Friday, October 9, 2015

DAKTİLO



DAKTİLO

Bazı yazarlar için babasının bavulu ne ise, benim için de babamın daktilosu benzerdir... 

İlk daktiloyu ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum.. Ancak ilkokula başladığımdan itibaren daktiloyu babamın Bulanık (Muş) (1965) Sağlık Ocaklarında gördüğümü hatırlıyorum.. 

Daha sonra da sırasıyla 5. sınıfı okuduğum Ayaş Ortabereket Köyü (1966), Yenikent (1967) Sağlık Ocakları ve nihayet Hacettepe üniversitesi ve eve alınan küçük daktilo..
Doktor oğlu olarak, babamın yanına gittiğim Sağlık Ocaklarında pek çok şeyi merakla incelerdim .. 

Mikroskop, santürfüj cihazı, tüpler, renk renk şişeler, lam, lameller, hasta yatağı, -varsa idrar ve gaita tahlil odası (köşesi)-, vb.. 

Mikroskopa lam üzerine her türlü malzemeyi koyarak inceler, en fazla büyüten mikroskopa sahip olmayı dilerdim..

Sanırım ayak altında fazlaca dolaşmayayım diye babam bana boş arkası kullanılmış kağıtlar vermiş, masasına oturtarak yazı yazmam için daktilo kullanımını öğretmişti.. 



Hatta Deneme Lisesinde, lise birde sınıfta çakmış, haylaz bir öğrenci olduğumdan en azından sekreter olurum bir yerlerde diye beni daktilo kursuna bile göndermişti lise 2. Sınıfta..

“Kara kara kartallar, kara kara kartallar, kara kara kartallar, kara kara kartallar karlı dağlara konarlarJ ..”

On parmak daktilo yazmak için ilk başlarda yapmanız gereken, her parmağı bir harfe koyup kaldırmadan yazmak ve yukarıdaki nakaratı onlarca kez tekrarlamaktır.. Bunu beceremediğimden hala 2-4 parmakla yazarım, yıllarca da binlerce sayfa araştırma, rapor, makale, kitap vb dokümanı böyle yazdım,.. İnanın en kolayı buJ

Her türlü daktilo gördüm sağlık ocaklarında, antika tuşlu, en büyük şaryolusundan (chariot : Yazı makinesinin kâğıt takılan, tuşlara vuruldukça ilerleyen bölümü) küçüğüne kadar.. 

Şaryolar iki yanda büyük kağıtlar için -geniş omuzlu delikanlılar gibi- taşar, daktilo tuşları parlak boncuklara benzer, insanı içine çeker..Renkli şerit takılanlara bir düğme ile kırmızı-mavi bile yazabilirdiniz..

İlk olarak Yenikent Sağlık Ocağında  25-30 sayfalık  ilk kitabım olan “Fıkralar” derlemesini yazmış, ortasından da dikerek ciltlemiştim (kayıptır??)..Kapağını da hazırlamıştım, okuduğumda  en çok da annem gülmüştü fıkralara, sanırım Saatli Maarif Takvimi yapraklarından seçmelerdi..

ORTABEREKET KÖYÜ

Babamın 1970’lerin başındaki Hacettepe’deki tez çalışmalarında, Sağlık Ocaklarında sürdürdüğü “Çocuk Ölümlerinin Nedenleri”ne yönelik araştırmasında yaptığı anketler önce mumlu kağıtlara yazılmış, daha sonra teksir makinası ile sarı kağıtlara çoğaltılmıştı.. 

Henüz fotokopi makinesi de keşfedilmemişti ve ekonomik olması açısından en pratik yöntem buydu.. Mumlu kağıtta yapılan hatalar kırmızı tuhaf kokulu bir “correction” düzeltici ile örtülürdü, tıpkı daktilodaki hatalarda harfin üstüne gelip beyaz düzeltici kağıtla hatayı örtmek gibi.. Ancak tabii birkaç harf ya da satır hatası yapıldığında düzeltme işlemi zor ve göze batıcı hal alıyordu, daksil’ler çıktığı zaman bile kötü görünüyordu..O yüzden de o sayfaları yeniden yazardık mecburen.. Anket dökümlerini elle tablolar yaparak yapmıştık henüz excel icad edilmemişti..

Babamın araştırmaları sürdüğü için eve bir daktilo aldı, hep beraber (!) kullanmaya başladık.. Daktilo tozlanmasın diye kapalı kutusunda tutulur, kullanılacağı zaman itina ile açılır ve şeridi bitmesin diye de ekonomik kullanılırdı..

1985-86 yıllarında ODTÜ de master yaparken bütün derslerimi ve tezimi de bu daktilo ile yazmıştım.. Hala da ofisimde pikap ve makaralı teyblerimle bir köşede biblo gibi durur.. 

Tabii bilgisayar çıktı o tıkırtıyı başka birçok şeylerle birlikte özler oldum..


“Tık tık tık, tık tık tık..zaman geçiyor tık..tık..tık..tık..”


Mehmet Tunçer ANILAR 3  / 18 Eylül 2013 Ankara
(Babamızın kaybından sonra kaleme alınmıştır)








No comments: