Wednesday, December 14, 2011

TUNCELİ- MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI GENEL ÖZELLİKLERİ




TUNCELİ- MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKI GENEL ÖZELLİKLERİ (*)

Prof. Dr. Mehmet TUNÇER

Konumu : Tunceli İli

Ulaşım :Doğu Anadolu Bölgesi’nde Tunceli sınırları içerisinde yer alan Munzur Vadisi Milli Parkı Tunceli’ye 8 km. uzaklıktadır.

Kaynak Değerleri :
Karasu ve Murat çöküntü alanları arasında yükselen Munzur Dağlarının jeolojik yapısı, metamorfik, volkanik ve tortul kayaçlardan meydana gelir. Kuzeyde 3300 m ye kadar yükselen bu dağlık alan Mercan ve Munzur suyu vadileri ile büyük ölçüde parçalanmıştır. Mercan vadisinin yukarı kesimlerinde buzul gölleri, dağlardan Ovacık düzlüğüne gelindiğinde kaynayan gözeler, vadi boyunca dökülen küçük şelaleler Milli Parkın peyzajının ilgi çekici örnekleridir.
Mili Parkta tepeler ve yamaçlar meşe ormanları ile kaplıdır. Vadi tabanında ise ceviz, kızılağaç, dişbudak, karaağaç, çınar, kavak, söğüt ve çalı türlerinden meydana gelen zengin bir bitki örtüsü görülür. Sarp ve dik yamaçlar çıplaktır.
Yaban Hayatı; kurt, tilki, ayı, kınalı keklik gibi türlerin yanında dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, vaşak, su samuru, çil keklik, keklik, kaya kartalı gibi nadir türlerin de barınmasına imkan sağlamakta; Munzur Vadisi ve Mercan suyunda bol miktarda Alabalık bulunmaktadır.
Mercan Vadisinin yukarı kesimlerinde buzul göllerini bu göller oluşturduğu peyzaj görüntülerini, dağlar Ovacık düzlüğüne inildiğinde kaynayan gözeleri ve küçük şelaleleri görülmeye değer kaynak değerleridir.

Mevcut Hizmetleri :
Milli Park içerisinde günübirlik rekrasyonel faaliyetlerden piknik, doğa yürüyüşleri ve isteğe bağlı olarak kamping yapılabilir.

Konaklama :
Ziyaretçilerin kendi imkanlarıyla kamping imkanları söz konusudur.
 Milli Parklar kısaca; Bilimsel ve estetik bakımından, milli ve milletler arası ender bulunan tabii ve kültürel kaynak değerleri ile koruma, dinlenme ve turizm alanlarına sahip tabiat parçalarını ifade eder.
Milli park kavramı dünyada ilk kez  Amerika’da 1870’ lerin başlarında ortaya çıkan doğa koruma fikri bu yıllardan itibaren  koruma alanlarının sayı ve alan olarak hızla artmasına neden olmuştur.1872 yılında ABD’de  Yellowstone Milli Parkının ilan edilmesiyle başlayan Milli park çalışmaları bütün dünyada hızla yayılmıştır. Koruma alanları; milli ve milletler arası öneme sahip doğal ve kültürel kaynaklar ile biyolojik çeşitliliği bir servet olarak muhafaza edip gelecek kuşaklara taşımanın önemli bir aracı olması nedeniyle bütün dünyada kabul gören en etkili  ve yaygın statülerdir.
Bugün dünyada 140’dan fazla koruma  kategorisi bulunmaktadır. Bu kategorilerden en etkili ve bilimsel olanı milli parklardır. Dünya Koruma Birliği ( IUCN )’nin verilerine göre dünya yüzeyinin %6,29’dan fazlası koruma alanı olarak ayrılmış olup bu konuda hassas olan ülkelerde  bu oran yüzölçümlerinin % 10’ unu  aşmaktadır. Türkiye’de ise korunan alanlarının ülkenin genel alanına oranı %1 civarındadır. Amerika’da % 11’12, Avusturya’da % 24, Danimarka’da % 32, Almanya’da % 26, İsrail’de % 15, Y.Zelanda’da % 23, İngiltere’de %21’dir.
Türkiye’de ilk milli park çalışması 1958’de Yozgat çamlığının milli park statüsüne alınmasıyla başlamıştır.Yurdumuzda bugün çeşitli özellikte ve büyüklükte 33 adet milli park vardır.
Doğu Anadolu’da bulunan Munzur vadisi milli parkı, 1971 yılında bakanlar kurulu kararıyla ilan edilmiş olup 42000 hektar büyüklüğü ile Türkiye’nin en büyük milli parkları arasındadır.
Munzur vadisini milli park yapan özellik ve kaynak değerlerinin genel özellikleri aşağıda değinildiği gibidir;
Munzur Vadisi Modeli 
(Kaynak : SELİN Ormancılık Haritacılık İnşaat Turizm Gıda Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti)



Jeolojik ve hidrolojik yapısı: Munzur vadisi sahip olduğu irili ufaklı dağlar ve tepelikler, buzul gölleri, yaz kış berrak akan akarsuları ve bu akarsu ve derelerin binlerce yılda oluşturdukları oyuntular, dik bir duvar gibi ortalama 1000 m. yüksekliğe varan uçurumlar, vadiyi ilginç görünüme sokmaktadır. Bu ilginç jeomorfolojik yapı dünyada benzeri az bulunan bir doğa peyzajı sunmaktadır.Bu yapı içerinde oluşmuş çeşitli mağara ve diğer oluşumlar bölgede yaşayan birçok yaban hayvanlarının korunmasına ve üremesine uygun ortamlar olarak dikkati çekmektedir.

Doğal bitki çeşitliliği ( Flora zenginliği ): Munzur vadisi sahip olduğu zengin bitki çeşitliliği ile tüm dünyanın ilgisini çekmektedir. Milli Parkta, tepeler ve yamaçlar meşe ormanları ile kaplıdır. Vadi tabanında ise ceviz, kızılağaç, dış budak, karaağaç, çınar, kavak, söğüt, ve çalı türlerinden meydana gelen zengin bir bitki örtüsü görülür. Sarp ve dik yamaçlar ise çıplaktır.

            Yaban Hayvanları ( Fauna zenginliği ): Munzur vadisi Türkiye’nin en zengin yabanıl hayatının bir arada yaşadığı yerlerdendir. Önemli yaban hayvanlarından bazıları; Memeliler; ayı, kurt, tilki, domuz, dağ keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, su samuru, kirpi, sincap, sansar, kokarca, vaşak gibi hayvanlar önemli fertlerini oluşturmaktadır. Ayrıca kaya uyuru adlı bir kemirgen memeli Türkiye’ye endemiktir ve Munzur dağlarında yaşadığı bilinmektedir. Sürüngenler: değişik renkte ve türlerde zehirli ve zehirsiz yılanlar, kertenkeleler, kaplumbağalar, yengeçler, akrep vb. Kuşla; önemli kuş türlerinden bazıları; ürkeklik, kınalı keklik, yabani güvercin, kaya güvercini, tahtalı, üveyik, kumru, bıldırcın, tarakçın, ispinoz, arı kuşu karga çeşitleri, bülbül çeşitleri, yırtıcılardan; kartal, doğan, şahin, atmaca, kerkenez, akbaba, turna, leylek, bahri, sığırcık, balıkçıllar, kazlar, ördekler, puhu, baykuşlardır. Balıklar ve su hayvanları: Munzur vadisi içerisindeki göllerde ve derelerde birçok balık türü ve diğer canlılar yaşamaktadır. Balıkların en önemlileri; alabalık, sazan ve yayın balıklarıdır. Munzur Alası diye anılan alabalık türü Türkiye endemiği olup çok değerli bir alabalık türümüzdür. Eti kavuniçi renginde ve çok lezzetlidir. Munzur çayı, bu balık için bir yaşam alanı olması ve bu balığın gelecek kuşaklara aktarılması açısından buraların gen kaynak alanı olarak da korunmasını gerektirir. Ayrıca bu akarsularda yengeçler, su kaplumbağaları, kurbağalar, yılanlar, böcekler ve daha bir çok mikro organizmalar yaşamaktadır. Kültürel ve Mitolojik Değerler: Munzur vadisi içerisinde hidrolojik - jeolojik yapı ve biyolojik zenginliği yanı sıra yörede yaşayan halkın kültürü, inanışları mitolojik açıdan Munzur vadisi milli parkının önemli bir kaynak değeridir. Munzur dağı, Munzur çayı ve Munzur vadisi milli parkı adını aldığı Munzur Baba ve meşhur efsanesi, nesilden nesile günümüze ulaşmıştır. Kutsal Munzur Baba, saflığı, manevi kişiliğiyle halen yöredeki halkın üzerinde etkilidir. Dağlara, çaylara isim olmuş Munzur, bugün yöredeki çocuklara, işyerlerine ve çeşitli firmalara da isim olmaktadır.Yine yöredeki Düzgün baba ve diğer türbeler, su gözeleri halkın inanışları ve kültürü açısından önemlidir.

MUNZUR VADİSİ HİDROJEOLOJİSİ

Munzur Suyu, Kolları ve Vadileri:

Munzur suyu Ovacık ilçesinin 10-15 km batısında Ziyaret Köyü yakınlarındaki gözelerden kaynağını alır. Kuzey Munzur Dağları'nın Ovacık-Zeranik Ovası'yla birleştiği noktada onlarca gözeden fışkıran sular az aşağıda birleşerek kocaman bir nehir halinde doğuya doğru akar, Halvori bölgesinde güneydoğuya kıvrılır, Tunceli il merkezinde Pülümür (Harçik) Irmağı'yla birleştikten sonra güneye yönelir Mazgirt ilçesinin batısından geçtikten sonra Keban Baraj Gölü'ne dökülür. 144 km uzunluğundaki Munzur Suyu, saniyede ortalama 87 metreküp su akıtmaktadır. En yüksek akım Nisan ayında 398 m3/sn'dir. En düşük akım ise Ekim ayında: 44 m3/sn'dir. Munzur'un, kolları Havaçor, Mamuşağı, Şamuşağı, Kodi, Kabuşağı, Aksu, Mercan Hürmek, Merho, Nanikuşağı, Haçılı, Torunoba, Kalan dereleri ile Aşhirik, Dereova, Kutudere, Çukurdere ile beslenen Pülümür Suyu'dur. İlkbaharda karların erimesi ve yağmurların yağmasıyla sadece Nisan-Mayıs aylarında zaman zaman bulanık akan Munzur, yılın diğer aylarında çok berraktır. Geçtiği yerlere hayat verir.


Munzur Suyu Yer Yer Derin Vadilerden Akar
 Öyle ki kaynağından 75 km uzaklıktaki Tunceli il merkezinin içme ve kullanma suyu ihtiyacı Munzur'dan karşılanır. Adını Munzur adlı bir ermiş-çobandan alır. Bu nedenle yöre halkınca kutsal sayılan Munzur kirletilmemiştir. Munzur vadisi ve yukarıda sayılan akarsuların vadileri bir çok doğa güzelliği içerir. Zengin bitki ve hayvan türleri besler. Yöreye özgü alabalıklar bu sularda bulunur. Dağları anlatırken belirtilen yabanıl hayvanların ve bitkilerin yanı sıra, bu vadilerde ve yamaçlarında, meşe, gürgen, söğüt, kavak, pelit, akçaağaç, huş, dişbudak, kızılağaç, karaağaç, sarıçam, köknar, ardıç, ceviz, çınar, çalı türleri gibi ağaç çeşitlerinin oluşturduğu ormanlar vardır.

Munzur Vadisi Milli Parkı:
Türkiye'nin ve dünyanın bu doğa harikası keşfedildikten uzun yıllar sonra 21 Aralık 1971 tarihinde 6831 sayılı kanun kapsamına alınarak Milli Park haline getirilmiştir. 42.000 hektarlık alanıyla Türkiye'nin en büyük milli parklarındandır. Merkezi Tunceli-Ovacık karayolunun 8. km'sinde olup yukarıya doğru yayılarak devam etmektedir. Milli Parklar yasasına göre: Tabii ve ekolojik denge, (tabii eko-sistem değeri) bozulamaz. Yaban hayatı tahrip edilemez. Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya olabilecek her türlü müdahaleler ile çevre sorunları yaratacak iş ve işlemler yapılamaz, denmektedir. Munzur Vadisi, Milli Park olduktan sonra kurt, çakal, yaban domuzu, karga dışındaki tüm hayvanlar koruma altına alınmıştır. Üveyik, bıldırcın, tahtalı, kokarca, sansar, tavşan ve keklik belirli zamanlarda avlanabilmaktedir. Diğer hayvanların avlanması yasaktır.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin 22 kurumu tarafından ortaklaşa hazırlanan "Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli İnkişaf Planı’na göre "milli parklar her nevi ilmi araştırmalara müsait olmaları yönünden taşıdıkları değer yanında, sosyal, kültürel ve turistik hareketlere imkan vermeleri bakımından da önem taşımaktadır. Parkın kurulmasına bunlar esas teşkil etmektedir." Aynı planda Munzur vadisi ile çevresinde yaşayan yaban hayvanlarının; ayı, kurt, vaşak, tilki, sansar (ağaç ve kaya sansarı), su samuru, porsuk, sincap (alacalı, kırmızı, siyah ve beyaz renkli), tavşan, yaban domuzu, yaban keçisi, çengel boynuzlu dağ keçisi, bezuvar keçisi, kartal, akbaba, doğan, şahin, atmaca, kerkenez, delice, çaylak, puhu, baykuş, ur kekliği, keklik, çil keklik, toy, mezgeldek, turna, kaz, bıldırcın, çulluk, tahtalı ve kaya güvercinleri, balıkçıllar (beyaz, gri ve alaca), leylek (nadiren siyah leyleğe de rastlanır) olduğu belirtilerek. "memeli hayvanlarla kuşlar bakımından çeşitlilik gösteren bu yöre, av ekonomisi bakımından önemle üzerinde durulması gereken bir saha niteliğini taşımaktadır" denilmektedir. Çengel boynuzlu ve bezuvar dağ keçilerinin, Avrupa'da da korunan istisnai türler olduğunu, ur kekliğinin ise dünyanın başka bir coğrafyasında hemen hemen bulunmadığını belirtilmektedir
Aynı planda; "Tunceli İli Ovacık İlçesi arasında bulunan Munzur Vadisi Milli Parkı'nın kuruluşu ile bölgeye sosyal ve ekonomik faydalar sağlayacağı nazarı itibara alınırsa tabiatın korunması ve değerlendirilmesinin, ilerisi için birçok imkanlar sağlayacağı şüphesizdir" tespiti yapılarak ve özellikle vadiyle dağlarda yaşayan çengel boynuzlu ve bezuvar keçisi ile ur kekliği, kırmızı benekli alabalığın önemine değinildikten sonra "milli parka bazı değerler kazandıracak enteresan göller ve kanyonlar da nazarı itibara alındığında milli park sahasını geniş tutacak zarureti kendiliğinden doğmuştur. Bu itibarla ziyaretçilere enteresan objeler göstermek gayesi hedef tutularak, Munzur Dağları da ele alınmıştır. Milli park olarak muhafaza ormanları sınırları ele alınmış ve Munzur Dağları ve Mercan Deresi nazarı itibara alınarak kuzeye doğru uzatılmış ve bu suretle sahanın bütünlüğü sağlanmış bulunmaktadır. ... Munzur gözeleri çevresini ihtiva edecek şekilde hudutlandırılmıştır. Bu bölgenin bütün hususiyeti kış mevsimine isabet eden yağış nispetinin bölge içinde en yüksek olmasıdır. Bölge esas itibariyle güzel tabiat parçaları ile dağlık bölgelerde av hayvanlarına ve kıymetli alabalığa rastlanması bakımından önem taşımaktadır. Vadide büyük kanyonları görmek mümkündür. 2000 metrenin yukarısında bulunan dağlık bölgeler, dağ gölleri, yaylalar ve soğuk sular sahaya ayrı bir özellik vermektedir. Munzur Vadisi Milli Park sahasına, Tunceli ilinin batı kısmında bulunan Ovacık ilçe merkezinden il merkezine kadar uzanan Munzur Vadisi esas teşkil eder. Bu bölgenin 23.364 hektarlık kısmı 1968 yılında muhafaza ormanı ve av rezerv sahası olarak ayrılmıştır. Milli park olarak muhafaza ormanları sınırları ele alınmış ve Munzur Dağları ve Mercan Dereleri nazarı itibara alınarak kuzeye doğru uzatılmış, bu suretle sahanın bütünlüğü sağlanmış bulunmaktadır. Böylelikle milli park sahası Tunceli il merkezinin 6,5 km batısından başlayarak 47 km devam eden Munzur vadisini ve buradan kuzeye doğru Munzur Dağlarını içine alacak bir şekilde ve tabii hudutlara dayandırılarak belirlenmiştir. Bu sınırlandırmada milli park sınırları içinde kalan Munzur Vadisi'ndeki fauna ve bilhassa alabalık populasyonu ve Munzur Dağları üzerinde bulunan dağ gölleri, mıntıkanın vahşi tabiatı kaynak olarak kabul edilmiştir." denmektedir.

MUNZUR VADİSİ MİLLİ PARKININ DAHİL OLDUĞU BÖLGEYE İLİŞKİN GENEL ÖZELLİKLER VE ULUSAL PLANLAR
,
            Aşağıdaki bilgiler DAP (Doğu Anadolu Projesi) kapsamında geliştirilen sonuç raporunda yapılan tespitlerden derlenerek hazırlanmıştır.

Elazığ, Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt ve Tunceli illerinde işlemeli tarıma uygun olmayan VI. ve VII sınıf arazilerde sürdürülmekte olan çok düşük verimli tahıl üretimi bu alanlarda erozyonun ciddi bir biçimde artmasına yol açmaktadır. Bu alanlarda tahıl üretimi çiftçiye gelir desteği sağlanmak suretiyle durdurulmalı ve bu alanlar sun’i mer’aya dönüştürülmelidir.

1990- 1997 döneminde Bölge içinde nüfus payı en çok düşen iller sırasıyla, Tunceli, Gümüşhane ve Kars’tır. Bölge nüfusu içinde payı en çok artan iller ise, sırasıyla Hakkari, Van ve Malatya’dır.

