulus’tan Yıldırım Bayazıt semti istikametinde büyük ticarethaneler ve bürolar şeklinde yeni bir inkişaf başlamıştır. Bu merkezden başka son seneler zarfında Kızılay civarında da bir ticaret bölgesi teessüs etmeğe başlamış bulunmaktadır. Bu kısımda mevcut ikametgâhlar, yerlerini yavaş yavaş büro ve ticarethanelere terk etmek mecburiyetinde kalmaktadır. Zamanla burası ekseriyetle bürolar, eğlence yerleri, lokanta, gazinolar ve perakendeci ticarethanelerle daha kesifleşecektir. Ulus değişmeyecek, esas merkez olarak kalmakta ve gelişmekte devam edecektir[3]. ”

Plan raporunda da belirtildiği gibi, 1950’li yılların sonlarına doğru Yenişehir’in gelişmesi hızlanmıştır. Bu kesimde var olan 3-4 katlı erken Cumhuriyet Dönemi yapılaşması yıkılarak önce 5-6 katlı daha sonra da 8-10 katlı olarak yenilenme süreci başlamıştır[4]. Ancak, Ulus’un şehrin ana merkezi iş alanı olarak ele alındığı ve gelişeceği belirtilmektedir.


Fotoğraf 2: Yenişehir 1960’lı Yıllarda (Foto : Sami Güner)

“Esasen imar plânı programında hâl binası, Posta caddesi, Sanayi caddesi ve Karaoğlan arasında kalan kısım yeniden etüd edilerek burada yapılacak dükkânlar ve bürolar tahakkuk etmek üzeredir. …Bu bölgeler için şimdiden bir teklif yapmak doğru değildir….Bu bölgeler halen eski ve çok bakımsız ikametgâhlardan müteşekkildir. Şehrin merkezinde olması dolayısile yerleri çok kıymetli, buna mukabil kullanılmasından dolayı elde edilen kazanç kıyas kabul etmeyecek derecede düşüktür. Bu kısımların ıslahı yoluna gidilmezse; buralara zamanla hurdacılar, tamirhaneler, ve depolar plansız olarak nüfuz edeceğinden, ileride islahı imkânsız bir çirkinlik ve Belediye hizmetleri için büyük bir müşkülat meydana çıkaracaktır. Bu bölgeleri çevreleyen yolların üzerinde bir çok yeni binalar yapılmıştır. Bu binalar aşağı yukarı bir tahta perde şeklinde bu sefaleti gizlemekte ve gözden kaybetmektedir.”

1957 Planı’nda Ulus’ta Posta Caddesi, Sanayi Caddesi ve Karaoğlan Çarşısı kesimlerinin yenilemesi önemli bir sorun olarak ele alınmıştır. Atatürk Bulvarı’na alternatif bir ulaşım aksı oluşturmak amacı ile Sulu Han üzerinden geçen bir ana ulaşım aksı planlanmışsa da, Sulu Han’ın tescil edilmesi ve koruma altına alınarak restore edilmesi ile uygulanamamıştır. Ancak bu kesimin kuzeyi büyük ölçekli kamu yapıları ile yenilenmiş (PTT, MEB, MSB vd) tarihsel doku tamamen yok olmuştur. Güneyde Sanayi Caddesi’nin doğu kesimlerinde yenileme yapılamadığından 1957 Planı Raporunda ifade edilen “Çöküntü Bölgesi” niteliği kazanmıştır.

Jansen Planı'nda Ulus, Kale ve Protokol Sahası

“Fakat işin hakikati meydandadır. Prof. Jansen’in Protokol Sahasına da giren bu bölgeler maalesef o zamandan beri doğru dürüst muhafaza edilmemiştir. Bu yüzden karşımızda ak yüzlü temiz yollu pis kokmayan bir âsarıâtika göreceğimiz yerde, bir mezbele ile karşılaşmaktayız. Mamafih bu hususta çok geç kalınmış değildir. Numaralanmamış bölgelerde bilhassa Samanpazarı ve Cebeci’nin güneyindeki Eskişehir, Kaleiçi ve Kale civarı icap ed erse Hükümet yardımı ile dahi olsa muhakkak ele alınmalı ve eski karakterini bozmadan yabancılara göğsümüzü kabartarak göstereceğimiz canlı bir müze haline sokulmalıdır[5]”.

1957 Planı Raporu, Protokol Sahası’nın korunmasını yeterli bulmamakta, bu kesimin kamusal desteklerle ele alınarak ve “eski karakterini bozmadan”, “canlı bir müze” haline sokulmasını önermektedir. Ancak, Plan Raporu’nda “Cumhuriyet Dönemi” mimarisi, anıtsal yapıları ve mahalle dokularının korunmasına yönelik herhangi bir hüküm bulunmamaktadır.
Özellikle 1960 “Kat Rejimi” planlarının uygulamaya konması ve “Kat Mülkiyeti Kanunu” nun çıkarılması, yıkılıp çok katlı yenilenmelerde müteahhit düzeninin ortaya çıkmasında önemli bir rol oynamıştır.

II.2. Devlet Mahallesi ve Diğer Resmi Binalar

“Halen Vekâletlerin bir ikisi müstesna hepsi toplu halde kendi ismiyle anılan bu semttedir. Büyük Millet Meclisi binası da bu manzumeyi tamamlamaktadır. Muhtelif Vekâletlerin günden güne artan iş hacimleri ve ihtiyaçları dolayısile saha kâfi gelmediğinden, şehrin muhtelif yerlerine dağılmış bir şekilde ek binalarda çalışmakta olan umum müdürlükler v.s. idari bürolar sıkıntılı bir durum yaratmaktadır. Memleketimizde günden güne artan iş hacminin meydana getirdiği ihtiyacın bu şekilde şehrin her tarafına gelişigüzel dağılmakta olan binalarla karşılanamayacağı ve küçümsenmeyecek bir şekilde mesken sıkıntısına sebep olduğu aşikârdır. Bunun için halen Erkânı Harbiye ve Milli Müdafaa Vekâletinin güneyinde ve Meclisin batısında bulunan ve hazineye ait bulunan bir arazi parçası Devlet mahallesinin inkişafına tahsis edilmiştir. Ankara’nın en mühim ihtiyaçlarından biri de Belediye Sarayıdır. Halen birkaç binada dağınık bir şekilde çalışmakta olan Belediye teşkilâtını bir araya getirecek çapta ve Ankara’ya yakışacak efsafta bir bina esasen mevcuttur. Bu da yeni Büyük Millet Meclisi’nin ikmâlinden sonra boşalacak olan eski Meclis binasıdır. Mevkii bakımından da fevkâlade müsait olan bu tarihi bina Belediyeye devredilirse Ankara’ya çok büyük bir kazanç olur”[6].

1957 Planı’nda bir ikisi hariç Bakanlıkların kendi adıyla anılan semtte bulunduğu, kentin çeşitli yerlerine dağınık olan ek binaları da bir araya toplanması önerilmektedir. Yeni TBMM’nin açılmasından sonra eski Meclis binasının Belediye’ye devir edilerek “Belediye Sarayı” olarak kullanılması düşünülmüştür. Bakanlıkların bir araya getirilmesi ile konut sorunu doğacağı düşünülerek, Yücel-Uybadin Planı’nda Meclis’in batısında bir alan “Devlet Mahallesi” olarak planlanmıştır. Aşırı nüfus artışları ve plan uygulama araçlarındaki yetersizliklere bağlı olarak, kentin sağlıklı gelişimi bu planla da denetlenememiştir.

Bölge Kat Nizamı Planı’nda; 1957 planındaki yoğunluklar arttırılmış, özellikle Ulus’ta tarihi çevreye uygun olmayan gabariler (yer yer 6-8 kat) verilerek, küçük tapulama parselleri birleştirilmiş ve taban alanları arttırılmıştır. Bu plan uygulamaları ile hem Yenişehir hem de Ulus kesiminde Cumhuriyet mimari mirası olarak korunması gerekli ancak koruma altına alınmamış birçok yapı yıkılarak çok katlı olarak yenilenmiştir.
Yenişehir (Kızılay) de 1970’li yıllardan buyana hızlı bir yenilenme süreci içine girmiş, Jansen döneminden buyana oluşan doku, bu süreç içinde kentsel sivil mimari örnekleri ile birlikte yok olmuştur. Yenilenme süreci içinde Kızılay Merkezi İş Alanı’na (MİA) yaklaşık 600 000 m2 alanın ilave olduğu hesaplanmaktadır. Öncelikle kent merkezi ve yoğun yerleşik alanlara sunulması gereken kentsel kamu yatırım ve kaynakları, çoğunluğun aleyhine, kentin spekülasyon ve rant amaçlı yerleşime açılan kesimlerine aktarılmakta, kent merkezinde ve yerleşik alanlarda kentsel kalite düşmekte ve çöküntüleşme süreci yaşanmaktadır. Böylece, birçok şehirde olduğu gibi Ankara’da da Cumhuriyet’in “Mimari Mirası” da savurganca yok edilmiş ve edilmeye devam etmektedir.

II.3. Cumhuriyet Mimari Mirası’nın Yok Edilmesine Bazı Güncel Örnekler

II.3.1. Körfez Lokantası

Eşref Özand evi olarak inşa edilen ve Körfez Lokantası olarak son dönem anılarında yer alan yapının yıkım süreci bir yapının tescil edilmesine rağmen korunamamasına iyi bir örnektir.
“... Erken dönem Cumhuriyet yapılarından olduğu,19.04.1996 gün ve 428 sayılı ilke kararlarına göre incelendiği, söz konusu yapının günümüze kalmış nadir örneklerden olduğu ve yapı + yol ilişkisi açısından bir dönemin planlama yaklaşımının göstergesi olduğundan, ayrıca çaprazında bulunan 1062 ada 2 parseldeki tescilli yapıya ( Şimdi ki Mado Pastanesi) ve parseline bitişik olduğundan bu yapı ile birlikte çevreyi tamamlayıcı niteliği bulunduğundan özgün hale getirilerek 1062 ada 8 parseldeki yapının tescil edilmesine [7].”

Bugün bu kararı geçersiz kılan ise, sahiplerinin 2 katlı “Eşref Özand Evi” yerine, 8 katlı “Özand Ticaret Merkezi” yapabilmek için 1997 yılında başlattıkları “hukuki (!)” süreçtir. Bu hukuki mücadelenin sonunda kazanan ise, biri sekize katlayan “Özand Ticaret Merkezi” rantı iken, kaybeden kentimizin oluşması sürekli engellenen kimliği ve hafızası olmuştur.

Koruma Kurulu kararının bozulma gerekçesi “....içinde bulunduğu yakın çevre veya taşıdığı özellikler bakımından ‘Korunması gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı’ tanımına uygun nitelikte olmadığıdır. Bu alıntı, yapının döneminin mimari özelliklerini yansıtan bir örnek olmadığı, sıradan (!) bir yapı olduğu anlamına gelmektedir. Körfez Lokantası’na ev sahipliği yapan bu yapının, 70 yıllık sürekliliği ve hafızalarımızdaki yeri bu sıradanlığı aşmaya yetmemiş, benzer şekilde Milka’da, Bulvar Palas’da, Kızılay Binasında, Gölbaşı Sinemasında yetmediği gibi yıkılmıştır. Mimarlar Odası açıklamasında ; “..bir yapının kent ve kentliyle olan ilişkisini doğru değerlendirebilecek hukuki süreçler oluşturabilmek için hafızamızın ve kimliğimizin daha ne kadarını kurban etmemiz gerekecek?[8] diye sormaktadır.


Yıkılan Endüstri Mirası : Havagazı Fabrikası

II.3.2. Havagazı ve Elektrik Tesisleri

Birkaç on yıldır Başkent Ankara’da tarihsel/kültürel ve doğal çevrelerimiz rant uğruna katledilmektedir. Özellikle Cumhuriyet Dönemi yapılarının yıkımına yönelik uygulamalar dikkat çekicidir. Bu tahribatın, son örneği Cumhuriyetimizin gelişme, kalkınma ve çağdaşlaşma, uygar bir ülke olma hayallerinin somut örneklerinden olan “Havagazı Fabrikası” nın yıkımıdır[9].

Havagazı Fabrikası 1957 Yücel-Uybadin Nazım İmar Planı Raporunda aşağıdaki şekilde yer almaktadır;

“Elektrik ve havagazı tesislerinin bugünkü yerinden kaldırılması meselesi zaman, zaman mevzubahis olmuştur. Fabrikaların durumu yakından tetkik edildiği zaman bu işin ne kadar müşkül ve masraflı olduğu görülür. Bugünkü vaziyetin, ihtiyacı karşılamamasına rağmen imkânsızlıklar yüzünden herhangi bir ilave ve tadilata fırsat bulunmamaktadır. Bu sebeple, müstakbel inkişaflarda azami tasarruf yoluna gitmek lazım gelecektir. Bu da, tesisleri olduğu yerde muhafaza etmekle kabildir. Ancak, fabrikaların bu günkü sahası havagazı tesisleri bakımından, ancak gelecekteki beş senelik bir ihtiyacı karşılamaya müsaittir. Bu müddetin hitamında havagazı tesislerinin yeni bir sahaya nakli icap edecektir. Fabrika ile yapılan temaslarda bu tevsi için en az 10 Ha.lık bir sahaya ihtiyaç olacağı anlaşılmıştır….Yeni havagazı fabrikası için idarece iki yer düşünülmektedir. Kayaş ve Güvercinlik civarı..”

1929 yılında yapılan ve 61 yıl hizmet verip kapandıktan sonra harabeye dönüşen Maltepe Havagazı Fabrikası ve Elektrik Santrali’nin yıkılacağı haberlerinin çıkması, başta TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi olmak üzere, büyük eleştirilerle karşılanmıştı.
Maltepe Havagazı Fabrikası, 1991 yılında alınan Yüksek Kurul kararı ve daha sonra açılan tüm karşıt davalara son veren Danıştay’ın 1993 yılında aldığı bir kararla kesinleşen “Yerinde Korunması” gerekli “Sanayi Arkeolojisi” niteliği taşıyan bir kültür mirası sıfatını kazanmıştır [10]. Ancak, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından bu kararlar yok sayılmış ve adı geçen yapıların koruma zırhı kaldırılarak yıkım kararı alınabilmiştir. Fabrika 14-15.06.2006 tarihinde gözlerden uzak olabilmek amacı ile gece yarısı yıkılmıştır.

…”Ülkemizde Atatürk’ün deyimiyle ‘çağdaş medeniyet düzeyine’ ulaşamamış toplumsal eğitim ve kültür seviyesi, kültür mirasımızın yeterince takdir edilmesini engellemekte, Havagazı Fabrikası gibi harap duruma düşmüş ama değerli bir endüstri mirasının da ‘halkın seçtiği Belediye yönetimince’ elden çıkarılmak istenmesine yol açabilmektedir. Toplumumuzun sivil örgütlenme, uzlaşı ve kurumsal işbirliği kültürünün eksik olması da, böyle bir yapının doğru zamanda onarılması, korunması ve değerlendirilmesine yönelik proje uygulamalarının hayata geçmesini engellemiş, bizi bugünlere getirmiştir. Koruma Kurulu olarak bu yaralara tuz basmak yerine, bu kültür varlığının DOĞRU ŞEKİLDE, uzmanlarının bilimsel katkılarıyla ve hukuki – demokratik süreçler izlenerek değerlendirilmesi için çözüm olacak kararlar üretmenizi bekliyoruz…[11]”


Fotoğraf 3: Ankara Havagazı Fabrikası Yıkımı
(Kaynak . http://www.ntvmsnbc.com/news/376729.asp)

Çağdaş ve medeni ülkelerde bu tür “Tarihsel/Kültürel Değerler”, “Sanayi Devrimi Ürünleri”, “Kentsel Anı Noktaları”, ‘özenle korunup, onarılmakta, gerekli ise yeni kullanımlar verilmekte ve çağdaş yaşama yeniden katılmaktadır.

1964 yılında ülkemizin de katıldığı “VENEDİK TÜZÜĞÜ” ilkeleri de bunu gerektirmektedir. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre de bu tür yapılar korunması gerekmektedir. Çünkü bu tür yapılar Cumhuriyet’in kalkınma hamlesini, azmini, o dönemin zorlukları içinde neler başarılabileceğini göstermektedir.

Benderesi ve Hisar 

II.3.3. Ulus Tarihi Kent Merkezi

1980 yılında, Ankara Ulus Tarihi Kent Merkezi ve yakın çevresinde 150 hektarlık bir alan içindeki tüm nazım ve uygulama imar planlarının yürürlüğü durdurulmuş ve yeni bir koruma amaçlı imar planı yapımına karar verilmiştir[12].
Bu karar ile Ankara’da I. derece, II. derece ve III. derece kentsel ve arkeolojik sit alan sınırları, tarihi ticari bölge ve etkileme geçiş alanları belirlenmiş ve “Geçit Dönemi Koruma Geliştirme Planı” onaylanmıştır [13]. Bu karar eki listede, Osmanlı dönemi yapıları ve Cumhuriyet mirası anıtsal yapılar ağırlıkta olmak üzere özellikle Atatürk Bulvarı (Bankalar Cad.) üzerindeki yapılar koruma altına alınmıştır.
Sit kararı alınması, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Madde 17’si uyarınca bu alanlarda yürürlükte olan imar planları uygulamasını durdurmakta ve bu alanlarda “Koruma Amaçlı İmar Planlarının” yapılması yükümlülüğünü belediyelere vermektedir.
Büyükşehir Belediyesi tarafından 1986 tarihinde açılan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Çevre Düzenleme Yarışması” sonucunda yarışmada birinciliği kazanan Prof. Dr. Raci Bademli başkanlığındaki ODTÜ Proje Ekibi ile yapılan sözleşme gereğince “Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı” hazırlanmıştır. Ankara Ulus Tarihi Merkezi’nin korunmasına yönelik olarak düzenlenen ve o dönemde bir “Çevre Düzenleme” projesi olarak nitelendirilen ulusal yarışma, ülkesel ölçekte kısmen uygulanma olanağı bulabilmiş nadir projeler arasında anılmaktadır.
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından 2006 yılında hazırlanan “Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı 1/5000 Ölçekli Koruma Amaçlı Nazım İmar Planı” ve “1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planları”[14] ve eki Plan Notları, Ulus’taki Cumhuriyet mimari mirasının özellikle 1960’larda yarışma ile elde edilenlerin bir kısmını ortadan kaldırmaya yönelik kararlar içermektedir.

5366 Sayılı “Yıpranan Tarihi ve Kültürel Taşınmaz Varlıkların Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanunun Uygulama Yönetmeliği”nin amaç bölümünde;
“…yıpranan ve özelliğini kaybetmeye yüz tutmuş; kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarınca sit alanı olarak tescil ve ilan edilen bölgeler ile bu bölgelere ait koruma alanlarının, bölgenin gelişimine uygun olarak yeniden inşa ve restore…" edilmesine ilişkin usulleri belirlemektedir.

Ankara Büyükşehir Belediyesi 15.07.2005 tarihinde, 5366 Sayılı Kanun uyarınca, Ulus’un da içerisinde bulunduğu Ankara Tarihi Kent Merkezi’ni “Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı” olarak ilan etmiştir.
Yenileme alanı sınırı belirlenirken;
1. Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Ankara Bölge Kurulu’nun 954 Sayılı Kararı ile uygun bulunan “Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma-Islah İmar Planı” ile
2. Gene aynı Kurulun 9280 sayılı Kararı ile uygun bulunan “Ankara Eski Kent Dokusunun Planlanması, Sağlıklaştırılması ve Koruması Projesi” nin,

Plan onama sınırları, “Yenileme Alanı Sınırı” olarak kabul edilmiş ve bu sınır Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilmiştir[15].

1/5000 ve 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planları’nın amacı; “Tarihi Kent Merkezi’ndeki işlevsizleşme ve çöküntüleşme sorunlarına planlama yaklaşımı içinde çözüm yolları geliştirmektir. Bu kapsamda, bölgenin ticari, turistik ve kültürel gelişimine uygun olarak restore ve yeniden inşa edilmesi yoluyla konut, ticaret, kültür, turizm ve sosyal donatı alanlarının ve bu amaçlara uygun yeni ulaşım kararlarının oluşturulması hedeflenmektedir”. (Plan 2)
“Taşhan Kapalı Çarşı” alanı yapılması planlanan alanda “İşlevsizleşme” ve Çöküntüleşme” sorunları yaşanmadığı, aksine Ulus merkezinin en canlı ve yaşayan kesimi olduğu gözlemlenmektedir. Bu nedenle; büyük bir ekonomik kayba, kentsel bellek kaybına, Cumhuriyet mimari mirasının yıkımına, çalışanların ve kiracıların işsiz kalma gibi büyük sosyal sorunlara neden olacağı açık olan bu “Özel Proje Alanı”, açılan davalar sonucu hukuken de uygun bulunmamış ve Ulus Planı’na yürütmeyi durdurma kararı verilmiştir[16].

II.3.3.1. Ulus İşhanı ve Beden Terbiyesi Binası

Ulus İş Hanı ve Beden Terbiyesi Binası[17], Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binası[18] ile Ulus Sebze Hali[19]; “Ulus Meydanı Ve Yakın Çevresi Özel Proje Alanı” nda kalmaktadır. 5862 Ada 1 Parseldeki Ulus İşhanı, Planda korunmuş ve Turistik Tesis İşlevi verilmiştir. 5862 Ada 1 Parsel Planda Y 45 envanter numarası ile tescillenmiştir. Yapının bütününü oluşturan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü binası ise tescillenmemiş ve koruma altına alınmamıştır.
Ancak, süresinde yapılan itirazlar Ankara BŞB Meclisi’nin 17.08.2007 Tarih ve 2127 Sayılı Kararı ile reddedilmiş ve yürütmenin durdurulması ve iptali talebi ile bu dava açılmıştır.


Fotoğraf 4. Ulus İşhanı


T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü tarafından 1952 yılında düzenlenen “İş Hanı ve Ulus
Meydanının Düzenlenmesi’’ konulu proje yarışması müellifleri dönemin tanınmış mimarları
Orhan Bozkurt, Orhan Bolak ve Gazanfer Beken ‘dir.
Ankara kentinin belleğinde önemli bir yere sahip olan yapı kompleksi, 1952–1953 yılları arasında Emekli Sandığı’nın İş hanı ve Ulus Meydanı’nın düzenlenmesi için açtığı yarışma sonucunda elde edilmiştir. 1927 yılında yapılan ve Ulus Meydanı’nın simgesi Zafer Anıtı (Atlı Atatürk heykeli) ve 1950’li yıllarda yapılan bu yapılar ile Ulus Meydanı, “Meydan” kimliğini kazanmıştır[20].
Ulus İş Hanı, Erken Cumhuriyet’in ulusal ve uluslararası mimarlık üsluplarından sonra 1950’ler mimarlığının modern çizgisini temsil eden simge yapılardan birisidir. Bu dönemde giderek aratan yeni ticari büro ve alışveriş mekânı gereksinimlerini karşılamak amacıyla inşa edilmiştir.
Yapının, üç tarafındaki yolların da yarattığı karmaşık kentsel çevreye karşın, sokaklarla ve Meydan ile kurduğu ilişki, yüksek büro bloğunun hafif gerilimli düzenlenişi gibi özellikleri ile Cumhuriyet Dönemi mimarlık tarihi değerlendirmelerinde önemli bir belge niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda yoğun ve aktif olarak kullanımının sağladığı ekonomik değer de göz ardı edilmemelidir.

Çarşı kompleksinde yer alan diğer yapılarla birlikte Ulus İş Hanı önemli bir anı değeri de taşımaktadır. Bu yapı da, yukarıda söz edilen bütün bu özellikleri ile yapı taşınmaz kültür varlığı olarak değerlendirilmeli ve mimarlık tarihimizin önemli örneklerinden birisi olarak korunmalıdır. Mimari olarak aynı anda yarışma ile elde edilmiş ve birbirinin tamamlayıcısı olan Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü Binası ile yanındaki, Ulus iş merkezi yapılarından birinin koruma altına alınarak diğerinin yıkılması anlamsızdır. Tescilli olmamasına rağmen, korunması gerekli yapıların koruma alanında önemli bir yere sahip kamu kurumu niteliğindeki yapıların yıkımı hem ekonomik açıdan hem de kent tarihindeki yeri açısından doğru bulunmamaktadır.
Üç bir tarafındaki yolların, dolayısıyla yakın kentsel çevresinin oldukça zor ve karmaşık verilerine rağmen; oluşturduğu iç avlular, sokaklarla kurduğu ilişki, Meydan’a, Heykel’e karşı tavrı, yüksek büro bloğunun hafif gerilimli yapısı ve benzeri unsurlar yapıya adeta bir ‘Kentsel Yapı’ statüsü kazandırmaktadır. Yapı, yakınçağ mimarlık tarihimiz açısından son derece önemli düzeyde bir belge değerine sahiptir. Aynı zamanda halen aktif bir şekilde kullanılması dolayısıyla işlevseldir ve ekonomik değeri vardır.
“Son 50 yılın Ankara’sında yaşayıp da bu çarşı kompleksinde yer alan Mişmiş Kuruyemişin sakızlı, fıstıklı dondurmasını, Akman bozasını bilmeyen herhalde çok az insan vardır. Bütün bunlar yapının ciddi bir anı değerine sahip olduğunun işaretleridir.”
Kısacası 50 yıldır yukarıda bahsedilen 2 yapıdan daha çok Ulus Meydanı’nı ‘Meydan’ yapan bu yapı, bir kültür varlığıdır ve özenle korunmayı hak etmektedir.


Plan 2. Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı İçinde Ulus Meydanı Çevresi (1/2000 Ölçekten Küçültülmüştür) (Kaynak: M. Tunçer Arşivi)

II.3.3.2. Anafartalar Çarşısı Ve Gümrük Müsteşarlığı Binası (1967) [21]

Ankara İmar ve Emlak İşletmesi T.A.Ş.tarafından 1967 yılında düzenlenen mimari proje yarışması sonucunda elde edilen projenin müellifleri dönemin tanınmış mimarlarından Ferzan Baydar, Affan Kırımlı, Tayfur Şahbaz’dır.
Çarşı yapıları, Hisarönü Caddesi üzerinde özel bir konuma sahiptir. Çarşı-İşhanı bloğu ile Büro binasının yalın ve kübik özellikleri, henüz çok yeni bir uygulama olan giydirme cephe malzeme ve teknolojileri ile yapıldığı dönemin tasarım anlayışını yansıtan bir belge niteliği taşımaktadır.


Fotoğraf 5: Yıkılmak İstenen Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binası
(Kaynak : http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480)


Aynı zamanda Ankara’nın ilk yürüyen merdivenin de bu yapıda bulunması anı değerini de güçlendirir. Binanın önemini artıran bir diğer özelliği ise ekonomik değeridir. Bu özellikleri ile Ulus Meydanı’ndaki “Cumhuriyet Mimari Mirası” olarak korunması gereken yapılar arasında yer almalıdır.
Gerek Çarşı/İşhanı Bloğunun, gerekse yüksek Büro Binasının sade kübik yapıları, katıksız Mies Vander Rohe’vari tavırları, gerek o dönem için çok yeni olan alüminyum giydirme cephe malzeme ve teknolojileri ile döneminin tasarım anlayışını ustaca yansıtan birer belge niteliğindedir. Anafartalar Çarşısı da dönemin modern mimari anlayışını temsil etmekte ve Ulus Meydanı’nı ‘Meydan’ yapan bu yapı, bir kültür varlığıdır ve özenle korunmayı hak etmektedir.


II.3.3.3. Ulus Sebze Hali (Ankara Hali) (1937)[22]

Arsa alanı 3.086,00 m2 olup, üzerinde 32,00 m2 ve 64,00 m2 büyüklüklerinde 44 adet bağımsız bölüm numaralı toplam 1440,00 m2 kapalı alana sahip dükkânlar ile orta sergi olarak ifade edilen Halin orta kısmında 14 adet, 8 m2’lik üstü kapalı, yanları açık olan, toplam alanı 112,00 m2 yarı kapalı alan mevcuttur.
Hal Binası ünlü Avusturyalı mimar Robert Oerley’nin tasarımıdır. Viyana’da çok sayıda dikkate değer binası bulunmaktadır. Yapım gereksinmesinin özellikle yeni başkent Ankara’da hızla artması, buna karşılık mimar sayısının yeterli olmaması nedeniyle 1927’den sonra yeniden bir yabancı mimarlar egemenliği dönemi başlar.
1929 Tahtakale yangını sonrasında açılan Posta Caddesi’nin Doğu ucundaki yapı, 1937 yılında Robert Oerley tarafından tasarlanmış ve uygulanmıştır. Dolayısıyla 77 yıldır bütün Ankara halkının ucuz alışveriş yapabildiği, Ulus’u ‘Ulus’ yapan ve ticaret canlılığını artıran Hal Binası her şeyden önce işlevsellik değerine sahiptir. Posta Caddesi’nin doğu ucundaki yapı, Hal Binası etkileyici lineer düzeni, betonarme teknolojisinin henüz çok yeni olduğu bir dönem olmasına karşın geniş betonarme saçakları ile 80 yıl öncesinin tasarım anlayışını yansıtan yapı önemli bir belge değeri taşımaktadır. Yapının geçmişten günümüze yoğun bir kullanıma sahip olması da anı değerini güçlendirmektedir.


Fotoğraf 6: Ulus Sebze Hali
(Kaynak : http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480)

Yapının son derece etkileyici lineer düzeni ve 1937 gibi henüz betonarme teknolojisinin çok yeni olduğu bir dönemde tasarlanması dahi zor olan güçlü göğe doğru açılan geniş betonarme saçakları gibi unsurları, yaklaşık 80 yıl öncesinin tasarım anlayışını yansıttığı için ciddi bir belge değerine sahiptir.
Doğrusu Hal gibi çok yoğun bir kullanıma sahip bir yapının anı değeri de aynı oranda yüksektir. Öte yandan yapının işlevinden kaynaklanan trafik sorunu aslında Ulus’un genelinden bağımsız değildir. Böyle olmasa dahi yapının kültürel önemini hiçbir şekilde azaltmamaktadır. Bu yapı da “Cumhuriyet Mimari Mirası” olarak onarılmalı ve çevresi yayalaştırılarak korunmalıdır.

II.3.3.4. Ulus Meydanı’nın Tarihsel Kimliği’nin Sürdürülmesi

Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 14 Ocak 2005 tarihinde, 1989 yılında onaylanan Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı’nın iptaline yönelik aldığı karar neticesinde yıkılma olasılığı bulunan binaların tescili için Mimarlar Odası Ankara Şubesi tarafından Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kuruluna başvurulmuştur.

Tescil için başvurulan binalar;
1. Akbank/Eski Lozan Palas/1920-1930
2. Türk Vakıfları Araştırma Merkezi / İlk Etibank /1935
3. Ankara Hali / 1937
4. Ankara Belediyesi / Belediye Ticaret Evi / 1947
5. Ulus Meydanı İşhanı / 1954
6. Modern Çarşı/1957
7. Anafartalar Çarşısı / 1967
8. Ulus Meydanı, Çarşı ve Büro Binaları / 1967

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na tescil için başvurulan yapılardan sadece Akbank /Eski Lozan Palas ile Türk Vakıfları Araştırma Merkezi / İlk Etibank yapıları taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiştir.

Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu, tarihi değeri olan yapıları tescillemiş, diğerleri için yetki alanına girmediğinden tescil kararı verememiştir[23]. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda, Cumhuriyet Mimari Mirası, modern mimarlık örnekleri ve yarışma ile elde edilmiş yapıların korunmasına ilişkin bir madde bulunmaması nedeni ile yapılar koruma altına alınamamıştır. Kaderine terk edilen Havagazı Fabrikası, kent merkezine adını veren Kızılay Binası gibi önemli yapılar zaman içinde yok edilmişlerdir. Bu tür mimari, anı, özel bir konum taşıyan yapılara ilişkin bir düzenlemenin yapılması gerekliliği de bulunmaktadır.

Ankara, günümüze kadar özgün ve önemli planlama kararlarına sahne olmuş, bu kararlar doğrultusunda üretilen yapılar ve kentsel mekânlar ile günümüzdeki görünümüne kavuşmuştur. Ankara’nın önemli odaklarından birisi olan Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılaşma süreci Geç Osmanlı Dönemi’nde başlamış ve Erken Cumhuriyet Dönemi’nde (1923-1950) devam etmiş, daha sonra 1950’lerin toplumsal ve ekonomik koşullarına uygun dönüşümün özelliklerini taşıyarak sürmüştür. Bu süreç sonucunda Ulus Meydanı, 20. yüzyıl boyunca Türkiye’de üretilen yapılı çevrenin farklı mimarlık anlayışlarını barındıran ve sergileyen bir bölge olarak önem kazanmıştır. Ulus Meydanı ve çevresindeki yapılar, kültürel kimliğin ve kent belleğinin önemli bileşenleri olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Ulus’un belirleyici özelliklerinden birisi, çok katmanlı bir yapı barındırıyor olmasından kaynaklanmaktadır. Ulus’a sadece bir fiziksel düzenleme değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik, kültürel düzenlemeler içeren bir süreç olarak bakılmalıdır.

“Ankara Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı 1/1000 Ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planı”, Plan Raporu’nun 3.2.8. Meydanlar Bölümü’nde Ulus Meydanında yapılması öngörülen kararlar yer almaktadır.

 Buna göre;
“Ulus Meydanının vurgulu bir biçimde ortaya çıkarılması, etrafındaki ticari ve diğer aktivitenin varlığını sürdürmesine bağlıdır. Meydanın, kamu kurumları, bankalar, otel gibi turistik ticari alanlar, müzeler, bütün şehre hitap eden iş hanları ve düşük gelir gruplarına yönelik perakende ticaret alanlarının kesişiminde bulunan stratejik bir noktada yer alması tarihsel kimliğini oluşturan temel bir unsurdur. Ulus Meydanının bundan böyle de söz konusu tarihsel kimliğini sürdürmesi ilkesi benimsenmiştir”[24].

Ulus Meydanı’nın etrafındaki ticari ve diğer aktivitenin varlığını sürdürmesi, tarihsel kimliğinin sürdürülmesi ilkesi benimsenmesine rağmen, Ulus’un merkezi iş alanı niteliğini oluşturan çok önemli yapıların plan kararı olarak yıkılması kararı Planın kendi iç çelişkilerinden biri olarak ortaya çıkmıştır. Bu Plan; Ulus’ta var olan Cumhuriyet mimari mirasının planla nasıl “korunamayacağına” da iyi bir örnek olarak görülebilir.

“Bu kapsamda Meydanın temel mekânsal değerlerini erken Cumhuriyet dönemi yapılaşmalarıyla kazandığı; 1950’li yıllardan itibaren Meydan çevresine yapılan yapıların “meydan”a katkısının sınırlı kaldığı ve hatta bazı örneklerde olumsuz sonuçlarının da olduğu belirlenmiştir. Söz konusu yüksek yoğunluklu yapılaşmanın Kale-Ulus-İstasyon görsel ilişkisini imkânsız kıldığı da başka bir gerçektir”[25].

“Erken dönem Cumhuriyet yapılarından olan “hal” binasının da arasta halinde yeniden tasarlanması ile bu çarşı sistemine ekleneceği ve Tarihi Ticaret Alanının bitimini tarif eden Sulu Han ile Ulus Meydanı çarşı sistemini bütünleştireceği öngörülmüştür. “Taşhan Kapalı Çarşısı” konsepti çerçevesinde birlikte ele alınan yapı grubunun doğal zeminde mevcut cadde ve sokaklar korunarak 2 ve 3 üncü katlardaki geçitlerle sürekliliğinin sağlanması yaklaşımı benimsenmiştir. Buna paralel olarak, Çarşının geleneksel Türk çarşısı unsurlarından olan “han”ların bir araya gelmesinden oluşması da uygun bulunmuştur.”

Plan Raporu’nda; 1950’li yıllardan itibaren yapılan yüksek yapıların Ankara Kalesi’nin oluşturduğu vistayı kaybederek, Ankara Kalesi, Hacıbayram Camii ve çevresindeki tarihi doku ile ilişkisinin koptuğu ileri sürülmektedir. Ulus İşhanı yüksek kitlesinin, Sümerbank Binası ile uyum yerine, Anafartalar Çarşısı ve Gümrük Müsteşarlığı Binaları ile birlikte önceki dönemin tüm yapılarını ve mekânlarını kitlesel olarak ezdiği, Ankara Kalesi ve Ulus’un İstasyon tarafından engellendiği belirtilmektedir. Bu gerekçelerin, Ulus’ta 40 yıldan beri oluşmuş ve modernleşmenin, modern mimarlığın temsilcileri olan ve her biri yarışma ile elde edilmiş yapıların yıkılmasına amaç olarak Plan kararı haline getirilmesi, şehircilik ilkeleri, sanat tarihi ve mimarlık tarihi açılarından da doğru bulunmamaktadır. Bu gerekçeler ve Plan Kararları alanın tarihsel dokusu ve tarihsel gerçeklerle örtüşmemektedir[26].

III. Sonuç ve Öneriler

Ülkemizde, başta Başkent Ankara’da olmak üzere pek çok kentte korunması gerekli Cumhuriyet Dönemi anıtsal yapıları, sivil mimarlık örnekleri, konut yerleşme dokuları ve diğer kültürel varlıklar ile giderek yok olmaktadır. Bu yok oluşun başlıca nedenleri arasında yerel yönetimlerin hazırladıkları nazım ve uygulama imar planlarında, Cumhuriyet Dönemi taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına değil, yenilenmesine yönelik aldıkları kararlar ve kentsel rant kaygısı bulunmasıdır. Ancak, bireysel rant kaygıları dışında yapıların eklentilerle, yol genişletme ve yeni yol açılması, eskime ve köhneme nedeni ile yıkılarak yenilenmesi gibi nedenlerle elden çıktığını söylemek olasıdır.

Cumhuriyet’tin ilanından sonra yapılmış ve büyük ölçüde batılılaşmanın etkisi altında şekillenen mimari ve çevresel özellikle tek yapı ve dokulardan anıtsal nitelikte olanların dışında büyük ölçüde yasal koruma altında (tescillenmemiş ve belgelenmemiş) olmaması da başlıca korunamama nedenidir.

Ankara örneğinde; Hermann Jansen Planı ve Yücel Uybadin Planı kararları incelendiğinde; Cumhuriyet Dönemi mimari eserleri ve kentsel dokuları hakkında 1960’lı yıllara kadar herhangi bir koruma kaygısının bulunmadığı söylenebilir. Hatta 1957 Planı ve 1960 Kat Rejimi Planı’nda, Yenişehir kesiminin merkezi iş alanı olarak geliştirilmesi önerilmiş ve yıkılıp yenilemelerle 4-5 katta 6-10 kata çıkarılmasının yolu açılmış ve yapılar parsel parsel yıkılarak yenilenmiştir.

Ankara‘ da çevre ölçeğinde eski eser saptama ve belgeleme (tespit ve tescil) çalışmaları, Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından ilk olarak 1964 yılında yapılmış ve 1/1000 ölçekli haritalara envanter numaraları ile işlenmiştir. Bu çalışmalar sonucunda Cumhuriyet’in mimari mirası olan yapıların anıtsal olarak nitelendirilebilecek birçoğu da koruma altına alınmıştır. Bu çalışmalar 1972 yılında tekrarlanmış, aynı envanter numaraları kullanarak ve bazı yapılar tescilden düşürülerek yeni bir tescil listesi hazırlanmıştır.

Cumhuriyet’in mimari mirası olarak nitelendirilebilecek birçok yapının korunması düşünülmediği, ya da üzerindeki çok katlı imar kararları nedeni ile korunmasının mümkün görülmediğinden saptama ve belgeleme çalışmalarında değerlendirilmediği söylenebilir. Ayrıca, saptama ve belgeleme çalışmaları Kültür (ve Turizm) Bakanlığı’nın birimleri tarafından yapıldığından ve bu birimlerin kendi elemanlarının uzmanlıkları açısından genellikle “Kentsel Sit”, “Arkeolojik Sit” ve “Doğal Sit Alanları” nda bu çalışmalarını gerçekleştirdikleri düşünülmelidir. Dolayısı ile erken Cumhuriyet döneminde gelişen mahalleler, ticari alanlar ve sanayi alanları genellikle bu çalışmaların dışında kalmakta ve belirgin anıtsal örnekler dışında korumaya yönelik ilk adım olan bu çalışmalar gerçekleştirilmemektedir.

Yasal olarak da bu yapı ve dokuların korunmasına yönelik bir yaptırım bulunmamaktadır. 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nda yer alan “korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları” şunlardır[27]:

a) Korunması gerekli tabiat varlıkları ile 19 uncu yüzyıl sonuna kadar yapılmış taşınmazlar,
b) Belirlenen tarihten sonra yapılmış olup önem ve özellikleri bakımından Kültür ve Turizm Bakanlığınca korunmalarında gerek görülen taşınmazlar,
c) Sit alanı içinde bulunan taşınmaz kültür varlıkları,
d) Milli tarihimizdeki önlemleri sebebiyle zaman kavramı ve tescil söz konusu olmaksızın Milli Mücadele ve Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunda büyük tarihi olaylara sahne olmuş binalar ve tespit edilecek alanlar ile Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından kullanılmış evler.

Ancak, Koruma Kurullarınca mimari, tarihi, estetik, arkeolojik ve diğer önem ve özellikleri bakımından korunması gerekli bulunmadığı karar altına alınan taşınmazlar, korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı sayılmazlar.

Hükümleri bulunmaktadır. Yani, bir taşınmazın “19. yüzyıl sonuna kadar yapılmış” olması ya da Bakanlık tarafından korunmalarına “gerek görülmesi”, “sit alanı içinde” bulunmaları korunma kriteridir. Bu durumda diğer yapılar ve hatta mahallelerin planlama ve imar sürecinin içinde yok olmaları çok kolaylaşmaktadır.
Cumhuriyet’in Mimari Mirası’nın halen sürmekte olan yok olma sürecini durdurabilmek ve koruma altına alabilmek amacı ile aşağıdaki önlemler alınmalı ve gerekli çalışmalar yapılmalıdır:

1. Ülke çapında Cumhuriyet’in Mimari Mirası tek yapı ve çevresel örneklerinin ve kentsel çevrelerinin üniversiteler, odalar, sivil toplum kuruluşları tarafından saptanması ve belgelenmesi gerekmektedir.

2. Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, korunması gerekli taşınmaz kültür varlıkları kapsamına “Cumhuriyet’in Mimari Mirası”, “Cumhuriyet Kentsel Siti” , “Endüstri Mirası” vb. kavram ve tanımlar ilave edilmelidir.

3. Tek yapı, doku ve çevre ölçeklerinde saptama ve belgeleme çalışmaları sürerken var olan ve Cumhuriyet’in mimari mirasını tehdit eden imar planları “Koruma Amaçlı” olarak yeniden ele alınmalı ve gerekirse yürürlükleri durdurularak iptal edilmelidir.

4. Üst ölçeklerden (1/100 000, 1/25 000), uygulama ölçeğine kadar (1/1000) giden tüm plan düzeylerinde “Cumhuriyet’in Mimari Mirası” nın korunması ve geliştirilmesine yönelik stratejiler, politikalar ve plan kararları alınmalıdır.

5. Hızlı gelişen kentlerde tarihsel çekirdeği korumak amacı ile kent merkezini dışa yönlendirici ve dağıtıcı (desantralizasyon) politikalar uygulanmalı ve Cumhuriyet Dönemi yapılaşmış kesimi üzerindeki baskıların azaltılması hedeflenmelidir.

6. Koruma kararlarının uygulanması amacı ile tıpkı kentsel sit alanlarına yönelik olarak alınan parasal ve örgütsel öneriler “Cumhuriyet Kentsel Sit” i denilebilecek alanlarda da alınmalıdır.


KAYNAKLAR

Jansen, H., 1937, “Ankara Şehri İmar Planı”, Alaattin Kral Basımevi.
Aslanoğlu, İ. (Akademik Koor.), Ergut, A., E., Güvenç, Ö., G., Bancı, S., Şahin, F.R. 2005, “Bina Kimlikleri: Ankara”, Cumhuriyetin 25. Yılı, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mayıs
“Bilirkişi Raporu, 2007/1411”, Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.
“Ankara Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Yenileme Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı ve Plan Raporu”, Hassa Mimarlık Ltd., 2006.
Tunçer, M., 2001, “Ankara (Angora) Şehri Merkez Gelişimi (14. - 20. Yy)”, Kültür Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri, Dizisi No : 292.
Mimarlık, 1952, sayı: 5-6, s. 29-31, 38-40.
Günay, B., “1/1000 ölçekli Ulus Tarihi Kent Merkezi Koruma Islah İmar Planı’na İlişkin Açıklamalar”, http://www.arkitera.com/v1/gundem/ulus/yazi3.htm
Kurtdaş, E., Sönmez, N., Nizamoğlu, S., “Şehir Plancıları Odası’na Sunulan 29.01.2007 Tarihli Rapor”Lodos, E., Evrensel, 2007, “En Büyük Yıkım Projesi”,
TMMOB Şehir Plancıları Odası; “Şubemiz Ulus''taki Son Gelişmeleri Değerlendirdi: Ulusa Koruma Değil Yıkım Planı!” http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=2366
http://www.yapi.com.tr/turkce/haber_detay.asp?NewsID=56630&haberoylandi=2
http://www.haberler.com/ulus-tarihi-kent-merkezi-yenileniyor-haberi/
http://www.haberx.com/n/1006946/ulus-tarihi-kent-merkezi-icin.htm
http://www.arkitera.com/haber_21117_turizm-ve-kultur-bakanligi-ulus-icin-kendi-binasini-yikacak.html
01.11.2006 Tarihinde Yapılan Toplantıda Sunulan ”Ankara Tarihi Kent Yenileme Alanı Projesi"’ne İlişkin Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi Görüşü.
http://www.mimarlarodasiankara.org/?id=1480
ERGİR, Y., "Piknik" - Tuna Caddesi, 1/A, Yenişehir / Ankara http://library.atilim.edu.tr/bulten/sayilar/2006-03/ankara.htm.
Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 13.11.1991 Tarih ve 1477 Sayılı Kararı, Danıştay 6. Dairesi’nin 13.1.1993 Tarih ve 19 Sayılı Kararı.
Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) ’nin Basın Açıklaması (14.06.2006)


[1] Doç. Dr., Şehir ve Bölge Yük. Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru (AÜ-SBF), Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölüm Başkanı.

[2] Bina Kimlikleri: Ankara, Cumhuriyetin 25. Yılı, TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi, Mayıs 2005, Aslanoğlu, İ. (Akademik Koor.), Ergut, A., E., Güvenç, Ö., G., Bancı, S., Şahin, F.R.
[3] Ankara İmar Planı İzah Notu, 1957, S. 8.
[4] ERGİR, Y., "Piknik" - Tuna Caddesi, 1/A, Yenişehir / Ankara
“Atatürk Bulvarı'nın Piknik'in olduğu tarafında; Sıhhiye tarafına doğru: Kültür Kitabevi, Vog Çorapçısı, Me-Ka Bebe, Öztrak'ların Bulvar Pasajı, girişte merdivenle çıkılan belki de papağanı hala sağ olan Bulvar Eczanesi, karşısında Osmanlı Bankası- Ankara Şubesi, pasaj içinde Coşkun Kundura, karşısında Sobotta Atlasları’nı da satan Zeki Mumcu Kırtasiye, Triko Mısırlı, yine Bulvar üstünde Erler Mağazası, Şen Triko, İskender Kundura, Örücü Süleyman, içi hep kuyumcu dükkanı olan Büyük Çarşı, çok güzel bir sinema olan Büyük Sinema, Meram Pastanesi, Tempo Çamaşır, bina dışında "uçak ile" - "şehir içi" diye pirinç kapaklı kutularına mektup atılan postane, az ilerisinde ayakkabıcı, MEA, Lufthansa, Pan American havayolu şirketleri ve şu anda Ordu Evi olan Yüksel Palas vardı.
Çankaya tarafına doğru ise: İş Bankası, Milli Piyango, üzerinde Cumhuriyet Gazetesi, Trakya Şarküteri, Hacı Bekir, topu havaya dikmiş 0-1-2 Spor-Toto, Menekşe Mağazası, Fulya Oyuncakçısı, Kamelya Çiçek, Emek Kuruyemişçisi, Ali Nazmi Pasajı köşesinde İstanbul Eczanesi, alt katında Sağyaşar Plak, yaşlı karı kocanın oyuncakçı dükkanı, dışarıda Erenköy Manavı, Sakarya Caddesi'nde Şefik Goralı'nın Goralı'sı, Köroğlu Şarküteri, Bilgi Kitabevi, Tarhan Kitabevi, Sergen Pastanesi, Derya Mağazası, onun yanında, hala faal olan Foto Güzel, şimdi Soysal Han'ın olduğu köşede bahçesindeki masalarıyla Restoran Cevat, Ziya Gökalp Caddesi köşesinde Ulus Sineması, Flamingo, Penguen pastaneleri şu anda çocukluğumdan hatırlayabildiklerim. Mahmut Macit'in benzincisinin tam karşısındaki "Sandviç" ise daha sonraki dönemlerde açılmıştı. http://library.atilim.edu.tr/bulten/sayilar/2006-03/ankara.htm,


[5] Uybadin, R., Yücel, N., Ankara İmar Planı İzah Notu, 1957, S. 9.

[6] Y.a.g.e., S.10.
[7] 21.10.1996 tarih 391 nolu K.T.V.K.Kurulu Kararı ile “Körfez Lokantası’na” ev sahipliği yapan “Eşref Özand Evi” tescil edilmiştir.
[8] TMMOB, Mimarlar Odası açıklaması.
[9] Tunçer, M., “Bir Cumhuriyet Çınarı Daha Yıkıldı”, Ankara Magazine Dergisi, Temmuz 2006.
[10] Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’nun 13.11.1991 Tarih ve 1477 Sayılı Kararı, Danıştay 6. Dairesi’nin 13.1.1993 Tarih ve 19 Sayılı Kararı.
[11] Koruma ve Restorasyon Uzmanları Derneği (KORDER) ’nin Basın Açıklaması (14.06.2006)
[12] Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nun 12.04.1980 Gün ve A-2167 Sayılı Kararı.
[13] Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Bilirkişi Raporu, 2007/1411, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.
[14] Yenileme Alanı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü'nün 17.05.2007 tarih ve 25 sayılı kararı ile uygun bulunmuştur. Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 15.06.2007 tarih ve 1619 sayılı kararı ile onaylanmıştır.
[15] Bakanlar Kurulu’nun 2005/9289 sayı ve 08.08.2005 tarihli kararı, 07.09.2005 Tarih Ve 25929 Sayılı Resmi Gazete’de Yayımlanarak Yürürlüğe Girmiştir.
[16] "… Ankara 10. İdare Mahkemesinin 23.07.2008 tarih ve E: 2007/885, K: 2008/2258 sayılı kararıyla iptal edildiği görüldüğünden, bu karara bağlı olarak 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planlarının onaylanmasına ilişkin dava konusu Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi kararının hukuki dayanaktan yoksun kaldığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptaline… oybirliğiyle karar verildi." Ankara 1. İdare Mahkemesi 2007/1498 E. sayılı dava sonucu.
[17] 5862 Ada 1 Parsel
[18] 5040 Ada 1 Parsel
[19] 834 Ada, 1 Parsel
[20] Mimarlık Dergisi, 1952, sayı: 5-6, s. 29-31, 38-40.
[21] 5040 Ada, 1 Sayılı Parsel
[22] 834 Ada 1 Sayılı Parsel
[23] Koruma Kurulu’nun 09.12.2005 Tarih ve 1111 Sayılı Kararı.
[24] Ankara Tarihi Kent Merkezi Koruma Amaçlı Yenileme Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı Raporu, Hassa Mimarlık Ltd. S. 111.
[25] Yage., S.111.
[26] Ankara 4. İdare Mahkemesi Başkanlığı, Bilirkişi Raporu, 2007/1411, Tunçer, M., Akpolat, M., Alpagut, L.

[27] İkinci Bölüm - Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları, Madde 6.

BOLU’DA YENİ BİR TERMAL TURİZM MERKEZİ: KARACASU


BOLU’DA YENİ BİR
TERMAL TURİZM MERKEZİ : KARACASU



Prof. Dr. Mehmet Tunçer
Abant İzzet Baysal Üniversitesi
Mühendislik Mimarlık Fakültesi
Mimarlık Bölümü Başkanı

2007 Ağustos ayından bu yana, “Dünya Cenneti Bolu” ‘da Abant İzzet Baysal Üniversitesi Gölköy Kampusunda “Mimarlık Bölümü” başkanı olarak görev yapıyorum..
Üniversite, Türkiye’nin iki metropolü olan Ankara ve İstanbul şehirlerinin arasında doğal güzelliklerle çevrili Bolu’ya 8 km mesafede kurulmuş...
Bilim üretmek, eğitim yapmak ve bulunduğu yöreyi aydınlatmak hedefiyle yola çıkan Abant İzzet Baysal Üniversitesi, bu üç temel görevini yerine getirirken, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Atatürk’ün “çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma” direktifini gerçekleştirmeyi ana hedefi olarak görmekte...
Bir devlet üniversitesi olan Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Türkiye’nin en büyük hayırseverlerinden biri olan İzzet Baysal’ın 70 trilyon liralık (yaklaşık 42 milyon dolar) tesis ve donanım yatırımı ile kısa sürede mükemmel bir fiziki yapı ve üstün bir teknolojik donanıma ulaşmış.

Mimarlık Bölümümüz 2008 yazında YÖK’ten onay aldı ve kuruldu..Şu an 30 öğrencimiz var, Bölümde 3 Bilimsel Araştırma Projesi ve 1 Bolu Belediyesi Araştırma Projesi sürdürülmekte..

Bu yazıda size kısaca sürdürmekte olduğumuz Karacasu Termal Turizm Gelişim planlaması ile ilgili bilgi vermek istiyorum..
Yapılacak araştırma ve projelendirme çalışmaları sonucunda Karacasu ve yakın çevresinde; jeotermal kaynak potansiyeli ile beraber ekolojik, doğal, kültürel, tarihi değerlerinin, kırsal mimari ve peyzajın, sosyo-ekonomik kaynaklarının sürdürülebilirlik ilkesi çerçevesinde, koruma-kullanma dengesi gözetilerek turizme yönlendirilmesine yönelik kararlar getirilmesiyle termal turizm ve termal turizmle bütünleşebilecek alternatif turizm türlerine yönelik yeni yatırım alanları oluşturulacaktır.
Bu alanlar, aynı zamanda Bolu’nun gelecekte giderek artacak olan doğa turizmi için de konaklama talebinin karşılanacağı potansiyel alanlardır.

1. KONUM ve GÜNÜMÜZDEKİ DURUM

D-100 karayolu ve TEM otoyolu'nun Bolu’dan geçmesi nedeniyle Karacasu Termal Turizm Merkezi Alanına karayoluyla kolay ulaşım imkânı bulunmaktadır. Bolu kent merkezinden düzenli olarak toplu taşım araçlarıyla ulaşılabilmektedir.

Bolu ve Karacasu Beldesi, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Fay Kırığı üzerinde 1. Derece Deprem kuşağı içinde yer almaktadır. Bu nedenle yapılaşmalarda, Deprem Yönetmeliğine kesinlikle uyulması gerekmektedir.

Karacasu merkezinde; 30 hektarlık alan 17.10.1993 tarih ve 21731 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı ile Turizm Merkezi ilan edilmiştir. Mevcut termal otel güney ve güney-batısında Karacasu Belediyesi’nin İmar Planı bulunmaktadır.
Planlanan Termal Turizm Merkezi Sınırları içerisinde; ORÜS ve sosyal tesisleri ile Üniversitemiz ve İzzet Baysal Vakfı tarafından planlama ve uygulaması üstlenilen “İzzet Baysal Fizik Tedavi ve rehabilitasyon Hastanesi Alanı” da bulunmaktadır.

Öneri Termal Turizm Alanı yaklaşık 400 hektardır ve içerisinde Sultanbey Köyü, Sultanköy, Çampınar, Hıdırşeyleri ve Taşoluk Köyleri ve bunlara bağlı mahalleler bulunmaktadır.

Bu köyler ve yakın çevreleri I. ve II. sınıf tarım toprağı olarak değerli ve korunması gerekli alanlardır. Ayrıca güney ve güney-batıda yer alan orman alanları ve orman eşikleri de korunması gerekli önemli doğal değerlerdir.

Kırsal yerleşimler, köy ve mahalleler ise geleneksel kırsal mimari özellikleri, sulu verimli tarım toprakları ile korunması ve geliştirilmesi gerekli değerlerdir.

