Thursday, February 14, 2013

DÜNYA CENNETİ BOLU’YU GEZİYORUZ..




DÜNYA CENNETİ BOLU’YU GEZİYORUZ..

Prof. Dr. Mehmet Tunçer



Ülkemizin cennet köşelerinden biridir Bolu.. Efsanevi Köroğlu’nun yaşam alanı Aladağlar, Köroğlu Dağları kuzey-doğu, kuzey-batı istikametinde uzanan ormanları ile muhteşem sıradağlardır. Her ne kadar Bolu denilince önce Abant akla gelirse de, Yedigöller, Gölcük, Sünnet Gölü, Yeniçağa Gölü, Gölköy, Seben Göletleri de önemli göllerdendir. Ayrıca Kartalkaya Kış Turizm, Esentepe kayak merkezi ile kışın da kayak severleri cezbeden bir İl’dir.

Bölge adını burada yaşamış olan Bithyn’lerden almış.. İlk çağlarda Bithynia, Paflagonia’yı birbirinden ayıran Filyos çayının kıyısında Bolu’nun ilk çekirdeği olan kent kurulmuş.. Bithynnion adı ile anılmış.. Romalılar ise şehre Claudiopolis adını vermişlerdir. Şehir bugünkü Eskihisar Tepesinde kurulmuş idi. Osmanlı döneminde ise yöre Osman Gazi’nin komutanlarından Konuralp tarafından alınmıştır.

Bolu doğal değerleri yanısıra, halk ozanları, yöreye has yemekler, el sanatları, yöresel halk edebiyatı, halk giysileri, halk oyunları ile dikkat çekmekte.. Kırsal alanlarda el işleri ile el tezgahlarında yapılan dokumalar, kumaşlar, av tüfeği, bağlama, kaval yapımı bölgeye has geleneklerden..

Başlıca Ulaşım Aksları

Eski Bolu Dağı Yolu'nun maceralı, kışın zaman zaman tehlikeli olduğu kadar harika manzaralı, biraz dolambaçlı yolunu (D-100) hala tercih edenler var. Bunu belki de buradaki gastronomik olanaklara, kendin-pişir kendin ye’li, mangallı, keşli, sebzeli nefis menülere bağlamak olası..

Bolu’ya hızlı ulaşım günümüzde TEM otoyolu ile yapılıyor. 3 giriş kapısı planlanmış.. Doğu Kapısı kentin yaklaşık 20 km doğusundan ayrılıyor, Kartalkaya ve Yedigöller’e ulaşmak için bu kapıdan girilmesi gerekli. Kuzeyde geniş bir yay çizerek Bolu kentinin manzarasını sunan otoyolun Batı Kapısı, Şehirlerarası Otobüs Terminali’ne doğrudan bir bağlantı haline gelmiş.

Mudurnu – Göynük tarihi yerleşimlerine Bolu Kent merkezinden geçerek güney-batıya giden Cumhuriyet  Caddesi’nden ulaşmak mümkün. Mudurnu dolmuşları 50 km lik yolu yaklaşık 45 dakikada alıyor.. Yedigöller’e 42 kmlik bakımsız bir yoldan ulaşılıyor, bu yolun başlangıcı da eski Ankara karayolu olan D-100 üzerinde..
AİBÜ KAMPUSUNDA KIŞ

İklime dikkat; Bolu ili,  10.2oC  yıllık ortalama sıcaklık, 545 mm. civarında yıllık toplam yağış değeriyle İç Batı Karadeniz Bölgesi ile İç Anadolu iklimi arasında geçiş özelliği taşıyan bir iklim tipini yaşamakta..Sonbahar ve ilkbaharda her an yağış sürprizleri ile karşılaşılabilir, bazı yerlerde gece sıcaklık oldukça düşük değerlerde olabilir. Bu nedenle Bolu’da bu mevsimlerde gezerken, mont, yağmurluk, kazak gibi giysileri yanınızdan eksik etmeyiniz..

Bolu'ya gelince, ilk olarak eşsiz güzellikte yemeklerinden tatmanızı öneririm.. Yöresel yemek yapan bir lokantaya gidelim, çorba olarak Ovmaç Çorbası, Patates veya Yoğurtlu Bakla Çorbası kokusu, görünümü, lezzeti ile başlangıç için idealdir. Ana yemek olarak kekik kokulu ızgara etler, Mantar Sote, Kaşık Atmaç veya Abant Kebap alınabilir. Tatlı olarak da; Mudurnu Baklavası, Uğut tatlısı, mevsimine göre kabak tatlısı tavsiye edilir.
ABANT İZZET BAYSAL ÜNİVERSİTESİ

Daha sonra şehirde Valilik ile Belediye arasındaki “mecburiyet” caddesinde yürüyerek, tarihi çarşı kesimini gezerek, Akropolis Hisartepeyi ve Müze'yi ziyaret edebilirsiniz.. Şehir merkezinde Valilik Binası, Atatürk Anıtının dışında ilginizi çekecek başka bir şey bulmak zor.. Büyük insan İzzet Baysal'ın şehre kattığı eserler saymakla bitmez, en önemli eseri de 5 yıl keyifle çalıştığım Abant İzzet  Baysal Üniversitesi'dir. Orman içindeki Gölköy Kampusunda konaklamak, sosyal, kültürel pek çok aktiviteye katılmak olası..

 ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI 

Abant

İstanbul yönünden Abant’a gidecekler için de TEM üzerindeki bir başka kapı Abant Kapısı.. Bu noktada  Ortadoğu’nun en büyük otoyol üzeri dinlenme, alışveriş merkezi olan Highway Outlet yer almakta..
Abant Tabiat Parkı; Bolu’ya 33, Ankara’ya 225, İstanbul’a ise 258 km. uzaklıkta.. Abant’ın oluşumu tektonik, çünkü biliyorsunuz Bolu aktif Kuzey Anadolu Fay hattı üzerinde 1. Derece Deprem Bölgesi. Deniz yüzeyinden 1325 m. yüksekte olan Göl yeraltı suları ile beslenir, Bahar aylarında su seviyesi 25 - 30 cm kadar yükselen Göl, kış aylarında donar..Ama, sakın üstünde yürümeye kalkmayın, çünkü daha önce bazı facialar yaşanmıştı, her an kırılabilir bu ince buz...

Gölü besleyen Beşpoyraz, Fındıklı Dereleri sürekli alüvyon taşıyor.. Göl çevresindeki turbalaşmanın da en büyük nedeni bu dereler.. Park alanında 1400 m. den 1700 m. ye kadar yükseklikte olan birçok tepe var..Yamaç paraşütü yapılan tepeler de mevcut..
Tabiat Parkı sınırları içinde yakın köylere ait Samat, Sarıyer, Örencik, Pelitözü Yaylaları bulunmakta.. Abant Gölü çevresinde zengin Sarıçam, Karaçam, Kızılçam ormanları var.. Parkın çevresi ile  birlikte zengin bir omurgalı tür topluluğuna ve kuş faunasına sahip olduğu biliniyor.. Gölde; adını Abant Gölü'nden alan, endemik Abant Alası yaşıyor..
ABANT GÖLÜ'NDE ÇEVRE KATLİAMI 

Göl çevresi yer yer aydınlatılmış, yürüyüş yolları, fayton durakları, piknik mekânları düzenlenmiş.  Ancak, bunlar yapılırken 2010 yılında plana aykırı olarak yolların genişletilmesi, göl seviyesinin yükseltilmesi esnasında kıyı ekolojisinde tahribatlar oluşmuştu.. Tahribatı durdurmak için davalar açıldı ve başarılı olundu kısmen..
Abant Palace Oteli; beş yıldızlı, 350 yataklı.. Tesiste jimnastik salonu, tenis, bilardo, futbol, basketbol, yürüyüş, kapalı yüzme havuzu vd.  bulunuyor.. Büyük Abant Oteli ; 95 odalı, Göl Kafe, Şömineli Geyik bar, tenis, sauna, solaryum, jimnastik salonu var.. Abant Köşkü, 25 yataklı, çevre aktiviteleri ise, bisiklet, atlı spor.. Şömine başında kışın salep tavsiye edilir.... Göl Gazinosu’nun yemek yiyebilmek, oturmak için göle uzanan bir terası, mangal bahçesi, barı, şömineli lobisi var..
Abant’tan Mudurnu’ya kestirme bir yoldan gidebilirsiniz..


Çağa Gölü: Gerede’ye yaklaşırken TEM üzerinde bir süre izlenen Yeniçağa yerleşimi kenarındaki Çağa gölü de tektonik bir göl, çevresi sazlık, bataklık..

Çubuk Gölü: Göynük’ün 11 km kuzeyinde, 15 hektar genişliğinde küçük bir göl, Gölde ak ve sarı balık olarak nitelendirilen balık türleri, alabalık üretimi yapılan tesisler bulunuyor..

Sünnet Gölü: Göynük’ün 27 km doğusunda yer alıyor, Kuru Dağ ile Erenler tepesi arasındaki derin, dar vadideki bir heyelan çukurunda oluşmuş muhteşem bir göl, denizden 820 metre yükseklikte, en derin yeri 22 metreymiş, 18 hektar genişliğinde bir göl, görülmeye değer..

Yedigöller: Bolu deyince Yedigöller akla gelir hemen.. Mengen‘den, Bolu içinden ulaşımı sağlayan, altyapısı bozuk 57 km’lik bir yol ile ulaşılıyor.. Yedigöller Milli Parkı (550 he), 780 metre kotlarında yer alıyor.. Göller tektonik hareketler sonucu akarsuların önünün dolması ile oluşmuş.. Dördünde sürekli su bulunan, üçünde ise yazın epeyce su azalıyor hatta zaman zaman kuruyor..
Büyük Göl, Küçük Göl, Nazlı Göl, Sazlı Göl,  Derin Göl, Aşağı Göl, Orta Göl’den oluşan Göl sistemi dereler ile birbirine bağlı... Çevresinde mangal, piknik yapma olanağı bulunmakta.. Burada zaman zaman su içmeye gelen geyik gibi nadir türleri görebilirsiniz..

Gölköy Göleti: Mudurnu ve Büyüksu Çayları üzerine kurulmuş yapay su rezervuarı, Bolu’daki Göllerin en büyüğü.. Su seviyesi yüksek olduğu zamanlarda Göl yüzeyi 42,5 km2ye çıkıyor.. Göl suyu, Bolu ovasının sulamasında kullanılıyor, ileride içme suyu kaynağı olacak.. Çevresinde piknik yapılabiliyor, yer yer 20 metreye varan derinlikte balık avlanabiliyor..Göl çevresinde yürüyüş yolları düzenlenmiş, spor aletleri konulmuş.. Gölün hemen üstünde yer alan AİBÜ’nün sosyal – kültürel tesislerinden, sosyal aktivite merkezinin alışveriş olanaklarından yararlanmak mümkün..

Gölcük Göleti: Seben yolu üzerinde orman içinden geçerek  13. kilometrede ulaşılan Gölcük Göleti, her mevsim muhteşem manzarası, 40 – 50 metreye ulaşan sedirleri, göknarları ile, dik çatılı ahşap konukevi ile Bolu turistik fotoğraflarının vazgeçilmezidir.. Su yüzeyi oldukça küçük (4,5 hektar) çevresinde 15 dakikalık küçük bir tur atınız, sakin, gölgeli mekânlardan, suya dik inen ulu göknarlar arasından Gölcük manzarası doyumsuzdur. Önceleri burası doğal bir göl iken, suyun çıkış ayağı kapatılarak su yüzeyi genişletilmiş, düzenlenmiş..

Kaplıcalar
Bolu termal turizm, sağlık turizmi açısından çok zengin.. Karacasu Termal Tesisleri, Bolu güneyinde 5 km. mesafede.. Aladağ eteklerinde “Büyük Kaplıca”, “Küçük Kaplıca” suları karaciğer, safra kesesi hastalıklarında, böbrek taşlarında, dolaşım sistemi, akciğerler üzerinde olumlu etkilere sahip..
Babas Kaplıcası, Mudurnu kuzey-batısında ormanlar içinde yer alıyor, suyu acı sular sınıfına giriyor, 60 derece, karbondioksitsiz, düşük mineralizasyonlu olduğundan, böbrek, idrar yolları hastalıklarında, romatizmada  olumlu etkisi var..
Seben ilçesindeki Bağlum kaplıcası, ilçenin 14 km güneyinde Kesenözü Köyü’nde, mide, safra kesesi, solunum, dolaşım bozukluklarında olumlu etkisi var..

