Sunday, October 3, 2010

TUNCELİ MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI, PLANLAMA SÜRECİ VE SONUÇLARI


I. ULUSLARARASI TUNCELİ (DERSİM) SEMPOZYUMU
“Ekonomi, Tarih, Toplum”
Tunceli Üniversitesi, 4-6 Ekim 2010

Dr. Mehmet TUNÇER                          Dr. Binali TERCAN
mehmettuncer56@gmail.com              binalitercan@hotmail.com
Abant İzzet Baysal Üniversitesi           Abant İzzet Baysal Üniversitesi



GİRİŞ

Bu çalışmada: 21 Aralık 1971 tarihinde, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 25. maddesine göre Milli Park ilan edilen “Munzur Vadisi Milli Parkı”nın sahip olduğu kaynak değerlerinin, koruma kullanma dengesi içerisinde devamlılığının sağlanması ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlamak amacıyla arazi kullanım kararlarının geliştirildiği 1/25 000 Ölçekli “Munzur Vadisi Uzun Devreli Gelişme Planı”nın,
-Plan yapımına ilişkin süreç, sorunlar, arazi çalışmaları ve yöntemi,
-Plana ilişkin makro kararları,
-Planlama alanı içindeki sosyal ve çevresel sorunlar (yapılması öngörülen ve yapımı sürmekte olan HES ler, sulama barajları) ve
-Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı‘nın Tunceli’ye katkısı değerlendirilecektir.

1. MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANLAMA SÜRECİ

1.1. Tarihçe:
Munzur Vadisi için ilk planlama çalışmaları 1970 yılında başlamış olup, Orman Genel Müdürlüğü, Milli Parklar Dairesi Başkanlığı tarafından Mart 1970’te ilk “Munzur Vadisi Milli Parkı Genel İnkişaf Planı” hazırlanmış ve bu plan, Devlet Planlama Teşkilatı tarafından kabul edilmiştir. Bu plan, II. Beş Yıllık Kalkınma Planı amaçlarına uygun olarak düzenlenmiş olup, planın uygulanması ile ilgili kurumların yapacakları yatırımlara Devlet Planlama Teşkilatı tarafından öncelik verileceği belirtilmiştir. Ancak, 1970 yılında hazırlanan Uzun Devreli İnkişaf Planı geçen süre içinde, ülkenin içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullar ve öncelikli konular nedeni ile uygulanamamıştır.

Munzur Vadisi, bünyesinde barındırdığı doğal ve kültürel değerlerin korunarak gelecek kuşaklara aktarılması amacı ile 1971 tarihinde Milli Park ilan edilmiştir.
Bu bölgenin milli park olarak ilan edilmesinde etken olan veriler, başta akarsu kaynakları ve gözeler olmak üzere zengin doğal değerler; endemik bitki türleri ve yöreye özgü hayvan türleri ile zenginleşen bitki örtüsü ve yabanıl hayvan varlığıdır. Munzur Dağlarının üzerinde 2000-3000 metrelik zirvelerde yer alan krater gölleri, Ovacık düzlüğünde kaynayan gözeler ve kanyonlar ile vadi boyunca dökülen şelaleler parkın doğal kaynak değerlerini oluşturmaktadır. Munzur Vadisi Milli Parkı florasında 1518 çeşitli bitki kayıtlı olup, bunlardan 43 çeşidi Munzur Dağlarına, 227 çeşidi Türkiye’ye özgü endemik türlerden oluşmaktadır. Doğal çevre yaban hayvanları için elverişli bir ortam sunmaktadır. Çengel boynuzlu keçi ve bezuvar isimli iki tür dağ keçisi ile av kuşlarından ur kekliği gibi yaban hayvanları bu yöreye özgü ilginç ve nadir türlerdir .
Munzur Vadisi Milli Parkı’nın sahip olduğu doğal ve kültürel değerlerin koruma-kullanma dengesi gözetilerek planlanması, bu değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması ve aynı zamanda yöre, bölge ve ülke ekonomisine de katkıda bulunması amacı ile 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu Hükümleri ve Teknik Şartname doğrultusunda yeniden hazırlanma ihtiyacı doğmuştur. Bu amaçla, Orman Bakanlığı Elazığ Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Başmühendisliği tarafından Ağustos 2002’de Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Revizyonu çalışmaları başlatılmıştır .

1.2. Amaç:
Ağustos 2002 tarihinde, farklı disiplinlerden çok sayıda akademisyen ve uzmanın katılımıyla hazırlık çalışmaları başlayan Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı 2006 yılında bitirilmiş olmasına rağmen, günümüze kadar Çevre ve Orman Bakanlığı’nca onaylanarak uygulamaya konmamıştır .
Uzun Devreli Gelişme Planı’nın (UDGP) temel amacı; Milli Park planlama usul ve teknikleriyle, uygulanan statünün amaçları, kriterleri, genel politika ve ilkeleri ile uyumlu olarak ve planlama sahasının kaynak değerleri ve özellikleri belirlenerek koruma kullanma dengesi içerisinde devamlılığının sağlanması ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak arazi kullanım kararlarının geliştirilerek belirlenmesidir.

1.3. Yöntem:
Uzun Devreli Gelişme Planının (UDGP) hazırlanması sürecinde izlenen yöntem; UDG Planı kapsamında kalan alanın, Milli Park ilan edilmesindeki gerekçelerinin, koruma alanının kaynak değerleri ve mevcut durumunun 15 uzmanlık alanı açısından geçmiş dönemlerde yapılmış bilimsel çalışmalar ve literatür desteği ile yerinde tespit edilerek açıklanması ve sentez oluşturulmasına dayanmaktadır.
Plan üç aşama halinde hazırlanmıştır. Bunlar; Analitik Etüt yönteminin kullanıldığı, alanın mevcut durumunun saptandığı “Analiz ve Belgeleme”lerle mevcut durum tespitinin yapıldığı birinci aşama, analiz ve sorun tanımlama yönteminin kullanıldığı Sentez Değerlendirme aşaması olan ikinci aşama ve 1. ve 2. aşamalardan elde edilen verilerin Milli Park planlama kriter ve yöntemlerine göre alanın yönetim ve kullanımına ilişkin plan karar ve hükümlerinin üretildiği son aşama olan üçüncü aşamalardır.
Analitik Etüt Çalışması, elde edilecek mevcut durumun tespiti ve senteze ilişkin bilimsel verilerin, ilgili uzmanlarca, değişik meslek disiplinlerinin oluşturduğu bir çalışma grubu ile, Milli Park dâhilindeki bütün kullanımlar ve bunlara dair alt ve üst yapı tesisleri, parkın kaynak değerlerini en az etkileyecek ve koruma kullanma dengesini sağlayacak biçimde plan kararlarının üretilmesi açısından önem taşımaktadır. Uzun Devreli Gelişme Planı için, coğrafi mevkiinin tanımlanması, ulaşım imkanları, iklim, jeolojik, jeomorfolojik, hidrolojik ve hidrojeolojik özellikler, toprak yapısı ve biyolojik yapı (flora, fauna, vejetasyon, ekolojik yapı), doğal, kültürel, tarihi ve arkeolojik değerleri ile peyzaj özellikleri, turizm etkinlikleri, mevcut arazi kullanım durumu, teknik ve sosyal altyapı durumu, bölgeye yönelik projeler, demografik yapı, sosyo-ekonomik yapı, mülkiyet durumu, çevre sorunları, yasal çerçevesi ile ilgili yapılacak arazi (fotoğraf ve slaytlarla destekli) ve büro çalışmalarından elde edilecek veriler doğrultusunda, sahada yapılan araştırma konularına dair materyallerin toplanarak mevcut duruma ilişkin bilgilerin gerekli harita, grafik, tablo vb. düzenlemeler ile aktarıldığı mevcut durum tespit çalışmaları yapılmıştır.
Sentez aşamasında ise, Milli Park alanının mevcut durumunun genel olarak anlatıldığı Analitik Etüt Raporunda tespit edilen bilgilerin birbirleri ile ilişkilendirilmesi yöntemi ile planlamaya temel oluşturacak sorunların tespitine çalışılmıştır.
Son aşamada ise, Milli Park Planlama Kriterleri ve yöntemleri doğrultusunda plan kararları ve plan hükümleri onbeş farklı uzmanlık alanına sahip çalışma grubu tarafından hazırlanmıştır.

2. PLAN SINIRLARI VE ARAZİ KULLANIMI
2.1. Coğrafi Konum Ve Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Sınırları
42.674 hektarlık alanıyla Türkiye'nin en büyük milli parklarından olan Munzur Vadisi Milli Parkı, Doğu Anadolu Bölgesi, Tunceli İli, Merkez, Ovacık İlçeleri ve Erzincan İli, Çağlayan İlçesi sınırları içerisinde, 39o 29’ 56’’ - 39o 06’ 45’’ kuzey enlemleri ile 39o 15’ 54’’ - 39o 32’ 47’’ doğu boylamları arasında yer almaktadır. Bu bölgenin 23.364 hektarlık kısmı 1968 yılında muhafaza ormanı ve av rezerv sahası olarak ayrılmıştır.

Şekil 1: Munzur Vadisi Milli Parkı alanının bölgedeki konumu .

Milli park sahasının bütünlüğünü sağlamak amacıyla sınırları, Munzur Dağları ve Mercan Dereleri dikkate alınarak kuzeye doğru uzatılmış ve muhafaza ormanlarıyla sonlandırılmıştır. Böylelikle milli park sahası Tunceli il merkezinin 7 km. batısından başlayarak 46 km. devam eden Munzur vadisini ve buradan kuzeye doğru Munzur Dağlarını içine alacak bir şekilde belirlenmiştir.
2.2. Mevcut Arazi Kullanımı
“Milli Park” sınırları içindeki alanın bütününde egemen kullanışlar tarım alanları, ormanlar, çayır ve meralar ve dağlık / boş alanlardır. Su yüzeyleri ise bu sistemi tamamlayan öğelerdir. Su çevrelerinde tarım alanları, bağ, bahçe ve meyvelikler de yer almaktadır. Köy yerleşik alanları genellikle bu verimli alanlar ile iç içe yer almaktadır.
Değinilen tüm bu arazi kullanış alanlarının morfolojik ve tomografik yapı ile doğrudan bağı vardır. Buradan çıkarak salt orman alanları ile orman içi farklı kullanışlı alanlar ayrımı yapılabilir.
Yerleşmeler bu sistem bütünü içinde; yaşam çevresi için uygun konumlarda dağınık ve küçük ölçeklidir. Orman içi yerleşmeler olarak uygun olan özel konumlarda yer almaktadır. Ulaşım sistemi bu düzenin anlamlı ve uyumlu bir parçasıdır ve Munzur Vadisindeki ana omurgaya asılı olarak gelişmiştir.
Tunceli ili topraklarının % 43’ünün (336,277 ha.) tarım arazileri oluşturmasına karşın, bölgenin dağlık ve engebeli yapısı nedeniyle işlenebilen tarım arazisinin oranı % 14’tür. Bu oran Munzur Vadisi Milli Parkı Alanı içerisinde çok daha düşmektedir. Çünkü burada arazi yapısı daha da sarptır. Bu nedenle yerleşim yerlerinin çevresindeki çok küçük alanlarda geleneksel yöntemlerle tarım ve hayvancılık yapılmaktadır. Genel olarak buğday, arpa ve bakliyat üretimi gerçekleştirilmektedir.
Çayır ve meralarda başıboş hayvancılık yapılmaktadır. Hayvancılık yöre halkının en önemli geçim kaynağını oluşturur. Ancak köy boşaltmaları nedeniyle hayvancılık da azalmıştır.
Yerleşmelerden kopuk az sayıdaki rekreasyonel / günübirlik tesis ile oluşmakta olan tek bir kamping alanından diğer farklı kullanışlar olarak söz edilebilir. Munzur gözelerinin ve doğa turizminin etkisi ile bir çadır kamping alanı kurulmuştur. Bu tesis doğa turizmi için 30 çadır kamping kapasiteli bir tesistir.


2.3. Arazi Mülkiyeti
2.3.1. Tarım Alanlarında Mülkiyet
“Munzur Vadisi Milli Parkı” sınırlarının içindeki alanların tümü Orman olarak tanımlanmaktadır. Orman olarak tanımlanan alanlarda kullanılmakta olan tarım topraklarının kadastral sınır ve mülkiyet bağlamında tanımları yapılmamıştır.
Milli Park sınırları içinde ve yakın etkileşim ilişkisindeki Ovacık İlçesi ile ona bağlı köylerde orman kadastrosu henüz yapılmamıştır.
2.3.2. Yerleşik Alanlarda Mülkiyet
Özellikle konutların ve onların uzantısındaki müştemilat gibi değerlendirilebilecek olan ahır ve ağılların oluşturduğu yapılı çevre ve açık alanlar sistemi bağımsız bir özel mülk gibi tanımlanabilirler.
Köy Tüzel Kişiliği’ne ait ortak mallar / alanlar ve köy meraları ve yaylaları birlikte kullanma hakkı olan kamu mülkü statüsünü korumaktadırlar. Bu tür gayrimenkuller orman toprakları bütünü kapsamındadır.
Orman statüsündeki alanlar içinde bulunması nedeni ile, yerleşimlerin / köylerin sınırlarına ve Köy Yerleşik Alanları’na yönelik tanımlamalar da yapılmamıştır. Ancak köy sınırları İdari Yapı ve Arazi Mülkiyeti haritası üzerinde işlenmiştir. Milli park alnındaki tüm mülkiyetin kamuya ait olması yasa gereğidir.