Eski Karacasu Termal Turizm Merkezinde 210 000 m2 lik alanın imarı, otel ve kür parkı olarak parselasyonu yapılmıştır. Kaplıcaların yakınında Termal Otel, Büyük Kaplıca Tesisleri, Küçük Kaplıca Otel ve Tesisleri ile Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi ile aile pansiyonları bulunmaktadır.

Karacasu Termal Turizm Alanı, Karacasu Belde Belediyesi sınırları içinde bulunmakta iken alınan yasal bir kararla Bolu Belediyesine bağlanmıştır. 2008 Yılı başlarında; Termal Turizm Merkezi’nin alanın genişletilmesi çalışmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından başlatılmıştır.

Planlama kapsamında;

1. Yaklaşık 15 000 yatak kapasiteli bir turizm merkezi oluşturulması,

2. Bu turizm merkezine yönelik ticaret ve hizmet/servis alanlarının planlanması,

3. Karacasu Merkezi, Berk ve Küçük Berk köyleri Merkezlerinin alt ölçeklerde (1/500) detayda kentsel tasarım ve peyzaj projelerinin hazırlanması,

4. Bolu Termal Turizm Merkezini kış ve doğa sporları merkezlerine (Gölcük, Aladağlar ve Kartalkaya) bağlayacak bir teleferik güzergahının planlanması,

5. Otel, motel ve tatil köyü gelişimleri ile birlikte, aile pansiyonculuğuna ve butik otellerin yapımına olanak sağlayacak tasarımların yapılması,

Öngörülmüştür. Bu çalışmalar sonucu Bolu’nun termal ve doğa turizmine yönelik gelişimini sürdüreceğini ve doğal çevresini korurken ülke turizmine katkı sağlayacağı düşüncesindeyim..

Kalın sağlıcakla..

(Ankara Magazine Dergisi'nde yayınlanmıştır)

III. International Workshop on Sustainable Living (13-20 June 2009) Bolu, TURKEY




ABANT IZZET BAYSAL UNIVERSITY (AIBU)
FACULTY OF ENGINEERING AND ARCHITECTURE
DEPARTMENT OF ARCHITECTURE

III. International Workshop on Sustainable Living
13-20 June 2009, Bolu, TURKEY



Based on the Gaia Education Ecovillage Design Curriculum - an official contribution to the United Nations Decade of Education for Sustainable Development 2005-2014.

Inspired by Gaia Education.
Supported by Abant İzzet Baysal University, AIBU Foundation for Reseach and Development, METU, Güneşköy Cooperative.

What is the International Workshop on Sustainable Living?
Climate change, approaching peak oil, and depletion of non-renewable resources are challenging sustainability of life on earth. There is a need for an education that empowers citizens through knowledge and tools which enable them to actively participate in the design and creation of sustainable communities and bioregions.

“International Workshop on Sustainable Living" will empower individuals with the knowledge for shaping their worlds and becoming more self-reliant while engaging in community, bioregional as well as international cooperation.
The programme is based on the Ecovillage Design Education (EDE) Curriculum, developed by a team of leading edge sustainability educators from 23 ecovillages worldwide. The Ecovillage Design Education is a training curriculum in holistic sustainable community design and development. It is based on four core pillars: the social, worldview, ecological and economic dimensions of sustainability and draws on the experience and expertise developed in a network of some of the most successful ecovillages and community projects across the earth. The programme of this workshop covers the social and ecological dimensions of EDE cirriculum.

Program Content:
June 13 Saturday -Opening, introduction, designing for sustainability,
June 14 Sunday -Social sustainability- building community, embracing diversity, communication skills (Non-Violent Communication based)
June 15 Monday -Art of leading in the circle, facilitation, inclusive decision making processes
June 16 Tuesday -Holistic science and spiral dynamics, transition town movement
June 17 Wednesday -Whole systems approach to ecological design,
-Climate change and energy policies
June 18 Thrusday -Appropriate technology: Water, climate change and energy policies, Turkey’s sustainability case studies
June 19 Friday -Carbon and ecological footprint analysis, green building
June 20 Saturday -Worldview, participants feedback and closure
June 21 Sunday -Departure

Speakers:
May East Sustainability Educator, Director of Gaia Education,
Coordinator Findhorn Ecovillage Education Programmes
Michael Shaw Ecological Designer and Engineer,
Director of The Ecovillage Institute at Findhorn
İnci Gökmen Educator, METU, Prof. Dr.
Güneşköy Cooperative
Ali Gökmen Educator, METU, Prof. Dr.
Güneşköy Cooperative
Deniz Dinçel Biologist, EDE Trainer, Gaia Education-Turkey
Mehmet Tunçer Urban and Regional Planner, Educator, AIBU
Head of the Department of Architecture, AIBU, Assoc. Prof. Dr.

Organizing Committee:
Mehmet Tunçer AIBU Department of Architecture
İnci Gökmen METU Chemistry Department, Güneşköy Cooperative
Ali Gökmen METU Chemistry Department, Güneşköy Cooperative
Deniz Dinçel Gaia Education Turkey
Assistants:
Mehmet Saner AIBU Department of Architecture
Meral Yücel AIBU Department of Architecture

Who Can Apply?
University students, educators, trainers, individuals involved in sustainable community initiatives of all kinds; professionals in building careers; permaculture and sustainable regional planners; social workers, business people interested in ethical development.

The Language of the Workshop:
English.

Registration fee: 150 TL (72 Euro). There is a limited bursary fund. If you need financial support please let us know with your application.

Price for Accommodation per Day:
AIBU Guest House -double rooms, including breakfast 20 TL. (€ 9).

Prices for Food:
Approximately € 10 per day.

Applications: Please send your application no later than May 27, 2009 to

surdurulebilir@gmail.com

Friday, November 21, 2008

ÇEVRE DÜZENİ PLANLAMASINDA COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİN KULLANIMINA ÖRNEK

TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası Ankara Şubesi
I. CBS Günleri Sempozyumu 2008
19-21 Kasım 2008, Ankara

ÇEVRE DÜZENİ PLANLAMASINDA COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİNİN KULLANIMINA ÖRNEK:
ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK ÇEVRE DÜZENİ PLANI

M. Tunçer1
1Doç. Dr. Şehir ve Bölge Yük. Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru (AÜ-SBF), Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Başkanı - Gölköy-Bolu mehmettuncer56@gmail.com

ÖZET


Bu Bildiride; 2000’li yılların başından bu yana üst ölçekli planlama ve çevresel denetim arayışı içinde olan kamu yönetiminin, reform niteliğinde bir çalışması olan “İl Çevre Düzeni Planları (ÇDP) ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ilişkisi ele alınacaktır. Bu Bildiri’de bu çalışmalara örnek olarak; UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. Şti ve Jeo-Tek İş Ortaklığı Grubu tarafından hazırlanan, “Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı” ele alınmıştır.


Anahtar Sözcükler: Coğrafi Bilgi Sistemi, Çevre Düzeni Planı, Havza, Stratejik Planlama, Doğal Kaynak Yönetimi.

I. ÇEVRE DÜZENİ PLANLARI VE COĞRAFİ BİLGİ SİSTEMİ

Çevresel bilgilerin coğrafi olarak işlenmesi gün geçtikçe gelişmekte ve her gecen gün çok sayıda ve farklı amaçlara hizmet eden Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) yazılımları kullanıma sunulmaktadır. Haritalarla görsel veri elde etmek mümkün olduğundan coğrafi bilgi sistemleri özellikle karar verme aşamasında önemli kolaylıklar sağlamaktadır. Veriler sürekli güncellenebilir ve internet ortamında diğer kuruluşlarla paylaşılabilir. Bu nedenle hem kuruluşlar arasında aynı işlemin tekrar yapılması olasılığı önlenir hem de şeffaflık artırılabilir. Bu şekilde hareket ederek personel sayısının azaltılmasıyla maliyetler düşürülmekte ve üretim hızı artmaktadır. Bunlara ilave olarak en önemlisi yapılan isin kalitesi artmaktadır. Çok fazla sayıda senaryo üreterek, önemli olan faktörler belirlenebilir. Bu nedenle CBS yazılımları özellikle Bölge Planlama çalışmalarında çok kullanılmaktadır.
Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından NUTS temel alınarak, il bazında ya da ilgili birkaç ili içeren “Planlama Bölgesi” oluşturmak suretiyle hazırlanan bu planlarda Coğrafi Bilgi Sistemleri kurularak planlama çalışmaları tamamlanmıştır. Zonguldak, Bartın, Karabük İlleri Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında, Havza Bazında CBS kullanılarak tüm doğal, tarihsel ve beşeri veriler güncel uydu görüntülerinden yararlanılarak hazırlanmıştır[1] (Harita 1).

CBS oluşturulmasında HEDEF:
Çevre sorunlarının mekânsal arazi kullanımı üzerindeki etkisinin araştırılması,
Dengeli ve sürdürebilir kalkınma,
Ekonomik kararlarla ekolojik kararları bağdaştırma,
Rasyonel olarak doğal kaynakları kullanma,
Potansiyel ve mevcut arazi kullanım kabiliyetlerini belirleme,
Karar alıcılara rehberlik edecek dijital veri tabanını oluşturmakdır.

Şekil 1 : Zonguldak, Bartın, Karabük İlleri Uydu Görüntüsü (Kaynak: Jeotek & UTTA İşortaklığı)


I.1. Çevre Düzeni Planları ve Zonguldak, Karabük, Bartın Örneği

Çevre Düzeni Planı (ÇDP) kavramı, günümüz planlama pratiğinde, üzerinde sık durulan ve tartışılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir tanıma göre Çevre Düzeni Planı; “Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirleyen ve 1/25.000, 1/50.000, 1/100.000 veya daha küçük ölçekli olarak hazırlanan plandır” (Çevre Düzeni Planları’nın Yapılması Esaslarına Dair Yönetmelik). 1960'lı yıllardan itibaren üst ölçekli ÇDP planlama çalışmalarını Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yürütmüş, günümüze kadar ülkenin yaklaşık %5’inin planlama çalışmaları tamamlamıştır. Ancak, bu çalışmalar, Avrupa Birliği uyum sürecinde olan ülkemizin özellikle çevre ve kentsel gelişme sorunlarının çözümünde, talep ve hedeflerinde yetersiz kalmıştır.

Ülkemizde, “Sürdürülebilir Kalkınma İlkesi” doğrultusunda, rasyonel doğal kaynak kullanımının sağlanması, koruma-kullanma dengesinin kurulması, çevrenin korunması ve kirliliklerin önlenmesi, doğru yer seçiminin sağlanarak çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşmenin önlenmesi için, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin belirlendiği Çevre Düzeni Planları’nın hazırlanması ve onaylanması 4856 Sayılı Kanun uyarınca Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir.

Çevre ve Orman Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 4856 sayılı Kanun’un 2.maddesi (h) bendi ile 10.maddesi (c) bendinde; “Dengeli ve sürekli kalkınma amacına uygun olarak ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkân veren rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlamak üzere, kalkınma plânları ve bölge plânları temel alınarak çevre düzeni plânlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak, uygulanmasını sağlamak” görevi bulunmaktadır.

5491/2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9.maddesinin (b) bendinde ise;“Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”denilmektedir.

Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı arasında uzun süren hukuk mücadelesi yapılmış ve yukarıda anılan hükümler uyarınca Çevre Düzeni Planları’nın yapılması görevi Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmiştir. Ülke genelinde; il, havza ve bölge sınırları göz önüne alınarak 31 ilimizi içine alan 10 Planlama Bölgesi belirlenmiştir. Çevre Düzeni Planı'nın hazırlatılabilmesi için planlama bölgeleri kapsamında yer alan Valilikler ile Bakanlık arasında İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Coğrafi Bilgi Sistemlerinden faydalanılarak veri tabanına bağlı olarak hazırlanan planlar 2007 sonunda bitirilmiştir. Ayrıca, Bakanlık koordinasyonunda 7 İl'e yönelik ÇDP çalışmaları da, İl Valilikleri ile birlikte yürütülmektedir. 2008 yılı içerisinde 13 ili kapsayan 4 planlama bölgesi için ihale yapılmış ve çalışmalar başlatılmıştır.

Çevre Düzeni Planları; Coğrafi Bilgi Sistemi kurularak; uydu görüntüleri kullanılarak, yaklaşık 30 katman veri (tarım, orman, jeoloji, hidroloji, ekoloji ve diğerleri) kullanılarak hazırlanmış ve her türlü bilgi ve verinin ilişkisel veri tabanı üzerinde yönetimi için veri tabanı modeli oluşturulmuştur. (Şekil 2)


ARAZİ VERİLERİ
SAYISALLAŞTIRMA EDİTLEME VE YAPILANDIRMA
HARİTALAR
DOKÜMANLAR
HAVA FOTOĞRAFLARI
UYDU GÖRÜNTÜLERİ






GRAFİK OLMAYAN VERİLER
FOTOGRAMETRİK SAYISAL
KIYMETLENDİRME
SAYISAL GÖRÜNTÜ İŞLEME
RASTER TARAMA

FOTOGRAMETRİK KIYMETLENDİRME SONRASI EDİTLEME
COĞRAFİ VERİ TABANI
VERİ KÜTÜKLERİ
ARAZİDE COĞRAFİ BİLGİ TOPLAMA

Şekil 2. Çoğrafi Veri Tabanı Hazırlama
(Kaynak: Jeotek & UTTA İşortaklığı)

Coğrafi Bilgi Sistemi kurularak;
Doğru ve güncel bilgi kullanılmış,
Bilgiler kolay işlenecek ve sunulmuş,
3 Boyutlu arazi modellemesi hazırlanmış,
Arazi kullanımları, tüm analitik etütler ve Çevre Düzeni Planları detaylı gösterilmiş,
Plancılara ve yöneticilere karar verebilmek için altlıklar hazırlanmış,
Kısa zamanda daha az maliyetle sonuca ulaşacak ve alt ölçekli (1/25 000, 1/5000 vd) planlara yön verecek bir sistem kurulmuştur.

Araştırma safhasında gerekli olan veriler toplanmış, araştırma ve sentez paftaları hazırlanmış ve elde edilen sentez paftaları yardımı ile plan paftaları ve plan notları CBS ortamında oluşturulmuştur ArcGIS Programı kullanılarak oluşturulan Zonguldak, Bartın, Karabük İlleri Çevre Düzeni Planı (1/100 000 Ölçekli) ve bu plan için hazırlanan analiz, değerlendirme, seçenekler ve plan aşaması hazırlanmıştır (Örnek Harita 2-3-4).
Zonguldak, Bartın ve Karabük İlleri Çevre Düzeni’nda CBS çalışmaları Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından verilen veritabanı formatı çerçevesinde oluşturulmuştur. Bakanlık bu veritabanı firmalara iletmiş ve pafta, raster ve sayısal tüm veriler, sözel ve harita verileri bu yazılım içine aktarılmıştır.

II.2. Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planlama Hedefleri

Günümüzde “Çevre”, önemine uygun biçimde ve giderek artan bir duyarlıkla toplumların gündeminde yer almakta, özellikle sürdürülebilirliğinin sağlanması bağlamında çok önemli çabalar harcanmaktadır. Konuya ayrılan uluslar arası fonların ve ulusal kaynakların yerinde ve verimli bir biçimde kullanılabilmesi için uluslararası işbirlikleri, uygulama ve denetim düzenleri kurularak işletilmektedir. Bu nedenle, hazırlanacak olan çevre düzeni planında da bu konunun bir ana hedef olarak ele alınması gerekli görülmektedir. Ekolojik özellikler ve doğal kaynaklar, ekonomik ve sosyal gelişme için ana kaynaklar olarak benimsemelidir.
Çağdaş yaşamın olumsuz ve kaçınılmaz sonucu olarak, çevre giderek kirlenmekte, yer yer insan yaşamını tehdit eder boyutlarda tahrip olmaktadır. Bu yüzden insanların yaşamlarını sürdürdükleri yapay çevreyi oluşturmak ve yaşam süresince doğal çevre ile yapay çevre arasında dengeli ve sürekli birlikteliği sağlamak üzere, çevre, her ölçekteki planlama çalışmasında büyük bir duyarlılıkla göz önünde bulundurulmalıdır.
ÇDP’nın elde ediliş ve yaşama geçiriliş süreçlerinde de, bu yaklaşımın hiç göz ardı edilmemesi gerekir. Planlama ve uygulamanın her aşamasında ÇEVRE, çok iyi tanınması ve kullanılması gerekli, yaşamsal, “olmazsa olmaz” bir kavram olarak algılanmalıdır.
Bu açıklamadan anlaşılacağı gibi özellikle Çevre’nin öncelikli girdi olacağı bir Plan geliştirme çalışmasında “Çevresel Hedefler” in öncelikle ele alınması, önemine uygun biçimde ayrıntılandırılarak incelenmesi, değerlendirilmesi gerekir (Tunçer, M., 2007).
Bu amaçla, Çevre Düzeni Planı’nın Çevresel Hedefleri aşağıda sıralanmışlardır:

· Su Kaynaklarının Korunması,
· Su Yüzeylerinin (Deniz, doğal ve yapay göllerin) Korunması,
· Su Yüzeylerini Besleyen Su Kaynaklarının Korunması,
· Yeraltı Su Kaynaklarının Korunması,
· Su Kalitesinin Korunması ve İyileştirilmesi,
· Su Kirliliğinin Önlenmesi ve Su Niteliğinin Geliştirilmesi,
· Katı Atıkların Toplanması, Geri Dönüşümünün Sağlanması,
· Sıvı Atıkların Toplanması ve Arıtılması.
· Hava Kirliliğinin Önlenmesi,
· Toprak Kirliliğinin Önlenmesi,
· Gürültü Kirliliğinin Önlenmesi,
· Görüntü Kirliliğinin Önlenmesi,
· Sanayi Tesislerinin Yaratmış Olduğu Kirliliğin Önlenmesi,
· Erozyonun Önlenmesi,
· Taşkın ve Sellerin Önlenmesi,
· Flora ve Faunanın Korunması,
· Sulak Alanların Korunması,
· Orman Alanlarının Korunması,
· Kentsel, Arkeolojik, Doğal ve Kültürel Değerlere İlişkin Hedefler.

Sıralanan bu hedeflerin tümü; “canlıların yaşamasını ve gelişmesini sağlayan fiziksel, kimyasal ve biyolojik faktörlerin bütünlüğünü, bir başka anlatımla Doğal Çevre’yi kapsamaktadır. Bu hedefler, çevrenin bir bütün olarak korunması gereğine ilişkin hedeflerdir.