Kış Turizmi
Bolu kış turizmi açısından pek azı kullanılmış büyük potansiyel taşımakta.. Aladağlar, Köroğlu Dağları, üzerindeki 300 den fazla yayla ile doğa turizmine uygun.. Kış sporları açısından düzenlenmiş güzergahlar çok sınırlı.. Üst gelir gruplarına yönelik kış turizm merkezleri; Kartalkaya, Esentepe kayak pistleri ve çok yıldızlı otelleri ile ünlü..

Kartalkaya'ya Bolu şehir merkezinden Ankara yönünde 10 km kadar gittikten sonra, 28 km.lik manzaralı bir yoldan, yaylalar arasından (Sarıalan)  tırmanarak ulaşılıyor. 2000 metre kotlarında; 1169 yatak kapasiteli, her türlü konfora sahip 2 otel sizi karşılıyor. Bu kesimde toplam 9 adet lift, toplam uzunluğu uzunluk 30 km olan 13 pist bulunuyor.. Kayak kiralayarak kaymak, ya da acemiler arasına karışıp küçük pistte yuvarlanmak çok keyifli..

Aralık-Nisan arasında 120 günden uzun bir süre kış sporları yapılabiliyor.. Tabii her mevsimde manzaralar muhteşem; ancak özellikle karlı günlerde araçla tırmanışa başlamadan mutlaka zincir takınız! Yoksa belirli bir kesimde 2-3 misli fiyata zincir alıp, köylülere taktırmanız da mümkün tabii:)


Mudurnu

UNESCO Dünya Miras şehirleri listesinde yer alması gerekli ancak Safranbolu kadar tanınamamış, korunamamış bir dünya güzeli.. Hemen bütünüyle korunmuş bir doku, bir "Kentsel Sit".. Konakları, ahşap mimarisi, süslemeleri, taban göbekleri, dolapları, nişleri ile sanki her biri birer İstanbul Yalısı..Ayrıca, geleneksel el sanatlarını, el emeği göz nuru olan el işlerini, ahşap el sanatlarını kaybetmemiş, Anadolu'da Lonca Sistemi'nin hala yaşadığı nadir yerlerden..

Bolu - Mudurnu arası 50 kilometrelik yol asfalt, oldukça düzgün, yaz-kış ulaşıma açık.. Engin orman denizi içinden, korunmuş köylerden, berrak akarsulardan geçerek geldiğinizde girişte sizi bir koku ve tavuk heykeli sizi karşılar (:   Tavukçuluğun 15-20 yıllık bir geçmişi var, ama kasabanın köklü kültürünü, geleneklerini tek bir sektöre feda etmiş olması üzücü..Koruma Planı olmasına, son yıllarda yaklaşık 40-50 ev ve konağın restore edilmesine rağmen daha yapılacak çok şey Mudurnu'da..

Moderna Otel, Hacı Şakirler Konağı, tamamen doğal, katkısız ürünler yiyebileceğiniz Yarışkaşı Konağı, 1860 yılından kalma 3 katlı muhteşem bir yapı olan Keyvanlar Konağı, Hacı Abdullahlar, Hüsnü Çavuşlar Konakları, Urgancıoğlu Yatı Evi, Fuat Beyler Konağı vd. konaklama amaçlı restore edilmişler..
Buralarda aynı zamanda yöre mutfağının zengin çeşitlerini tadabilirsiniz.. Özellikle yaprak sarma, keşli makarnayı tavsiye ederim... Henüz konaklamaya açılmamış Armutçular Konağı, Haytalar Konağı muhteşem ahşap mimarisi ile görülmeye değer..

KÜLTÜR KENTİ MUDURNU PANEL VE ÇALIŞTAYI

Hamam olarak kullanılmakta olan Yıldırım Bayezid Hamamı, Yıldırım Bayezid Camii, Kanuni Sultan Süleyman Camisi, Samsa Çavuş Camisi, Orhan Bey Camisi, 1890'larda inşa edilmiş kasabaya hakim bir noktadaki Mudurnu Kalesi ve Saat Kulesi görülmeye değer yerler.. Geleneksel el sanatlarının halen yaşadığı, demircilik, bakırcılık, ahşap işlerinin varlıklarını sürdürdükleri Mudurnu Çarşısını mutlaka gezmelisiniz.. Mudurnu'lu Pertev Naili Boratav Kültür Evi de burada yer alıyor.. Ayrıca, Belediye Mudurnu Kent Tarihi Müzesi de son dönem kazandırılan eserlerden..

Göynük
Kültürü, tarihi, doğası, gezilip görülmeye değer birçok zenginlikleri ile Mudurnu ile yarışmaktadır şehzadeler kenti Göynük.. Bolu merkezine 98 kilometre mesafede, ilçede, 7 cami, 3 türbe, hamam, Zafer kulesi, 127 taşınmaz kültür varlığı konak bulunmakta.. Bunun yanı sıra geleneksel sokak dokuları görülmeye değer..
Doğa Otel, Göynük Oteli, Doğal Yaşam Hoteli, Türksoylar Konağı, Akşemsettinoğlu Konağı, Gürcüler Konağı konaklama amaçlı restore edilen tarihi Osmanlı konaklarından.. Hacı Ali paşa konağı Türkiye 2001 yılı en güzel görünümlü eseri olarak seçilmiş..

Seben
Bolu il merkezinin 54 km güneyinde, "yüce dağ", "ulu dağ" anlamına geliyor,  eski bir yerleşim alanı olduğu Solaklar, Muslar, Çeltikdere ve Yuva Köyleri çevresinde bulunan kaya evlerden anlaşılmakta..  Yerleşim Aladağı Çayı ile kollarının vadilerinde olmuş..  Çeltikdere Vadisi’nde Frigya dönemi taş oyma mezarlar ile eski kilise kalıntısı, birçok peri bacası bulunmakta...  En önemli gelir kaynakları meyvecilik-hayvancılık, ormancılık.. Bolu pazarlarına haftanın birkaç günü Sebenli çiftçiler gelir ve "ekolojik ürün" satışı yaparlar...