3. MİLLİ PARKIN DOĞAL KAYNAK DEĞERLERİ VE ÇEVRE SORUNLARI
3.1. Doğal Kaynak Değerleri
Munzur Milli Parkı’nın doğal kaynak değerlerini akarsu, orman ve dağlık alan eko sistemleri oluşturur. Düzenli yağış alan yüksek dağlarda yeraltına sızan kar ve yağmur suları, daha düşük yükseltilerde kaynaklar halinde yeniden yüzeye çıkar. Akarsuları besleyen bu kaynaklar sürekli olduğundan akarsuların suları bol ve akışları da oldukça düzenlidir. Bölgede devamlı akan dereler Munzur Çayı, Mercan Deresi, Kalikuşağı Deresi, Cevizlik Deresi, Büyük Dere, Soğuk Pınar Deresi'dir.
Ovacık’ın kuzeyinde Munzur Dağlarının üzerindeki Ziyaret Tepenin eteklerinden doğan ve merkez ilçede Pülümür Çayı ile birleşerek Keban Baraj Gölüne dökülen Munzur Çayı’nın Ovacık-Tunceli arasında kalan kısmı, akarsuyu doğuran gözelerden başlayarak, vadi boyunca gerek bitki örtüsü ve yabanıl yaşam, gerekse farklı doğa peyzajı açısından çok zengin veriler sunmaktadır.
Munzur Suyunun yukarı çığırı, bu yöreye özgü bir tür olan kırmızı benekli alabalığın yetişmesine çok elverişlidir. Munzur Suyu, Mercan Deresi ve bu akarsulara karışan küçük derelerde yaşayan alabalık, Munzur Gözelerinin 1-2 km. güneyinden başlayarak 80 km.’lik bir su alanına yayılmıştır. Alabalık, yöreye özgü endemik türleri ve lezzetiyle ekonomik bir değer oluşturmanın yanı sıra turizm için de önemli bir potansiyel yaratmaktadır.
Çayın debisi çok düzenli olmamakla birlikte Aşağı Torunoba-Sarıtaş-Halbori Gözeleri arasındaki yaklaşık 20 km.’lik kısmı, rafting sporuna elverişli potansiyele sahiptir. 2000 Yılında Munzur Suyu, rafting sporu açısından bir ekip tarafından incelenmiş ve olumlu sonuçlar elde edilmiştir.
Munzur Suyu yatağının ve vadinin genişlediği yerlerde doğal bitki örtüsüyle, vadinin dar ve derin olduğu yerlerde dik yamaçlardaki ilginç kaya oluşumları ve yer yer rastlanan kanyonları ve şelalelerle, değişik manzaralar sunmaktadır. Bu kanyonlar arasında özellikle Halbori Gözelerinin yaklaşık 3-4 km. kuzeyinde Munzur Suyuna karışan Laç Deresinin oluşturduğu ve doğuda Pülümür Çayına kadar uzanan kanyon çok etkileyicidir.
Ovacık-Yeşilyazı dolaylarında ve Munzur Gözelerinden 1.5 km. aşağıda Munzur Suyunun iki yanında yer yer bölgenin karakteristik ağacı olan huş meşceresi bulunur. Ülkemizde ender bulunan ağaç türlerinden olan huş, akarsu kıyılarında güzel gövde yapmakta ve bitki örtüsü zenginliğine önemli bir katkı sağlamaktadır.
Avcı Dağlarının batı yamaçlarından doğan Mercan Deresi, Ovacık ilçe merkezinin doğusunda Munzur Suyuna karışmaktadır. Mercan Deresi, yüksek dağlardan beslendiği için suyu boldur. Sportif balıkçılık için elverişli olan Mercan Deresinin büyük bir kısmı Munzur Vadisi Milli Park sınırları içerisinde kalmaktadır.
Bitki örtüsü bakımından çok zengin olan Mercan Vadisinin kuzey kesimleri doğa yürüyüşleri, orman varlığı bakımından zengin olan güney kesimleri piknik ve kamping etkinlikleri için uygun potansiyeller taşımaktadır.
Munzur Dağlarının, Mercan Vadisine inen yamaçlarında yer alan Kırk Merdiven Şelaleleri, dar ve küçük bir vadide akan birkaç şelaleden oluşmaktadır. Suyun bolluğu, doğal çevre ve peyzaj özellikleriyle ilginç ve çekici görsel zenginlikler sunan Kırk Merdiven Şelaleleri, Ovacık kuzeyinde yaylalara çıkan güzergah üzerinde ilk durak yerlerinden biridir .
Tunceli Belediyesi tarafından ilk kez 28-30 Temmuz 2000 tarihinde düzenlenen ‘Munzur Kültür ve Doğa Festivali’, her yıl tekrarlanarak sürdürülmektedir. Fotoğraf sergileri, halk oyunları gösterileri, halk müziği konserleri, film gösterisi, kent gezisi, panel, söyleşi ve edebiyatçıların imza günleri ile çok geniş bir kesimin ilgisini çeken festival programına Tunceli dışından da önemli oranda katılım gerçekleşmektedir. Böylece kentin sosyal ve kültürel yaşamına çok olumlu bir katkı sağlayan festival, İl turizmini de canlandırmaktadır.
3.2. Munzur Vadisi Milli Parkı’nda Çevresel Sorunlar
Munzur Vadisi Milli Parkı’nda en önemli çevre sorunları; Munzur gözelerinden kaynaklanan kirlilikler ve Munzur Vadisi ile yakın çevresinde, sekiz adet baraj ve hidroelektrik santral yapımının projelendirilmiş olmasıdır. Söz konusu barajların tümü ‘Munzur Projesi’ adı altında toplanarak bunlardan;
• Mercan Hidroelektrik Santrali ile Akayayık Mercan Vadisi’nde,
• Konaktepe I, Konaktepe II, Kaletepe ve Bozyaka Hidroelektrik Santralleri’nin Munzur Vadisi’nde,
• Pülümür Barajı ve Hidroelektrik Santrali’nin ise Pülümür Çayı üzerinde,
inşa edilmesi hedeflenmiştir.

Şekil 2: Munzur Projesi Kapsamındaki Sulama Barajları ve HES’ler

Munzur Suyu ve yan kolları üzerinde düşünülen bu barajlardan Mazgirt yakınlarındaki Uzunçayır Barajı’nın inşaatı halen devam etmektedir. Tunceli-Mazgirt yolunun 18. km’ sinde inşa edilmekte olan bu baraj 308 milyon m3 su depolayacak ve 100 MW. Gücünde enerji üretecektir. 2002’ de bitmesi planlanmıştır . Ancak 17 Ağustos 2009 yılında su tutmaya başlamıştır.
Projeler içerisinde Mercan Hidroelektrik Santrali inşaatı da halen devam etmektedir. Ovacık ilçesindeki Mercan Suyu üzerindeki bu santral yılda 19 MW gücünde elektrik üretecektir.
İnşaatı devam eden bu baraj ve santraller dışında Munzur Havzası ve vadisi üzerinde düşünülen, etüt edilen, kati proje aşamasına getirilen planlamalar vardır. Bunlar; Ovacık’tan Tunceli’ye gelirken sırasıyla Akyakık (Mercan üzerinde) Konaktepe Barajı (Torunoba yakınlarında), Konaktepe Hidroelektrik Santrali (Konaktepe Barajı ile Halvori arasında tünel-borularla 15 km suyun taşınması), Kaletepe Barajı (Tunceli yakınlarında Munzur Üzerinde) Bozkaya Barajı (Munzur üzerinde, Tunceli İl Merkezine yakın), Kocakoç Barajıdır (Pülümür vadisi üzerinde).
Elazığ-Tunceli Karayolu’nda, Tunceli İli’ne 18 km mesafede Munzur Suyu üzerinde yer alan ve inşaatı biten Uzunçayır Barajı dahil olmak üzere hidroelektrik santrallerinin tümü ile üretilmesi planlanan yıllık elektrik enerjisinin kurulu gücü, 362 MW’ tır. Bu miktar enerji; 1999 yılı sonu itibari ile akarsularımızdan elde edilen toplam 37.079 MW’ lık enerjinin %09.7’ si kadardır. Bu barajların aynı zamanda Keban Barajı’nın ömrünü uzatmak, zamanından önce dolmasını önlemek amacı da taşıdığı söylenmektedir.
Ancak bu barajlar yapıldığında örneğin; Konaktepe Barajı Torunoba’nın aşağısından başlayarak Ovacık ilçe merkezine kadar olan 26 km’lik bölümü sular alında bırakmakta, 110 metre yükseklikte göl oluşturmaktadır. Bu baraj gölünden sonra Munzur Suyu, Halvori’ye kadar 15.1 km uzunluktaki tünel- borularla taşınacağından, bu mesafede Munzur’un yatağından hemen hemen hiç su akmayacaktır. Bu konu; Milli Parkı tehdit eden en önemli sorun olarak henüz çözümlenememiştir.

4. MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI KARARLARI
4.1. Koruma Zonları
Munzur Vadisi Milli Parkının planlanmasında, sahada mevcut kaynakların bir taraftan değerlendirilmeleri ve diğer taraftan bu kaynakların korunmaları bakımından milli Park Alanı: Mutlak Koruma Zonu(ZON 1) ve Çevre Zonu(ZON 2) Olmak üzere 2 kısımda değerlendirilmiştir.

Şekil 3: Munzur Vadisi Milli Parkı Planı

Mutlak Koruma Bölgesi (ZON 1): Munzur Vadisi’nin Milli Park sınırları içinde kalan kısmını dar bir şerit halinde boydan boya takip eder. Bu zonun ayrılmasında, Munzur Suyu’nun bu alandaki alabalık popülâsyonu yönünden su düzeninin sağlanması ve vadi boyunca devam eden meşe baltalığının peyzaj güzelliğinin korunması esas alınmıştır. Ortalama olarak 40 km uzunluğunda ve 2-3 km genişliğinde olan bu zonun toplam alanı 7.860 ha’ dır.
Çevre Zonu (ZON 2) ise: yukarıda belirtilmiş bulunan Mutlak Koruma Zonunu ve kuzeye doğru Mercan Deresini takiben üzerinde dağ gölleri bulunan Munzur Dağları’nı içine alır. 34.940 ha genişliğinde bulunan bu zon içinde dağınık vaziyette birçok köy ve bunların bağlıları (Komu-Mezra) bulunmaktadır.
4.2. Ulaşım Ve Dolaşım
Munzur Vadisi Milli Parkının ulaşım ve dolaşım sistemi; Milli Park girişleri, Yollar ve Manzara Seyir Yerleri şeklinde tasarlanmıştır.
4.2.1.Girişler:
Munzur Vadisi Milli Parkına giriş, yalnız Tunceli’den sağlanmaktadır. Hozat ilçesinden Ovacık İlçesine dolayısıyla Milli Park inkişaf sakasına gelmek bugün için oldukça zorlaşmıştır. Milli Parka giriş yeri olarak Tunceli’den 6,5 km batıda bulunan özel idareye ait önceden yapılmış olan bina yeri seçilmiş bulunmaktadır. Bu giriş yerinde sahanın tesviyesi ile otopark sahası yapılması zorunludur.
Ovacık ilçesinden Milli Park alanına giriş yeri ise Mercan Suyu’ nun Munzur Suyu ile birleştiği yer olup burada da bir otopark ve danışma istasyonu yapılması uygun görülmektedir.
4.2.2.Yollar
Milli Park olarak tanımlanan alana erişim iki yoldan sağlanmaktadır. Bunlar; Tunceli-Ovacık yolu (stabilize) ve Hozat-Ovacık yoludur (toprak).
4.2.3.Manzara Seyir Yerleri:
Milli Parkın inkişaf (gelişme) sahası içersindeki ve civarındaki tepeler ve Değirmen mevkii sırtları ile Munzur Vadisinin muayyen noktaları ve Göller bölgesine giden güzergah üzerinde manzara seyir yerleri tespit edilmelidir.
4.3. Konaklama Ve Günlük Kullanma
Munzur Vadisi Milli Parkının planlanmasında konaklama ve günübirlik kullanma tesisleri; İnkişaf Sahaları, Munzur Gözeleri, Geceleme Tesisleri, Balık Üretme İstasyonu, Diğer Hizmetler şeklinde planlanmıştır.
4.3.1.İnkişaf (Gelişme) Sahaları
a. Parkın birinci inkişaf sahası olarak ele alınan Gökmeydan mevkiidir. Gökmeydan mevkii Milli Parkın merkezi yerinde bulunmaktadır. Saha yerleşme düzenine uygun olduğu gibi doğa güzelliği bakımından oldukça ilginç bir durum sunmaktadır. Saha kapsamında öngörülen çift lojmanlı muhafaza memuru binası, çadırlı kamp sahası, balık satış merkezi, lokanta, piknik sportif avlama yeri, otoparkı detay planları hazırlanarak gösterilmiştir.
Munzur Suyu Gökmeydan mevkiini ikiye bölmektedir. Nehrin her iki yanının düz ve yerleşmeye uygun bulunması ve yakında da bir geçiş yeri bulunmaması nedeniyle her iki sahilin bir köprü ile bağlanması zorunlu görülmektedir. Arazi üzerinde yapılan tetkikte ortalama 30–40 metre uzunluğunda bir köprünün kurulabilmesi için uygun alanların mevcut olduğu tespit edilmiştir. İnkişaf alanı içinde bir su kaynağı yoktur. Bu alanda kurulacak tesislerin içme suyu ihtiyacı Gökmeydan’ın kuzeyinde ve güneyinde bulunan planlarda mezkur sahaya borularla su getirmek ve çeşme yapmak suretiyle diğer tesislere su vermek imkanı da araştırılmalıdır.
Yapılacak tesisler için gerekli elektriğin şimdilik burada kurulacak bir jeneratörden temini uygun görülmektedir.
Ayrıca tesis sahiplerinin ve kampçıların, çöplerini muhtelif yerlere atılmaması ve çöplerin dağılmalarının önlenmesi bakımından çöp kutuları kullanmaları sağlanmalı ve bunların uygun bir yerde toplanmasından sonra başka yerlere nakledilmesi Milli Park idaresi tarafından sağlanmalıdır.
Ayrıca, yapılacak tesislerin kullanılmasında meydana gelecek pis suların nehri kirletmemesi için yukarı kısımlarda bir depoda toplanması zorunlu görülmektedir.
b. Milli parkın birinci inkişaf sahası olan Gökmeydan dışındaki diğer sahalar şunlardır:
Munzur suyu kenarlarında belirlenmiş olan alanlar piknik yeri ve aynı zamanda balık avlama merkezi olarak geçici (muvakkat) zamanlar için değerlendirilebilir. Ayrıca Mercan deresi çıkış yeri, Munzur dağları üzerinde bulunan Koç gölü, Katır gölü ve diğer göller, ayrıca Mercan suyu çıkış yerinden 5 km. doğuda Mercan gölleri, ziyaretçi merkezi olabilir. Mercan göllerine yol imkanları sağlandığı takdirde piknik yeri olarak da değerlendirmek mümkündür. Mercan göllerinin suyunun güzergahtaki tabii akışının daha berrak olması bakımından lezzetli alabalık yataklarına sahip bulunmaktadır. Milli Parkın içerisinde bulunan dağlarının dağcılık federasyonu başkanlığı ile yapılan temasta bu mıntıkanın amatör dağcı yetiştirme yeri olarak değerlenebileceği belirtilmiştir.
4.3.2.Munzur Gözeleri:
Milli Park sınırları dışında ayrı bir ünite olarak ele alınan bu saha daha ziyade birinci derecede rekreasyon sahası olarak değerlendirilebilir. Bunun için ilk önce sahanın detay planı yapılarak, buna göre yerleşme düzeni kurulmalıdır. Detay planında otopark sahası, piknik yeri, gazino, lokanta, balık satış merkezi, balık üretme istasyon yeri tespit edilmelidir. Ayrıca bu saha dahilinde ağaçlama yapılacak sahalara da yer verilmelidir.
Bu bölgede yapılacak tesisler için su problemi yoktur. Mevcut gözelerden her şekilde faydalanmak mümkündür. Bu sahanın aydınlatılması, Gökmeydan inkişaf alanında olduğu gibi jeneratörden yararlanmak suretiyle veya Ovacık Belediyesi ile anlaşarak buradan getirilecek elektrik ile gerçekleştirilebilir.
4.3.3.Geceleme (Konaklama) Tesisleri:
Ovacık İlçe merkezinde özel teşebbüs tarafından yapılacak geceleme tesisleri ihtiyaca kâfi gelebilir ve buradan motorlu araçlar ile uygun ziyaret merkezlerine gitme imkanı sağlanabilir.
Munzur gözelerinde yapılacak tesislerin yerleşme planına göre yapılması zorunludur. Buna göre bir otopark sahası, lokanta, gazino, ve çadırlı kamp yerleri belirlenmelidir.
Munzur Vadisi I. inkişaf sahsı olarak ele alınmış bulunan Gökmeydan mevkiinde yine yerleşme planına göre muhafaza memuru binası, lokanta, çadırlı kamp yerleri ve piknik yerleri bu planda gösterildiği şekilde ele alınmalıdır.
4.3.4.Balık Üretme İstasyonu:
Munzur suyu gözeleri civarında yapılacak yerleşme projesine göre uygun bir alanda balık üretme istasyonu kurulabilir. Balık üretme havuzlarında üretilen balık yavruları yeterli boya ulaştıktan sonra Munzur Vadisinde belirlenen balık üretme merkezlerine sevk edilir.
Buna mukabil balık avlama sahalarında, sportif balık avcılığı ilan edilecek gün, saat, ebat ve miktarlarda balık avlama yapılabilecektir. Bu durum Milli Park İdare Müdürlüğü tarafından her yıl düzenlenir.
İdarenin bu konudaki başlıca görevi, düzenlenecek balık amenajman planına göre balık avını ayarlamaktadır. Sportif balık araçları, satış merkezleri avlanma merkezlerine yakın olması tercih edilmelidir.
4.3.5.Diğer Hizmetler:
Milli Parkın inkişaf sahası olarak belirlenen alanda restoran, satış mağazaları, benzin istasyonu kurulabilir. Ayrıca Ovacık İlçesi P.T.T Müdürlüğü ile anlaşarak bir posta kutusu konulması uygun olur.
5. Koruma
Mutlak koruma zonu olarak belirlenen alan içerisinde planda belirtilen kullanımlar dışında herhangi bir şeyin yapılması mutlak surette yasaklanmalı ve hiçbir faaliyete meydan verilmemelidir. Ziyaretçilere Munzur Suyu vadisinde balık avlama sahaları olarak tefrik edilen yerlerde muayyen zamanlarda balık avlamalarına müsaade edilmeli, bunun dışında balık avlanması yasaklanmalıdır.
Flora ve fauna için zararlı hayvanlarla mücadele Milli Park idaresi tarafından bir plan dahilinde yürütülmelidir.
Avcılık yasakları koruma ekipleri tarafından titizlikle kontrol edilmeli ve Milli Park sınırları dışındaki avlanmanın da bir plan dahilinde yapılması temin edilmelidir.
Munzur Milli Parkında çevre zonu, köy mezarlıklarının bulunduğu saha ile Munzur dağlarının mıntıkası olarak kabul edilmiştir. Bu köy mezralarının birbiri ile irtibatları patika yol ile sağlanmaktadır. Arazi çok dağlık olduğu için yol yapımında büyük zorluklar çekilmesi mümkündür. Çevre Zonu içinde bulunan köylerin, bulunduğu yerde kalkındırılması veya başka yerlerde iskan edilmelerinin temini için Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nca koordineli bir çalışma sisteminin uygulanması gerekli görülmektedir.
5. UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI HÜKÜMLERİ
Munzur Vadisi Milli Parkı 1/25.000 ölçekli uzun devreli gelişme planı Plan hükümleri: Kapsam, Amaç, Genel hükümler, Özel hükümler, Uzun devreli gelişme planı’nın uygulanması ile ilgili tavsiyeler olmak üzere 5 bölüm başlığı altında toplanan onlarca maddeden oluşmaktadır.
Özel hükümler Bölümünde; Mutlak koruma alanı, Sınırlı kullanım alanı ve Kontrollü kullanım alanı başlıkları yer almaktadır. Sınırlı kullanım alanları olarak; Tarım ve Mera Alanları, Yürüyüş güzergâhları, Manzara seyir noktaları ve Mola noktaları bulunmaktadır.
Kontrollü kullanım alanı olarak tanımlanan bölgede; Köy yerleşim alanları, konut ve günü birlik kullanım alanları ile İdare - ziyaretçi ve tanıtım merkezi ile giriş kontrol noktaları ve otoparklar yer almaktadır.
Uzun devreli gelişme planı’nın uygulanması ile ilgili tavsiyeler bölümünde ise; Milli park’nın yönetim faaliyetleri, milli parkta görevlendirilmesi gereken idari personel ve teknik uzmanlar ve yapılacak eğitim çalışmaları yer almaktadır. En son bölümde de Milli Park sınırları ile ilgili tavsiyeler yer almaktadır.

6. SONUÇ ve ÖNERİLER
Munzur Suyu, Mercan Deresi ve çevresindeki akarsularda yaşayan bol miktarda alabalık, yöre için önemli bir ekonomik değer oluşturmaktadır. Munzur Gözelerinden başlayarak 80 km.’lik bir su alanına yayılmış olan alabalık, Tunceli ekonomisi için olduğu kadar, ülkemiz için de çok önemli bir doğal servettir.
Bölgede sert karasal iklim hüküm sürdüğünden, milli parktan faydalanmak için en uygun zaman Haziran ve Eylül arasındaki dönemlerdir. Milli Park alanındaki doğal veriler, kamp kurma, piknik yapma, sportif balıkçılık ve doğa yürüyüşleri gibi günübirlik etkinliklerin yanı sıra çeşitli su ve doğa sporları (rafting, dağcılık v.b.) için de çok elverişli potansiyellere sahiptir.
Milli parkın her köşesinden eşsiz doğal görünüm ve tüm yabanıl yaşam kolaylıkla izlenebilmektedir. Bu özellikleriyle Munzur Vadisi, gerek rekreasyonel etkinlikler, gerekse doğa araştırmaları için turizme yönelik çok önemli potansiyeller taşımaktadır.
Munzur Milli Parkı, ülkenin en büyük milli parklarından biri olmasına rağmen ilanından bu yana hemen hiçbir yatırım almamış aksine bölgede uzun yıllardır süregelen sosyal olaylar nedeni ile neredeyse kendi başına bırakılmış, terk edilmiştir. Milli Park sınırlarının yeniden gözden geçirilerek doğal hatlara (sırtlar, dereler, devamlılığı olan ekosistemler vb.) oturtulması gereklidir. Munzur Nehrini oluşturan ana kollardan birinin kaynağı Ovacık ilçesindeki gözelere dayanmaktadır. Bu bölge, Milli Park alanın için önemli bir tür olan Kırmızı Benekli Alabalık için en önemli üreme alanını oluşturmaktadır ancak herhangi bir koruma statüsüne sahip değildir. Munzur Gözelerinin Milli Park sınırı dışında bırakılması Munzur nehrinin korunması bakımından doğru olmayan bir karar ve uygulamadır.
Ovacık gözelerinden doğan ve Munzur Vadisi Milli Parkı içinde Munzur Nehri ile birleşen ve alabalıklar için en önemli üreme bölgesi olan bu akarsuyun Milli Park Sınırları içine dahil edilerek veya diğer uygun koruma statülerden biri kazandırılarak koruma altına alınması gerekmektedir.
Su ürünleri açısından araştırma ve inceleme amaçlı gerçekleştirilen arazi çalışmalarında, Milli Park sınırları içinde Munzur ve Mercan Suyu’nun su ürünleri bakımından alanı karakterize eden iki önemli kaynak olduğu tespit edilmiştir. Bölgede, Alabalık ve Karabalık en yoğun bulunan balık türleri olmak üzere diğer türler Sazan, Yeşilbalık, Tahtabalığı, Kayabalığı, Tepsi Balığı olduğu tespit edilmiştir. Munzur suyunda yaşayan ve Munzur alası olarak da anılan Kırmızı Benekli Alabalığın (Salmo trutta macrostigma) eti kavun içi renkte olup çok lezzetlidir. Munzur çayı, sahip olduğu su parametreleri itibarı ile balık için çok önemli bir yaşam alanını teşkil etmektedir.
Yapılması planlanan barajlar tamamlandığında baraj göllerinden sonra Munzur Suyu, Halvori’ye kadar 15.1 km uzunluktaki tünel- borularla taşınacağından, bu mesafede Munzur’un yatağından hemen hemen hiç su akmayacak ve bu da Milli Park değerlerinden en önemlilerinden olan sucul ekosistemi tahrip edecektir.
Munzur Milli Parkı içinde gerçekleştirilen ve uluslar arası sözleşmelere, ilgili yasalara ve uzun vadeli gelişme planına aykırı uygulamalar ile birden fazla yasa birkaç kez çiğnenmiştir. Söz konusu eylemlerle ilgili yasalar başta 6831 sayılı Orman Kanunu olmak üzere; 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu, ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunudur. Munzur Çayı üzerinde yapımına başlanan ve planlanan 8 adet baraj, adı Milli Park olan bu coğrafyanın kaybedilmesine yol açacak ve hem insanlar hem de bölge flora ve faunası bundan geri dönülemez zararlar görecektir.
Munzur Vadisi uluslararası sözleşmelerle de koruma altındadır. 1973 Washington, 1975 Paris, 1979 Bern, 1999 Kyoto, 2000 Kahire çevre sözleşmeleri, 1992 Rio ve Habitat anlaşması kararları ile de Munzur ve çevresi koruma altındadır
2873 sayılı Milli Parklar Kanunu uyarınca yasaklanan faaliyetler aşağıdadır:
Madde 14 - Bu Kanun kapsamına giren yerlerde;
a) Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz,
b) Yaban hayatı tahrip edilemez,
c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz,
d) Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz,
e) Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskân yapılamaz.
Munzur Milli Parkı içinde baraj, sedde vd. altyapı tesisleri yapımı amacı ile yolların genişletilmesi ve daha sonra bir kısım orman alanına moloz dökülmesi eylemleri orman açma ve işgal suçunu oluşturur. Her iki eylem de 6831 sayılı Yasanın 17. Maddesine aykırıdır ve yaptırımı 91. Maddede gösterilmiştir. Su seviyesinin yükseltilmesi ile Munzur Çayı vadisi kenarında bulunan ağaçların ölümüne sebep olunması 14. Maddeye aykırıdır. Yaptırımı 91. Maddesinde gösterilmiştir. Gene su seviyesinin yükseltilmesi suretiyle bir kısım orman alanının sular altında kalması ayrıca ormanı işgal suçunu oluşturur. Bu suçlar için öngörülen yaptırımlar Milli Parklar Kanununun 20. Maddesi gereğince bir misli arttırılarak uygulanır.
Uygulamaların Çevre ve Orman Bakanlığının bilgisi ve izni dışında yapılması durumunda ormanı açma ve işgal suçunun, uzun devreli gelişim planına göre gerekli izinlerin alınmamış olması durumunda Milli Parklar Kanunu’nun 14. Maddesine aykırılık oluşturacağı söylenebilir. Yaptırımı 15. maddededir. Bu yapılara doğrudan doğruya orman idaresince el konulması gereklidir. Ayrıca Orman Yasasının 93. Maddesi hükümleri uygulanır.
Milli Park içinde yapılan ve yapılacak eylemler 2873 sayılı yasanın 14 maddesinin (a), (b), (c) ve (e) bentlerine aykırıdır. Zira yapılan eylemler tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerini bozulacak, yaban hayatı tahrip edilecek, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına sebep olabilecek uygulamalar yapılmış ve eğer iptal edilmez ise yapılacaktır. Milli Park içinde “…kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez.” kuralı bulunmaktadır.
Barajlar gerçekleşirse 30-40 yıl sonra 43 tanesi sadece Munzur bölgesine özgü toplam 1518 bitki türü ortadan kalkacak ve binlerce dönümlük orman yok olacaktır. Dünyaca ünlü kırmızı pullu alabalık yaşama ortamını kaybedecek ve hayvancılık, arıcılık ve tarımsal üretim ağır darbe yiyecektir. İl merkezinin özellikle Ovacık ilçesiyle bağı kopacak ve 60’tan fazla köy sular altında kalacak, böylece boş köylere dönmek mümkün olmayacak, dolu olanlarda yaşam sona erecektir.
Çevre Kanunu’na göre kirleten; faaliyetleri sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel kişileri, kapsamaktadır. Çevre Kanunu’nun 3. Maddesine göre başta idare (Valilik ve İl Özel İdaresi), meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler (Mad a).
Çevrenin korunması, çevrenin bozulmasının önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi alanlarındaki her türlü faaliyette; Bakanlık ve yerel yönetimler, gerekli hallerde meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yaparlar (Mad b).
Çevre Kanunu Madde 8’e göre; “Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler”.
Madde 9’a göre, “doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir”.
Türkiye, çevre ve doğa koruma ile ilgili birçok antlaşmaya taraf olmuştur. Munzur Vadisi Milli Parkı’nın korunması bağlamında konu ele alındığında, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesi hükümlerinin bu olaya uygulama yeri bulacağı kuşkusuzdur.
Uluslar arası sözleşmeler kural olarak iç hukukumuzun bir parçası sayılmaktadır. 1982 Anayasası’nın 90. maddesi, “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlığını taşımakta olup Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı antlaşmaları hukukun kaynakları arasında saymakta ve normlar hiyerarşisindeki yerini de kanunla eş değer tutmaktadır. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Biyoçeşitlilik sözleşmesinin yerinde koruma - in situ - ile ilgili hükümleri, türlerin yaşam alanlarının korunmasının esas olduğunu ve bunların yerinde koruma tedbirleri ile sürdürülebilirliklerinin sağlanması gerektiğini, yaşam alanlarının tahrip edilmemesi gerektiğini amirdir.
Diğer yandan, Cites sözleşmesi ve bu sözleşmeyi iç hukukumuza uyarlayan Cites Yönetmeliği hükümlerine göre, nesli tehlikede olan türlerin mutlaka koruma altına alınması ve bunların ve yaşam alanlarını koruyacak her türlü tedbirin alınmasını öngörmektedir. Buna ek olarak, 1979 tarihli Bern Konvansiyonu, Avrupa yaban hayatı yaşam alanlarının korunmasını öngörmektedir. Hatta bu tür alanların tahribine neden olabilecek her türlü faaliyetin kontrol altına alınmasını ve gerekli yaptırımların uygulanmasını öngörmektedir. Ayrıca, Ramsar sözleşmesi de sulak alanların, su kuşlarının ve bunların yaşam alanlarının korunması ile bunları tehlikeye atacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesini öngörmektedir.
Milli Park içinde 34940 ha genişliğinde bulunan Çevre Koruma Zonu, içinde dağınık vaziyette birçok köy ve bunların bağlıları (Komu-Mezra) bulunmaktadır.
Sahanın dağlık olması nedeniyle bu köylerde yaşayan insanların yaşama koşulları oldukça zordur. Buranın halkı kendilerini tamamıyla hayvancılığa bağlamış olduklarından hayvanlarının geçimi yönünden ormandan faydalanma esas amacı oluşturmaktadır. Bu bakımdan köy halkı, 6 aylık süre içinde hayvanların yiyecek ihtiyaçlarını sonbaharda karşılama mecburiyetinde olduklarından köy ve hanelerin civarına en yakın meşe topluluklarının tepelerini kesmek suretiyle yaprak temini ve ayrıca zati ihtiyaç (odun ve yakacak) temini bu bölgenin en önemli problemlerinden birini teşkil etmektedir. Bu nedenlerle Çevre Zonu içinde yapılacak yaprak işletmeciliğinin bir plan kapsamında yürütülmesi ve ormanın imarı temel amacı oluşturmaktadır.
Çevre Zonu içerisinde bulunan ormanın imarı tamamlandıktan sonra devamlı olan köy ihtiyaçlarının karşılanması için Tunceli Orman İşletme Müdürlüğünce yapılacak bir protokole göre bu ihtiyaçların 2. Zon dışından karşılanması gerekmektedir.
Munzur Vadisi Milli Parkı 42.674 hektarlık büyük bir alanda yer almaktadır. Her ne kadar bu bölgede büyük bir yerleşim yeri bulunmuyorsa da, alanın doğal karakteri, verimli akarsu boylarında tarih içinde henüz keşfedilmemiş bir insan yerleşimi olabileceğine işaret etmektedir.
Nitekim kuzeyde yer alan, Mercan vadisinde böyle bir antik dönem kalıntısı, Şahverdi Köyünün kuzeybatısındaki 1636 rakımlı Kaletepe mevkiindeki kalıntılar I. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak saptanmış ve ilan edilmiştir.
Alan dışında yer alan Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur Höyükleri yörenin Kalkolithic ve Neolithic dönemlerde dahi iskan edildiğini göstermesi bakımından önemli ipuçlarıdır. Bu nedenle Milli Park içindeki tüm mağara ve tepeler bilimsel bir bakış açısıyla yeniden irdelenmelidir.
Bu doğal olarak kapsamlı ve zorlu bir araştırma sürecidir. Bu çalışmaya, öncelikle bir yüzey araştırması şeklinde başlanabilir. Daha sonra, özellikle seramik buluntu, yapı kalıntısı, mağara resmi vb. buluntuların yoğunlaştığı kesimlerde sondaj kazıları yapılmalı ve en az 4-5 m. derinliğe kadar sondajlarla bilimsel araştırma yapılmalıdır.
Bu büyüklükte bir alanda uydu fotoğraflarından yararlanarak, Coğrafi bilgi sistemi kullanılarak kalıntı, höyük vb. insan varlığı gösteren kültürel varlıklar saptanabilir. Ayrıca sismik, ses dalgaları ile yapılan araştırma teknikleri de bir miktar pahalı olmakla birlikte, insan emeğini ucuzlatılması bakımından yararlanılabilecek yöntemlerdendir.
Milli Parklar Kanunu ile Milli Parklar Yönetmeliği’ne göre Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı kesinleşmeden Milli Park alanında hiçbir yapı ve tesise izin verilemediği gibi, Milli Park Uzun Devreli Gelişme Planı’nda yer verilmeyen hiçbir yapı ve tesis yapılamaz .
Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Analitik Etüd Raporu’nda da “Munzur Suyu ve Mercan Deresi üzerinde çok sayıda hidroelektrik santrali projesinin gündeme gelmesi en önemli potansiyel çevre sorunu olarak görülmektedir.
Sonuçta, uzun dönemli, bilimsel esaslara dayalı, sürdürülebilir ekonomi politikaları ile ulusal enerji politikaları belirlenmeli ve ender coğrafyalar olan bu tür alanlar her ne pahasına olursa olsun mutlaka korunmalıdır.
Milli Parkın içerisinde bulunan dağlarının dağcılık federasyonu başkanlığı ile temasa geçilerek amatör dağcı yetiştirme yeri olarak değerlendirilmesi, balık avlama sahalarında, sportif balık avcılığı ilan edilecek gün, saat, ebat ve miktarlarda balık avlama yapılabilmesi ve Munzur Çayının debisi çok düzenli olmamakla birlikte Aşağı Torunoba-Sarıtaş-Halbori Gözeleri arasındaki yaklaşık 20 km.’lik kısmı, rafting sporuna elverişli potansiyele sahip olduğundan, bu amaçlarla kullanılması Tunceli turizmine ve dolayısıyla ekonomisine katkı sağlayacaktır.


KAYNAKÇA
Munzur Vadisi Milli Parkı Genel İnkişaf Planı. Orman Bk. Milli Parklar ve Av. Yab. Hay. Gn. Md., 1970.
MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI UZUN DEVRELİ GELİŞME PLANI (1/25 000 VE 1/10 1000), Analitik Etüd ve Planlama Raporları (2003 – 2006), Orman Bakanlığı, Milli Parklar ve Av ve Yaban Hayatı Gn. Md., Ortadoğu Ormancılık A.Ş.
Tarım ve Köy İşleri Bk., Koruma ve Kontrol Genel Md, Munzur Suyu Su Ürünleri, 2002
T.C. Orman Bakanlığı Güneydoğu Anadolu Bölge Müdürlüğü
T.C. Çevre Bk., Tunceli İli Çevre Durum Raporu 2002
Turna, C. (2000), “Munzur Vadisi ve Barajlar Sorunu”, S. 7
TUNCELİ BAROSU YÖNETİM KURULU’NDAN KAMUOYUNA NISAN 27, 2010, http://www.munzurca.com/tunceli-barosu-yonetim-kurulundan-kamuoyuna/
Türkiye Tatlısu Balıkları, Ege Üniv. Fen Fak. Kitapları, No:97, 1988, İzmir.

Friday, September 24, 2010

ALLIANOI İÇİN, AKLI SELİM’E DAVET !


ALLİANOİ İÇİN, AKLI SELİM’E DAVET !
24 Eylül 2010

Referandum süreci ile birlikte hızla yok edilmeye başlanan Allianoi sağlık yurdu için, yöremizde belirli çevrelerce yaratılan gerginliğin kimseye yararı yoktur. Aksine bu durum kamuoyunda Bergama’nın daha da kan kaybetmesine neden olmaktadır.

Şu konunun açıklıkla bilinmesini isteriz; Bizler baraj düşmanı değiliz ! Bizler baraj’ın bir an önce su tutmasını ve ovaya bereket dağıtmasını tüm içtenliğimizle istiyoruz. Öncelikle bu konunun açıklığa kavuşmasını ve bunun üzerinden yapılan çirkin yaklaşımlara, saldırgan tutum ve üsluba son verilmesini diliyoruz.

Allianoi, tüm insanlığın ortak mirasıdır.

Baraj’ın da Allianoi’nin de bir arada yaşamasını istiyoruz !

Bu elbette mümkün, yeter ki isteyelim. Yeter ki, ön yargılı olup taş’ın dinini imanını sorgulamaya kalkmayalım. Bu topraklarda yaşayan tüm uygarlıkları bizim zenginliğimiz olarak görelim. Komşumuz Bulgaristan’ın baraj suları içinde ki Sevtopolis antik kentini gün yüzüne çıkarmak için kollarını sıvadığı koşullarda, bizim Allianoi’yi katletmemizin izahını, dünyaya nasıl yapacaksınız ? Bu durum bizi daha da yalnızlaştırmayacak mı, turizm’den beklentilerimiz ne olacak ?

İnsanlığın ortak mirasına yeterince sahip çıkamadığımız için, sanatçılarımızın çıkıp destek mesajları vermeleri, yurt içi ve yurt dışından insanların yöremize gelip sahiplenmek istemeleri karşısında, takınılan saldırgan tutumla ortaya konulan bu tabloyu Bergama hak etmiyor. Bu şehirde saygı ve hoşgörüyü egemen kılarak aklın yolunu bulmalıyız ki doğamızı da, tarihimize de, insanımıza da sahip çıkabilelim.

Belediye başkanımız sn.Mehmet GÖNENÇ’in çağrısıyla, Allianoi kazı başkanımız Doç.Dr. Ahmet YARAŞ ile birlikte Ziraat Odası başkanı ve belde belediye başkanlarımızla yaptığımız toplantılarda “barajı da Allianoi’yi de yaşatma onurunu” hep birlikte başaralım istedik. 2002’de DSİ’ye sunulan koruma projesinin pahalı bulunduğu için kabul görmediğini ancak şu an elimizde ki projenin daha uygun olduğunu ve tarafları sahip çıkmaya çağırdıysak da maalesef ilgi gösterilmedi.

Belediyemizin, Bergama’yı “Unesco kültür miras listesine” aldırarak, turizm’de sıçrama yaratmaya yönelik çalışmalarının yoğunlaştığı bugünlerde, konunun turizmden beklentisi olan tüm çevrelerce de tartışılmaya ihtiyacı vardır.

Bergama’da adı tarihle, turizmle iç içe geçmiş kurum, kuruluş ve kişilerin suskunluklarını da anlamak mümkün değil, elbette ünlü hekim Gallen’in kitabını yazalım ama onun tedavi merkezi olan Allianoi’ye de sahip çıkma cesaretini gösterelim. Yoksa elimizde ki değerler, değişik gerekçelerle bir bir yok edilecek.

Gelin yıllar önce “Zeus Sunağını geri isterken” Bergama’nın tüm ülkede ve dünyada yarattığı saygınlığı bugün Allianoi’yi koruyarak bir kez daha yaşayalım. Bunu başaramazsak bizleri tarih de torunlarımız da affetmeyecektir.

Gelin düşmanlıkları bir kenara atıp, enerjimizi barajı’da Allianoi’yi de korumak için harcayalım. Bu mümkün, yeter ki isteyelim.

Gelin, Allianoi’yi katletmenin utancını, bize ve gelecek kuşaklara yaşatmayın !

Tüm Bergama halkını ve yöre köylülerini bir kez daha düşünmeye davet ediyoruz !


Erol ENGEL

Bergama Çevre Platformu Sözcüsü

Tuesday, September 21, 2010

Allianoi Katlediliyor!

GÖRDÜKLERİMDEN UTANIYORUM !
21 Eylül 2010

Allianoi'u tırnakları ile kazanların önünden kamyonlar geçiyor.
Allianoi kumla örtülüyor.
DSİ' şirketlerden birine betonla kaplama, diğerine de kumla örtme ihalesi vermiş.
Amaç daha hızlı, daha hızlı olsun.
Kanlı veya kansız.
Fark etmez.
Yeter ki, bu gavur taşları yok olsun !
Gözden uzak olsun,
Hatta 30 metre çamur altında kalsın,


Şirketin programında bugün hastane yapısı var.
1800 yıllık hastane yapısı şu an kumla örtülüyor.

2006 yılında, Allianoi Gönüllüleri’nin yardımları ile kazı yaptığımız 1800 yıllık hastane hızla kapatılıyor.
Oysa biz onu 4 ay boyunca kazarak aydınlıkla buluşturmuştuk.
Ve yaklaşık 20 odasından ancak ve ancak 8'ini kazabilmiştik.
Çünkü zaman ve para bütün hastane yapısını kazmaya yetmemişti.
Sadece bu 8 odadan yüzlerce arkeolojik eser müze envanterlerine alınmıştı.
Odalardan birinde yüzün üzerinde metal cerrahi alet bulmuştuk.
Hem de çok sayıda farmakolojik aletle birlikte ortaya çıkartmıştık.
Bu koleksiyon dünyanın bir ören yerinde ve hastane yapısında en büyük tıp aletleri koleksiyonu olarak literatüre girmişti.
Muahanehanelerden birinin de muhtemelen ünlü Tıp Bilgini Galenos'un olduğunu öngörmüştük.
Belki yanı başındaki odalardan birini kazabilseydik, ona ait özel eşyalarını bile bulabilecektik.

Olmadı... / Olamadı... Çünkü o sıralar para bitmişti.
Aylarca karpuz peynir ekmek veya makarna yemekten kazı ekibi yorulmuş / sıkılmıştı.
2006 yılında biraz daha mı yardım için kapı kapı dolaşsaydım…
Ah bugün daha da çoğaldığımız insanlar o yıl nerelerdeydiniz ?
Galenos’un gerçek anlamda izni bulmakta belki sizin de payınız olacaktı!!!
Tarihe bir not da sizler düşecektiniz..

Ama nasıl olsa gelecek yıl kazıya devam ederiz diye düşünüyorduk.
Ünlü tıp bilgini Pergamon’lu Galenos'un adına rastlama umudunu 2007 yılına bırakmıştık.

Ancak ne 2007 de, ne 2008 de, ne 2009 da bakanlık kazı ruhsatı verdi.

Yıl 2010.
Kültür ve Turizm Bakanı Sayın Ertuğrul Günay'ın 'Caresizim' nidaları arasında bu topraklarda bir başka boyut yaşanıyor.

Dört yıldır Kazı ruhsatı ver(e)meyenler bugün caressiz olduklarını söylüyor!!!
TRT’nin belgeselini yayınlamasına engel oldum diye övünenler pekala ilgili gerçek makamları da caresizliğe sürükleyebiliyorlar ...
Çok geniş alanda ve de çok çalışıldığı için bu makamlar soruşturma da isteme gereği duymuşlardı.
Kurul üyelerinde bilim komisyonlarını da sık sık yenilemek zorunda kalmışlardı…
Kazı yaptığım alana girişi de çaresizlik yüzünden engelleyebiliriler …



….
12 yıldır her platformda süren mücadelenin sonunda...

Bir boşluk....

Şimdi belki Pergamon'lu Galenos'un Allianoi'daki muhanehanesi gözlerimizin önünde kapatılıyor.
Allianoi'da bulunan Tıp Aletleri konusunda İ.Ü. doktora yapan Daniş'in gözlerinin önünde hastane yapısı örtülüyor / katlediliyor / tarihe gömülüyor / bizler sadece izliyoruz.

DSİ kendini kurtarmak için ihale üzerine ihale yapıyor,
Politikacılar oy kaygısında her iki tarafa gülüşçükler atıyor,
Gençler hukuk dışı uygulamayı protesto için kendini zincire vuruyor,
Avukatlar bu ülkede hala mahkeme önlerinde hukuk arıyor,
Ben tırnaklarımla kazdığım hayatımın en güzel 12 yılını verdiğim yerin yok oluşunu izliyorum.


Bilimsel Etik...
Çağdaşlık ....
Demokrasi...
Evet / Hayır naraları arasında bir insanlık ayıbı... / bir tarih katliamı ...
yüreğim ağrıyor...
Tanıklığımdan utanıyorum.


www.allianoi.org'a bugün gönderilen bir şiir bizi anlatıyor. Uzun metinler yıllarca süren yardım talepleri artık kifayetsiz kalıyor. ......

Allianoi

su s'ağır
toprak s'ağır
gözler b'akar'kör
d'iller suskun
k'ulaklar s'ağır
çığlığım içime sus'kun
c'an bedene ağ'ır
gün gece
gün kar'anlık
yürek'ler s'ağır

Ayşe Yamaç





Yrd.Doç. Dr. Ahmet YARAŞ
Trakya Üniversitesi
Edebiyat Fakültesi
Arkeoloji Bölümü
22100 EDİRNE
www.allianoi.org
e mail : ahmetyaras@hotmail.com
GSM: 0532 / 767 51 01

Wednesday, August 25, 2010

ANTALYA DEFENSE of NATURE, HISTORY and CULTURE AGAINST TO RAPID URBAN DEVELOPMENT




“CONSERVATION IN ANTALYA”

SUSTAINABLE
CONSERVATION of NATURAL, HISTORICAL and CULTURAL ASSETS



Assoc. Prof. Dr. Mehmet TUNÇER






Antalya is located in the west of the Medditerranean region. In ancient times it covered all Pamphylia which means "the land of all tribes". The land really deserves the name since it has witnessed many successive civilizations throughout history. In 1st century BC the Pergamum king Attalus ordered his men to find the most beautiful piece of land on earth; he wanted them to find "heaven on earth". After a long search all over the world, they discovered this land and said "This must be 'Heaven' " and King Attalus founded the city giving it the name "Attaleia". From then on many nations kept their eyes on the city.

When the Romans took over the Pergamene Kingdom, Attaleia became an outstanding Roman city which the great Roman Emperor Hadrian visited in 130 AD; an arch was built in his honour which is now worth seeing. Then came the Byzantines, after which the Seljuk Turks took over the city in 1207 and gave it a different name, Adalya, and built the Yivli Minaret.

The Ottomans followed the Seljuks and finally within the Turkish Republic it became a Turkish city and an important port. Antalya has been growing rapidly since 1960 and its population is 1,146,109 acccording to the 1990 census.
Karain is the only cave known in Anatolia where all the phases of Paleolithic are represented without interruption and that also contains a number of habitation levels.


Karain Cave which is located 30 km far from Antalya on the foot of Mount Can dates from Paleolithic Period.




PHOTO 1. KARAIN CAVE IN ANTALYA (600 000 – 8000 BC – THE PALEOLITHIC PERIOD – STONE AGE)





The skull of a Neanderthal child and the skull and skeleton of Homo sapiens from the Upper Paleolithic have been unearthed in this cave. Pamphylia is the ancient name of the rich and fertile alluvial plain of the rivers Kestros, Eurymedon, and Melas (the modern Aksu, Kopru, and Manavgat Rivers)

Pamphylia belonged to the ancient Hittite empire. The main towns were Estwediiys (later known as Aspendus) and Side.

I. ANTALYA : A RAPID GROWING CITY!



Antalya as a rapidly growing city in recent years, with a potential to fulfill international function, is one of the most important cities from the point of natural and historic/cultural heritage. It has been getting a significant share from the rapid urbanization being experienced. In the period of 1985-1990, Antalya Provincial center, with an urban population growth as 44.84 %, has experienced quite a high population increase when compared to the national average. Annual average population growth rate, with 7.69 % has proceeded at a level almost two times of national urban average.

Antalya Urban Region and Greater City will face a significant development pressure during the period of 1995 - 2015 comprising the plan period. Economic and demographic concentrations may have adverse effects in terms of economic and ecologic points of view, unless necessary measures are taken.
High rise developments and rapid urbanization can be seen at Photo 1 are destroying almost all natural and historical assets.

Kepez and Konyaaltı are occupation of squatter areas. More than 45 000 squatters build on mainly fertile irrigated areas. Kepez; Sütçüler, Habipler, Koyunlar Quarters and Konyaaltı; Çakırlar, Bahtılı and Duralliler Villages; mainly treasury / public land were looted by migrators . Squatters are mainly on public lands (40,2 %) (treasury, vakfs, municipalities)

In the north, environs of Kömürcüler Village irrigated fertile areas were planned before as Akdeniz Organised Industry Area, this wrong land use decision is polluting one of the main water springs : KIRKGÖZLER








PHOTO 2. RAPID URBANISATION IN ANTALYA




II. SCALES AND METHODOLOGY FOR PRESERVING; NATURAL, HISTORICAL / CULTURAL ENVIRONMENT: FROM MASTER TO CONSERVATION PLANS



NATURAL ASSETS IN ANTALYA :

National Parks (Olympos, Thermessos), Natural Preservation Sites (Sarisu, Falez, Düden, Lara), Water springs (Kirkgöz, Duraliler), Sea and sandy beaches (Konyaaltı, Lara), Cliffy sea shore (Falez), Forests (Kepez, Lara, Olimpos), Rivers and Streams, (Aksu, Bogacayi, Düden), Valleys, Fertile Soils (Kırcami and Cakirlar), Orange / Fruit Gardens, Glasshouses etc.