II. SONUÇ VE ÖNERİLER

Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından 2005 yılından bu yana sürdürülen 1/100 000 Ölçekli İl Çevre Düzeni Planları’nda “Coğrafi Bilgi Sistemi” oluşturulmasına gayret edilmesi ileri bir adım olarak görülmektedir. Ancak, bu çalışmalarda tam olarak “Coğrafi Bilgi Sistemi” kurulduğu söylenemez. Çevre Düzeni Planlarında sorgulamaya ve bu sorgulamalardan elde edilen verilerle karar üretmeye yönelik çalışmalar firmaların program bilgileri dahilinde yapılmıştır. Tüm verilerin ortak bir veritabanında toplanmış olması olumludur. Gerek veritabanının kullanımında ve gerekse plan oluşumunda programın yeteneklerinin kullanarak Çevre ve Orman Bakanlığı, ihaleyi alan firmalar ve sonrasında illerde bu planları kullanacak ve uygulayacak olan İl Özel İdareleri, Belediyeler gibi kurumların rahatça kullanabilecekleri sorgulama ve sorguya bağlı değerleme arayüzleri oluşturulması, gerek programın ve gerekse veritabanındaki verilerin kullanımı, veriye ulaşım ve sorgulama sonucu karar üretme çalışmalarında katkı sağlayacaktır (Demirdağ, T., Jeotek Ltd.) .
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Danışmanlığını yapan Firmanın burada ara yazılımlar geliştirerek Bakanlığın ihtiyacına göre sorgulama arayüzleri oluşturması gerekmekteydi. Zonguldak Karabük Bartın Çevre Düzeni Planı çalışmalarında; verilerin veritabanında depolanması, plan çizimi dışında uydu görüntüleri ve YÜKPAF dediğimiz yükseklik paftaları kullanılarak eğim analizleri yapılmıştır. Ayrıca, ARCGIS dışında örneğin orman alanlarının sınıflandırılması konusunda ayrı bir yazılım kullanılarak uydu görüntülerinden Orman olan ve olmayan yerlerin sınıflandırma çalışmaları yapılmıştır. Buna benzer çalışmalar farklı konular için de yapılabilir. Bu tür çalışmalarda tüm veriler için standartlar oluşturulmalı ve bu standartlar çerçevesinde girdi yapılması gerekmektedir. Ancak; Çevre ve Orman Bakanlığı bu hazırlığı yapamadığı için, biten planlama bölgelerini aynı standarta getirebilmek için ayrı bir ihale yapma gereksinimi doğmuştur.
İl bazında veya birkaç ili içeren “Planlama Bölgesi” bazında hazırlanan Çevre Düzeni Planları’nın uygulanması aşamasında birçok yerel ve merkezi kamu kurum/kuruluşunun verilere ve plana hızlı erişimi, bilgilerin güncellenmesi ve izlenmesi (monitoring) büyük önem taşımaktadır. Planın “Performansı” nın değerlendirilmesi ve gerektiği zamanlarda ilave ve revizyonu da ancak CBS ortamının etkin olarak -web temelli olarak- hazırlanması ve erişiminin kolaylaşması ile daha sağlıklı olabilecektir.



KAYNAKLAR

Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1 / 100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Hükümleri, (2007), Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
Tunçer, M., (2007), Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Açıklama Raporu, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
Demirdağ, T., (2008), Jeotek Ltd. çalışanı ile yapılan görüşme.
Çevre Düzeni Planlarının Yapılması Esaslarına Dair Yönetmelik, 04.11.2000 Tarih ve 24220 Sayılı Resmi Gazete.
Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 4856 Sayılı Kanun.
ÇED ve Planlama Gn. Md., http://www.cedgm.gov.tr/dosya/planlama/cdplanlari.htm, erişim 21.08.2008 itibariyle.
UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı, Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı Analiz Paftaları.


[1] Bu çalışmalar, Şehir ve Bölge Plancısı, Çevre Mühendisi, Jeoloji Mühendisi, Harita Mühendisi, Biyolog, Mimar, İstatistik Uzmanı, Coğrafi Bilgi Sistemi Uzmanı vb. farklı disiplinlerden oluşan bir teknik ekip ile Uydu Görüntüleri kullanılarak Coğrafi Bilgi Sistemi yardımıyla hazırlanmaktadır.

Tuesday, September 16, 2008

ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK PLANLAMA BÖLGESİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI

ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ
İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi

VI. KAMU YÖNETİMİ FORUMU
9-11 Ekim 2008

BÖLGESEL PLANLAMA ARAÇLARI İÇİNDE “ÇEVRE DÜZENİ PLANLARI” NIN YERİ, YÖNTEMİ ve YÖNETİMSEL SORUNLARI:
ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK PLANLAMA BÖLGESİ ÖRNEĞİ
Doç. Dr. Mehmet Tunçer
Şehir ve Bölge Yük. Plancısı (ODTÜ), Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilim Doktoru (AÜ-SBF), Abant İzzet Baysal Üniversitesi, Mühendislik Mimarlık Fakültesi,
Mimarlık Bölümü Başkanı - Gölköy-Bolu mehmettuncer56@gmail.com

Bildiri Özeti:
Bu çalışmada; son yıllarda Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanmakta olan “1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planları” özetle ele alınacaktır. Bu planların, akarsu havzaları ve ekolojik koridorlar dikkate alınmadan, bir ya da birkaç ilin idari sınırını temel alarak hazırlanması doğru bulunmamaktadır. Bu bildiri kapsamında örnek olarak; akarsu havzaları temelinde, “Stratejik Projeler” oluşturularak hazırlanan, “Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı” incelenmiştir. Çevre Düzeni Planlarında “Klasik Planlama” yaklaşımı ile “Stratejik Planlama Yaklaşımı” ve “Entegre Doğal Kaynak Yönetimi Modeli” arasındaki farklar değerlendirilmiştir.
Anahtar Sözcükler: Çevre Düzeni Planı, Akarsu Havzası, Stratejik Planlama, Doğal Çevre, Doğal Kaynak Yönetimi.

1. KONU ve AMAÇ
Bu çalışmada; 2000’li yılların başından bu yana üst ölçekli planlama ve çevresel denetim arayışı içinde olan kamu yönetiminin, reform niteliğinde bir çalışması olan “İl Çevre Düzeni Planları (ÇDP) ele alınmıştır. NUTS temel alınarak, il bazında ya da ilgili birkaç ili içeren “Planlama Bölgesi” oluşturmak suretiyle hazırlanan bu planlarda, akarsu havzaları temel alınmamış ve klasik planlama yaklaşımı uygulanmıştır. ÇDP’lerin elde edilme süreci esnasında, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı, Çevre ve Orman Bakanlığı, Valilikler (İl Özel İdareleri) ve Yerel Yönetimler arasında yetki kargaşası, ölçek karmaşası ve idari sorunlar bulunmaktadır. Örnek olarak, Proje Koordinatörü olarak görev yapılan, “Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı” ele alınarak; yasal, yönetsel boyut, havza yönetimi modeli, stratejik entegre doğal kaynak planlaması ve stratejik projeler değerlendirilmiştir.
2. ÇEVRE DÜZENİ PLANLARI ve TEMEL SORUNSAL
Çevre Düzeni Planı (ÇDP) kavramı, günümüz planlama pratiğinde, üzerinde sık durulan ve tartışılan bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir tanıma göre Çevre Düzeni Planı; “Ülke ve bölge plan kararlarına uygun olarak konut, sanayi, tarım, turizm, ulaşım gibi yerleşme ve arazi kullanım kararlarını belirleyen ve 1/25.000, 1/50.000, 1/100.000 veya daha küçük ölçekli olarak hazırlanan plandır” (Çevre Düzeni Planları’nın Yapılması Esaslarına Dair Yönetmelik).
1960'lı yıllardan itibaren üst ölçekli planlama çalışmalarını Bayındırlık ve İskân Bakanlığı yürütmüş, günümüze kadar ülkenin yaklaşık %5’inin planlama çalışmaları tamamlamıştır. Ancak, bu çalışmalar, Avrupa Birliği uyum sürecinde olan ülkemizin özellikle çevre ve kentsel gelişme sorunlarının çözümünde, talep ve hedeflerinde yetersiz kalmıştır.
Genel olarak, il merkezlerine ve kıyı alanlarına yönelik olarak hazırlanmış 1/25.000 ölçekli ÇDP’ler ile yerel yönetimler tarafından üretilen alt ölçekli planlar (1/5000, 1/1000) arasında uyumsuzluklar yaşanmaktadır. Bu planlar kullanıcıların ihtiyacına cevap vermemektedir. Uyumsuzlukların giderilmesi ve güncelleme için de yerel yönetimlerce sürekli bu planlarda ilave, revizyon veya değişiklik yapılmaktadır. Dolayısıyla planların bütünlüğü sürekli bozulmakta ve parçacı yaklaşımlar sergilenmektedir. Plan olmayan yerlerde ise durum çok daha kötüdür. Belediye yetkisi dahilinde Nazım ve Uygulama İmar Planı, Mevzii İmar Planları ile makro hedefsiz, çözümsüz ve gereksinime cevap veremeyen planlama çalışmaları gerçekleştirilmektedir.
Ülkemizde, “Sürdürülebilir Kalkınma İlkesi” doğrultusunda, rasyonel doğal kaynak kullanımının sağlanması, koruma-kullanma dengesinin kurulması, çevrenin korunması ve kirliliklerin önlenmesi, doğru yer seçiminin sağlanarak çarpık kentleşme ve çarpık sanayileşmenin önlenmesi için, koruma ve gelişme politika ve stratejilerinin belirlendiği Çevre Düzeni Planları’nın hazırlanması ve onaylanması 4856 Sayılı Kanun uyarınca Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yerine getirilmektedir.
Çevre ve Orman Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 4856 sayılı Kanun’un 2.maddesi (h) bendi ile 10.maddesi (c) bendinde; “Dengeli ve sürekli kalkınma amacına uygun olarak ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkân veren rasyonel doğal kaynak kullanımını sağlamak üzere, kalkınma plânları ve bölge plânları temel alınarak çevre düzeni plânlarını hazırlamak veya hazırlatmak, onaylamak, uygulanmasını sağlamak” görevi bulunmaktadır.
5491/2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9.maddesinin (b) bendinde ise;“Ülke fizikî mekânında, sürdürülebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda, koruma-kullanma dengesi gözetilerek kentsel ve kırsal nüfusun barınma, çalışma, dinlenme, ulaşım gibi ihtiyaçların karşılanması sonucu oluşabilecek çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar plânlarına esas teşkil etmek üzere bölge ve havza bazında 1/50.000-1/100.000 ölçekli çevre düzeni plânları Bakanlıkça yapılır, yaptırılır ve onaylanır. Bölge ve havza bazında çevre düzeni plânlarının yapılmasına ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”denilmektedir.
Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı arasında uzun süren hukuk mücadelesi yapılmış ve yukarıda anılan hükümler uyarınca Çevre Düzeni Planları’nın yapılması görevi Çevre ve Orman Bakanlığı’na verilmiştir. Ülke genelinde; il, havza ve bölge sınırları göz önüne alınarak 31 ilimizi içine alan 10 Planlama Bölgesi belirlenmiştir. Çevre Düzeni Planı'nın hazırlatılabilmesi için planlama bölgeleri kapsamında yer alan Valilikler ile Bakanlık arasında İşbirliği Protokolü imzalanmıştır. Coğrafi Bilgi Sistemlerinden faydalanılarak veri tabanına bağlı olarak hazırlanan planlar 2007 sonunda bitirilmiştir. Ayrıca, Bakanlık koordinasyonunda 7 İl'e yönelik ÇDP çalışmaları da, İl Valilikleri ile birlikte yürütülmektedir.
ÇDP’ler, Coğrafi Bilgi Sistemleri ortamında; uydu görüntüleri ve yaklaşık 30 katman veri (tarım, orman, jeoloji, hidroloji, ekoloji ve diğerleri) kullanılarak hazırlanmış ve her türlü bilgi ve verinin ilişkisel veri tabanı üzerinde yönetimi için veri tabanı modeli oluşturulmuştur.
Araştırma safhasında gerekli olan veriler toplanmakta, araştırma ve sentez paftalarının hazırlanması ve elde edilen sentez paftaları yardımı ile plan paftaları ve plan notları sayısal ortamda oluşturulmaktadır:
Bu çalışmada temel sorunsal; Çevre Düzeni Planları’nın “Havza Bazında” değil, NUTS Bölgeleri temel alınarak bir veya birkaç il bazında ele alınması ve kamu yönetimleri arasında çatışma ve yetki kargaşasına neden olabilecek boyutlar taşımasıdır.
Ayrıca, klasik plan tekniği ve yaklaşımlarının, “Yapısal” ve “Stratejik” planlama yaklaşımına tercih edilmesinin de önemli bir sorunsal olduğu düşünülmektedir.
Bu sorunsallar, “Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı” örneğinde irdelenmiş ve değerlendirilmiştir.
Bu örnekte; planlama yaklaşımı, uzun vadeli kalkınma planlarının uzantısı ve ayrılmaz bir parçası olarak bir “Entegre Kaynak Yönetim Modeli” dir. Planda; “Stratejik Proje”lere dayalı bir planlama yöntemi benimsenmiştir.
3. ZONGULDAK, BARTIN, KARABÜK PLANLAMA BÖLGESİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI’NDA HAVZA YÖNETİMİ MODELİNİN UYGULANMASI
Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı (ZBK-ÇDP), bu illerin yönetsel sınırları ile tanımlanan alanı kapsamaktadır. Bu sınırlar içinde, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından belirlenmiş Ereğli Havzası (680 km2), Filyos Havzası (13 300 km2) ve Bartın Havzası (1342 km2) bulunmaktadır. Bu havzaların bazı küçük kaynakları planlama bölge sınırı dışında olmasına rağmen, Plan’da akarsu havzası yönetimine yönelik kararlar üretilmiştir (Plan 1).
2025 yılını hedefleyen, ZBK-ÇDP’nin amacı;
· Planlama Bölgesi’nin hedef ve stratejilerini belirlemek, koruma – kullanma dengesini kurmak, bunu yaparken doğal çevrenin korunması, sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak üzere arazi kullanım kararlarını belirlemek, kentsel ve kırsal gelişmeleri değerlendirmek ve yönlendirmek.
· Planlama Bölgesi’nin arkeolojik, tarihsel ve kültürel değerlerini korumak,
· Farklı temel ekonomik sektörlerin gelişme hedeflerini, sürdürülebilirlik bağlamında dengeli bir nüfus hedefi ile sağlıklı bir çevrede geliştirmek,
· Alt ölçeklerde hazırlanacak her türde fiziksel ve sosyo-ekonomik plan ve projelere esas oluşturacak planlama kararlarını oluşturmaktır.
ZBK-ÇDP de, “Havza Yönetimi” ‘ne ilişkin kararlar, özellikle su kaynakları, diğer doğal kaynakları besleyen yeraltı ve yüzeysel suların toplandığı bölgeler, bu bölgeler içerisindeki toprak, hava, flora ve fauna ve tüm doğal kaynaklar ile hassas eko sistemlerin oluşturduğu su havzalarını içermektedir. Plan’da, planlamanın “İL” bazında değil “HAVZA” bazında ele alınması gerektiği her aşamada vurgulanmaktadır. (ZBK-ÇDP 1 / 100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Hükümleri)

Plan 1: Zonguldak; Bartın; Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı (Kaynak: UTTA Ltd. ve JEO-TEK Ltd. İş Ortaklığı)