Kıbrısçık
Seben ile birlikte Bolu merkezine uzak kalmış, göç veren yerleşimlerden.. Bolu'ya uzaklığı 65 km., Karagöl Milli Parkı'nda konaklama olanağı var..   Köroğlu tepesi, otantikliğini koruyan yaylalar, kaya mağaraları, Belen köyü Elönü mağaraları gezilip görülmeli.. Eski uygarlıklardan kalma bir ören yeri olan Samra mevkii de görülmeye değer.. 

Dörtdivan
Köroğlu dağlarının giriş kapısı niteliğindeki Dörtdivan İlin doğusunda yer almakta.. Köroğlu Dağları güneybatıda yay çizerek kuzeye doğru uzanır.. En yüksek tepesi Köroğlu Tepesi 2378 m.dir. Kartalkaya’ya ulaşan diğer yollardan daha kısa olan Dörtdivan bağlantısı, özellikle Ankara’dan ulaşımda kolaylık sağlamakta..

Gerede
Gerede girişinde "Dericiler Şehri Gerede" tabelasını görürsünüz.. Çamların arasından geçen benzersiz güzellikte pistleri ile, uluslararası kayak kros yarışmalarının ev sahibidir. Gerede, uluslararası bisiklet ve kayak kros yarışmaları için tercih edilen bir bölge.  Gerede yaylaları bu sporlar için son derece uygun doğal pistlerle dolu..
Esentepe Çay Bahçesi, Kır Lokantası;  kışın 2 metreyi bulan kar yağışı nedeniyle konaklama merkezine 4 km. uzaklıkta, Arkut Dağı’nda oluşturulan kayak pisti ve orman kafeteryasında doğa ile iç içe yaşamak mümkündür..
Orman içindeki Dorukkaya Green Park oteli ve Esentepe oteli konaklama için tavsiye edilir.. Esentepe ve Arkut dağlarındaki yaylalar, mesire alanları dinlenme yerleridir. Özellikle yazın bu yerler piknik yapanlarla dolup taşmakla birlikte, doğal yapı bozulmamıştır...

Mengen
Bolu yöresinin yemekleri de oldukça zengindir, özellikle Mengenli aşçılar dünyaca tanınmışlardır. Mengen'den yetişen aşçıların tarihi padişah mutfaklarına kadar dayanmaktadır..Her yıl Eylül ayının ilk haftasında da Mengen'de Türkiye'nin tek "Aşçılık Festivali" düzenlenmekte ve yarışma, sergi, konser, panel, şov, spor karşılaşmaları gibi etkinlikler gerçekleştirilmektedir. Özellikle her yıl değişik türde bir şov yemeği hazırlanmakta ve çok ilgi çekmektedir.

İyi geziler dilerim..

 Bu yazı "Gezgin Gözüyle Türkiye 2" kitabında yayınlanmıştır. (Editör : Timur ÖZKAN (Ocak 2013)

Thursday, February 7, 2013

A WORLD HERITAGE SITE : Antoni Gaudí's Parc Güell (1)


Seven properties built by the architect Antoni Gaudí (1852–1926) in or near Barcelona testify to Gaudí’s exceptional creative contribution to the development of architecture and building technology in the late 19th and early 20th centuries. 
These monuments represent an eclectic, as well as a very personal, style which was given free reign in the design of gardens, sculpture and all decorative arts, as well as architecture. The seven buildings are: Casa Vicens; Gaudí’s work on the Nativity façade and Crypt of La Sagrada Familia; Casa Batlló; Crypt in Colonia Güell. 
 (Source: http://whc.unesco.org/en/list/320)


Photo: M.Tuncer, 2012

The works of Antoni Gaudí represent a series of outstanding examples of the building typology in the architecture of the early 20th century, residential as well as public, to the development of which he made a significant and creative contribution. It is, furthermore, an outstanding and well-preserved example of the ideal garden cities dreamed of by the urbanists of the end of the 19th century. It exhibits an important interchange of values closely associated with the cultural and artistic currents of his time, as represented in El Modernisme of Catalonia. It anticipated and influenced many of the forms and techniques that were relevant to the development of modern construction in the 20th century.



http://www.barcelona-tourist-guide.com/en/maps/attractions/gaudi-park-guell.html

Park Güell (Catalan: Parc Güell [ˈparɡ ˈɡweʎ]) is a garden complex with architectural elements situated on the hill of El Carmel in the Gràcia district of Barcelona, Catalonia, Spain. It was designed by the Catalan architect Antoni Gaudí and built in the years 1900 to 1914. It has an extension of 17.18 ha (0.1718 km²), which makes it one of the largest architectural works in south Europe. It is part of the UNESCO World Heritage Site "Works of Antoni Gaudí"


Photo: M.Tuncer, 2012



Photo: M.Tuncer, 2012

The park was originally part of a commercially unsuccessful housing site, the idea of Count Eusebi Güell, whom the park was named after. It was inspired by the English garden city movement; hence the original English name Park (in the Catalan language spoken in Catalonia where Barcelona is located, the word for "Park" is "Parc", and the name of the place is "Parc Güell" in its original language). 


Photo: M.Tuncer, 2012

The site was a rocky hill with little vegetation and few trees, called Muntanya Pelada (Bare Mountain). It already included a large country house called Larrard House or Muntaner de Dalt House, and was next to a neighborhood of upper class houses called La Salut (The Health).

http://en.wikipedia.org/wiki/Park_G%C3%BCell




Photo: M.Tuncer, 2012

The intention was to exploit the fresh air (well away from smoky factories) and beautiful views from the site, with sixty triangular lots being provided for luxury houses. Count Eusebi Güell added to the prestige of the development by moving in 1906 to live in Larrard House.




Photo: M.Tuncer, 2012

Ultimately, only two houses were built, neither designed by Gaudí. One was intended to be a show house, but on being completed in 1904 was put up for sale, and as no buyers came forward, Gaudí, at Güell's suggestion, bought it with his savings and moved in with his family and his father in 1906.



Third fountain at the entrance with the dragon  (Photo: M.Tuncer, 2012)


The entrance to Park Guell was designed by Antoni Gaudi between 1900 and 1914. 





It has since been converted into a municipal garden. It can be reached by underground railway (although the stations are at a distance from the Park and at a much lower level below the hill), by city buses, or by commercial tourist buses.




Due to park Güell's location and size you'll need to schedule at least half a day for a visit to Güell park but it will be well worth the visit.