HISTORICAL & CULTURAL ASSETS :

Archaeological Sites (Attalia, Perge, Mygdos, Olbia), Historical/Urban Sites and Vernacular Architectecture, (Inner Citadel, Hasimiscan, Balbey),

 Hadrianus Gate (Roman 117 – 138)
 Yivli Minare and Karatay Medrese (Seljuk 1219-1250)
 Inner Citadel Vernacular Ottoman Architecture and Natural Assets
 Inner Citadel (Pergamon, Roman, Seljuk, Otoman Periods)







PHOTO 3 . HISTORIC VERNACULAR ARCHITECTURE OF ANTALYA



One of the main conservation target is to preserve ancient ruins
(Perge, Lyrbotae, Olbia, Magydus, Karain vd) as an “Archaeological Park”



Perge ancient city conservation plan prepared by Ministry of Culture in 1993-94.
Decisions of this plan reflected in Master Plan






Photo 4 : PERGE ANCIENT TOWN MUST BE PRESERVED AS AN ARCHAEOLOGICAL PARK

Natural and historical/cultural heritage conservation policies must be reflected in each scales of Master Plans:

1. Metropoliten Area Sub-Regional Master Plan (1/100 000), (Population and sectoral projections, Scenarios targetting sustainable development),



2. Environmental Arrangement Master Plan (1/25 000) (Structural Plan),
3. Master Plan (1/5000)

ALL PLANS MUST AIM TO REACH TARGETS OF A “SUSTAINABLE CONSERVATION AND DEVELOPMENT” FOR THE ANTALYA METROPOLITEN AREA.



Water basins, forest areas, fertile agrigultural areas, irrigation areas, glasshouse areas are very important in the Master Plan decisions (See Map 1 : Natural Resource Analyses).

In Master Plan “threshold analysis” is very important for to preserve natural and historical assets. Public owned lands are must be reserved for future developments like “mass housing”, “squatter preventing area”, “tourism development area” or other public uses

In years between 1995 - 1998 Antalya Plain, for 2015, was planned by UTTA Ltd. ; according to population, social, economical and spatial targets, tourism developments, natural and cultural assets by main transportation plan and environment projects’ data and settlements’ environment data.



MAIN TARGETS of the STRUCTURAL MASTER PLAN (2015) :

To preserve natural and historic/cultural assets and public lands for the future generations. Treasury owned lands on the north (Kepez) can be used as for to future urban developments (Arsa Ofisi / Land Office) “East development axes” on treasury owned lands: A sub-center planned with 300 000 population. Rural & low density, special conditioned developments for the Kırcami and Çakırlar Area



MAIN CONSERVATION STRATEGIES of the STRUCTURAL MASTER PLAN (2015) :

 DECENTRALISATION : To decentralise of urban accumulation with north and east mass housing areas and sub-centers.
 SUSTAINABLE DEVELOPMENT : Natural and cultural assets of Antalya are the reasons of its extreme sensitivity and its attractiveness. The said heritage should be kept for next generations. Future economic, demographic and spatial development should not destroy those resources.


 CONSERVATION OF CULTURAL HERITAGE AND ACQUISITION OF IDENTITY : Specific archaeological and historical heritage, local cultural values and accumulations should be preserved with utmost care, in order to create the sense of belonging and urban identity; and planning measures promoting cultural development should be taken.









MAP 1 : NATURAL RESOURCE ANALYSES (Fertile Areas, Forests, Shores)






MAP 2 : NATURAL RESOURCE ANALYSES (Water Basins)






MAP 3 : STRATEGIES of The STRUCTURAL AND STRATEGIC MACRO PLAN






MAP 4. MAIN STRATEGIES OF DECENTRALISATION (Mass Housing Areas were planned on the North and East)



Main target and strategies of the Structural Master Plan are to decentralize of urban accumulation towards to North and East Mass Housing Areas and create new Sub-Centers. This decisions will be preserve the sea shores (Konyaaltı, Falez, Lara) and forests (Olimpos and Termessos National Parks on the West/North-West, Kepez Forest on North, Lara and Belek on the East), also preserve valuable agricultural lands (Citrus/Fruit Production, Glasshouses) in and around Çakırlar at the east and Kırcami nearby CBD and Water Basins (Bogaçayi, Duden, Aksu, Bileydi, Duraliler, Kırkgozler etc) (See Map 4. Main Strategies Of Decentralisation)

Because of urban development pressure on those valuable lands, new urban policies needs to develop for suitable areas on North and East





Bu yazı; 28 Haziran - 5 Tem. 2004 arasında, ANTALYA'da, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Bologna University Department of Phlisophy, SANART Association of Aesthetics and Visual Culture, Suna & İnan Kıraç Research Institute on Mediterranean Civilisations tarafından düzenlenen “ ARCHITECTURE IN SITU : WESTERN MEDITERRANEAN COASTAL SETTLEMENTS OF TURKEY, ARCHITECTURE, HISTORY, AESTHETICS”, Summer Seminar’da Davetli Konferans : “CONSERVATION IN ANTALYA” 'da sunulmuştur.

Thursday, August 12, 2010

DOĞA PARKLARI : SU KIYISI DOĞAL DÜZENLEME KONSEPTLERİ

SU KIYISI DOĞAL DÜZENLEME KONSEPTLERİ (2) (*)
Doç. Dr. Mehmet Tunçer

İnsan medeniyetleri su kenarında olan yerlerdeki olanaklar sayesinde çok daha başarılı ve yaratıcı olmuşlardır. Su ve yeşil insan doğasının temelini oluşturur, bununla bütünleşmiş bir ortam her zaman dinlenme ve rekreasyon olanağı sağlar. Doğa Parkları oluşturulması düşüncesi yüzyılımıza ait olduğu halde binlerce yıldır insanlar doğayı düzenleyerek içinde yaşamayı tercih etmişlerdir.



FOTOĞRAF 6 : JAPON BAHÇELERİ BİNLERCE YILLIK BİR GELENEĞİ SERGİLEMEKTEDİR.


Doğa parklarında eğer dere, nehir, göl, deniz gibi doğal veya yapay su elemanları varsa, insanların suyun kenarına nasıl getirileceği ve sahil kenarının nasıl planlanacağı çok önem kazanır.



FOTOĞRAF 7 : SU KIYISINDA DOĞAL YÜRÜME YOLU (PROMENAD)

Eğer su seviyesi devamlı olarak değişiyorsa, suya kadar inen çimenlik ve diğer bitki maddeleri su altında kalınca yaşamayıp ölünce, estetik görünüş bozulur. Bu durumda ya çimen vs. yerine suya dayanıklı saz gibi bitkiler kullanılmalı, ya da taş, kaya, vs. gibi bitkisel olmayan maddeler kullanılmalıdır.



FOTOĞRAF 8 : SU İLE KIYI KENARININ DOĞAL ÇİM ÖRTÜSÜ İLE BÜTÜNLEŞMESİ

Doğa Parklarında özel faaliyetler için kullanılacak bina ve tesislerin dikkatle ve üstün bir kalite ile yapılması parkın başarısını artırır. Elmalı Barajı yakın çevresinde, oluşturulacak “Doğa Parkı” için gerekli servisler için küçük boyutlarda, doğaya uyumlu, özel tasarımlar yapılmalıdır.



FOTOĞRAF 9 : DOĞA PARKLARINDA YAPILAŞMA PASTORAL GÖRÜNÜMÜ BOZMAMALIDIR

Ne kadar temiz tutulursa tutulsun, yapay göller zaman zaman boşaltılıp, büyük temizlikten geçirilmekte ve gereken yerlerde bakım ve onarım yapılmaktadır. Elmalı Baraj göletlerinin de yapıldığı tarihten bu yana akarsuların taşıdığı alüvyon ve rüsubatlarla belirli düzeyde dolmuş olduğu tahmin edilmektedir. Nitekim İSKİ tarafından temizlik işlemleri başlatılmıştır.

Barajların en büyük sorunlarından biri olan alüvyon ve atıklarla dolma olgusu, çevresinde yoğun yapılaşmalar olan Elmalı Baraj göletlerinde evsel ve sanayi atıklarının da bu işlemi hızlandırmasıyla aşırı boyutta kirlilik yaratmaktadır.
Bu olgunun önlenmesi için öncelikle yukarı havzada evsel ve sanayiden kaynaklanan kirlilik ve doğal erozyon önlemlerinin alınması gerekmektedir.



FOTOĞRAF 10 : NEW YORK, CENTRAL PARK’TAKİ GÖLETLERDEN BİRİNDE TEMİZLİK YAPILIRKEN

Elmalı Baraj Göletleri kıyılarının düzenlenmesinde doğal karakterin, doğal bitki örtüsünün korunmasına dikkat edilerek, yer yer ziyaretçilerin su ile buluşması için açık noktalar oluşturulmalıdır. Bu noktalar; yer yer dolaşım ve gezinti amaçlı kıyı boyu uzatılabilir. Bu promenadlar; bisiklet yolları, atlı spor parkurları, yürüyüş patikaları ile bütünleşik biçimde tasarlanmalıdır.



GÖRÜNÜŞ 5 . YÖNLENDİRİCİ İŞARET LEVHALARI

Doğa Parkı içinde hem yönlendirici ve hem de uyarıcı levha ve işaretler, hem ziyaretçilerin ve hem de doğanın korunması için gereklidir (Görünüş 5).




GÖRÜNÜŞ 6 . YAYA PATİKALARI

Baraj Gölü kenarında pasif rekreasyon tesisleri ve yaya politikaları özürlülerin ihtiyaçlarını da göz önünde tutmalıdır.

(*) Bu rapor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne UTTA Planlama, Danışmanlık Ltd. tarafından hazırlanan "Elmalı Doğa Parkı Projesi" için Şubat 1999 tarihinde hazırlanmıştır

İSTANBUL ELMALI DOĞA PARKI PROJESİ: SU KIYISI VE SU İÇİ KULLANIMI İÇİN KONSEPTLER

SU KIYISI VE SU İÇİ KULLANIMI İÇİN KONSEPTLER (1) (*)
Doç. Dr. Mehmet Tunçer

I. SU İÇİNDE DOLAŞIM VE SUYUN KULLANIMI

Büyük ve şehirlerden nisbeten uzak olan doğal parklarda bot, sandal ve kanolar daha çok tercih edilmektedir. Elmalı Doğa Parkı Projesi’nde; gelecekte barajlardaki suyun niteliğinin arttırılarak içme/kullanma suyu olarak değerlendirilebileceği düşünülerek suyu kirletmeyecek, ancak su ile insanı buluşturacak ulaşım araçları kullanılabilecektir.




FOTOĞRAF 1 : DOĞA PARKINDA KANO KULLANIMI SU KİRLENMESİNİ ÖNLEYİCİ BİR
ÖNLEMDİR


Doğa Parkında; su ve yeşil ile insanın kaynaşması, bütünleşmesi, karşılıklı etkileşim içinde bulunması esas amaçtır. Bu amaca ulaşırken su kalitesinin bozulmaması, kirlilik yaratılması, ekolojik dengenin korunması da başlıca amaçlardan biri olmalıdır.




FOTOĞRAF 2 : BU ÖRNEKTE BOSTON ŞEHRİNDEKİ BİR PARKTA PEDALLI BİR KAYIK İLE
ZİYARETÇİLER PARK VE GÖLÜ GEZEBİLMEKTEDİR.


Doğa Parkı’nı ziyaret edenlerin sayısı çok fazla olursa, hem doğal taşıma kapasitesi aşılacağı için su kalitesi bozulacaktır ve hem de ziyaretçiler birbirlerini rahatsız edecekleri için rekreasyon deneyimi olumlu olamayacaktır.



FOTOĞRAF 3 : KANOLARIN EN FAZLA TERCİH EDİLEN SU TAŞIMA ARAÇLARINDAN BİRİSİ OLMASININ NEDENİ HEM EKONOMİK OLMASI VE HEM DE TAŞIMASININ KOLAY OLMASIDIR.


Park planlayıcıların, gerek kanoların ve gerekse raft gibi diğer su taşıma araçlarının kullanılabilmesi için ulaşım ve otopark gibi tesisleri unutmaması gereklidir. Ulaşımın doğayı, var olan yeşil dokuyu tahrip edecek şekilde değil, mevcut izleri kullanacak şekilde tasarlanması uygun olacaktır. Elmalı Doğa Parkı Projesinde; var olan araç/yaya yolları, patikalar ve yangın izleri yaya/taşıt/bisiklet vb ulaşım amaçlı kullanılacaktır.