Bu amaç doğrultusunda, “Havza Yönetim Modeli” oluşturularak sosyo-ekonomik sektörel gelişmeler, altyapı yatırımları ve diğer kaynak kullanımları, çevresel şartlarla birlikte dikkate alınarak, özellikle finansman kaynaklarının yaratıldığı yerinden yönlendirme, planlama, denetim, izleme ve diğer hizmetlerin sağlanması gerçekleştirilecektir (Tunçer, M., 2007, ZBK-ÇDP, Plan Açıklama Raporu).
ZBK-ÇDP’ de “entegre kaynak yönetimi”; “Bir su toplama havzasında, ekolojinin temel esasları dikkate alınarak, toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik kalkınmasını sağlayacak şekilde doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının planlanması, geliştirilmesi ve yönetilmesidir” biçiminde tanımlanmaktadır. Bu bağlamda; ele alınan üç havza’da; Ereğli, Filyos ve Bartın’da “Havza Yönetim Merkezleri” nin oluşturulması önerilmektedir. Havza Yönetim Merkezi, Çevre ve Orman Bakanlığı öncülüğünde, merkezi yönetim teşkilatları ve yerel yönetim birimleri tarafından oluşturacaktır. (Tunçer, M., 2007, ZBK-ÇDP, Plan Açıklama Raporu) Bu birimler, ÇDP verilerinin sürekli güncel tutulması, kaynak yaratılması, plan ve proje üretilmesi, karar ve uygulama süreçlerinin yönlendirilmesi görevlerini üstlenecektir. Bu birimin Merkezi Yönetim kısmını, Çevre Orman Bakanlığı, DSİ, Ekonomik Kalkınma Ajanı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Valilikler, Ulaştırma Bakanlığı, Bakanlıkların İl Müdürlükleri oluşturacaktır. Yerel Yönetim kısmında ise ilgili belediyeler görev alacaktır.
Zonguldak, Bartın ve Karabük İllerinde “Havza Bazında” kararların alınmasına yönelik stratejik, entegre, sürdürülebilir gelişim modelinin uygulanması ve Çevre Düzeni Planı’nın bu Model ile hazırlanmasının ileri bir adım olduğu düşünülmektedir. Bu Plan, yüzyılın en önemli sorunlardan biri olan küresel ısınma, bu bağlamda su kaynaklarının, ormanların, tarım topraklarının korunmasında ve sürdürülebilir gelişmenin sağlanmasında Planlama Bölgesi için önemli bir araç olabilecektir (Tunçer, M., 2007, ZBK-ÇDP, Senaryo ve Seçenek Geliştirme Raporu, S.2).
4. STRATEJİK PROJELER İLE ENTEGRE DOĞAL ve KÜLTÜREL KAYNAK YÖNETİMİ MODELİ
Çevre ve Orman Bakanlığı, fiziki arazi kullanım planlarının yerine Stratejik Planlama (Strategic Planning) anlayışının birçok ülkede kullanılmamakta olduğunu ileri sürmektedir. Bakanlık; stratejik planlamanın, daha çok üst ölçek planlarını üretmiş olan ülkelerin sorun ve problem özelinde plan ve çözüm üretmesine olanak sağlayan bir planlama türü olduğu görüşünü ileri sürmektedir. (http://www.cedgm.gov.tr/dosya/planlama/cdplanlari.htm)
Aksine, “Stratejik ve Yapısal Planlama” birçok ülkede uygulanmakta olan çağdaş ve ileri bir planlama yaklaşımıdır. Eğer, Ülke Milli Fiziki Planı ve Bölge Planı bulunmuyorsa 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planları uygulamaya konulacak en üst ölçekli bir Plandır. Bu yaklaşımda, planlamaya konu olan mekan için önce “genel geliştirme” ya da “dönüştürme stratejileri” üretilmektedir. Bu temel stratejilerin ya da politikaların ışığı altında, her bir sektör için ayrıntılı analizler yapılmakta ve bunlar için uygulamaya dönük ayrıntılı kararlar üretilmekte, planlar ve projeler elde edilmektedir. Bu yeni yaklaşımda, aynı zamanda plan uygulama araçları da tanımlanmaktadır. Parasal, yasal ya da teknik araçların planlama ve uygulama aşamalarında sağlanması için bir bütünlük içinde kullanılmaktadır. (Tunçer, M., 2007, ZBK-ÇDP, Senaryo ve Seçenek Geliştirme Raporu, S.2).
ZBK-ÇDP ‘de yapısal planlama anlayışı ile Alt Planlama Bölgeleri oluşturulmuş ve zaman içinde bunlara ilişkin 1/25.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planları ve daha detay planların hazırlanması öngörülmüştür. Alt Bölgeler sektörel açıdan gelişme potansiyeline sahip alanları kapsayan; nüfus, işgücü, sosyal ve ekonomik veriler ışığında gelişme eğilimlerinin belirlendiği ve daha detaylı incelenerek tamamı için bütüncül alt ölçekli çevre düzeni planı veya nazım imar planı yapılacak bölgelerdir. Planda; Muslu ve Filyos Vadisi Planlama Alt Bölgesi, Bartın ve Bartın Kıyı Kesimi Planlama Alt Bölgesi, Karabük – Safranbolu Planlama Alt Bölgesi olmak üzere 3 Planlama Alt Bölgesi belirlenmiştir (Tunçer, M., 2007, ZBK-ÇDP, Plan Açıklama Raporu).
Plan; Çevre Bakanlığı tarafından hazırlanan diğer Çevre Düzeni Planları’ndan farklı olarak sürdürülebilir gelişimi Stratejik Proje ve Planlara dayalı olarak ele almış ve bu yönde kararlar geliştirmiştir. ZBK-ÇDP yapım sürecinde ve onama aşamasında, Planı klasik çevre düzeni plan tekniğine yönlendirme isteklerine karşın, bu yöntem ve stratejiler geliştirilerek korunmuştur. Her bir Proje diğer projelerle sosyal ve ekonomik, çevresel bağlamda birbiriyle ilişkili olarak, alt ölçekli planlama ve projelendirme çalışmalarına yön verecek karar ve ilkeleri barındırmaktadır.
Plandaki Stratejik Projeler, içerikleri ve plan hükümleri özetle aşağıda verilmektedir: (ZBK-ÇDP, Plan Açıklama Raporu ve Plan Hükümleri, 2007)
STRATEJİ 1: FİLYOS VADİSİ PROJESİ: Planlama Bölgesi’nde, demir çelik sanayi dışındaki ağır sanayiler, Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci olumlu tamamlandıktan, gerekli arıtma, filtrasyon sistemlerini tamamladıktan ve çevre kirliliğini önlemeye yönelik tedbirleri aldıktan sonra Filyos Vadisi içindeki Bölgesel Çalışma Alanı’nda yer seçecektir.
STRATEJİ 2: TAŞKÖMÜRÜ ÜRETİMİ VE MADEN İŞLETME PROJELERİ: Kömür işletmeciliğinin ekonomik olarak sürdürülmesine yönelik kararlar alınacak, fizibilite etütleri ilgili idareler ve/veya kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanacaktır. Ekonomik Kalkınma Ajansı (EKA), Kömür Üreticileri işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaklardır.
STRATEJİ 3: DEMİR ÇELİK ÜRETİMİ: Demir Çelik Sektörü’nün gelişmesine yönelik kararlar alınacak, fizibilite etütleri, ilgili idareler ve/veya kurum ve kuruluşlar tarafından hazırlanacaktır. Demir çelik sektörünün gelişmesi için Ekonomik Kalkınma Ajansı, Demir Çelik Üreticileri Derneği işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaklardır.
STRATEJİ 4: ENERJİ ÜRETİMİ PROJELERİ: Enerji Üretimine ilişkin tesisler yapılmadan önce olası Çevresel Etkileri irdelenecektir. İlgili idareler tarafından yeni teknolojiler ile metan gazı üretimine geçilmesine yönelik fizibilite, plan ve projeler hazırlanacaktır. “Yenilenebilir Enerji Kaynakları” ndan yararlanmak amacıyla, Rüzgâr Enerjisi Üretimi için potansiyel alanlardan; Batı Karadeniz kıyılarında, Bartın-Amasra-Kurucaşile kıyı bandında, ilgili idareler tarafından, Rüzgâr Enerjisi Santrali için gerekli çalışmalar yapılacaktır.
STRATEJİ 5: HAVAYOLU ULAŞIMI: Saltukova Havalimanı; Filyos Limanı, Bölgesel Çalışma Alanı ve Demiryolu İstasyonu ile entegre çalışabilecek şekilde yeniden organize olacak ve işletmeye açılacaktır.
STRATEJİ 6: ENERJİ ÜRETİMİ (HİDROELEKTRİK) VE TAŞKIN ÖNLEME : Hidroelektrik Santralleri çevreye zarar vermeden oluşturulacak ve taşkın, sel gibi akarsu düzensizliğinden kaynaklanan sorunlara çözüm getirilecektir. Bu projelerde Ekonomik Kalkınma Ajansı ile DSİ işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaklardır.
STRATEJİ 7: KÜLTÜREL VE TARİHSEL ÇEVRE KORUNMASI VE KÜLTÜREL TURİZM: Var olan “Koruma Amaçlı İmar Planları”ndan güncelliğini yitirmiş olanlar yeniden ele alınacak ve uygulamaya sokulacaktır. Yöre mimarlığının korunması amacıyla Safranbolu-Yörük Köyü benzeri kırsal yerleşmelerde saptama ve belgeleme çalışmaları yapılarak bu yerleşmelerdeki yapıların ve çevrenin korunması sağlanacaktır. Geleneksel el sanatlarının geliştirilmesi sağlanacaktır. Yörük Köyü – Safranbolu arası ve civarı, Amasra güneyinde yer alan Turizm/Konaklama koridorlarındaki uygulamaların öncelikli olarak geliştirilmesi bağlamında, “Kültürel Turizm” ve “Eko turizm” ağırlıklı alanlardır. Bu koridorlarda, alt ölçeklerde, düşük yoğunluklu, doğal çevre ile uyumlu turizm planlamaları yapılacaktır.
STRATEJİ 8: DENİZ TAŞIMACILIĞI: DLH Genel Müdürlüğü ve Denizcilik Müsteşarlığı işbirliği ile Zonguldak ve Bartın İllerinde deniz ulaşımı, taşımacığını ve yat turizmini destekleyici strateji ve politikalar geliştirilecek, “Deniz Ulaştırma Ana Planı” hazırlanacaktır. Bölgedeki limanlar birbirlerini tamamlar nitelikte çalışacaktır. Zonguldak ve Filyos Limanları uluslararası ithalat ve ihracatta kullanılabilmesi için gerekli çalışmalar yapılabilir. Bartın ve Amasra Limanları geliştirilecek, deniz ulaşımı ve yatçılığa yönelik değerlendirilecektir.
STRATEJİ 9: MİLLİ PARKLAR Ekolojik öneme sahip alanlarda, biyo-çeşitlilik envanteri, bölgede bulunan Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ile diğer üniversitelerin Biyoloji bölümleri tarafından çıkartılacaktır. Biyolojik çeşitliliğe ilişkin (flora ve fauna) listeleri güncel tutulacak, tehdit altında bulunan ve endemik türlere ilişkin koruma çalışmaları yapılacaktır.
STRATEJİ 10: ORMAN ALANLARI, MİLLİ PARKLAR ve TABİAT PARKLARI: Kastamonu–Bartın Küre Dağları Milli Parkı, Tampon Bölgesi ile birlikte hazırlanacak “Uzun Devreli Gelişim Planı” ile korunacaktır. Yenice Ormanları’nın; Kumluca, Kozcağız ve Zafer Ormanları ile birlikte değerlendirilerek, Çitdere ve diğer Tabiatı Koruma alanları da dikkate alınarak, “Doğal Çevre Koruma Statüsü” (Milli Park, Tabiat Parkı, Doğal Sit vb.) kazandırılmasına ilişkin, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından bilimsel bir çalışma yapılacak ve koruma altına alınacaktır.
STRATEJİ 11: TARIM, ORMANCILIK ve SULAMA: Ereğli, Filyos ve Bartın Havzalarında, Havza Bazında var olan “Sulama Ana Planları” geliştirilerek tarım alanlarının korunması ve üretimin arttırılması için gerekli çalışmalar yapılacaktır. D.S.İ Genel Müdürlüğü tarafından belirlenen, bu plan üzerinde gösterilen mevcut ya da planlanan sulama alanları korunacaktır.
STRATEJİ 12: DOĞAL ÇEVRE KORUNMASI VE DOĞA TURİZMİ: Milli Parklarda, planda (E) işareti ile gösterilen alanlarda/yerleşimlerde ve yaylalarda doğal ve kültürel kaynak zenginliği nedeniyle; klimatizm, at ile gezinti etkinliği, dağcılık etkinliği, doğada serbest yürüyüş, kamping/çadırlı kamp, kayak, kuş gözlemciliği, mağaracılık, yamaç paraşütü etkinlikleri için uygun alanlar bilimsel yöntemlerle saptanacak ve çevreye etki yapmayacak şekilde planlanması için gerekli çalışmalar yapılacaktır.
STRATEJİ 13: KATI ATIK PROJELERİ: ÇDP bütünü içinde her türlü atıkların kaynağında ayrı toplanması, bunların deponi alanlarına taşınması, transfer istasyonlarının kurulması, geri kazanım ile ilgili işlemlerin yürütülmesi ve bertaraf edilmesi gibi işlemleri kapsayan “Atık Yönetimi Sisteminin” kurulması ile ilgili çalışmalar Çevre ve Orman Bakanlığı, Valilikler ve ilgili Belediyeler tarafından tamamlanacaktır. Mahalli İdarelerce kurulacak olan Birlikler, Atık Yönetim Sisteminin kurulmasını üstlenebilirler.
STRATEJİ 14: TEKNİK ALTYAPI PROJELERİ (Atık su Arıtma): ÇDP bütünü içinde her türlü sıvı atıkların ilgili mevzuatta belirtilen standartları sağlayacak şekilde arıtılması ve/veya bertaraf edilmesi zorunludur. Planlama Bölgesinde bulunan yüzeysel su kaynaklarının su kalitesinin olumsuz yönde etkilenmesini önlemek amacıyla, atık sularını akarsu, toprak v.b. alıcı ortama veren ve nüfusu yoğun olan ilçe ve belde belediyelerinin kanalizasyon sistemleri tamamlanacak ve atık su arıtma tesisleri inşa edilecektir.
STRATEJİ 15: EĞİTİM ALANLARI: Zonguldak Karaelmas Üniversitesi’nin birimlerinin yaygınlaştırılması sağlanarak, her üç İlde kampuslar oluşturulabilir. Karabük Merkez ilçede üniversite kurulması için gerekli çalışmalar yapılacak ve üniversite bünyesinde bir kongre merkezi oluşturulacaktır.
STRATEJİ 16: KIRSAL KALKINMA PROJE ALANLARI: Kırsal yerleşmelerde Valiliklerce, en büyük yerleşme temel alınarak “Merkez Köy” ler belirlenecek ve kırsal gelişme/orman köylüsünün gelişimine yönelik projeler geliştirilecektir. Ekonomik Kalkınma Ajansları kırsal ve yarı-kentsel alanların gelişimine ilişkin çalışmalar yapacaklardır.
STRATEJİ 17: KENTSEL GELİŞİM/SAĞLIKLAŞTIRMA PROJELERİ: Kentlerin gecekondu alanlarının, çöküntü bölgelerinin sağlıklaştırılması ve gelişimine yönelik projelerin elde edilmesi amaçlanmaktadır.
STRATEJİ 18: JEOLOJİK SAKINCALI ALANLAR: Deprem ve diğer afetlere ilişkin yönetim modellerinin geliştirilmesine yönelik bir stratejidir.
STRATEJİ 19: KOZMETİK SANAYİ - ORMAN SANAYİ - İLAÇ SANAYİ: Yenice Kozmetik ve Orman Ürünleri Sanayi: Yenice’de, kozmetik, orman ürünleri ve ilaç sanayileri bu planla öngörülen sanayi alanında yer seçecektir.
Bu Planın temel yaklaşımı olan “Entegre Doğal Kaynak Yönetimi” nin sağlanması bağlamında; (Plan Hükümleri Md. VIII.8-8.1-8.2)
a. Planlama Bölgesindeki Filyos ve Bartın Havzaları’nın Kastamonu İli’ne kadar uzanan kaynak kesimlerinde de benzer şekilde Bölge/Havza ÇDP ile gerekli önlemler alınacaktır.
b.Bu plan kararlarının ve uygulama hükümlerinin, havza bazındaki kirliklerin ve diğer çevre sorunlarının izlenmesi ve denetlenmesini, üç Havza’da (Ereğli, Filyos ve Bartın) kurulacak “Havza Yönetim Birimleri” gerçekleştirecektir;
· Havza Yönetim Birimleri, Merkezi Yönetim ve Yerel Yönetim birimleri tarafından oluşturacak, bu birimler, merkezin teşkilatlanmasını sağlayacaktır.
· Kaynak yaratma, plan ve proje üretme, karar ve uygulama süreçlerini yönlendirme görevleri üstlenecektir.
· Bu birimin Merkezi Yönetim kısmını, Çevre ve Orman Bakanlığı, DSİ Genel Müdürlüğü, Ekonomik Kalkınma Ajansı, Tarım ve Köy İşleri ve Kültür ve Turizm Bakanlıkları, Valilikler, Ulaştırma Bakanlığı, Bakanlıkların İl Müdürlükleri oluşturacaktır. Yerel Yönetim kısmında ise ilgili belediyeler görev alacaktır.
Bundan böyle hazırlanacak ÇDP ‘lerin yukarıda anılan yöntemle ele alınması ile, akarsu havzalarını daha çok koruyucu, gelişmeye daha açık ve uygulanabilir, esnek bir plan elde edilebilecektir. Hazırlanacak stratejilerin zaman içinde alt ölçekte program, plan ve projelerinin hazırlanarak uygulanması ile sürdürülebilir bölgesel gelişme olabilecektir. Ancak, ÇDP çalışmalarına ilişkin yetki tanımlamasının yer aldığı yasal düzenlemeler (Çevre Yasası ve İl Özel İdaresi Yasası) arasında var olan uyumsuzluk ve çelişkilerden kaynaklanan sorunlar, çok sayıda ilimizde tamamlanmış planların uygulamasında sorun yaratabilecektir. İl Genel Meclisleri’nin sahip olduğu yetki ile beğenmediği plan kararını iptal edebilecekleri düşünülmektedir. Üst ölçekli plan disiplinine alışamayan belediyelerin açtıkları ve açacakları iptal kararları de Çevre Düzeni Planlarının uygulanmasında sorun yaratabilecektir.

KAYNAKÇA
· Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1 / 100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Hükümleri, (2007), Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
· Tunçer, M., (2007), Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Plan Açıklama Raporu, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
· Tunçer, M., (2006), Zonguldak, Bartın, Karabük Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı, Senaryo ve Seçenek Geliştirme Raporu, UTTA Planlama, Projelendirme, Danışmanlık Ltd. ve Jeotek İş Ortaklığı.
· Çevre Düzeni Planlarının Yapılması Esaslarına Dair Yönetmelik, 04.11.2000 Tarih ve 24220 Sayılı Resmi Gazete.
· Çevre ve Orman Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki 4856 Sayılı Kanun.
· ÇED ve Planlama Gn. Md., http://www.cedgm.gov.tr/dosya/planlama/cdplanlari.htm, erişim 21.08.2008 itibariyle.


BAŞKENT ANKARA İÇİN “BAŞKENT KANUNU”

BAŞKENT ANKARA İÇİN “BAŞKENT KANUNU”

Mehmet TUNÇER

Ankara'nın Hali.../ Oktay EKİNCİ

“Bir belediye başkanının kent kültürü sınırlı, görüş açısı dar olabilir; ama bir kentin kaderiyle oynaması, zarar vermesi nasıl olabilir?”……
Acaba Ankara'nın başkanı için de sunları ekler miydi?
“İhtiraslarının esiri de olabilir; hatta defalarca seçilebilir... ama baskentimizin geleceğini karartacak uygulamalarını bu denli ısrarla sürdürmesi nasıl olabilir?”
Demokratik 'keyfilik': Aklı basında ülkelerde, demokrasinin besiği sayılan kentler, öncelikle “demokratik keyfilik”lere karsı korunurlar. Bir belediye başkanının -halka sirin görünerek yeniden seçilse bile- “dediğim dedik, öttürdüğüm düdük” anlayışıyla kente zarar vermesine asla izin veril(e)mez…
Özellikle, her ülkenin “ulusal gözbebeği” olan “baskent”lerde, daha da önem verilen bu kuralların basında ise “demokratik denetim”, “katılımcı yönetim” ve “bilimi gözeten karar süreçleri” gelir...
Örneğin bilim ve meslek kuruluşlarının “sakıncalı” buldukları projeleri hiçbir belediye baskanı “yetki
benim” diyerek uygulayamaz. Hele su Ankara'nın kentsel topografyasını paramparça eden ve ulaşımı çözmek adına sadece “otomobille dolaşım”ı önemseyen altgeçitleri “önermek” bile mümkün olamaz... Hangi Viyanalı, hangi Romalı, hangi Londralı, kentin simge binalarının önünden geçerken onları bile göremeden yerin dibine girilmesine; kavsak ve meydanların adeta “şehirlerarası viyadüklere dönüştürülmesine razı olabilir ki?
Ama Ankara, sanki uygarlıkların beşiği bir “Anadolu kenti” değil; bilimi rehber almıs Türkiye
Cumhuriyeti'nin ise çağdaş başkenti, hiç değil... Denebilir ki en “görmemiş, geçirmemis” bir anlayışın “kültür yoksunu” uygulamalarıyla yıllardır tahrip ediliyor...Buna imza atan başkan ise hemen her eleştiriyi “görüş”leri yerine “polemik”le yanıtlamaktan çok hoşlanıyor. Her “karsı” öneriyi de adeta “geri püskürtülmesi gereken” bir muhalefet hamlesi olarak görüyor...
Kötü örnek: Türkiye'deki genel imar düzensizliği, Ankara'da da egemen... Ayrıcalıklı yapılaşmalar; su sorunu; tarihsel dokulara “duyarsız”lık; kentsel peyzaj uygulamalarında “zevksiz”lik; “kimliksiz” betonlasma; imar rantına dönük plan değişiklikleri; kentsel dönüşüm adına “kişiliksiz pazarlama bloklarına yer açma yıkımları”; kişiliksiz yeni semtler.. çoğu misliyle Ankara'da da yaşanıyor...
Oysa bizim başkentimizin de diğer ülkelerdeki gibi, öbür kentlerden farklı olarak yönetilmesi; 'Başkent olmasının sorumluluğunu taşıması ve örnek bir kentleşmeyle gelişmesi gerekmiyor mu?
Ne var ki Ankara, üstüne üstlük bir de “en kötü uygulamaları”nı öbür kentlerimize “örnek” diye
bulaştırıyor. Yine su ucube bat-çık geçitler, hem de “Ankaralı uzmanların önderliğinde Gaziantep'ten
Bursa'ya; Antalya'dan birçoklarına kadar çok sayıdaki güzel kentimizi delik deşik ettiler; mahalleleri
meydansız bıraktılar...