(Photo: M.Tuncer, 2012)

While entrance to the Park is free, Gaudí's house, "la Torre Rosa," — containing furniture that he designed — can be only visited for an entrance fee. There is a reduced rate for those wishing to see both Park Güell and the Sagrada Família Church. 


http://www.parkguell.es/en/




(Photo: M.Tuncer, 2012)


Doric columns support the roof of the lower court which forms the central terrace, with serpentine seating round its edge.

(Photo: M.Tuncer, 2012)

Gaudi’s lizard fountain in Park Güell has become a symbol of Barcelona, Spain. The colourful mosaic tiles draw crowds to this unique urban park.

Gaudí's multicolored mosaic salamander, popularly known as "el drac" (the dragon), at the main entrance, prior to vandalism early in 2007.



Gaudí dragon fountain that is at the entrance to Güell park. This dragon is adorned in beautiful coloured tiling and there is something rather hypnotic and magical about it.



Eusebi Guell bought a large farm in the "Muntaya Pelada", Gracia. He wanted to build a Garden-city, the works were commissioned to Antonio Gaudí. But they can only sell three parcels, and the work was stopped in 1914 because it had been a failure.
Today the structures are designed to community services, entering the square, the Hipóstila Chamber ...
It was opened to the public in 1926 as a park for its beauty. In 1984 it was declared a World Heritage Site by Unesco.

(Photo: M.Tuncer, 2012)


The Park Guell was formed with the joining of two areas "Can Muntaner de Dalt" and "Can Coll i Pujol", in the "Muntanya Pelada" (today muntanya del Caramel), purchased by Count Güell the year 1899.


One of Gaudí's unique tiles in Parc Güell. (Photo: M.Tuncer, 2012)

(Photo: M.Tuncer, 2012)


The focal point of the park is the main terrace, surrounded by a long bench in the form of a sea serpent. The curves of the serpent bench form a number of enclaves, creating a more social atmosphere. Gaudí incorporated many motifs of Catalan nationalism, and elements from religious mysticism and ancient poetry, into the Park.


Doric columns support the roof of the lower court which forms the central terrace, with serpentine seating round its edge.  (Photo: M.Tuncer, 2012)


Ceiling Mosaic in the Hypostyle Room, Park Güell, Barcelona ..

Another of Gaudí's Tiled Mosaics on the ceiling.


Gaudi conceived as a religious sense at the same time as organic and urban, and using the 60 meters of gap which has the mountain (the height ranges between 150 and 210 meters respect the sea) to project a path of spiritual elevation, placing in its top a chapel, but it was never built, in place that currently holds the monument to Calvary (or Turó de les tres creus).


His structures echo natural forms, with columns like tree trunks supporting branching vaulting under the roadway, and the curves of vaulting and alignment of sloping columns designed in a similar way to his Church of Colònia Güell so that the inverted catenary arch shapes form perfect compression structures.




Antoni Gaudí Güell Park - mosaic seating area adorned with multi-coloured tiles


See A WORLD HERITAGE SITE : Antoni Gaudí's Parc Güell (2)