FOTOĞRAF 4 : BOT/KANOLAR İÇİN SU KIYISINDA SERVİS VE YANAŞMA YERLERİ

Otoparkların yanı sıra kano ve kayakların suya giriş bölgeleri tespit edilip hem doğayı koruyucu ve hem de kullanışı kolay olan tesisler yapılmalıdır. Bu tesislerin, mutlaka yapılı olması gerekmez, kıyıyı doğal olarak muhafaza edecek, taş, kum/çakıl vb sıkıştırılmış doğal malzemeler kullanılabilir. Kıyı doğal bitki örtüsünün korunması ve kıyıda görselliği bozacak yapılaşmalar yapılmaması esas ilkedir.



FOTOĞRAF 5 : BOT/KANOLAR İÇİN SU KIYISINDA DOĞAL YANAŞMA YERLERİ


Bot ve kanolar ile kayık/sandal/yelkenli kullanımı belirli yoğunluğun üstüne çıkmamalıdır. Kirlilik oluşturmamak amacı ile belirli noktalarda toplanmış servis/odak noktaları planlanmalı ve bu odaklarda yeme/içme (gastronomi), wc, çöp toplama, sağlık, telefon vb servis ve hizmet üniteleri bulunmalıdır. Uygun alanlarda bu odaklar, çay bahçesi, kafe gibi daha geniş kitleye hizmet verecek şekilde tasarlanabilir.

(*) Bu rapor, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne UTTA Planlama, Danışmanlık Ltd. tarafından hazırlanan "Elmalı Doğa Parkı Projesi" için Şubat 1999 tarihinde hazırlanmıştır.

Monday, August 2, 2010

BARTIN, AMASRA TARLAAĞZI MEVKİİ’NDE KURULMASI DÜŞÜNÜLEN “TERMİK SANTRAL” HAKKINDA


Prof. Dr. Mehmet Tunçer

Amasra ülkemizin ilk pansiyon turizminin geliştiği kesimidir ve halen bu özelliğini sürdürmektedir. Her mevsim tatillerini geçirmek için yerli ve yabancı birçok turist gelmektedir. AMASTRİS ANTİK KENTİ, OSMANLI KENT DOKUSU, cennet doğası, plajları ve zengin balık türleri ile, şehir ortamından daha çok sessiz ve en güzeli bu görünümünü almış Amasra’lıya önemli ölçüde ekonomik olarak katkı sağlamaktadır.



Amasra ve Tarlaağzı termik santralin kurulması düşünüldüğü “ÇEŞM-İ CİHAN” (dünyanın gözbebeği) cennet parçasıdır. Termik santralin yapımı olasılığına karşı sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler tepki göstermişler, yürüyüşler düzenlemişler, toplantılar yaparak tepkilerini ortaya koymuşlardır.

Bu yazıda; tartışmaları yaklaşık 3 yıldır sürmekte olan ve Bartın İli, Amasra İlçesi, Tarlaağzı Mevkii’nde kurulması düşünülen “Termik Santral” hakkında var olan 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı kararları açıklanarak, bu santralin yapımına ilişkin Plan kararları açıklanacaktır.

1. 1/100 000 Ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından hazırlanarak 2007 yılında onaylanmıştır. (Plan 1) Bu Plan’da Amasra ve yakın çevresi için getirilen kararlar aşağıda özetle verilmiştir .

III.5.2. BARTIN VE BARTIN KIYI KESİMİ PLANLAMA ALT BÖLGESİ:
1/25 000 ölçekte Çevre Düzeni Planı yapılacak, Bartın’ın kıyı kesimlerinin tümünü (Amasra ve Kurucaşile) ve Bartın Kent Merkezi’ni kapsayan alanlar.
Bu hüküm uyarınca öncelikle, BU ALT BÖLGE’de 1/25 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLANI HAZIRLANMALIDIR:
Gelişme potansiyeli olan kentsel kullanım alanları ile bunların etkileşim alanlarını ya da sahip olduğu ekolojik değerler açısından korunması ve geliştirilmesi gerekli alanları ya da sektörel açıdan gelişme potansiyeline sahip alanları kapsayan; nüfus, işgücü, sosyal ve ekonomik veriler ışığında gelişme eğilimlerinin belirlendiği ve daha detaylı incelenerek tamamı için bütüncül alt ölçekli çevre düzeni planı veya nazım imar planı yapılacaktır.
(Çevre ve Orman Bakanlığı, ÇED ve Planlama Gn. Md. lüğü, 1/100 000 Ölçekli Plan Hükümleri, S.3),

IV.2.2.7. Türkiye Taşkömürü Kurumu tarafından, taşkömürü havzasındaki kömür işletmelerinin (Kozlu, Kilimli, Çatalağzı, Amasra vd.) verimli ve etkin işletilmesine, çağdaş ve modern teknolojiler kullanılmasına ve tasman alanlarının belirlenerek önlemler alınmasına yönelik olarak “Taşkömürü Yönetimi Ana Planı” hazırlanır (yage S.19). (Böyle bir plan hazırlanmadan Amasra’daki işletymeler özelleştirilmiştir)

VI.1.5. BARTIN VE BARTIN KIYI KESİMİ PLANLAMA ALT BÖLGESİ
Bartın İl sınırından başlayan, Amasra ve Kurucaşile arası kıyı kesimini içeren alanlar ile Bartın Kent Merkezini içine alan alanlarda 1/25 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı hazırlanacaktır (yage S.26);

PLAN’DA BU KESİMİN DOĞAL VE KÜLTÜREL/ARKEOLOJİK DEĞERLERİNİN KORUNMASI VE BU BÖLGENİN BİR EKO-TURİZM BÖLGESİ OLARAK GELİŞTİRİLMESİ ÖNGÖRÜLMEKTEDİR. Aşağı’daki kararlar da bunu gerçekleştirmeye yönelik olarak verilmiştir.

VI.1.5.1. Kıyı kesimlerinde, kıyı ve doğa turizmi potansiyeli, Bartın ve çevresine ilişkin doğa ve kültür turizmi potansiyeli değerlendirilerek, turizme yönelik kararlar üretilecektir (yage S. 26).

II.2.3. Turizm
Planlama Bölgesi’nde, gelecek vaat sektörlerden biri, turizm ve rekreasyon (eğlence– dinlence) sektörüdür. Safranbolu, Amasra, Kurucaşile, Filyos, Çakraz, İnkumu vd. uzun yıllardan beri ülkede hafta sonu turizminin başlıca ziyaret noktalarından olmuştur. Turizmin çeşitlendirilmesi, veriminin artırılması ve sürekliliğinin sağlanması konusunda ülke ölçeğinde ciddi çabalar harcanmaktadır. Korunması zorunlu olan
doğal ve kültürel/tarihsel değerlere ilişkin hedefler ile ekonomik sektörlerin gelişmesine ilişkin hedefler, birlikte, turizm ve rekreasyon hedefinin ve hizmet sektörünün geliştirilmesine destek olacaktır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 20) .

Bartın, 3000 yıllık geçmişinden günümüze taşıdığı seçkin tarihi, kültürel ve folklorik değerleri ile olağanüstü güzellikler sergileyen doğal turizm kaynaklarıyla önemli bir çekiciliğe sahiptir. Bartın İli, kültür turizminde; İnkumu, Amasra, Güzelcehisar, Mugada, Kızılkum, Çakraz, Akkonak, Göçkün, Kurucaşile Tekkeönü, Hatipler, Çambu, Karaman, Kapısuyu pilajları ile deniz turizminde; Bartın ırmağı ile ırmak turizminde; Uluyayla, Ardıç ve Gezen yaylaları ile yayla turizminde; Küre Dağları Milli Parkı, kanyonlar, mağaralar, şelaleler, düdenler gibi ilginç karstik oluşumları ile dağ turizminde; Gürcüoluk, Sipahiler ve Uluyayla Mağaraları ile mağara turizminde; gerek karasal alanlar gerekse su yüzeyli alanlar üzerinde sahip olduğu zengin yaban hayatı ile av ve yaban hayatı turizminde değerlendirilebilecek kaynaklara sahiptir. Bu
yönüyle EKOTURIZM VE KÜLTÜR TURiZMİ’nin ve buna bağlı gelişecek hizmetler
sektörünün ön planda olduğu bir kimlik üstlenecektir. Turizm sektörünü, tarım ve
sanayi izleyecektir (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 37) .

II.4.10. Turizm - Kentleşme
Turizmle ilgili tüm yatırımların doğal, tarihsel ve sosyal çevreyi kollayıcı, koruyucu ve geliştirici bir yaklaşım içinde olmasına azami özen gösterilmelidir. Turizmin özellikle doğa turizmi ve kültür turizminin kentsel ve doğal çevreleri koruyup geliştirmeye yönelmesine yönelik stratejiler ve planlama kararları geliştirilecektir. Safranbolu, Bartın, Amasra gibi tarihsel çevrelerin bütüncül koruma amaçlı planlanması, kent ile kullanım, ulaşım ilişkilerinin kurulması bir alt ölçekte önem taşımaktadır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 28) .
.
VI.26.1.2. Manzara Yolu (Turistik Yol)
Amasra - Bartın - Abdipaşa – Ovacuma - Safranbolu arasındaki ana akslar, etkileyici ve özgün doğal karakterinin korunması amacıyla “manzara yolu (turistik yol)” olarak korunacaktır;
Bu yolun iki yanındaki doğal bitki örtüsü korunacaktır. Bu yolun altyapısının iyileştirilerek korunması sağlanacaktır. Yol boyunca dinlenme ve özel bakı/manzara noktaları düzenlemeleri, yapılaşmaya gidilmeden yapılacaktır (yage S. 45).

VI.26.3.6. Bartın ve Amasra Limanları geliştirilecek, deniz ulaşımı ve yatçılığa yönelik değerlendirilecektir (yage S. 47).




PLAN 1: AMASRA VE YAKIN ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLAN KARARLARI (Eskiz)


V.5.2.2. Amasra
Amasra Kenti’nde doğal ve tarihsel/kültürel çevrenin korunması, kent kimliğinin geliştirilmesi, sağlıklı ve yaşanabilir bir turizm merkezi oluşturulabilmesi amacıyla bölgenin özelliklerine uygun, doğal çevreye, tarihi mirasa ve kültürel dokuya duyarlı ve koruyucu, bölge ekonomisine ve toplumsal yaşantıya katkıda bulunacak sürdürülebilir turizm politikasının geliştirilmesi gerekmektedir. Bu politika sadece Amasra Kenti’ni değil Amasra İlçesi’nin tümünü kapsayacak bir politika olacaktır.
Planlama döneminde, Amasra ilçesi, planda öngörülen strateji ve politikalarla gelişmiş, sağlıklı ve yaşanabilir bir doğa ve kültür turizmi merkezi olacaktır (ZBK Plan Açıklama Raporu S. 38) .

BU DOĞA CENNETİ’NE DEĞİL TERMİK SANTRAL YAPMAK, DÜŞÜNMEK BİLE BÜYÜK BİR HATA OLACAKTIR.
ÜLKEMİZİN İMZA ATTIĞI KORUMAYA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞMELER, KORUMA VE SİT KARARLARI, 1/100 000 VE ÖNCEKİ 1/25 000 ÖLÇEKLİ ÇEVRE DÜZENİ PLAN KARARLARI VE PLAN RAPORLARI BUNUN MÜMKÜN OLAMAYACAĞINI GÖSTERMEKTEDİR.

















2. 1/100 000 Ölçekli Zonguldak, Bartın Karabük Çevre Düzeni Planı’nda; ORGANİZE SANAYİ, KÜÇÜK SANAYİ, BÖLGESEL LİMAN, SERBEST BÖLGE, VE TERMİK SANTRAL gibi çevresel sorun yaratabilecek yatırımlar, önlem alınmak kaydı ile; 1990’lardan beri planlanan ve geliştirilmesine çalışılan FİLYOS VADİSİ’nde oluşturulması planlanan “ BÖLGESEL ÇALIŞMA ALANI” na yönlendirilmiştir (Plan 2) .



PLAN 2: FİLYOS ÇEVRESİ ve FİLYOS VADİSİ ÇEVRESİ’NE İLİŞKİN 1/100 000 ÖLÇEKLİ ÇDP KARARLARI Kaynak : http://www.cedgm.gov.tr

VI.27. Enerji Üretim Alanları (STR.4)
Enerji üretimine ilişkin tesisler yapılmadan önce olası Çevresel Etkileri irdelenecek ve Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci tamamlanacaktır. Bu kapsamda, kurum ve kuruluşların uygun görüşlerinin alınması ve mütabakatı zorunludur. Kurulmuş/kurulacak tesislerde, ilgili mevzuat çerçevesinde çevresel tüm önlemlerin alınması zorunludur (yage S. 48).
AMASRA TARLAAĞZI İÇİN HAZIRLANAN “ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRME RAPORU” ASLINDA FİLYOS VADİSİ İÇİN HAZIRLANMALIYDI . İMAR HUKUKUNA GÖRE BİR ALT ÖLÇEKLİ PLAN KARARI (1/25 000, 1/5000, 1/1000) ANCAK, ÜST ÖLÇEKLİ PLAN KARARI DOĞRULTUSUNDA HAZIRLANABİLİR (Burada üst ölçek 1/100 000’dir)

Yani, ANAYASA niteliğinde Üst Ölçekli bir Plan olan 1/100 000 Ölçekli Zonguldak Bartın Karabük Planlama Bölgesi Çevre Düzeni Planı’nda TERMİK SANTRAL bulunmamaktadır ve buna ilişkin itirazlar da Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından reddedilmiştir. Buna rağmen hazırlanan “ÇED Raporu” nun hukuken geçerliliği bulunmamaktadır.