Kaynak : http://www.iabb.gov.tr/resimler/ekler/84b6fbb10729ed4_ek.pdf?dergi=

Geçtiğimiz pazar günü, Kanal B’de “İmar Dosyası” programında Ankara’mızın tarihten bu güne gelen planlama deneyim ve uygulamaları ile günümüzdeki bazı gelişmeler ve uygulamaları tartıştık..Aslında bazıları trajik-komik hale gelen yerel yönetim uygulamalarını, zaman zaman mizahi, daha çok ciddi olarak ele aldık..
Yıllardır çabalarıyla, yazılarıyla tarihsel ve kültürel çevrenin savunucusu mimar Oktay Ekinci programında; yıkılma tehdidi altındaki (!) ODTÜ den Prof. Ali Türel, ÇEKÜL temsilcisi Mimar Faruk Soydemir ile bana Ankara ile ilgili sorular yönetti..
Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüze kadar ağırlıklı olarak planlı, son yıllarda ise plansız, denetimsiz ve ayrıcalıklı imar hakları ile gelişen, dönüşen Başkent’imizin, “TÜRKİYE’NİN KALBİ ANKARA”nın güncel sorunlarını tartıştık..
Seyredenler ilginç görüntüleri ile ele alınan konuların gündelik hayatımızı nasıl etkilediğini görmüşlerdir..
İki saate yaklaşan programın sonuçlarını özetlersek, Ankara’da son 15-20 yıldır;
Ø Şehir planlama ilkelerine, standartlarına ve kamu yararına aykırı uygulamaların yapıldığı, kentin denetimsiz ve plansız her yöne yayıldığı, arsa spekülasyonunun arttığı,
Ø Mimarlık adına daha çok Dubai kopyası, Ankara kent kimliği ile bağdaşmayan yapıların çoğaldığını, kente kimliğini veren yapıların birer ikişer yok edildiğini,
Ø Ulaşım planlama ve mühendisliğinin çağdaş uygulamaları olan, toplu taşımacılık yerine alt üst geçit ve kavşaklarla bireysel taşımacığın desteklendiğini, kent içi yolların birer sürat yoluna dönüştürüldüğünü, kazaların özellikle yaya ölümlerinin arttığı,
Konularında fikir birliğine varıldı!
En temel kentli ve yaşam haklarından biri olan engellenmeden, yavaşlatılmadan ve geciktirilmeden "yürümek hakkı" söz konusu düzenlemelerle engellenmekte ve kısıtlanmakta …
Yani ana yollarında, bulvarlarında yürünemeyen ancak arabayla dolaşılan bir Başkent!
Düzenlemelerle kentlilerin en doğal hakkı olan yürümek, yaya olarak erişim hakkı taşıtlara öncelik ve ayrıcalık sağlanması amacıyla ortadan kaldırılmakta…..
Yaya bölgeleri yerine katlı otoparklar, bulvar yerine otoyollar işte çağdaş Başkent!
Özellikle dezavantajlı ve hareket engelli grupların (fiziksel ya da psikolojik özürlü, hasta, yaşlı, hamile, sakat, bebek arabalı, çocuk ve yük taşıyan, kapalı mekân korkusu bulunan v.b.) erişimi ve hareketleri, merdiven inme-çıkma, yer altındaki kapalı mekânlara zorla yönlendirilme ile zorlaştırılmakta, yolları uzatılmakta, geciktirilmekte ve bü­yük ölçüde kısıtlamalar getirilmekte…. Zaten, hepimiz Çin Olimpiyatları’na girsek, pek çok dalda madalya alabiliriz sanırım, uzun atlama, atletizm, maraton, engelli koşu ve benzerinde tecrübeli olduğumuzdanJ
Hasta, özürlü vatandaşlarımızın can güvenliği de tehlikeye girmekte, alt geçitleri çeşitli engelleri nedeniyle kullanamayacak durumdaki (özürlü, kalp ve benzeri rahatsızlığı olan, yaşlı, hamile, bebek arabalı v.b.) vatandaşların özgürlüğü önemli ölçüde kısıtlanarak, kullanmaya zorlandıkları alt geçitler ve yer altındaki kapalı mekanlarla sağlıkları da tehlikeye atılmakta...
Zaten, ölen ölür sağlam kalan bizimdir ana fikri ile yapılıyor herhalde bu uygulamalarJ
Bu durum insan haklarına, temel özgürlüklere, çağdaş kentsel yaşam standartlarına ve toplumsal eşitlik ilkelerine aykırı….
Diyor 20 civarında sivil toplum kuruluşundan oluşan Ankaram Platformu.. Ama dinleyen var mı??
Bu düzenlemelerle kentlilerin yaşam hakları sınırlanmakta, toplum içindeki dezavantajlı gruplardaki insanların mağduriyetleri daha da artırılarak kent merkezini kullanabilme şans ve özgürlükleri kısıtlanmakta…..
Aşağıda örnekler var bu konularda….

7 milyon YTL’lik kuyrukEray GÖRGÜLÜBÜYÜKŞEHİR Belediyesi’nin Çankaya’daki trafik akışını rahatlatmak amacıyla 7 milyon YTL’ye malettiği Kuğulu Kavşağı’nda sabah ve akşam oluşan araç kuyrukları sürücüleri çileden çıkartıyor. BÜYÜKŞEHİR Belediyesi’nin Rusya Büyükelçiliği ile anlaşmaya varmadan inşaatına başladığı Atatürk Bulvarı’nın tamamlanmasına karşın bulvardaki bir bölümün hala açılamaması Kuğulu Park’ın önünde de tıkanıklığa neden oluyor. Rusya Büyükelçiliği’nin önündeki bölüme izin vermediği yol "Kremlin çıkmazı"na dönerken, Kennedy Caddesi’nden gelen araçlar bulvar üzerinden Kızılay’a dönüş yapamadığı için Kuğulu’ya kadar çıkarak geri dönmek zorunda kalıyor.Özellikle sabah ve akşam saatlerinde oluşan kuyruklar, sürücüleri çileden çıkartırken bulvar üzerinde araçlar dakikalarca beklemek zorunda kalıyor. Koordinasyonunu Belediye Başkanı Melih Gökçek’in Başdanışmanı Murat Doğru’nun üstlendiği altgeçit çalışmaları sırasında, Rusya’yla yaşanan krize dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül müdahale etmişti. Konu Kremlin Sarayı’na kadar taşınmış ancak bir sonuç alınamamıştı.Büyükşehir Belediyesi’nin yaklaşık yedi milyon YTL’ye mal ettiği kavşaktaki trafik sorununu bulvara koyduğu küçük dubalarla çözmeye çalışması da vatandaştan tepki çekiyor.
Kaynak : http://www.hurriyet.com.tr/ankara/7268649.asp?gid=140&a=641118


Ankara gar kavşak inşaatıT BMM ve YARGI önünde

Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin Gar Meydanı'na yapmayı planladığı köprülü kavşağının "Ankaram platformu"nun yaptığı basın açıklaması ile protesto edilmesinin ardından, CHP Ankara milletvekili Nesrin Baytok'da İçişleri Bakanının yanıtlaması istemli soru önergesi ile tepki TBMM gündemine"Ankaram Platformu" bileşenlerinden olan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi ve TMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından da yargıya taşındı. CHP Ankara Milletvekili Nesrin Baytok İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın yanıtlaması istemiyle 12.03.2008 tarihinde TBMM Başkanlığı'na sunduğu soru önergesinde, Büyükşehir Belediyesi'nin TCDD Ankara Gar Meydanı'nda yapmayı planladığı köprülü kavşak projesini gündeme getirdi. Sivil toplum kuruluşlarının bu projeye, "Tarihsel dokuyu zedeleyeceği, ağaçlara zarar vereceği, yolların daralması nedeni ile ambülans ve itfaiye hizmetinin zafiyete uğrayacağı" gerekçesiyle karşı çıktığını hatırlatan Baytok, "Bu projeye ihtiyaç duyulmasının gerekçesi nedir?" sorusunu yöneltti.
Baytok, soru önergesinde şu sorularının yanıtlanmasını istedi:
Köprülü kavşak projesi hangi tarihte hazırlanmıştır? Böyle bir projeye ihtiyaç duyulmasının gerekçeleri nedir? Bu proje için TCDD'den görüş istenmiş midir? İstenmiş ise, hangi tarihlerde istenmiştir ve gelen yanıtların içeriği nedir? TCDD'nin projeye Mart 2007 olumsuz görüş bildirdiği, ancak Mayıs 2007'de olumlu görüş verdiği doğru mudur? Eğer doğru ise, 2 ay içinde ortaya çıkan hangi gerekçeler bu karara dayanak oluşturmuş mudur? Kent tarihi açısından böyle önemli bir proje için iki ay içinde iki farklı görüş bildiren kamu görevlileri hakkında herhangi bir inceleme başlatılmış mıdır? Bunun yanında "Ankaram Platformu" bileşenlerinden olan TMMOB Mimarlar Odası Ankara Şubesi veTMMOB Peyzaj Mimarları Odası tarafından yargıya taşındı. Kaynak : http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=256

Diğer bazı sonuçlar ;
Ø Peyzaj mimarlığının ilkeleri dışında, döviz harcanarak yurt dışından getirilen ağaçlarla anayol refüj ağaçlandırılması yapıldığı, değerli yer altı sularının çekilerek bunların sulandığını,
Ø Tarihsel çevrenin koruması yerine, özellikle Ulus’ta yıkım ve yenilenmeyi hedefleyen projeler ve uygulamalar yapıldığı, Cumhuriyet dönemi yapılarının (havagazı fabrikası gibi) yıkıldığı, yıkılmak istendiğini,
Ø Jeoloji mühendisliğine ve zemin mekaniğine aykırı çürük zeminlerde çok katlı yapılaşmalara izin verildiği, vadi tabanlarının, derelerin üstlerinin kapatılarak imara açıldığı,
Ø Tarım toprakları ve su havzalarının elden çıkarıldığı, koruma planları yerine imar planları yapıldığı ,
Ø Tüm bunlara yönelik birçok meslek odası ve sivil toplum örgütünün, üniversitelerin uyarılarına karşın bilime, sanata ve kültüre aykırı, bilim dışı uygulamaların giderek arttığı,
Dile getirdi konuşmacılar…
Çağdaş şehircilik ve kent planlama bilimi, kentin sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetlerin en üst düzeyde yoğunlaştığı yer olan kent merkezlerinin kentin bir odak noktası olarak planlanması, büyük bir çabayla korunması ve sürdürülebilir kentsel gelişme için mevcut değerlerin ve olanakların yıpratılmadan geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ulus konusundaki gelişmeleri daha önce de yazmıştım hatırlayanlar vardır..Yani yıksalar Ulus’u da yerine daha iyisini koyacaklar mı acaba düşünmeden geçemiyorum bazen!
görülüyor …
Sonuç olarak ; Ankara’nın doğal ve tarihsel çevresinin, kent kimliğinin yok edilmesinin engellenmesi ve keyfi belediyeciliğe karşı kentin savunulması amacıyla bir “BAŞKENT KANUNU” çıkarılması gerektiği ortaya konuldu…
Birçok medeni ülkede çıkarılan bu kanun ile keyfi ve plansız uygulamaların önlendiği biliniyor..
Başkent Kanunu ile yerel yöneticilere kente ve kent halkına karşı daha saygılı, düşünceli ve akılcı davranmaları gerektiği hatırlatılmakta..
Sonbaharda alt/üst geçitlere, kavşaklara dikkatli girin, yağmur yağarsa kaygan olabilir..
Kalın sağlıcakla..

Wednesday, August 6, 2008

GENÇLİK PARKI GENÇLEŞİYOR!






















GENÇLİK PARKI GENÇLEŞİYOR
“İncesu Deresi’nin taşkın alanı olan bataklık, toplam 275 bin metrekare arazi, şehrin büyük park ihtiyacını karşılamak üzere hazırlanmaya karar verilir. Kararın verildiği tarih 1936, tasarlayıcısı ise Fransız Theo Leveau’dur. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Gençlik Parkı’nın inşası için 600 bin lira tahsis edilir. O yıllarda nüfusu 122 bin 270 olan ve çevresi boş araziyle çevrili, susuzluk çekilen Ankara için park öylesine önemli bir projedir ki, her türlü fedakârlık göze alınır.
İncesu mecrası temizlenecek ve üzeri kapanacaktır. Filtre istasyonundan 40 milimetrelik borularla saniyede 150 litre akacak su getirilecektir. Meydanda büyük bir havuz olacak, üzerinde bir adacık bulunan havuzda, motor ve sandallar yer alacak ve ayrıca adaya iki de köprü yapılacaktır. Parkta gül bahçesi kahve ve gazinolar, Ankara ikliminde yaşayabilecek kuşlar için bahçe, açık hava halk tiyatrosu, çocuk bahçesi, labirent, yüzme havuzu, atlılar için 2 bin 200 metre uzunluğunda gezi yolu bulunacaktır. Önceleri askıya alınan projeden sonraları tamamıyla vazgeçilir.
1939 da inşaata yeniden başlanır ve 1941 yılının Ağustos ayında deneme amaçlı parkın havuzuna su verilmeye başlanır.
19 Mayıs 1943’de Gençlik Parkı, Başbakan, Meclis Başkanı, Bakanlar Kurulu üyeleri ve milletvekillerinin katıldığı bir törenle açılır. Başkent’in artık büyük bir parkı vardır…
Gençlik Parkı kısa sürede Başkentlilerin sosyal yaşamında önemli bir yere oturur. Hafta sonu aktiviteleri, memur ailelerinin gazino ve piknik keyifleri giderek yeşeren bu büyük havuzlu parkın etrafında sürmeye başlar. Ankara hatırası fotoğrafların hemen hemen çoğunun fonunda Gençlik Parkı yer alır. “

Ankara Büyükşehir Belediyesi, Basın Yayın Md. Haziran, 2008











Çocukluğumuzun, gençliğimizin en güzel anıları arasında ailece Gençlik Parkı’na gidilip, Göl kenarında oturmak, biraz pahalı gelmekle birlikte –ne de olsa 4 çocuklu bir memur ailesi idik- bir keyif olarak semaver söylemek, annemin hazırladığı köfteler, dolmalar, börekleri yiyerek, gölde kürek çekenleri izlemek vardı….
1960’lı yılların sonlarında Ankara’lı olmaya başlayan ailemiz için kentlileşmenin en güzel yönlerinden, yerlerinden biri idi Gençlik Parkı..
Bazen kürek çekenlere biz de katılır ve kardeşlerimle sıra ile kürek çeker, hatta su bisikletine binerek yeşil mavi suyu üstümüze sıçratır azarı yerdik..Havuza girenler olurdu ama cezasız kalmazdı..En muhteşemi ise, metrelerce yukarı fışkıran suyun altında yanıp sönen ışıklarla su-ışık gösterisini izlemekti..Özellikle “Vapur Lokantası” ndan geceleri Kale’nin aydınlatılmaya başlanan manzarası muhteşemdi..
Tabii Lunaparka girmeden olmaz, halka atmak, tüfekle atış, dönme dolap hele en keyiflisi çarpışan otolar.. Araba sürmenin zevkine varmak için geneiş ringlar çizerdim piste ama gene de mutlaka ve mutlaka biri ile çarpışırdık..Tabii şehirde araç yoğunluğu ve yolların yetersizliğinden bu günkü kadar şikayet de etmezdik tabii..
Hediyeli ip çekişlerinde kazanılan ıvır zıvırlar –genellikle mandal, düdük, sepet, plastik malzeme en ucuzundan-, bol sulu dondurmalar, limonsuz limonatalar, peynirsiz tostlar, nadiren kazanılan sigaralar –içmesek de- , oyuncak bebekler, hediyeler, gürültü, avaz avaz Zeki Müren, Nuri Sesigüzel, nadiren Beatles….
Geceleri ışıl ışıl, rengarek salıncaklar, rüya alemi misali dönme dolap, çarpışanlar daha sonra daha teknolojik aletler… Atlı karıncada yukarı aşağı salınmalar, kardeşlerin peşinde koşuşturmalar.. Zühal dur, Seval ağlama, Meral sen büyüdün kardeşlerine bak! Tabii abi olmak da kolay değil sorumluluk istiyorsa da Allahtan anne baba var!
Gürültü patırtı içinde dolaşıp yorulmalar ve dondurmacı Şişman’dan dondurma yiyip –öldüğü zaman çok üzülmüştük- gölgeli çardak altında yürüyüş..Zaman zaman Göle nazı bir boş bir bank bulmanın keyfi!
Gölün – göl o zaman kocaman gelirdi bize..- kenarında oturmalar.. Hele sonbaharda Abant gibi gölün üzerine süzülen salkım söğütler..
Hemen her 4 Ankara kartpostalının birinde Gençlik Parkı yer alıyordu..(Koleksiyonuma şöyle bir baktım da diğerlerinde de sırası ile Anıtkabir, Ankara Kalesi ve Ulus Heykeli!)











Sağlık Müzesi’nin önündeki adamın içi dışına çıkmış, mekanik ve ışıklı iç organlarını merakla izlemeler.. Yanıp sönen Gazinolardaki panolarda yer alan Rus revüsü kızlarJ
Ve de en güzeli adımı taşıyan “Mehmetçik Treni” !! Makiniste yakın vagonu kaparsan keyfine diyecek yok! Tünele girerken düdük öttüren koca bir tren gibi gelirdi bize belki de 1/20 ölçekli Mehmetçik Treni ! tüm gençlik parkında köprüler, yarmalar, tüneller, galeriler yer altı istasyonları ile sanki olağan üstü bir yolculuktu.. Disneyland nasıl ise şimdiki çocuklar için gençlik parkı da öyleydi bizim için..
Sanırım babamın doktora, doçentlik tez çalışmaları ve yoğunluğu, sene içinin hızlı temposu içinde nadiren gittiğimiz, ancak dönem sonu hediyesi olarak götürüldüğümüz bir hayal dünyası idi Gençlik Parkı.. Önceleri para verilip girilen bir yerdi, duvarlarla çevrili, sonra sanırım karayalçın döneminde duvarlar kalktı, çevresi açıldı, giriş ücretsiz oldu ve bir gün geldi Mehmetçik Treni’nin olduğu yerde koca bir çukur kazıldı..hakiki tren geçecek (metro) dediler.. Yıllarca sürdü kazılar ama giden Mehmetçiklerin bazılarının geri dönmemesi gibi trenimiz de geri dönmedi hiçbir zaman.. Lunapark bozuldu, geceleri ailelerin dolaşamayacağı karanlık, izbe yerler oluştu Parkın içinde.. buna çöküş deniyor merkez parklarının yaşam süreci içinde..
Önce Atatürk Kültür Merkezi içine alınınca sevindik, ama AKM alanı da 20 yılda bir arpa boyu gidemedi düzenlenemedi.. ortasına yapılan kültür amaçlı binası haricinde,Ankara’lının arada sırada fuar, servi amaçlı gittiği ama genelde ıssız terk edilmiş, “Atatürk” adına yakışmayan bir yer oldu.. neden çevre düzenlemesi yapılmadı, bilinmez..Ama, sevgili yüksel özten hocamızın güzelim peyzaj projesi yıllarca bir türlü uygulanamadı.. sevgili Özgür Ecevit abimizin yarışma ile kazandığı “Opera” gibi uygulanamadı, uygulanmadı, uygulattırılmadı belki de..