Saturday, February 2, 2013

Meclis Tutanaklarından Amasra Termik Santrali


23.01.2008
Meclis Tutanaklarından Amasra Termik Santrali:

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayımız vardır, görüşmelere başlıyoruz.
Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.
İlk söz, Bartın ili Amasra ilçesine kurulması düşünülen termik santralın çevreye vereceği zarar hakkında söz isteyen Bartın Milletvekili Muhammet Rıza Yalçınkaya’ya aittir.
Buyurun Sayın Yalçınkaya. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakika Sayın Yalçınkaya.
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) -  Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, Bartın milletvekili olarak, Bartın’ın gelecekte son derece önemli bir sorununa dönüşecek olan bir Hükûmet kararından geri dönülmesini sağlamak amacıyla gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Hepinizin bildiği gibi, Bartın Ankara’ya 278 kilometre, İstanbul’a 419 kilometre uzaklıkta, Karadeniz’in incisi,  Paflagonlardan bu yana üç bin yıllık tarihiyle ünlü tarihçi Homeros’un destanlarında yer almış bir cennet parçasıdır.
Fatih Sultan Mehmet Amasra’yı gördüğünde lalasına “Lala lala, çeşmi cihan bu mu ola?” sorusunu boşuna sormamıştır. Burada Fatih Sultan Mehmet tarafından “dünyanın gözü” olarak nitelenen bir güzellikten söz ediyoruz. Burada, inanılmaz güzellikteki koyları, deniz ile ormanın iç içe geçtiği, yeşilin binlerce tonunun bir arada olduğu, doğal güzelliklerinin yanı sıra üç bin yıllık bir tarihe ev sahipliği yapan, günümüzde yerel turizm açısından Karadeniz’in gözdesi konumunda olan ve küresel ısınma nedeniyle en geç on yıl içinde uluslararası turizmin de gözdesi olmaya aday bir vatan parçasından, Amasra’dan söz ediyoruz.
Böylesine tarih ve doğa cenneti niteliğindeki bir yöremizin ekonomik açıdan kalkınmasını sağlamak, halkın refah düzeyini arttırmak için akla nasıl bir çözüm gelebilir? Var olan güzellikleri geliştirmek ve işleterek kazanca dönüştürmek mi? Eğer böyleyse, buyurun, Amasra’nın mevcut turizm kapasitesini daha da geliştirecek, uluslararası tanınmışlığını sağlayacak projeleri ortaya koyalım. Şu anda çalışan maden ocaklarına ihtiyaç olan üretim işçisini acilen alıp kömür üretimini arttırarak ülke ekonomisine katkı sağlayalım.
Böylesi bir yörede ne yapılmaz ya da sakın ola yapmayın denebilecek iş nedir? Oksijen deposu havayı karbonmonoksitle doldurmak, biyolojik çeşitliliği en yüksek ormanlara sahip olan bu bölgenin asit ve kül yağmurları altında yavaş yavaş ölmesine yol açacak en kirletici işleri buraya yığmak, Amasra’nın doğal ve tarihî güzelliklerinin üstüne küller dökmek, ormanı da, insanı da, denizi de, havayı da, tarihi de kirletmek, katletmek, öldürmek.
Burada gündem dışı söz almamın nedeni, benim, sizin, hepimizin olan bu vatan parçasında işte bu katliamın yaşanması için atılmış bir adımın sonuçları hakkında Meclisimizi, Hükûmetimizi ve kamuoyunu uyarmaktır. Amasra’ya termik santral kurulacak. Bu konuda, Hema adlı bir şirkete, Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca üretim lisansı verilmiş durumda. Şaka gibi geliyor değil mi? Maalesef şaka değil. Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunca, Hema Elektrik Üretim A. Ş.’ye kırk dokuz yıl süreli olarak üretim lisansı verilmiş durumda.
Bartın, çevre sorunları konusunda son derece duyarlı bir bölgedir. Cennette yaşamak sadece zevk değil, sorumluluk da gerektirir diye bakarız bizler hayata. 2000 yılında da bir mobil santral getirilmeye çalışıldı yöremize, on binler ayağa kalktı, “Bu hava, bu deniz, bu topraklar bizim, balığımızın ölmesine, insanımızın hastalanmasına, ormanlarımızın yok olmasına yol açacak bir yatırımı istemiyoruz” diye tüm Bartın ayaklandı. Henüz o yaşananlar unutulmadı.
Şimdi, Amasra’da gene bir termik santral var karşımızda. O gün insanlarımızın itiraz ettiği her şey aynısıyla bugün de gündemde, hiçbir şey değişmedi, ama oyun biraz değiştirildi.
Bu kez Bartınlıları susturabilmek için Amasra (B) maden sahasının işletilmesi için Hema A. Ş. bir de rödovans sözleşmesi yapmış durumda. Amasra’da hâlen çalışılan maden yataklarında kömür çıkarılması için HEMA’ya al burayı işletmek demek rödovans sözleşmesi. Bakın, buradan çıkan kömürü çıkaracağız, size hem iş sahası açacağız hem de bu kömürü -ve tabii ki başka kömürleri de- kurulacak olan 654,5 megavat kurulu güce sahip termik santralimizde kullanacağız, enerji sektöründe değerlendireceğiz diyorlar.
Bartınlılara layık görülen bu mudur? Göstermelik bir rödovans anlaşmasıyla size bu sayede iş ve istihdam yaratıyoruz biraz da siz fedakârlık yapın; bırakın Amasra’nın güzelliklerini, tarihî ve doğal değerini; turizm potansiyeliniz yok olacakmış, denizde balıklar, uçan kuşlar, yeşil ormanlar, kucaktaki bebeleriniz zehirlenecekmiş ne gam diyorlar.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN – Konuşmanızı tamamlar mısınız.
MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Devamla) – Kıymayın Amasra’ya…
Amasra öyle bir cennettir ki, bu cennet sadece güzellikleri ile değil, insanoğluna sunduğu doğal kaynakları ile de yaşanılan coğrafyayı insanoğluna yaşanılır kılmak için bir sürü olanağı da bağrında barındırmaktadır.
Allah’ın her türlü nimetiyle donatıp bizlere sunduğu bu büyük hazineyi korumak ve geliştirmek görevi ise biz Bartınlılar kadar -hatta çok daha fazla- tüm ülkeye hizmet etme vaadiyle göreve gelmiş olan Hükûmete düşmektedir.
Kıymayın Amasra’ya, kıymayın Bartın’a…
Bir hatadan dönebilmek de en büyük erdemdir. Bu nedenle Amasra’ya yapılması karara bağlanmış olan termik santralden Bartınlılar ayağa kalkmadan vazgeçme erdeminin Hükûmetçe gösterilmesi en büyük temennimiz ve talebimizdir.
Değerli milletvekillerim, beni dinleme nezaketinde bulunduğunuz için hepinize teşekkür ediyorum. Amasra’nın güzelliklerini görmeye, Amasra’nın salatasını, Amasra’nın balığını ve ballı cevizli manda yoğurdunu tatmaya hepinizi Amasra’ya bekliyorum.
Sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yalçınkaya.
Cevap mı vereceksiniz?