Farklı metotlar ile yapılan tahminlerde, nüfusu azalan illerde bir süre sonra eksi değere ulaşıldığı görülmektedir. 1997 yılı tespitlerine göre ciddi nüfus kaybeden bu iller Bayburt, Bingöl, Erzincan, Gümüşhane, Kars ve Tunceli’dir. Yapılan projeksiyonların bu illerin nüfus kaybetmeyecekleri, ancak nüfuslarında ciddi bir artışın da olmayacağı varsayımından hareket edilmiştir. Bölgede yaşanan terör olaylarının bitmesinin ve Bölgede beklenen ekonomik hareketliliğin bu illere ciddi boyutta bir geri dönüşü sağlayamayacağı, göç hızını önemli ölçüde düşüreceği düşünülmekte, Bölge halkı mevsimlik işçi olarak yakın bölgelere kısa süreli terkler yapsa bile, bunun sürekli göç halini almayacağı beklenmektedir.

Bölgedeki diğer illerin hepsinin nüfuslarının 100.000 üzerine çıkacağı, en düşük nüfuslu ilin ise Bayburt olacağı tahmin edilmektedir. Bayburt’un 2020’de tahmini nüfusu 116.000’dır. Bayburt’tan sonra gelen en düşük nüfuslu il ise 133.000 nüfusla Tunceli olacaktır.

Yatırım Programı’nda 16’sı Erzurum, 13’ü Malatya-Elazığ ve 5’i Van Alt Bölgesi’nde olmak üzere toplam 33 sulama projesi bulunmaktadır. Bu projelerden halen 28 adedi ihalesi yapılmış uygulanmakta olan projeler olup, 5 adedi ise yatırım programında olan ancak ihaleleri yapılmamış projelerdir. İhalesi yapılmayan projeler Gümüşhane-Yukarı Kelkit-Sadak Sulaması, Bingöl-Genç, Elazığ -Konatlı, Tunceli-Akpazar ve Tunceli-Çemişgezek Projeleridir. Bu projelerden 5 adedinin İç Karlılık Oranlarının 9’un üzerinde olması ihalelerin yapılmasını faydalı kılmaktadır. Bu sayılara Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen küçük sulama projeleri dahil değildir.

Bölgenin mer’a ve orman örtüsü ile kaplı olması gereken VI., ve VII. Sınıf işlemeli tarıma uygun olmayan alanlarının yaklaşık 500.000 ha.’ında çok düşük verimlerle tahıl (buğday, arpa) tarımı yapılmakta, bu ise beraberinde çok ciddi bir erozyon sorununu getirmektedir. Bu tip yanlış arazi kullanımı Bölgenin Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Bayburt, Elazığ ve Tunceli illerinde yoğunlaşmaktadır.

Orman alanlarının Bölge illerine dağılımında da önemli dengesizlikler bulunmaktadır. İl yüzeyinin; Bingöl’de yüzde 29,4’ü Gümüşhane’de yüzde 23,8’i, Tunceli’de yüzde 26,7’si ormanlarla kaplıyken , bu oran; Ağrı’da yüzde 0,8, Iğdır’da yüzde 0,04’tür (Orman Genel Müdürlüğü 1 998).

İ kinci Alt Bölgede yer alan Tunceli’de faal nüfusun yüzde 72,6’sı tarım sektöründe çalış maktadır. Ancak, İl topraklarının sadece yüzde 1 4’ü tarıma elverişlidir. İl ekonomisi büyük ölçüde hayvancılığa dayanmakla birlikte, üretim ilkel yöntemlerle yapılmakta olup kültür hayvancılığı yok denecek kadar azdır. İl orman varlığı açısından zengindir. İl topraklarının yüzde 27’si ormanlık arazidir. İlde sanayi tesisi sayısı çok düşüktür. OSB inşası halen devam etmektedir.

Proje Adı: Doğu Anadolu Bölgesinde İşlemeli Tarıma Uygun Olmayan Alanların Rasyonel Kullanımı Projesi
Uygulayıcı Kuruluşlar : Dünya Bankası Küçük Çiftçi Desteği
Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü Sivil Toplum Örgütleri Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü Çiftçi Örgütleri
Uygulama Alanı : Elazığ , Erzincan, Erzurum, Gümüşhane, Bayburt, Tunceli

Proje Adı : Orman Tahdit ve Kadastro Projesi
Uygulayıcı Kuruluşlar : Orman Bakanlığı
Uygulama Alanı : Proje uygulama alanı tüm alt bölgeler olmakla beraber, öncelikli iller Bingöl, Bitlis, Elazığ, Erzincan, Gümüşhane, Hakkari, Malatya ve Tunceli’dir.

Proje Adı : DAP Ağaçlandırma, Erozyon Kontrolü ve Mer’a Islahı Projesi
Uygulayıcı Kurulu : Orman Bakanlı ı
Uygulama Alanı : Proje uygulama alanı tüm iller olmakla beraber, ağaçlandırma çalışmalarında; Ağrı, Elazığ, Erzincan, Gümüşhane, Kars, Malatya ve Tunceli illerine, erozyon kontrolü konusunda ise, Erzurum, Malatya ve Tunceli illerine öncelik verilecektir.

Fizibilite Etüdü Yapılmakta Olan Tarım Sektörü Projeleri:
Tunceli Tatlı Su Balıkçılığı Projesi

Proje Adı : Peynir ve Tereyağı Üretim Tesisi
Uygulayıcı Kurulu : Özel sektör firmaları
Uygulama Alanı : Kars,Iğdır, Ardahan, Bingöl, Hakkari, Muş, Tunceli ve Bitlis

Proje Adı : Su Ürünleri İşleme Tesisi
Uygulayıcı Kurulu : Özel sektör firmaları
Uygulama Alanı : Elazığ,Van ve Tunceli

Proje Adı : Su şişeleme Tesisi
Gerekçe : Tunceli su potansiyeli yüksek olan bir il konumundadır. Bu potansiyel şu anda değerlendirilmemektedir. Kurulacak olan su paketleme tesisi ile Tunceli’de su kaynakları değerlendirilecek, istihdam ve katma değer artışı sağlanacaktır. Tesisin ölçek büyüklüğü, fizibilite etüdü aşamasında ayrıca tespit edilmelidir.
Uygulayıcı Kuruluş : Özel sektör firmaları

Malatya Turizm Merkezi’nde Devam Eden Projeler
Kültür Merkezi           : Tunceli-Merkez

Devam Eden Kültürel Donatı Projeleri
İlçe Halk Kütüphanesi : Tunceli-Mazgirt
Kültür Merkezi : Tunceli-Merkez
İlçe Kültür Merkezi : Tunceli-Ovacık

Gelecek Dönem İçin Uygulanacak Stratejiler :

Erozyonun önlenmesi
Mer'a ıslah çalışmaları yapılması, Mer'a ıslah çalı malarının yaygınlaştırılması, Dış kaynaklı
kredilerden yararlanılması, Elazığ , Bingöl, Tunceli.


 (*) Bu metin Munzur Vadisi Milli Parkı Uzun Devreli Gelişme Planı Çalışmaları için hazırlanmıştır. 
















Tuesday, December 13, 2011

ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR

Bolu İli Özel İdaresi'nin Hazırladığı, Çevre Tahribatına Neden Olan ve Dava Konusu Olan Çevre Düzenlemesi





ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI’NDA BOLU İL ÖZEL İDARESİ TARAFINDAN 
YAPILAN UYGULAMALAR HAKKINDA RAPOR 

RAPOR KONUSU

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği İl Özel İdaresince yapılan uygulamaların biyolojik, ekolojik ve hukuksal yönden incelenmesi ve muhtemel sonuçlarının ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır.

1. GİRİŞ
Abant Gölü Tabiat Parkı’nın yürütülen faaliyetlerin “çadırlı kamp alanı, kapı girişi, köy ürünleri satış ünitelerinin işletmeciliği ile genel saha temizliği ve güvenlik hizmetleri”  nin Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından yerine getirilmesi amacıyla Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Bolu  İl Özel  İdaresi arasında Temmuz 2009 tarihinde ihale sözleşmesi imzalanmıştır.

Sözleşmenin imzalanmasından sonra, Bolu  İl Özel  İdaresince göl ayağına savak sistemi yapılarak seviyesinin yükseltildiği, göl çevresindeki yollarda toprak dolgu yapıldığı ve yolların genişletildiği, Abant Gölünü besleyen derenin akışının engellendiği ve bu uygulamaların göle zarar verdiği iddiaları kamuoyuna yansımıştır. Bunun üzerine Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, Batı Karadeniz Ormancılık Araştırma Enstitüsü
Müdürlüğü, TMMOB  İnşaat Müh. Odası, TMMOB Mimarlar Odası, TMMOB Orman Mühendisleri Odası gibi kuruluşlarca Abant Gölü Tabiat Parkında incelemeler yapılmıştır. Bu incelemelerin tamamında Tabiat Parkında Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamaların Göl ve çevresindeki diğer ekosistemler üzerinde olumsuz etkileri olduğu belirtilmiştir. Bunun üzerine TMMOB tarafından 18.04.2010 tarihinde Bolu  Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurularak suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu gelişmelerden sonra TMMOB Orman Mühendisleri Odası, Abant Gölü Tabiat Parkındaki uygulamalar ile ilgili olarak bilimsel bir rapor hazırlanması için Oda Yönetim Kurulu üyesi Hasan Basri Avcı Başkanlığında,  İzzet Baysal Üniversitesi’nden Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planını hazırlayan Prof. Dr. Mehmet Tunçer,  İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden Prof Dr. Tamer Öymen, Prof. Dr. Erdal Selmi, Doç. Dr. Ferhat Gökbulak, Doç. Dr. Doğanay Tolunay ve Yard. Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu’dan oluşan bir komisyon oluşturulmuştur. Bu komisyona durumu hukuksal açıdan değerlendirmek üzere
İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi Çevre ve Orman Hukuku Anabilim Dalından Prof. Dr.
Sedat AYANOĞLU da katılmıştır.

Komisyonumuz 07.05.2010 tarihinde Abant Gölü Tabiat Parkı’nda incelemelerde bulunmuştur. Bu incelemelerden sonra oluşturulan rapor aşağıda sunulmuştur. Raporda öncelikle Göl ekosistemlerinin genel özellikleri tanıtılmış, Abant Gölü’nün özellikleri açıklanmış, Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu İl Özel İdaresince yapılan uygulamalar ve bu uygulamaların göl ve çevresindeki ekosistemler üzerindeki etkileri irdelenmiş ve daha sonra da ulusal ve uluslar arası hukuk yönünden durum değerlendirmesi yapılmıştır.



2. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKI İLE İLGİLİ GENEL BİLGİLER 
Abant Gölü Bolu ili sınırları içinde kalmaktadır. Vadi ağzının heyelanlarla tıkanması sonucunda oluşmuş bir tatlısu gölüdür. Denizden yüksekliği 1328 m olup, yüzey alanı 125 ha’dır (Şekil 5). Derinliği hakkında çeşitli kaynaklarda farklı ifadeler bulunmaktadır. Ancak güncel çoğu kaynakta gölün derinliğinin maksimum 18 m kadar olduğu belirtilmektedir. Abant Gölü’nü dağlardan gelen kar suları ve bir iki küçük dere beslemektedir. Fazla sularını ise göl ayağından akıtmaktadır. Büyüksu olarak adlandırılan bu  göl ayağı ile fazla sular
Dirgene çayına boşaltılmaktadır. Göl sularının pH’sı 6,5–7,0, elektriksel iletkenliği (EC) 200–225 µS/cm arasında değişmektedir. Bu özellikleri ile göl mesotrof (oligotrof ve eutrof göller arasında geçiş özelliklerinde) bir göl karakterindedir. Gölün çevresinde geniş sazlık alanlar bulunmaktadır. Abant gölü Türkiye’de en fazla araştırılmış göllerden birisidir. Abant Gölü’nün 03.05.2003 tarihinde çekilmiş uydu görüntüsü aşağıda verilmiştir.  Abant Gölü Tabiat Parkı ve çevresinde, orman ve göl ekosistemlerinin oluşturduğu birliktelik
biyolojik çeşitliliğine yansımış olup flora ve faunayı zenginleştirmiştir. Gölün kuzeybatı kesiminde oldukça geniş bir turbalık alan bulunmaktadır.
Gölü tehdit eden en önemli tehdit unsurlarından biri de göl çevresinin doğal yapısından kaynaklanan biyolojik erozyon diğer bir deyişle turba oluşumudur. Gerek jeomorfolojik yapı gerekse yörenin klimatik özellikleri Abant Gölü’nü  bu tehditle karşı karşıya bırakmaktadır. Yarı humuslaşmış organik atıkların su içinde yığılmasından oluşan ve ve üzerinde karakteristik bitkiler ile ağaç bakımından fakir bir vejetasyon örtüsü taşıyan oluşumlara turbalık adı verilir. Turbalar, soğuk veya nemli sahalarda, su altındaki bitki artıklarının hava
oksijeni ile bağının kesilmesi ile oluşurlar. Turbalaşma nedeni ile Abant Gölü giderek
küçülmekte ve kararmaktadır (Abant UDG Planı, Çevre Raporu, 2002).

Gölün doğu ve güneyinde de küçük ölçüde turbalık alanlar vardır. Nadir su bitkilerinden olan sarı ve beyaz nilüferler göl peyzajının doğal kaynak değerleri olarak ortaya çıkmaktadır. Abant gölünün batı ve doğu kesimlerinde yoğunlaşan su içi - su kenarı bitkilerinin ve sazlıklarında kontrol altında tutularak korunması, kuş popülasyonu ve akuatik flora ve fauna türleri için büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple Göl ve çevresi ile Tabiat Parkı flora ve faunasının yaşam ortamı olan ormanlar ve göl aynı zamanda birer biyolojik eşik olarak
karşımıza çıkmaktadırlar.
Abant Gölü Tabiat Parkının doğal kaynak değerlerinden biriside göl peyzajıdır. Özellikle göl peyzajı içerisinde yer alan sarı ve beyaz nilüferlerin, form, doku ve renkleriyle kıyı kenar 3 çizgisi boyunca oluşturdukları görsel peyzaj, göl yüzeyinde oluşan su aynasıyla birlikte manzara bütünlüğünü sağlamaktadır. Ayrıca Abant Gölü su faunası içerisinde yer alan endemik ve endemik olmayan balık türleri, su kenarı ve su içi bitkileri ve diğer canlı türleri ile zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olan, dışarıdan gelebilecek katı ve sıvı atıkların yol açabileceği zararlı etkilere karşı doğal kaynak değerleri korunması gereken bir göl ekosistemidir (Abant UDG Planı, Plan Araştırma Raporu, 2002)..
Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki endemik bitkiler ile bazı hayvan türlerinin IUCN kırmızı tür listesindeki durumlarına ve Bern sözleşmesi listelerindeki durumlarına bakılmıştır. IUCN kırmızı listesine göre; Tehdit altında tehlikede (EN), Tehdit altında duyarlı (VU), Tehdide Yakın (NT), Düşük Riskli (LC), Değerlendirilmedi (NE) gibi durumları mevcut tablolarda verilmiştir. Bern sözleşmesindeki Ek–1; Ek–2 listelerindeki yerleri belirtilmiştir. Bu türler, ulusal ve uluslararası öneme sahip olup korunmaları gereken bitki ve hayvan türleridir.


Abant Gölü ve çevresi, gerek antropojenik kökenli kirleticilerin gerekse gölün jeomorfolojik özelliklerine bağlı doğal etkenlerin geliştirdiği çevresel problemlerle karşı karşıyadır.   Göl çevresinde yürütülen turizm faaliyetlerinden kaynaklanan atık sular, hava kirleticileri ve katı atıklar çevresel yapıyı tehdit eden temel unsurlardır. Turizm faaliyetleri yanında amacını aşan boyutlara ulaşan yaylalarda oluşan faaliyetler de fiziksel ve biyolojik çevrenin kalitesini tehdit etmektedir.
Gölün su kalitesini tehdit eden evsel atık suların oluştuğu temel birimler göl yakın çevresinde bulunan konaklama ve diğer amaçlarla kullanılan turistik tesislerdir. Özellikle yöre bulunan iki büyük otel, Abant Taksim Palace ve Büyük Abant  Otelleri, evsel nitelikli atık su oluşumunun en yüksek miktarlara ulaştığı tesislerdir (Abant UDG Planı, Çevre Raporu, 2002).

2.1. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Florası 
Abant Gölü Tabiat Parkı’nın bitki örtüsünü oluşturan başlıca ağaç ve ağaççıklar arasında sarıçam, kayın, karaçam, sapsız meşe, kavak, dişbudak, gürgen, söğüt, ardıç, ormangülü, ılgın, fındık, muşmula, papaz külahı, alıç, çobanpüskülü, kuşburnu, eğrelti, böğürtlen, çilek, sütleğen, nane, ahududu, sarmaşık, ısırgan, atkuyruğu ve çayır otları sayılabilir. Alçak kesimler Doğu kayını (Fagus orientalis), 1500 metrenin üzeri ise Uludağ göknarının (Abies nordmanniana ssp.  bornmuelleriana) baskın olduğu sık ormanlarla kaplıdır. Ayrıca bölgede
yer yer sarıçam (Pinus sylvestris) ve  şimşir (Buxus sempervirens) topluluklarına rastlanır.
Orman sınırı ardıç ağaçlarından oluşur. Alanın dik ve kurak olan güney yamaçları ise geçmişteki aşırı otlatma baskısından dolayı tahrip olmuştur. Burada genelde meşe baskın çalı toplulukları ve erozyona uğramış yamaçlar uzanır. Özellikle Abant Gölü ve Abant Yaylası çevresindeki turbalıklar birçok nadir bitki türüne ev sahipliği yapar.  Abant Gölü Tabiat Parkı’nda 84 familyaya ait 332 cins, 664 tür, 150 alttür ve 67 varyete tespit edilmiştir. Alanda, içerdiği tür sayısına göre en büyük familya Asteraceae (68; %10,3) ikincisi
ise Poaceae’dir (55; %8,3). En büyük cins  Veronica L. (15; %2,3) ikincisi ise  Ranunculus L.’dur (12;%1,8). Türlerin fitocoğrafik bölgelere göre dağılımı  şöyledir: %29,3’ü AvrupaSibirya elementi (%5,3 Öksin elementi ve %0,7 Hirkano-Öksin elementi ile birlikte), %5,6’sı Akdeniz elementi ve %4,7’si İran Turan elementidir. Ayrıca taksonların %3,1’i kozmopolit ve %57,5’sinin de fitocoğrafik bölgesi belli değildir. Abant bölgesi Avrupa-Sibirya fitocoğrafik bölgesindedir. Alanda bulunan endemik taksonların sayısı 55’dir (Tablo 1) (Türker ve Güner, 2003)1 Dolayısı ile alanın endemizm oranı %8,1’dir.

2.2. Abant Gölü Tabiat Parkı’nın Faunası 
Kıyı Ekolojisinin Tahribi Sonucu Yokolan Türlerden: SU SAMURU
Abant Gölü Tabiat Parkı fauna açısından da zengin bir alandır. Bölgede ülkemizde endemik bir fındık faresi alt türü olan Muscardinus avellanarius abanticus Kıvanç, 1983 (Abant Fındık Faresi) bulunur.  Sorex satunini Ognev, 1922, Kafkasya Böcekçili türü yaşamaktadır. Bir alabalık altürü olan Salmo trutta abanticus Tortonese, 1954 (Abant Alası) bölgeye endemiktir. Alan birçok kelebek türü için önemli doğa alanı kriterlerini sağlamaktadır. Bu türlerden Apollo (Parnassius apollo) ve Kafkas Fisto Kelebeği (Zerynthia caucasiaca) nesilleri küresel ölçekte tehlike altında olan türlerdir. Sürüngenlerden,  Triturus karelini (Strauch, 1870) (Pürtüklü Semender) LC statüde ve Emys orbicularis Linnaeus, 1758 (Benekli Kaplumbağa) NT statüde bulunmaktadır (Eken ve ark., 2006)2
. Omurgasız hayvan türlerinden bazı kelebek türleri Tablo 2’de, Omurgalı türlerden kuşlara ve memelilere ait listeler Tablo 3 ve 4’de verilmiştir. Abant Gölü ve etrafında 2000–2010 yılları arasındaki kuşbank kayıtlarına
(Kusbank, 2010)3 ve yaptığımız kuş gözlemlerine göre 75 kuş türü yaşamaktadır. Yörede yapılan inceleme ve gözlemlere göre 18 memeli türü ve bir alt türün yaşadığı saptanmıştır.

Tablo 1: Abant Gölü Tabiat Parkı’ndaki endemik bitkilerin listesi 
Bitki Türleri  IUCN 
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Abies nordmanniana (Steven) Spach subsp. bornmuelleriana (Mattf.) Coode & Cullen NT -
Corydalis caucasica DC. subsp. abantensis Lid.n & Zetterlund NE -
Corydalis wendelboi Lid.n subsp. congesta Lid.n & Zetterlund NE -
Thlaspi lilacinum Boiss. & A.Huet  NT -
Barbarea trichopoda Hausskn. ex Bornm.  NT -
Minuartia anatolica (Boiss.) Woron. var. anatolica NE -
Dianthus leucophaeus Sibth. & Sm. var. leucophaeus NT -
Dianthus carmelitarum Reut. ex Boiss.  NT -
Paronychia chionaea Boiss.  LC -
Geranium asphodeloides Burm.f. subsp. sintenisii (Freyn) P.H.Davis LC -
Astragalus condensatus Ledeb.  NE -
Astragalus brachypterus Fisch.  LC -
Astragalus squalidus Boiss. & No.  NT -
Astragalus gymnolobus Fisch.  NT -
Lathyrus tukhtensis Czeczott  NE -
Trifolium pannonicum Jacq. subsp. elongatum (Willd.) D.Zohary NT -
Crataegus tanacetifolia (Lam.) Pers.  NT -
Astrantia maxima Pall. subsp.haradjianii (I.Grint.) Rech.f. NT -
Eryngium bithynicum Boiss.  NT -
Eryngium campestre L. var. virens Link  NT -
Asperula pestalozzae Boiss.  NT -
Helichrysum arenarium (L.) Moench subsp. aucheri (Boiss.) P.H.Davis & Kupicha NT -
Tripleurospermum rosellum (Boiss. & Orph.) Hayek var. album E.Hossain NT -
Tripleurospermum conoclinium (Boiss. & Balansa) Hayek NT -
                                                         
1
Türker, A.U., Güner, A. 2003. Plant Diversity in Abant Nature Park (Bolu), Turkey. Turkish Journal of Botany 27, 185–221.
2
Eken G, Bozdoğan, M., İsfendiyaroğlu, S., Kılıç, D.T., Lise, Y. (2006) Türkiye’nin Önemli Doğa Alanları. Doğa Derneği, Ankara.
3 Kuşbank, 2010: Abant Gölü Tabiat Parkı’nın kuşları 2001–2010. www.kusbank.org. 5
Tripleurospermum callosum (Boiss. & Heldr.) E.Hossain NT -
Ptilostemon afer (Jacq.) Greuter subsp. eburneus Greuter NT -
Centaurea inexpectata Wagenitz  VU -
Tragopogon aureus Boiss.  NT -
Hieracium lasiochaetum (Bornm. & Zahn) P.D.Sell & West NT -
Taraxacum mirabile Wagenitz  NE -
Taraxacum aznavouri Soest  LC -
Echium orientale L.  NT -
Onosma mutabile Boiss.  NE -
Verbascum bithynicum Boiss.  NT -
Verbascum abieticolum Bornm.  NT -
Digitalis cariensis Boiss. ex Jaub. & Spach  NE -
Digitalis lamarckii Ivan.  NT -
Veronica thymoides P.H.Davis subsp. pseudocinerea M.A.Fisch. NT -
Phlomis russeliana (Sims) Benth.  NT -
Stachys iberica M.Bieb. subsp. iberica var. densipilosa Bhattacharjee NE -
Salvia dichroantha Stapf  VU -
Euphorbia cardiophylla Boiss. & Heldr.  NT -
Euphorbia anacampseros Boiss. var. anacampseros NT -
Arum euxinum R.R.Mill  NT -
Allium olympicum Boiss.  NT -
Ornithogalum pascheanum Speta  NE -
Muscari aucheri (Boiss.) Baker  NT -
Galanthus plicatus M.Bieb. subsp. byzantinus (Baker) D.A.Webb VU -
Crocus abantensis T.Baytop & B.Mathew  VU -
Crocus ancyrensis (Herb.) Maw  NT -
Crocus biflorus Mill. subsp. pulchricolor (Herb.) B.Mathew VU -
Dactylorhiza nieschalkiorum H.Bauman & K.nkele NT -
Dactylorhiza bithynica H.Baumann  NE -
Tablo 2: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yaşayan kelebek türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Erebia medusa (Denis&Schiffermüller, 1775)  VU
Euphydryas aurinia Rottemburg, 1775  VU Ek-II
Glaucopsyche arion (Linnaeus, 1758)  NT
Muschampia proteides (Wagner, 1929)  EN
Parnassius apollo Linnaeus, 1758  VU Ek-II
Pseudophilotes bavius (Eversmann, 1832)  EN
Pseudophilotes vicrama (Moore, 1865)  VU
Tomares nogelli (Freyer, 1851)  EN
Zerynthia caucasia (Lederer, 1864)  VU
Leucorrhinia pectoralis (Charpentier, 1825)  NE
Tablo 3: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yaşayan kuş türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Tachybaptus ruficollis (Pallas,1764), Küçük Batağan LC Ek-III
Egretta garzetta (Linnaeus,1766), Küçük Ak Balıkçıl LC Ek-II
Egretta alba (Linnaeus,1758), Büyük Ak Balıkçıl LC Ek-II
Ardea cinerea Linnaeus,1758, Gri Balıkçıl LC Ek-III
Ciconia ciconia (Linnaeus,1758), Leylek LC Ek-II
Plegadis falcinellus (Linnaeus,1766), Çeltikçi LC Ek-II
Platalea leucorodia Linnaeus,1758, Kaşıkçı LC Ek-II
Tadorna ferruginea (Pallas,1764), Angıt  LC Ek-II
Anas crecca Linnaeus,1758, Çamurcun  LC Ek-III 6
Anas platyrhynchos Linnaeus,1758, Yeşilbaş LC Ek-III
Anas clypeata Linnaeus,1758, Kaşıkgaga LC Ek-III
Circus aeruginosus (Linnaeus,1758), Saz Delicesi LC Ek-II
Buteo buteo (Linnaeus,1758), Şahin  LC Ek-II
Buteo rufinus (Cretzschmar,1827), Kızıl Şahin LC Ek-II
Aquila pomarina Brehm,1831, Küçük Orman Kartalı LC Ek-II
Aquila chrysaetos (Linnaeus,1758), Kaya Kartalı LC Ek-II
Pandion heliaetus (Linnaeus, 1758), Balık Kartalı LC Ek-II
Falco peregrinus Gmelin,1788, Gökdoğan LC Ek-II
Gallinula chloropus (Linnaeus,1758), Sutavuğu LC Ek-III
Fulica atra Linnaeus,1758, Sakarmeke LC Ek-III
Grus grus (Linnaeus,1758),Turna  LC Ek-II
Bubo bubo (Linnaeus,1758), Puhu LC Ek-II
Strix aluco Linnaeus,1758, Alaca Baykuş LC Ek-II
Merops apiaster Linnaeus,1758, Arıkuşu LC Ek-II
Jynx torquilla Linnaeus,1758,Boyunçeviren LC Ek-II
Picus canus Gmelin,1788, Küçük Yeşil Ağaçkakan LC Ek-II
Picus viridis Linnaeus,1758,Yeşil Ağaçkakan LC Ek-II
Dryocopus martius (Linnaeus,1758), Kara Ağaçkakan LC Ek-II
Dendrocopos syriacus (Hem. and Ehr.,1833), Alaca Ağaçkakan LC Ek-II
Dendrocopos medius (Linnaeus,1758), Ortanca Ağaçkakan LC Ek-II
Lullula arborea (Linnaeus,1758), Orman Toygarı LC Ek-III
Hirundo rustica Linnaeus,1758, Kır Kırlangıcı  LC Ek-II
Motacilla alba Linnaeus,1758, Ak Kuyruksallayan LC Ek-II
Nannus troglodytes (Linnaeus, 1758), Çitkuşu  LC Ek-II
Prunella modularis (Linnaeus, 1758), Dağbülbülü LC Ek-II
Erithacus rubecula (Linnaeus,1758), Kızılgerdan LC Ek-II
Phoenicurus ochruros (Gmelin,1774), Kara Kızılkuyruk LC Ek-II
Saxicola rubetra (Linnaeus,1758), Çayır Taşkuşu LC Ek-II
Saxicola torquata (Linnaeus,1766), Taşkuşu LC Ek-II
Oenanthe oenanthe (Linnaeus,1758), Kuyrukkakan LC Ek-II
Turdus merula Linnaeus,1758, Karatavuk LC Ek-III
Turdus philomelos Brehm ,1831, Öter Ardıç LC Ek-III
Turdus viscivorus Linnaeus,1758, Ökse Ardıcı LC Ek-III
Cettia cetti (Temminck,1820), Kamışbülbülü LC Ek-II
Phylloscopus collybita (Vieillot,1817), Çıvgın LC Ek-II
Phylloscopus trochilus (Linnaeus,1758), Söğütbülbülü LC Ek-II
Muscicapa striata (Pallas,1764), Benekli Sinekkapan LC Ek-II
Ficedula parva (Bechstein,1794), Küçük Sinekkapan LC Ek-II
Ficedula semitorquata (Von Homeyer,1885), Alaca Sinekkapan NT Ek-II
Parus ater Linnaeus,1758, Çam Baştankarası LC Ek-II
Parus caeruleus Linnaeus,1758, Mavi Baştankara LC Ek-II
Parus major Linnaeus,1758, Büyük Baştankara LC Ek-II
Sitta krueperi  Pelzeln,1863, Anadolu Sıvacısı NT Ek-II
Sitta europaea Linnaeus,1758, Sıvacı LC Ek-II
Certhia familiaris Linnaeus,1758, Orman Tırmaşıkkuşu LC Ek-II
Lanius collurio Linnaeus,1758, Kızılsırtlı Örümcekkuşu LC Ek-II
Garrulus glandarius (Linnaeus,1758), Alakarga LC -
Corvus corone Linnaeus,1758, Leş Kargası LC -
Corvus corax Linnaeus,1758, Kuzgun LC Ek-III
Sturnus vulgaris  Linnaeus,1758, Sığırcık LC -
Sturnus roseus  (Linnaeus,1758),Ala Sığırcık LC Ek-II
Passer hispaniolensis (Temmick,1820),Söğüt Serçesi LC Ek-III
Fringilla coelebs Linnaeus,1758, İspinoz LC Ek-III
Serinus serinus  (Linnaeus,1766), Küçük İskete LC Ek-II
Carduelis chloris (Linnaeus,1758), Florya LC Ek-II
Carduelis carduelis (Linnaeus,1758), Saka LC Ek-II 7
Carduelis spinus  (Linnaeus,1758), Karabaşlı İskete LC Ek-II
Carduelis cannabina  (Linnaeus,1758),Ketenkuşu LC Ek-II
Carpodacus erythrinus (Pallas,1770), Çütre LC Ek-II
Loxia curvirostra Linnaeus,1758,Çaprazgaga LC Ek-II
Pyrrhula pyrrhula (Linnaeus,1758), Şakrakkuşu LC Ek-III
Coccothraustes coccothraustes (Linnaeus,1758),Kocabaş LC Ek-II
Emberiza citrinella Linnaeus,1758, Sarı Çinte LC Ek-II
Emberiza melanocephala  Scopoli,1769,Karabaşlı Çinte LC Ek-II
Tablo 4: Abant Gölü Tabiat Parkı’nda  yaşayan memeli türleri
Bilimsel Adı  IUCN
kırmızı liste
BERN
Sözleşmesi
Canis aureus Linnaeus,1758, Çakal  LC
Canis lupus Linnaeus,1758, Kurt  LC Ek-II
Vulpes vulpes (Linnaeus,1758), Tilki  LC
Ursus arctos Linnaeus, 1758, Bozayı  LC Ek-II
Lutra lutra (Linnaeus,1758), Su Samuru  NT Ek-II
Meles meles (Linnaeus,1758), Porsuk  LC
Martes martes (Linnaeus,1758), Ağaç Sansarı  LC Ek-III
Martes foina (Erxleben, 1777), Kaya Sansarı  LC Ek-III
Felis silvestris Schreber,1777, Yaban Kedisi  LC Ek-II
Lynx lynx (Linnaeus,1758), Vaşak   LC Ek-III
Sus scrofa Linnaeus, 1758, Yaban Domuzu  LC
Cervus elaphus Linnaeus, 1758, Geyik  LC Ek-III
Capreolus capreolus (Linnaeus, 1758), Karaca  LC Ek-III
Lepus europaeus Linnaeus, 1758, Yabani Tavşan LC Ek-III
Erinaceus concolor Martin, 1837  LC Ek-III
Sciurus anomalus Gmelin, 1778, Sincap  LC Ek-II
Muscardinus avellanarius (Linnaeus, 1758), Fındık Faresi LC Ek-III
Muscardinus avellanarius abanticus Kıvanç, 1983, Abant Fındık Faresi NT
Rattus rattus (Linnaeus, 1758), Sıçan  LC

Listesi verilen bu türlere ek olarak gölde çok sayıda alg türünün bulunduğu da rapor
edilmiştir.  1983 yılında yürürlüğe giren 2873 Sayılı Milli Parklar Kanununda; bitki örtüsü ve
yaban hayatı özelliğine sahip manzara bütünlüğü içinde halkın dinlenme ve eğlenmesine
uygun tabiat parçalarının “Tabiat Parkı” olarak tefrikine dair hükümler yer almaktadır.
Tabiat Parkı tesisindeki gaye; yukarıda belirtilen özelliklere sahip tabiat parçalarının kaynak
değerlerinin korunarak dengeli ve düzenli bir  şekilde halkın istifadesine sunulmasını
sağlamaktır. Bu nedenle; Abant Gölü ve çevresindeki 1150 ha’lık bir alan flora-fauna
çeşitliliği nedeniyle 1989 yılında Tabiat Parkı olarak ayrılmıştır.

3. BOLU  İL ÖZEL  İDARESİNCE ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA 
YAPILAN UYGULAMALAR ve GÖL EKOSİSTEMİNE ETKİLERİ
Göl Seviyesinin Yükseltilmesi İle Yaşanan Su Baskını Sonucu Kıyı Ekolojisi Tahrip Olmuştur

Tabiat Parkı İçinde Yapılan Tahribat; Yol Genişletilmesi ve Kıyı Doldurulması 

Abant Tabiat Parkı; orman, yayla, mera, göl yüzeyi, rekreasyon alanları ve küçük bir alanda da otel ve yayla evleri olmak üzere değişik arazi kullanım  şekillerini içermektedir. Ancak yapılmakta olan çalışmalar havzada mevcut arazi kullanımının değişmesine ve doğal dengenin bozulmasına yol açacak niteliktedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de korunan alanların restorasyonu esas itibariyle “ekolojik restorasyon” olarak adlandırılmakta ve ülkemizde ve dünyada bu işlerle ilgili doğa korumacı ve bilimsel esasları ortaya koyan
yeni disiplinler (doğallık dereceleri, biyolojik çeşitlilik indeksleri ve hemerobi derecelerinin belirlenmesi gibi) gelişmektedir. Dünyada ve ülkemizdeki diğer doğa koruma alanlarında olduğu gibi Abant Tabiat Parkı’nda da yapılacak olan her türlü inşaat, imalat ve düzenlemelerin bu esaslar dâhilinde, mevcut kanuni  çerçeve içinde, Uzun Devreli Gelişme Planı Karar ve Hükümleri doğrultusunda ve doğa koruma üzerine eğitim almış, bilgi, birikim ve deneyime sahip uzman kişilerce projelendirilerek uygulanması gerekmektedir.

Abant Gölü Tabiat Parkı’nda 2010 yılı başından bu yana Bolu  İl Özel  İdaresince yapılan 
uygulamalar aşağıda sıralanmıştır. 

1. Abant Gölü’nün güneybatısında kalan ve mutlak koruma alanında bulunan Örencik Yaylasında Abant Gölünü besleyen derenin akışı yaklaşık olarak 1,5 m yükseklikteki bir setle kapatılmıştır. Bunun sonucunda otlak olarak kullanılan çayırlık alan sular altında kalmış ve suni bir gölet oluşmuştur. Hatta bu gölete Yavru Abant adı konulmuştur. Gelen tepkiler üzerine setin bir bölümü açılarak biriken su tahliye
edilmeye çalışılmıştır. İnceleme tarihinde çayırlık alan halen su altındadır.
Gölü besleyen derenin akışının engellenmesi, göle sürekli taze su akışının ve bu su
akışının getirdiği besin maddelerinin engellenmesine yol açacaktır.  Abant gölü
yamaçlardan sızan sular ve küçük birkaç derenin taşıdığı sularla beslenmektedir. Bu
akışlar ve göl ayağından tahliye olan su göl sularının yenilenmesine ve oksijence
zengin kalmasına yol açmaktadır. Oluşturulan gölet görsel bir etkiden başka
oluşturulduğu sahada herhangi bir fonksiyon taşımayacaktır. Gölet burada yer alan,
otsu bitki türü bakımından çok zengin mera alanının sular altında kalmasına yol
açmıştır. Bu mera alanının sular altında kalmasıyla, yaban hayvanları ve yaylacılık
yaparak geçinen yöre halkının hayvanları otlamak için yeni yerlere ihtiyaç
duyacaklardır. Çünkü Abant'ın çevresinde 13 tane köyün yaylası vardır ve bunlar geçimini hayvancılıktan sağlamaktadır. Bu durumda hayvanlar otlamak için orman alanlarını kullanmak zorunda kalacaklardır.  Bu da ormanlar üzerinde otlatma baskısı oluşturacak ve dolayısıyla ormanlara zarar verecektir. Ayrıca bu alan Yamaç Paraşütü atlama sahasıdır ve bu özelliği ile önem taşımaktadır.

Suni gölet oluşturulan alan sığ olduğundan (su derinliği 1–1,5 m civarındadır), toplanacak suyun bir kısmı evaporasyonla kaybolacak ve Abant gölünü besleyen kaynaklarda azalma olacaktır. Kış aylarında oluşturulan suni gölete yağan kar hemen eriyecek ve eriyen kar kısa sürede Abant gölü havzasını terk edecektir. Bu durumda havzadaki toprak-su-vejetasyon dengesini olumsuz etkileyecektir. Böylece yazın
buharlaşmadan, kışın da oluşturulan gölet üzerine düşen karın hızla eriyerek akışa geçmesi ve havzayı terk etmesi nedeni ile havzadan  oluşacak su kayıpları artacaktır. Göletteki suyun özellikle yaz ayalarında evaporasyonla kaybı, su altında kalan sahanın bir kısmının bataklığa ve sazlığa dönüşmesine yol açacaktır. Oluşan gölet nedeniyle, saha piknikçilerin ilgisini çekecek ve insan çiğnemesiyle hem buradaki topraklar
sıkışacak hem de bitkiler zarar görecektir. Oluşturulan suni gölet çevresinde piknik faaliyetlerinin artması kaçınılmaz olacak, bu durumda su kaynaklarının kirlenmesine 9 yol açacak, özellikle debinin düştüğü yaz aylarında bu daha yüksek seviyelere ulaşacaktır. Abant gölüne akan su miktarı da yaz aylarında azalacağından, burada da su kirlenmesi riski ortaya çıkacaktır.

Yol Açma ve Genişletme Çalışmaları Orman Tahribatına Sebep Olmuştur

2. Abant Gölünden Örencik Yaylasına giden yol genişletilmiştir. Yolun genişliği 10 m olarak ölçülmüştür. Tabiat Parkı UDGP hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içindeki yollarda herhangi bir genişletme ve müdahale yasaklanmıştır.

3. Yapay göletin suları altında kalan Taşkesti yolunun kotu 1 m yükseltilmiş ve genişletilmiştir.

Abant Gölü Çevresinde Yol Genişletme Sonucu Ortaya Çıkan Doğa Tahribatı

4. Mudurnu sapağından itibaren yaklaşık 5 km uzunluğundaki yol genişletilmiştir. Yol genişliğinin 12–14 m kadar olduğu ölçülmüştür. Bu yol genişletme çalışmaları sırasında yol kenarlarındaki yamaçlar oyulmuş, bu sırada ağaçlar kesilmiş ya da zarar görmüştür. Ayrıca yola dışarıdan getirilen materyal yığılarak yol kotu yükseltilmiştir. Bu çalışmalar sırasında göl kıyıları da dolgu materyali ile doldurulmuştur.

5. Çadırlı Kamp alanına gidiş yönünde yeni yol açılmış ve bu yolda da dolgu çalışmaları yapılmıştır. Tabiat Parkı UDGP hükümleri uyarınca Tabiat Parkı içinde yeni yol açılması mümkün değildir  ve yapılan işlem yasalara ve plana aykırıdır.

6. Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planında; yol genişliği banket dâhil 8 m olarak öngörülmüş olmakla birlikte, yerinde yapılan inceleme ve ölçümlerde; göl çevresinde İl Özel İdaresince yapılan yolun bazı kısımlarının 11–12 metreye (bazı bölümlerde 20 metrenin üzerinde) kadar ulaştığı, yapılan yol çalışmalarında kazı ve dolgu nedeniyle geniş ve dik yarmaların oluştuğu ve göl çevresinde mevcut yol dışında, ıslak
çayırlıkların yer aldığı bir bölgede yol güzergâhında sapma meydana geldiği ve tamamlanmamış olmakla birlikte yeni bir yol açıldığı saptanmıştır (Doğa Koruma ve Milli Parklar Gn. Md. 11.03.2010 tarih ve 84 sayılı oluru ile hazırlanan Rapor) .

Abant Gölü çevresindeki ve Örencik yaylasına giden  yolların genişletilmesinin gözle görülen ilk etkisi yamaçların genişletilmesi ve bu sırada bazı ağaçların kesilmesidir.
Kuruyan ağaçların dahi kesilmesinin yasak olduğu bir alanda yol açma gerekçesi ile ağaçların kesilmesi tartışılması gereken bir konudur. Yine motorlu araç trafiğinin yasak olduğu bir bölgede genişliği yer yer 12–15 m yi bulan yolların gerekliliği de sorgulanmalıdır. Yolların bu derecede genişletilmesi hem yasalara hem de Abant Gölü Tabiat Parkı Uzun Devreli Gelişme Planına aykırıdır. Planda; Göl çevresindeki asfalt yolun özel olarak projelendirilip, kaplaması ve kesitinin değiştirilerek, atlı spor, yaya promenadı ve bisiklet yolu olarak düzenlenmesi öngörülmektedir. Tabiat Parkı sınırları içinin zorunlu durumlar (yangın, cankurtaran vd) ve servis araçları dışında motorlu araç trafiğine kapatılması, planlamanın önde gelen kararlarındandır(Abant UDG Planı, Plan Raporu ve Hükümleri, 2002). Yol genişletme çalışmaları sırasında dolgu yapılarak yol kotlarının yükseltilmesi sonucunda göl kıyılarındaki supralitoral
zon da dolgu materyali ile örtülmüştür. Hatta gölün bazı yerlerinde dolgu materyali göl içine kadar taşınmış ve göldeki yaşam için son derece önemli olan litoral zonunun bir kısmı zarar görmüştür. Dolgu materyalinden erozyon ile taşınan toprağın göl sularına karıştığı gözlenmiştir. Bu durumda yine göl ekosistemi için çok zararlıdır.
Çünkü göle taşınan toprak çökerek bentik bölgedeki su bitkilerinin ve buralardaki balık yumurtalarının üzerini örtecektir. Bu da göldeki besin zincirini bozacak ve balıklar ile diğer canlıların üremesini engelleyecektir. Dolgu işlemi bazı noktalarda oldukça abartılmıştır. Bazı ağaçların gövdelerinin de toprak dolgu ile kısmen
örtüldüğü belirlenmiştir.  İnceleme tarihinde henüz canlı olan bu ağaçlardan ibreli olanların ölmesi kaçınılmazdır. Çünkü ibreli türlerde kök boğazının toprak altında kalması kök havalanmasını engellemektedir. Toprağın kaldırılmasından sonra dahi ibreli ağaçlar bu durumu atlatamamaktadır. Yine ağır iş makinelerinin çalışması
sırasında bazı ağaçlarda makinelerinin çarpması nedeniyle yaralar da oluşmuştur.
Ayrıca Abant gölünde taşıtlar ve fosseptik atıkları nedeniyle ağır metal kirliliği olduğu daha önce yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur. Ağır iş makinelerinin ve kamyonların göl çevresindeki faaliyetlerinden kaynaklanan ağır metal salımlarının göle zararı olup olmadığının da incelenmesi gereklidir. Yol kotlarının yükseltilmesi ve yolların genişletilmesinin bir diğer etkisi de yamaçlardan göle doğru toprak içinden
sızan suyun göle ulaşmasının engellenmesidir. Böylece göldeki su sirkülâsyonu da engellenecektir.

7. Abant gölünün kuzeyinde bulunan göl ayağına yaklaşık 1,5–2 m yükseklikte, 40–50 cm genişlikte ve 12–13 m uzunlukta beton bir set inşa edilmiştir. Bu set eski tahliye kanalından yüksek olduğu için gölün su seviyesi 1,5 m kadar yükselmiştir. Daha sonra oluşan tepkiler üzerine bu setin üzerinde delikler açılarak su seviyesi
düşürülmeye çalışılmıştır. Su seviyesinin yükselmesi ile birlikte gölün supralitoral zonu da su altında kalmıştır. Bazı su bitkilerinin ve nilüferlerin tamamen suyun altında kaldığı gözlenmiştir. Bu durum göl kıyısındaki ve içindeki bitkilerin ölmesine yol açacak, göldeki besin zincirinin ve üreme faaliyetlerinin bozulması
ile sonuçlanacaktır. Su seviyesinin yükselmesi Abant gölünde yaşadığı bilinen Bern Sözleşmesine göre mutlak koruma altında olan ve kırmızı listedeki su samurlarının (Lutra lutra) yuvalarının tahrip olmasına ve göl kıyısında yaşayan bazı endemik bitkilerin zarar görmesine yol açacaktır. Göl kenarındaki sazlıkların da dolgu işleminden zarar görmesi ve yükselen suların altında  kalması, özellikle kuşların yaşam alanlarının daralmasına yol açacaktır. Hatta bazı bölgelerde göle yakın konumdaki ağaçlar da su altındadır. Suyun pompalarla boşaltılarak su altında kalan ağaçlar kurtarılmaya çalışılmıştır. Ancak özellikle ibreli türlerin kökleri uzun süreli su altında kaldığında havasızlıktan dolayı ölmektedir.  İbreli türler kök sürgünü vermediği için su boşaltılsa dahi kurmaları kaçınılmazdır. Su altında kalan ağaçların diplerine toprak doldurulmuştur. Kasıtlı ya da bilinçsizce
yapılan bu uygulamada ağaçları kurtarmayacaktır. Su seviyesinin yükselmesi  ile birlikte bazı tesislerin de sular altında kaldığı gözlenmiştir.