Resimler http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=317 alınmıştır


Gençlik Parkı 1940 ve 50’li yılların en gösterişli rekreasyon alanı olarak benimsenirken, Ulus’ta yer alan kentin tarihi merkezi giderek Kızılay Yenişehir’e doğru taşınmaya başlar. Değişen şehir merkezinin etkileri ilerleyen yıllarda Gençlik Parkı üzerinde de kendini gösterir. Parkın konuk ettiği kitlenin niteliği her geçen yıl biraz daha değişir ve Başkentliler büyük havuzlu, havalı parklarından uzaklaşmaya başlar. Parktaki kültürel değişim eğlence alanlarında kendini gösterir, gazinolar değişir, suç oranı yüksek bir mekân haline gelir. Artık neredeyse ailelerin korkarak yanından yöresinden geçtiği bir yerdir Gençlik Parkı.


Büyükşehir Belediyesi, son yıllarda ailelerin gitmek istemediği, insanların rahatça gezemediği Gençlik Parkı’nı yeniden düzenlemek için Milli Komite’den izin alarak çalışmalara başladı………………………..
Park’taki sosyal ve kültürel faaliyetlerin sayısının arttırılacağını, havuzun tarihi dokusuna dokunmadan temizlenerek, yeniden revize edileceğini, çevresinin ise yıkılarak yeniden düzenlenip, vatandaşların rahat bir şekilde gezip, oturup dinlenebileceği bir mekân haline getirileceğini kaydeden Başkan Gökçek, alan içerisinde gençlik merkezi, kültür merkezi, kapalı otopark, kabul salonu binaları ile kültür-sanat-eğlence aktivitelerinin yer alacağı, Ankaralıların rağbet edeceği önemli gezi ve eğlence merkezlerinin bulunacağını kaydetti. Başkan Gökçek, “Burası için yeni projeyi hazırladık. İhalesini tamamladık. Çalışmalara hızlı bir şekilde başladık” dedi. …………..

Bunların her biri kültürümüze, çağdaşlığa vurulan bir darbe idi bence ve Cumhuriyet’in ilk yıllarının heyecanı ile “Bataklıktan” “Bostan”lardan çağdaş bir kent parkı yaratan heyecan yok edilmeye yüz tutu.. Gençlik Parkı “Hergelen” meydanının karşısında adını bu meydandan alan hergelen’in, ayyaşların, kimsesizlerin, kapkaççıların, esrar-kadın pazarlayıcıların, işportacıların mekanı oldu.. Bir de evlilik yaşantısına adımını atmanın heyecanını yaşayan çiftlerin “Nikah Salonu” kaldı bakımsız ve derbeder haliyle..



…..uygarlıktan nasibini alamamış; etkin ve yetkin takımı, onların ve onlarla birlikte memleketi çoraklaştırıp çölleştirmeye soyunmuşların, büyük mimarlık tarihçimiz, Doğan Kuban'ın demesiyle kültürsüz bir uygarlık olabileceğine, ya da uygar olunmadan kültürlü olunabileceğine inanan yöneticilerin ortalıkta cirit attığı bir pazaryerinde Gençlik Parkı'ndaki o güzelim-görkemli köprüyü iki günde yıktılar.
http://kentvedemiryolu.com/icerik.php?id=317

Yollar çocukların, hamilelerin yürümesine elvermeyecek kadar bakımsız, havuzu boşaltılmış, ıssız , gürültülü çarpık çurpuk yapıları ile terk edilmiş, lunapark, gazino tabelaları ile, meyhaneleri ile..
Yeni bir haber geçtiğimiz ay güzelim Köprüsü de yıkıldı havuz’un üzerinde simge gibi yükselen Park’ın..
Bir haber daha,

Gençlik Parkı, yeniden ele alındı, canlanıyor, yeniden “Gençleşecek” ! Altınpark’ın, Göksu parkı’nın ve daha nicelerini tasarlayıp uygulamaya koyan peyzaj mimarı, Öner Tokcan’ın projesi uygulanıyor.. Bu haber ile yeniden ümitlendim, ilk işim Gençlik Parkı açılınca kızlarımı götürmek olacak anılarımızın mekanına..Belediye’yi ve proje müellifini o zaman kutlayacağım..Umarım anı mekanlarımız korunmuştur..Hep GENÇ kalmanız dileklerimle!!



Avrupa ve Türkiye’de birçok projeye imza atan Öner Tokcan da, şimdiye kadar yapılmış en büyük kentsel park unvanını elinde bulunduran Harikalar Diyarı ile Altınpark ve Dikmen Vadisi 2. etap projelerini de kendilerinin yaptıklarını belirterek, Gençlik Parkı’nın yeniden modern bir görünüme kavuşturulması için çalışmalara başladıklarını belirtti. Tokcan, parka yönelik yapılan eleştirileri haksız bulduğunu söyledi.
Öner Tokcan, eleştirilerin daha projenin ne olduğunu bilmeden yapıldığını kaydederek, “Eleştiriye açığız. Ancak projeyi bilmeden eleştiri yapıyorlar. Benim Gençlik Parkı’na yapılacaklara ilişkin temel düşüncem, parkın fonksiyonunu ve estetiğini, son zamanlardaki bozulmalardan arındırarak iade etmek. İçindeki tesisleri, güncelleştirerek, yeniden hayat kazandırmak. Burada projeyi bilmeden eleştirmeleri beni son derece üzüyor. Parkın son yıllarda bozulmuş olan estetiğini ve güzelliğini kazandırarak vatandaşlara iade edeceğiz” dedi.
Not: Sanırım makette Köprü görünüyor yeniden yapılacak..Havuz Formu da değişmemiş görünüyor..Yıkılışına üzülenler için

Wednesday, April 9, 2008

Ankara'nın Bir "Su Politikası" var mı?

Susuz Yıllara Doğru Ankara!
Bir “SU” Politikamız Var mı??

Jeoloji Mühendisleri Odası, örnek bir kent olması gereken başkent Ankara'nın, bugünlerde yaşamsal bir sorunla karşı karşıya kaldığını belirterek, sadece son 5 yılda yeşil alan sulaması yeraltı sularından yapılsaydı, Ankara'nın bugün su kesintisiyle karşı karşıya kalmamış olacağını öne sürdü. Jeoloji Mühendisleri Odası'ndan yapılan yazılı açıklamada, yaşanan sorunun kaynağının asıl olarak kuraklık olmadığı, özellikle aklı, planı, bilimi, mühendisliği bir kenara iten, uzman kuruluşların ve meslek odalarının görüşlerini dikkate almayan, popülist, günlük çözüm üretebilen, faydacı bir yönetim tarzını benimseyen siyasal iktidarlar ve yerel yönetimler ve yöneticiler olduğu savunuldu.
Ankara'nın bugün uzun süreli su kesintilerine başlamış olmasının sorumlusunun doğrudan küresel ısınma olmadığı, Ankara Büyükşehir Belediyesi ve dolayısıyla ASKİ olduğunun iddia edildiği açıklamada, Gerede-Işıklı projesinin başlangıçta, Gerede'den yani Batı Karadeniz havzasına dökülen Gerede suyunun pompajla Çamlıdere Barajı'na basılmasını içerdiği belirtildi. Projenin birinci aşamasının 2003 yılında tamamlanmasının planlandığı ve projenin DSİ tarafından bir protokolle ASKİ'ye devredildikten sonra yaklaşık 30 kilometrelik tünel vasıtasıyla Çamlıdere Barajı'na aktarılması şeklinde yeniden planlandığı ancak, proje değişikliğinden başka ASKİ tarafından bu güne kadar Gerede Işıklı sistemiyle ilgili hiçbir şey yapılmadığı ileri sürüldü. ASKİ'nin Gerede sisteminden sonra hayata geçecek en son ve yedek proje olan Kızılırmak projesini devreye sokmak durumunda kaldığının ifade edildiği açıklamada, "Kızılırmak projesinde de iki önemli sorun bulunmaktadır. Birincisi sülfat oranının yüksek olması ve ağır metaller içermesi nedeniyle önemli sağlık sorunlarını getirebilecek olması ve ikincisi ise, yaklaşık 500 metre gibi bir kot farkının bulunması nedeniyle maliyetinin yüksek olmasıdır" denildi.
http://www.haberler.com/ankara-daki-su-sorunu-haberi/

Geçtiğimiz yaz “Susuz Yaz” filmi Ankara’da da gerçek oldu...Salgın hastalık tehlikesine kadar varan su kesilmelerini yaşadık hep birlikte..
Yetkililerimiz “Ankara’yı birkaç haftalığına terk edip eş dost ve akrabalarımızın yanına gitmemizi”, ya da “susuzluğa alışıp yeni yıkanma ve kullanma teknikleri geliştirmemizi” istediler..Sonuçta herkes kova, bidon, depo, hidrofor vb depolamaları ile sağlıksız da olsa su gereksinimini karşıladı..
Biz de zaman zaman site içindeki kuyu suyuna klor atıp kullandık..Hasta haneler ameliyat yapamadı, elçilikler resepsiyonlarını erteledi susuzluk yüzünden..
Kesinti sonrası verilen tazyikli su ana boru hatlarını patlatınca bir hafta 10 gün su yüzü görmeyen mahalleler oldu. Yani en ilkel dediğimiz Afrika kabileleri gibi yaşamaya alıştık ellerimizde kovalarla tanker peşinde kuyruklarla evlere şenlik bir “Çağdaş Başkent” görüntüleri tüm dünyaya yansıdı..Zaten kadınlarını çağdaş olmayan kıyafetlere ve görüntülere layık kılan bir toplumun ne yazık ki Başkenti de çağdaş değildi zaten!
Doldurduğumuz kovalarda ayaklarımızı yıkadıktan sonra kalan suyu başınıza dökün diye akıl veren anlı şanlı büüyüklerimiz (sanki tersi daha doğru geliyor ama öyle miydi tam hatırlayamadım!), kışın yağan kardan, yağmurdan sonra artık sanki hiçbir şey olmamış gibi “barajlarda şu kadar doluluk var”, “Kızılırmak suyu Ankara’yı kurtaracak” gibi mesajlar veriyorlar..
Ama teknik veriler, hem barajlardaki doluluğun çok az olduğunu, Kızılırmak suyunun da ağır metallerle kirletilmiş olduğunu söylüyor..Çamlıdere Barajı’ndaki doluluk oranına gelip geçerken bakıyorum da, eskiden hiç gözle görülmeyen kilometrelerce uzanan bir sıra tepenin barajın dibinden ortaya çıktığını görüyorum.. Baraj Gölü zaten kışın çevresi karla kaplı iken bir ovadan farksızdı! Buzlar eridikten sonra ise bu günlerde küçük bir gölet gibi görünüyor anlı şanlı Çamlıdere Baraj Gölü..
Global ısınma denilen felaket ise giderek kapımızı daha çok çalacak gibi görünüyor.. Sevgili Barbaros hocamız İç Anadoluda giderek daha kurak yazlar yaşayacağını, mevsimlerin değişeceğini, havaların daha istikrarsız daha değişken olacağını söylüyor.. Hatta farklılaşan flora ve faunadan örnekler veriyor.. Şu meşhur et yiyen örümcek gibi, Ankara Üniversitesi bahçesinde yaşayan papağanlar gibi, ya da Anadoluda pek rastlanmayan kestane ağacı gibi..
Ancak önemli bir gerçek ise yağışların daha az olacağı, yazların daha sıcak ve kurak geçeceği giderek..

http://www.cnnturk.com/images/anasayfa/kurak2872.jpg

Bütün bunları bu güzel bahar ayında sizlerin moralini bozmak amacıyla yazmıyorum tabii ki..Ancak herhalde suyu olmayan, giderek de daha az yağış alacak bir bölgede yaşadığımızı unutmamanızı diliyorum.
Yer altı sularının giderek azaldığı, göllerin, sulak alanların giderek ovalaştığı bir İç Anadolu’da yaşayacağımızı unutmayalım.

Tabii aslında sormak istediğim soru tam olarak da şu: “Acaba Ankara’da Bilimsel Su Politikamız ve Stratejimiz var mı?”
Bu yıl yaşanan kuraklığın geçici olduğunu düşündüğünü belirten Eroğlu, Ekim ayından itibaren yağışların başlamasını beklediklerini söyledi. Türkiye’de ihtiyacın 10 katı su olduğunu ifade eden Eroğlu, suyun iyi kullanılmasının ve gerekli yerlere aktarılmasının önemli olduğunu vurguladı. Bakan Eroğlu, “Bu seneyi atlattığımız zaman problem kalmayacak. İstanbul ve Ankara’daki su problemlerine de biz el attık ve su kesintilerini ortadan kaldırdık. Bundan sonra da su kesintileri olmayacak” dedi.
http://images.google.com/imgres?imgurl=http://www.ntvmsnbc.com/news/
http://www.hafif.org/imaj/gkaraarslan/su-bitti.jpg

Bu soruyu tüm yerel ve merkezi yöneticilerimize sormak ve güvenilir cevaplar almak istiyorum. Çok merak ettiğimden değil, çocuklarımın ve sizlerin çocuklarının nasıl bir Ankara’da yaşayacaklarını merak ediyorum. Siz de ediyorsunuzdur..

Hala “araç yıkamanın”, hala “refüj sulamanın”, hala “suyu sanayide istediği gibi kullanmanın”, “hala istediği gibiyeraltı suyunu çekmenin” vb. serbest olduğu bir Başkent’te yazın ne olacak?? Siz merak etmiyormusunuz??

…………bırakalım halkımız kalan suyla oynasın; Şarıl şarıl halı yıkasın hanımlarımız, şor şor araba yıkansın oto yıkamacılarımız, herkes ne istiyorsa yapsın, suyu harcasın babasının malı gibi.
Şimdi de seçilmişlerimiz su şakaları yapıyor halkımıza;Su sıkıntısı var, kesicez, Gidecek yeri olan gitsin; tatile gitsin kocamanlar (yaşlılar), çocuklar, çalışmayanlar, hahhahhahaaa....!!!........
http://buzlucam.blogspot.com/2007_08_01_archive.html

http://www.evrensel.net/fotolar/20070804/karikb.jpg

Yer altı sularının da tüketilmesini endişe içinde izliyorum. Arabamı Ankara dışında yıkarken bile Ankara’yı ve geleceği düşünüyorum. Salgın hastalıkların olmayacağı, çeşmelerinden sağlıklı, ağır metalsiz bilmem ne maddesiz suyun aktığı, kesintilerin olmadığı bir Başkent istiyorum! Bunun için bir “Su Politikası” ve “Su Stratejisi” nin var olup olmadığını bilmek istiyorum bir vatandaş olarak, bir Ankara’lı olarak.
Çocukluğumda hatırladığım anılarımı; “arka bahçeden kovalarla bidonlarla su getirmek”, “şu an yerinde onlarca apartman yükselen 11. Sokaktaki çiftlikteki kaynak suyu çeşmesinden su taşımak”, “sakalardan su almak”, “suyu küpe boşaltıp dibinde kurt var mı yokmu diye bakmak ve klor tabletleri atmak” gibi anılarımın çocuklarım tarafından da anlatılmasını istemiyorum!
Siz de istemezsiniz değil mi??

Sayın belediye başkanımız demiş ki " hemşehrilerimizden yağmur yağması için dua etmelerini istiyorum, daha önce de böyle bir sıkıntı yaşadık; hemşehrilerimizin duaları sayesinde yağmur yağdı, kurtulduk." İşimizin duaya kalmasını değil teknik ve bilimsel önlem alınmasını istiyorum. Siz de istersiniz değil mi??

Ayrıca, “Tuvaletlerde rezervuarların içine suyun miktarını azaltmak için tuğla ve kola şişesinin içerisine suyu doldurup içine bırakmalarını öneriyorum. Böylece her basınçta 1 litre sudan tasarruf etmiş olacağız. Bu biriktiği zaman binlerce tonluk bir su olur. Su varsa kullanırsın yoksa kullanamazsın." demiş..inanılacak gibi değil!
Milyon dolarlık bilmem ne hiper/süper/gros marketleri, gökdelenleri, altüst kavşakları yapılırken en hayati ihtiyacın karşılanamadığı bir Ankara’da yaşamalarını istemiyorum! Siz de istemezsiniz değil mi??






Ankara Barajları

Tasarrufa azami dikkat edilsin, en azından “kriz yönetimi” ile boşa akan sular tasarruf edilsin istiyorum lütfen! İnsanların sağlıklı, temiz ve güvenilir su kaynaklarından düzenli olarak yararlanabilecekleri bir “Su Politikası” geliştirilmesi gerekli diye düşünüyorum..
Siz de istersiniz değil mi??
Ankara’nın çevresindeki barajların doluluk seviyesinin doğru bildirilmesini ve önceden önlem alınmasını rica ediyorum..
Siz de istersiniz değil mi??
Su havzalarının koruma altına alınmasını, havzalarda yapılaşmaya izin verilmemesini en hayati bir önlem olarak düşünüyorum. Havzalardan değil otoyol geçirilmesini, bir aracın bile havzaya sokulmamasını, kurşunlu sulara mahkum edilmememizi düşlüyorum..
Siz düşlersiniz istersiniz değil mi??

Sapanca Gölü ve Abant Gölünde bile kurşun kirlililiğinin bulunduğu düşünüldüğünde kanser vakalarının neden bu kadar arttığını sormamak gerek tabii..




Kilometrelerce boru döşeniyor, milyonlarca dolar harcanıyor ve Ankara'ya Kızılırmak'tan, İstanbul'a Melen'den, Konya'ya Göksu'dan, Kocaeli'ne Sapanca'dan su taşınıyor. Ancak, çevre örgütleri projeleri ''taşıma suyla değirmen döndürmek'' olarak niteliyor.Çevre örgütlerine göre, büyükşehirlere su getirmek amacıyla yapılan "havzalararası su transferi"yle gelecek ipotek ettiriliyor.

http://www.cnnturk.com/TURKIYE/haber_detay.asp?PID=318&haberID=381657



Su politikası, plansız ve bilim dışı davranan yerel yönetimlere bırakılamayacak kadar ciddi ve önemli bir konu..
Tonlarca suyu refüjlere aylarca boca edip, daha sonra yetişen çimleri, ağaçları söküp atıp yolları alt üst eden, ana aksları yaz boz tahtasına çeviren belediyelerimiz umarım hatalarını anlarlar ve kamu kaynakları ile birlikte “doğal” kaynakları da yok ettiklerini düşünürler bundan böyle..

Bol yağışlı ve “sulu” günler dilerim..

Kalın sağlıcakla..

Doç. Dr. Mehmet TUNÇER