Enerji Bakanı Sayın Hilmi Güler Bey cevap vereceklerdir.
Buyurun Sayın Bakan.
Süreniz yirmi dakika.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Bartın Milletvekili Sayın Rıza Yalçınkaya Beyin, Bartın ili Amasra ilçesinde kurulması düşünülen termik santralle ilgili görüşlerine ilave bilgiler sunarak cevap vermek istiyorum.
Bildiğiniz gibi, biz, enerji konusunda yerli kaynaklara ağırlık veren bir hükûmet olarak, bu bölgede de santraller kurmayı arzu ediyoruz.
Tabii, eski alışkanlıklar ile yeni yaklaşımlar arasındaki farkı iyi ayırt etmek lazım. Kömür, eskiden, genel bir yanlış kanaat olarak kirletici, çevre düşmanı olan bir yakıt gibi kabul ediliyordu. Ancak, kömürü çok iyi yakan yeni teknolojiler var, bunları da kullanmaya başladık. Bunlardan bir tanesi, akışkan yatak teknolojisidir. Ayrıca plazma tekniğiyle kömürü yakan ve etrafa zarar vermeyen veya minimum zarar veren yeni teknikler kullanılmaktadır ve bunlar uygulamaya geçirildi. Mesela, biz Çan Termik Santralinde böyle bir metodu kullanıyoruz. Ayrıca İSKEN diye bahsettiğimiz Akdeniz’de kömür santrali, aynı şekilde yumurtalık da bu şekilde çalışmaktadır. Fevkalade temiz, çevreye zarar vermeyen bir teknolojiyle kömür kullanılmaktadır.
Bir yandan yerli kaynaklarımıza ağırlık verelim diyoruz, bir yandan dışa bağımlı olmayalım diyoruz, bir yandan ucuz elektrik kullanalım diyoruz. Bunları yapmanın şartı bu tekniklere uymaktır. Bunun için de, Bartın ilinde düşünülen ve daha henüz çalışmaları tamamlanmayan bir yatırımdan bahsetti Sayın Yalçınkaya. Ben onun tereddütlerine, eleştirilerine, biraz da gönlüne su serpeyim diye söylüyorum: Yapılan çalışmalar kontrol altında, çok yakın izlemeyle sürdürülmektedir. Daha henüz ortada… O kadar, hani, bir bardak suda fırtına koparacak kadar kesin bir hâle de gelmemiştir. Keşke gelse, çünkü, burada enerjiye ihtiyacımız var ve üstelik de, biz, o bölgeyi de bir enerji merkezi yapmak istiyoruz. Çünkü taş kömürümüz orada. Daha evvel zarar ediyordu. Şimdi, onun zararlarını azaltarak özel sektörle bunu çıkartmayı düşünüyoruz ve 12/10/2006 yılında orada toplam 654 megavatlık dört üniteden oluşan bir müracaatı olmuş HEMA’nın. EPDK da buna izin vermiş, üretim iznini vermiş. Ama bunu yapmak için daha ÇED raporu alınacak, ÇED raporu çalışmaları sürüyor.
Bunun dışında, ayrıca, ikinci bir müracaatla, 2007 yılında, 16/11/2007’de, daha yeni bunu 1.100 megavata çıkaracak şekilde ikinci bir tadilat yapma müracaatı olmuş. Yani, 654 megavattan 1.100 megavata çıkartmak üzere müracaatta bulunmuş ve EPDK da gerek yeterli yerin olup olmaması ve bağlantı açısından TEİAŞ’a, yani bizim Elektrik İletim A.Ş’ye görüş sormuş. Durum bu safhada. Yani şu an itibarıyla bu durumda. Şimdi, tabii, bunun hem yer durumu, çünkü daha büyük olacağı için daha büyük yere ihtiyaç var, bir de ÇED’le ilgili çalışmalarını da daha henüz firma yapmış değil.
Tabii, burada önemli olan şey şu: HEMA, bildiğiniz gibi, Çinli bir firmayla, Datong firmasıyla da üç kuyu açarak daha fazla kömür çıkarmayı arzu ediyor, taş kömürünü ve o bölgeye zenginlik getirecek, daha fazla işçi çalışacak, yerli kaynaklarımız değerlenecek ve üstelik de çevreye -oranın güzelliklerini ben de biliyorum, yani Amasra, Bartın ve orada kaldım, Ereğli Demir Çelik’te benim uzun süre görevim oldu- gerçekten oranın o güzelliğine, yeşilliğine herhangi bir zarar vermeyecek bir teknolojiyi kurmak mümkün. Dünyada da zaten kömür, gerek Rusya’da gerek Almanya’da, Amerika’da elektrik üretmekte çok yaygın bir şekilde kullanılıyor. Yani, çağdaş üretim metotlarından bir tanesidir. O bakımdan, burada hiç herhangi bir tereddütünüz olmasın. Kaldı ki henüz daha ÇED raporu da alınmış değil. Bu bakımdan biz sorun olacağını zannetmiyoruz ve üstelik kömürle ilgili de maalesef böyle bir yanlış kanaat var, sahilde bulunan santrallere izin alamama gibi genellikle halkı bir yanlış bilinçlendirme faaliyetleri var. Bunu üzüntüyle karşılıyoruz. Sayın Milletvekilimi özellikle tenzih ediyorum. Yani, bu farkı mutlaka bilen ve bu noktada hassas olduğuna inandığım bir kişi ve bu bölgenin kalkınması için bu lazım. Biz de zaten Maden Tetkik Arama ile çok yoğun bir kömür arama faaliyetinde bulunuyoruz. 800 milyon ton kömür bulduk, 600 milyon on da ilave rezerv. Yeni bunlar. Toplam 1,4 milyar ton yapıyor bu ilave bulduğumuz. Müthiş bir kaynak bu aynı zamanda. Yani, masraflar çıktıktan sonra da 20 dolar kalsa 28 milyar dolar yapar bu. Tabii, bunu enerji üretmekte kullanırsak dışa bağımlılığımız da diğer şeyler de azalmış olacak ve bununla ilgili olarak yoğun da talepler var.
Şu anda da yeri gelmişken bir müjdeyi de vereyim: Afşin Elbistan C ve D’nin ihalesi için de hazırlıklarımız bitti. Bilhassa Afşin bölgesine iki büyük dev projeyi kazandırmak üzere yoğun bir çalışma içindeyiz. 1.200 megavatlık iki ünite. İnşallah, bu C, D’den sonra E’si de gelecek. Burada da on beş yıl alım garantisi veren bir sistemi düşünüyoruz  ve hem düşük kalorili olan bu kömürleri değerlendirmiş olacağız hem de o bölgeye bir canlılık gelecek endüstri açısından da. Külünden de muhtemelen çimento yapma imkânı olacak.
Böyle güzel yatırımları aslında teşvik etmemiz lazım. Hem yerli kaynaklar, hem alternatif enerji kaynaklarını oluşturmuş oluyoruz, doğa gaza bağımlılığımızı azaltmış oluyoruz ve bununla ilgili olarak da çalışmalarımızı, rüzgar dahil olmak üzere, küçük hidroelektrik santraller olmak üzere büyük bir çalışmayı sürdürdük. Rüzgarda büyük bir patlama meydana geldi, artış meydana geldi. Şimdi bunun tribünlerini yaptırmak üzere görüşmelerimizi sürdürüyoruz.
Ayrıca, TEMSAN Firmamız bir de rüzgar tribünü prototip yaptı, şimdi bunu yaygınlaştırmak istiyoruz. Küçük hidroelektrik santralarında binin üzerinde müracaat yapıldı. Bunlarla da derelerden elektrik elde etmek üzere çok ciddi çalışmalar başlattık.
Gene TEMSAN firması, on dört ayrı tip prototip yaptı. Bunlar, öyle, kâğıt üzerinde çalışma değil, yani bunlar üretildi. Bunların bazıları bir otomobilin bagajında taşınabilecek kadar küçük, bazıları bir tırın taşıyamayacağı kadar büyük türbinler. Bunlarla da sulardan elektrik elde etme çalışmalarımız sürüyor.