VI.27.1. Enerji Üretimi (Termik)
VI.27.1.1. Termik Santrallerde ileri teknoloji kullanılacaktır. Çevreyi koruyacak önlemler alınacaktır. Bu yönde kararlar için Havza Yönetim Birimi, Ekonomik Kalkınma Ajansı (EKA), Valilikler ile ağır sanayi ve enerji sektörleri işbirliği ve eşgüdüm içinde çalışacaklardır (yage S. 48).

V.31. PLANLAMA BÖLGESİNDEKİ AĞIR SANAYİLERİN FİLYOS YATIRIM HAVZASI’NA YÖNLENDİRİLMESİ SAĞLANACAKTIR. (STR.1) (PLAN 2) Ancak, planlama bölgesinin fiziki/ekonomik yapısı ve Yatırım Havzası’nda bulunan Filyos Serbest Bölgesi’nin statüsü gereği yer seçimi olanağının bulunmadığı durumlarda;
- Demir-çelik Sanayi, diğer Sanayi Alanları veya Organize Sanayi
Bölgelerinde yer alabilir.
- Termik Santrallerde; yatırımcılar / yatırımcı kurumlar faaliyete ilişkin alternatifli yer seçimini bu plan kapsamında, bölgede yaratacağı sosyal, ekonomik ve mekansal değişimleri de göz önünde bulundurarak yapacaktır.

- Yatırımcılar / yatırımcı kurumlar yer seçimini ilgili kurum ve kuruluşların görüşlerini alarak bu plan kapsamında değerlendirilmek üzere Bakanlığa iletir. Bu doğrultuda alt ölçekli plan ve çevresel etki değerlendirmesi çalışmaları birlikte yürütülür. Onaylanan planlar sayısal ortamda koordinatlı olarak, veri tabanına işlenmek üzere, Bakanlığa gönderilir (yage S. 23).

Alternatifler tartışılmadığı gibi tek alternatifmiş gibi, Amasra Tarlaağzı sürekli gündemde tutulmaktadır. Bunda kömürün Amasra’dan çıkarılmasının ve taşıma maliyetinin minimize edilmesinin düşünüldüğü açıktır. Ancak ÇEVRESEL MALİYET / KAMUSAL MALİYET göz ardı edilmektedir.

3. Termik Santrallerin Doğal Çevre ve Peyzaj Üzerine Etkileri:

Bir termik santral bulunduğu yerin coğrafyasına nasıl zarar verir ? Havayı nasıl kirletir? İnsanları nasıl zehirler? Bunu görmek için alternatif çok aslında Türkiye’de. Ama hem termik santralin hem de kömürün verdiği zararları bir arada görmek istiyorsanız, şüphesiz ki gitmeniz gereken ilk yerlerden biridir Soma. Çünkü hem kömür madenleri hem de termik santral bu şirin ilçeyi, bırakın yaşamayı, nefes bile alınamayacak bir yer haline getiriyor .

Tarlaağzı’na yapılacak bir termik santral Amasra ve Bartın’ın insan sağlığını tehdit ederek bölgedeki doğa ve kültürel turizm olgusuna büyük bir darbe indirecektir. Bütün dünyada yasaklanmakta olan termik santral atıkları ile su, toprak ve hava kaynaklarını kirletmekle kalmayacak, orman varlığını, deniz su ekolojik ortamını yok edebilecek, ekolojik bakımdan hassas bir bölge olan “Kastamonu-Küre Dağları Milli Parkı”nı da etkisi altına alacaktır.
Projenin inşaat döneminde yapıların yapılacağı bölgeler ile açık kül depolama alanı ve liman alanında göstermeye başlayacak olan peyzaj karakteri, işletme döneminde bazı ünitelerde geri dönüşümü olmayacak biçimde farklılıklara uğrayacaktır.

TARLAĞAZI Proje alanında, doğal çevre ve peyzaj değişimine neden olabilecek başlıca sebepler şu şekilde sıralanmaktadır:

• Tahrip olan ve bu tahrip sonucunda değişen yüzey örtüsü,
• Ortadan kaldırılacak olan bitki örtüsü,
• İnşa edilecek üniteler / kullanımlar,
• Arazi desenindeki / kullanımındaki değişim,
• Kazı - dolgu çalışmaları sonucunda değişen topografya,
Doğal ve fiziksel anlamda gerçekleşecek en büyük değişim liman kıyısı, santral alanı, regülatör, iletim yapısı, yükleme havuzları, cebri borular ve santral ünitelerinin yerleşim yerlerinde yaşanacaktır.

Bu noktalarda doğal bitki örtüsü tahrip olurken, ekosistemdeki denge, müdahaleler sonucunda geçici olarak aksaklıklara uğrayacaktır.




















































Kömürün pençesinde kıvranan şehir: Soma


TÜRKİYE 11/02/2010 / 22:50




Bir termik santral bulunduğu yerin coğrafyasına nasıl zarar verir ? Havayı nasıl kirletir? İnsanları nasıl zehirler? Bunu görmek için alternatif çok aslında Türkiye’de. Ama hem termik santralin hem de kömürün verdiği zararları bir arada görmek istiyorsanız, şüphesiz ki gitmeniz gereken ilk yerlerden biridir Soma. Çünkü hem kömür madenleri hem de termik santral bu şirin ilçeyi, bırakın yaşamayı, nefes bile alınamayacak bir yer haline getiriyor.




Ayhan ORHAN___
HABER MERKEZİ

Soma’da yaşanılan çevre felaketini yıllardır biliyor, duyuyorduk aslında. Yeşil Dünya Gazetesi yayın hayatına başladıktan sonra, gerçekleri bir de kendi gözümüzle görelim, konuyu yeniden kamuoyu gündemine getirelim istedik. Bunun için Soma’ya hareket ettik.

İlçenin her tarafı ya gri ya siyah
Soma’ya vardığımızda saat 15.00 civarıydı. Bizi önce termik santralin dumanı hiç eksik olmayan ince uzun bacaları karşıladı. Girişte birkaç kare fotoğraf çektikten sonra şehrin merkezine doğru yolumuza devam ettik.

Birkaç kilometre sonra Soma’nın girişindeydik. İlçenin ilk evlerini gördüğümüz anda, yaşanan drama ve çevre felaketine tanıklık etmeye başladık. Bakımsız yollar, çarpık bir şehirleşme ve ilçenin üzerine çökmüş kesif bir gri duman karşıladı bizi. Buranın bir kömür şehri olduğu her halinden belli oluyordu. Kömür taşıyan kamyonlardan ya da yol kenarındaki depolardan yükselen kömür tozları, ilçenin caddelerine, sokaklarına bulaşmıştı.

Soma’da nefes almak zor
İlçede yaşanan sıkıntılar konusunda bilgi almak üzere, ilk durağımız İstasyon Mahallesi muhtarlığı oldu. Çünkü Muhtar İbrahim İlhan ilçenin yaşadığı çevre sorunlarıyla en çok ilgilenen kişilerden biri. Bunu cesurca gündeme getirip kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.Bu nedenle kendisini ziyaret edip, yaşananları bir de onun ağzından duymak istedik.

Muhtarlık binasının önünde durup araçtan indiğimizde, ilk yaşadığımız şey genzimizi yakan kesif bir duman kokusuydu. Ciğerlerimize çektiğimiz o kirli hava, Soma’da yaşanan çevre felaketinin boyutlarını da gözler önüne seriyordu. Öyle ki, bu kötü kokuyu ilçenin hemen hemen her tarafından almanız mümkün. Ciğerlerinize resmen kömür tozu çektiğinizi hissediyorsunuz Soma’da

“Halk hastanelerden çıkmıyor”
İbrahim İlhan yıllardan beridir Soma’da muhtarlık yapıyor. İlçede sevilen, sayılan, güvenilen biri. ‘Çevre kirliliği’ deyince, sanki eski ve derin bir yarasına parmak basmışçasına iç çekiyor ve başlıyor anlatmaya;

“ Bu santral buraya yapılana kadar, Soma cennet gibi bir yermiş. Ormanı yeşil, havası mavi, suları berrak bir cennetmiş. Ne zaman ki santral yapıldı, o zaman cehenneme döndü buraları. Artık ormanlarımız gri, sularımız siyah. Gökyüzünü ise görmek çok zor. Soma’da çok büyük sıkıntılar yaşıyoruz. Özellikle A ünitesi denilen eski santralin bacasından adeta zehir yayılıyor etrafa. Defalarca uyardık. Tedbir alacaklarını söylediler ama yapmadılar. Geceleri yükselen duman yüzünden her taraf gri renge dönüşüyor. Gece astığımız çamaşırı, sabah kirden siyahlaşmış halde buluyoruz. Kısacası, hem kömür ocakları hem de santral yüzünden burada hava ve çevre kirliliği yaşanıyor.”

Muhtar İlhan’ın anlattığı bir başka olay ise, felaketin sonuçlarını özetlemeye yetiyor aslında;

“Halk hasta. Solunum yolları rahatsızlığı yaşayan çok insan var Soma’da. Hatta bir çok kişi akciğer kanserine yakalanıp öldü buralarda. İzmir yakın olduğu için, genelde hastalarımız oradaki hastanelere gider. Doktor, gelen hastamızı muayene ettikten sonra, kimliğine bile bakmadan sorar ‘Sen Somalı’mısın’ diye. Çünkü bir termik santralin insan sağlığında yol açtığı her türlü zararı ve sebep olduğu hastalıkları bulmak mümkün Somalılar’da”

İkinci durağımız, santralin hemen yanıbaşındaki Zafer Mahallesi. Mahalle Muhtarı Hüseyin Balkan da termik santralin rehabilite edilmesi için savaş verenlerden. Santralin ilçeye istihdam sağladığını ancak bunun, yol açtığı çevre tahribatına göz yummak için gerekçe olamayacağını söyleyen Balkan, 2007 yılında bacalara takılan filtrelerin, sorunu çözmeye yetmediğinin altını çiziyor;

“ Üç yıl önce evlerimizin üzerine kül ve pislik yağıyordu. Filtrelerin takılmasının ardından sorun biraz çözülür gibi oldu. Ama küçük bacalarda hala filtre yok. Biz bunlara da bir an önce filtre takılmasını istiyoruz. Mahallemizin doğusundan sulu kül boruları geçiyor. Bu kül daha sonra 1 kilometre yukarıdaki Ayıtlı Barajı’na dökülüyor. Santralin suları buradan da dereye veriliyor. Özellikle yağışlı havalarda, derenin taşmasıyla birlikte evler ve işyerleri, bu pis sularla doluyor. Gereken yerlere başvurular yaptık. Sorunun bir an önce çözülmesini bekliyoruz.”

Dere yatağı kömür deposu gibi
İlçenin bir diğer sorunu da kömür ocakları. Bir kömür ocağının, bulunduğu yerleşim birimine verdiği vereceği bütün tahribatlar fazlasıyla var Soma’da. Bunu en net şekliyle görmek üzere, ilçenin içinden geçen dereye gidiyoruz. Kömür ocakları ve depolarından gelen sular, arıtıma tabi tutulmadan dereye veriliyor. Bunlar, genelde kömürlerin yıkandığı sular olduğu için, suya karışan kömür tozları dere kenarında 30 santimetre kalınlığında tabakalar oluşturmuş. Dere yatağı adeta kömür deposu gibi. Dereden etrafa yayılan pis koku ve simsiyah sular da cabası.

Çevredeki bir kömür işletmesine, suları arıtıp posaları kullandıkları için çevre ödülü verildiğini duyunca gülümseyip geçiyoruz. Bu ülkede birilerine çevre ödülü vermek bu kadar kolay olmasa gerek.

Maden toprağından yapay tepe
Kömür ocakları, ilçenin coğrafi şeklini değiştirmiş resmen. Ocaklardan çıkan toprak, yakındaki tepelere döküle döküle, ortaya ihtişamlı bir tepe çıkmış. Burayı önce dağın bir uzantısı zannediyoruz. Ama rengi daha açık. Sorduğumuzda aldığımız bu cevap bizi şaşkına çeviriyor. İşin daha da vahim tarafı, bu yapay tepenin altında yerleşim yeri var. Olası bir toprak kayması, Soma’da büyük bir felakete yol açacak. Yetkililer ise bu tepeye karşı duyarsız. Her geçen gün biraz daha yükselen bu felakete ‘dur’ diyen yok.