Su ve rüzgârı, çok şükür yoluna koyduk. Şimdi üçüncü hareketimiz jeotermaldir. Jeotermalde de ciddi bir çalışma içindeyiz. Jeotermalde, aynı rüzgâr atlası gibi Türkiye’nin jeotermal haritasını çıkarttık, bunu da yayacağız.
Bunun şu bakımdan, şöyle bir faydası var: Eskiden, yatırımcılar münferit olarak, tek tek dağları, tepeleri dolaşarak bunları buluyordu, ölçüm alıyordu. Şimdi biz bunları atlasıyla beraber hazır ettik. Rüzgâr atlasında öyle oldu. Onun için, herkes kendi köyünde, kasabasında rüzgârın kaç metre/saniye hızla estiğini artık biliyor, kapasitesini biliyor. Ayrıca, bağlantı hatlarını da harita üzerine işledik. Sadece bulduğu yere gerekli müracaatını yapacak, ondan sonra da yatırıma karar verirse bağlantısını da yapıp üretim yapacak.
17 megavatla aldık, çok şükür bunu 10 kat artırdık, şimdi 400 kat artıracağız ve hedefimiz, bunu çok daha fazlaya çıkartmak. Böylece, çevre dostu bir yatırımı gerçekleştirmiş olacağız.
Jeotermalde de aynı haritayı çıkarıyoruz. Bu da çıktığı zaman, bilhassa Ege Bölgesi başta olmak üzere, jeotermal enerjiden, hem elektrik elde etmekte hem seracılık da hem binaların ısıtılmasında, termal turizmde yararlanmış olacağız.
Dördüncü hedefimiz de -onda da ciddi adımlar atıyoruz- güneş enerjisidir. Bunu biz paneller olarak su ısıtmada kullanıyoruz. Ama daha büyük amacımız, öncelikli olarak bunu elektrik elde etmekte kullanmak. Bunun için de… Çatıların üzeri boş. Çatıların üzerine kiremit koyacağımıza, bunları güneş pilleriyle yer değiştirmemiz yakında mümkün olacak. Bunun maliyet sorunu var. Bir tek maliyet sorununu düşürürsek, burada önemli adımlar atabiliriz. Mesela, Almanya’da “yüz bin çatı projesi” başlatılmıştır ve Almanya’da, bilhassa Bavyera bölgesinde hem istihdama hem de enerjiye büyük katkısı var. Türkiye Almanya’dan daha fazla güneş kaynaklarına sahip başta Ege Bölgesi ve Akdeniz olmak üzere. Buralardan da güneş enerjisinden yararlanmamız mümkün olacak.
Kısacası şunu ifade etmek istiyorum: Kömürden korkmayalım. Kömür bizim kendi öz kaynağımız, millî kaynağımız ve yeteri kadar da aranmadığı için rezervlerimiz daha düşüktü. Ama, biz, buna 1,4 milyar tonluk da rezerv ekledik. Bunlardan da elektrik elde etmek bizim en önemli amaçlarımızdan bir tanesi. Dolayısıyla bu çalışmaları sürdüreceğiz.
Çevre konusundaki hassasiyetimiz gayet yüksektir. Zaten bu bilinç bütün Türkiye’de yaygın ve bu da bizi memnun ediyor. Çünkü, çevre de neticede hepimizin.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Taş kömürü üretiminin artırılmasını planlıyor musunuz Sayın Bakan?
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Taş kömürü, tabii… Taş kömürüyle…
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Taş kömürü üretimi azalıyor gittikçe. 
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hayır, şöyle söyleyeyim: Taş kömürünün miktarındaki azalmayla kişi başına üretimi karıştırmamak lazım. Biz kişi başına üretimi artırdık. Bu, esas zarar etmemesi için lazım, verimli çalışmak için lazım.
Aksi takdirde burası kapanacaktı. “Orada  balık üretelim” falan deniyordu. Biz bunu önledik. Şimdi kömür çıkarıyoruz.
K. KEMAL ANADOL (İzmir) – Üretimin de artması lazım Sayın Bakan.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Daha 1.200 de eleman aldık. Bunların hepsi güçlü, kuvvetli, daha evvelki gibi öyle elli kiloluk adamlar değil.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – 6 bin kişi emekli oldu.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) - Kömürleri de çıkarıyor, yatırımlarını da yapıyoruz. Özel sektöre verdik. Daha evvelden 130 bin ton kömür çıkıyordu, 110’la 130 bin ton arasında değişiyordu. Biz bunu 800 bin tona çıkarttık üretimi. Şimdi, bunu 2 kata çıkartmak istiyoruz. Hem de yıkanıyor, bunlar lavvarlarda da yıkanıyor. Dolayısıyla, Zonguldak bölgesi, bizim üzerinde titrediğimiz hem üretim açısından hem enerji kaynağı açısından çok önemli.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Ama TTK’nın üretimi düşüyor.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – TTK’nın üretimi, verimliliği artıyor, verimliliği artması önemli, üretimi de artacak. Çünkü, neticede zarar da etmemesi lazım.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – İhtiyacımızı karşılamıyor.
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Bununla ilgili sendikamızla da görüşmelerimizi sürdürüyoruz. Ben de o bölgeyi iyi bilen biriyim. Daha evvelden Ereğli Demir Çelik, o bağlantılarını kurduk. O bakımdan, herhangi bir sorun yok.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – Var var, efendim sorun olmaz mı? Çok sorun var…
ENERJİ VE TABİÎ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Yo yo, sorunları çözüyoruz. Şunu söyleyeyim: Türkiye’de sorunsuz sorun çözülmüyor, yani zor sorunların da kolay çözümü yok. Onun için, bunlar biraz cesaretle üzerine yürümeyle oluyor.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – İşçi alınması lazım, TTK’ya işçi alınması lazım.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – İşte, içinde yaşadığımız durumu görüyorsunuz; geçen yaz yetmiş sekiz yılın en  sıcak yazıydı, şimdi de en soğuk kışlarını yaşıyoruz.
Bir apartmanı bile bazen yönetmek enerji bakımından zordur, kapıcısıyla, diğer komşularıyla ilişkilerini. Biz, koskoca Türkiye’yi, üstelik de gaz gelmediği hâlde İran’dan, şu anda enerjiyi yönetiyoruz ve bu yönetme kolay bir şey değil.
ALİ KOÇAL (Zonguldak) – İran’a bağlı olarak.
ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI MEHMET HİLMİ GÜLER (Devamla) – Hem milleti üşütmeden hem enerji dengesini tutarak hem de bunu belli bir denge içinde tutmak, hakikaten, biraz gayret, biraz emek, biraz da bu işi bilmekle oluyor.
Hepinize saygılar sunuyorum.
Sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)
BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Bakan.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Özel sektörün faaliyetini sanki devletin faaliyeti gibi anlattı burada Sayın Bakan.

Kaynak : TBMM