4. ABANT GÖLÜ TABİAT PARKINDA YAPILAN UYGULAMALARIN HUKUK 
AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Abant Gölü Tabiat Parkında Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından gerçekleştirilen ve uluslar arası sözleşmelere,  ilgili yasalara ve uzun vadeli gelişme planına aykırı uygulamalar ile birden fazla yasa birkaç kez çiğnenmiştir. Söz konusu eylemlerle ilgili yasalar başta 6831 sayılı Orman Kanunu olmak üzere;  2873 sayılı Milli Parklar Kanunu, 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu, 4342 sayılı Mer’a Kanunu,  3621 sayılı Kıyı Kanunu, 3194 sayılı İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunudur. Uluslar arası sözleşmeler ise;
Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesidir.
İnceleme konumuzu oluşturan eylemlerin gerçekleştirildiği alan tamamen orman niteliğinde olduğundan ve bu alanda 2863 sayılı yasaya göre korunan alan bulunmadığından yukarıdaki yasalardan 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu ile 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı kanununun bu olayda uygulanması söz konusu değildir. Yukarıda etraflıca açıklanan eylemlerin belirtilen yasaların ve sözleşmelerin hangi hükümlerini ihlal ettiği ve bu ihlaller için hangi yaptırımların öngörüldüğü aşağıda ayrı ayrı irdelenmiştir.

4.1. Ulusal Hukuk Bakımından 
a)- 6831 sayılı Orman Yasası 
—Yolların genişletilmesi ve daha sonra bir kısım orman alanına moloz dökülmesi eylemleri orman açma ve işgal suçunu oluşturur. Her iki eylem de 6831 sayılı Yasanın 17. Maddesine aykırıdır ve yaptırımı 91. Maddede gösterilmiştir.
—Su seviyesinin yükseltilmesi ile göl kenarında bulunan ağaçların ölümüne sebep olunması 14. Maddeye aykırıdır. Yaptırımı 91. Maddesinde gösterilmiştir.
—Gene su seviyesinin yükseltilmesi suretiyle bir kısım orman alanının sular altında kalması
ayrıca ormanı işgal suçunu oluşturur.  

Bu suçlar için öngörülen yaptırımlar Milli Parklar Kanununun 20. Maddesi gereğince bir misli arttırılarak uygulanır.
—Ayrıca; ekteki fotoğraflardan da görülebileceği gibi göl kıyısında mevcut otellerden birisinin arkasında üç adet bina inşa edilmektedir. Bu inşaatların izinli olup olmadıklarına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Söz konusu inşaatların Çevre ve Orman Bakanlığının bilgisi ve izni dışında yapılması durumunda ormanı açma ve işgal suçunun, uzun devreli gelişim planına göre gerekli izinlerin alınmamış olması durumunda Milli Parklar Kanunu’nun 14. Maddesine aykırılık oluşturacağı söylenebilir. Yaptırımı 15. maddededir. Bu yapılara
doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. Ayrıca Orman Yasasının 93. Maddesi
hükümleri uygulanır.

b)-  2873 sayılı Milli Parklar Yasası  
Bu yasa uyarınca Yasaklanan Faaliyetler aşağıdadır:
    Madde 14 - Bu Kanun kapsamına giren yerlerde;
    a) Tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değeri bozulamaz,
    b) Yaban hayatı tahrip edilemez,
    c) Bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına veya değiştirilmesine sebep olan veya
olabilecek her türlü müdahaleler ile toprak, su ve hava kirlenmesi ve benzeri çevre sorunları
yaratacak iş ve işlemler yapılamaz,
    d) Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz,
    e) Onaylanmış planlarda belirtilen yapı ve tesisler ve Genelkurmay Başkanlığınca ihtiyaç duyulacak savunma sistemi için gerekli tesisler dışında kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk bulunmadıkça her ne suretle olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez veya bu alanlarda var olan yerleşim sahaları dışında iskân yapılamaz.
Yukarıda da belirtildiği gibi yapılan eylemler 2873 sayılı yasanın 14 maddesinin (a), (b), (c) ve (e) bentlerine aykırıdır. Zira yapılan eylemler tabii ve ekolojik denge ve tabii ekosistem değerini bozmuş, yaban hayatını tahrip etmiş, bu sahaların özelliklerinin kaybolmasına sebep olabilecek işler yapılmış,  “…kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk
bulunmadıkça her ne surette olursa olsun hiçbir yapı ve tesis kurulamaz ve işletilemez.”kuralı çiğnenmiştir.  Bu eylemlerden açma ve işgal ve boğma eylemleri için 6831 sayılı yasanın yukarıda açıklanan hükümleri, bunların dışında kalan ve 2873 sayılı kanunda yaptırımı belirtilmeyen yasaklar için de bu kanunun 21. Maddesi uygulanacaktır.
Plan dışı gelişmelerin önüne geçilmesi bakımından, onaylı Uzun Devreli Gelişme Planı plan kararları ve plan hükümleri dışında yapı, tesis ve düzenleme yapılmaması, göle/suya bağımlı olarak yaşayan, su samuru, ördek ve benzeri türlerin yuvalanma, yavrulama ve beslenme alanları olarak çok büyük öneme sahip ıslak çayırlıklara, göl kenar çizgilerine ve doğal yamaçlara müdahale edilmemesi gereklidir.

c)- 4915 Sayılı Kara Avcılığı Kanunu 


Yapılan işler Abant gölünde yaşayan ve koruma altında bulunan endemik türlerin tahribine neden olmuştur.  Ayrıca, bu türlerin doğal yaşama ortamları yok edilmiştir. Bu eylemler 4915 sayılı Kanunun 4. Maddesinde yasaklanmıştır. Buna göre; Yaban hayatı koruma ve geliştirme sahalarında yaban hayatı tahrip edilemez, ekosistem bozulamaz, yaban hayatı koruma ve geliştirme sahaları ile üretme istasyonları dışında da olsa bu sahalara olumsuz etki yapacak tesislere izin verilemez, varsa mevcut tesislerin atıkları arıtılmadan bırakılamaz, onaylanmış plânlarda belirtilen yapı ve tesisler dışında hiçbir yapı ve tesis kurulamaz, irtifak hakkı tesis
edilemez. Bu sahalarda Bakanlıkça gerektiğinde ilave yasaklamalar getirilebilir. Bakanlığın uygun görüşü alınmadan diğer kamu kurum ve kuruluşlarınca yasaklama getirilemez.  Bu sahalarda yaban hayatının tahrip olmasına, ekosistemin bozulmasına neden olan olumsuz müdahalelerden dolayı Bakanlıkça yapılacak iyileştirme çalışmalarına ait giderler sebebiyet verenlerden ayrıca tazmin edilir.

 Bu eylemlerin cezası 5728 sayılı Yasa ile değişik 21. Maddede gösterilmiştir.

d)- 4342 Sayılı Mer’a Kanunu 
Abant Gölü Tabiat Parkında yapılan işler nedeniyle köy merası olarak kullanılan arazide  1–1,5 m. derinliğinde ikinci bir gölün oluşması sonucunda yaklaşık 100 dekarlık alan sular altında kalarak kullanılamaz hale gelmiştir. Mer’aya tecavüz halinde yapılacak işlemler 19. maddenin son fıkrasında açıklanmıştır. Bu işlemlerin yanı sıra TCK’nun 152. Maddesinde yer alan “nitelikli mala zara verme” suçundan kovuşturma açılabilir. Ancak, bu arazi büyük bir olasılıkla orman içi mer’adır. Bu durumda orman rejimine tabi olacağından tıpkı büyük gölün taşarak ormanı işgal etmesi gibi ormanı işgal suçu işlenmiş olacaktır. Kısaca küçük gölün oluşturulması nedeniyle sorumluları hakkında Orman Kanununa göre işlem yapılabileceği gibi TCK 152. Maddeye göre de işlem yapılabilir.

e)- 3621 Sayılı Kıyı Kanunu 
Bu kanunun 6. Maddesi gereğince kıyılarda kıyıyı değiştirecek  şekilde kazı yapılamaz ve moloz dökülemez. Bu yasağın yaptırımı aynı kanunun 15. Maddesi gereğince atılan maddenin niteliğine, kirletici ve bozucu etkisine göre Türk Ceza Kanunun, Kabahatler Kanunu veya Çevre Kanunu veya imar kanununa göre verilecek cezalar 1 misli arttırılarak hükmolunur.
Söz konusu eylemlerin kıyının doğal yapısını bozacak bir etki meydana getirmesi durumunda bu eylemler daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadıkça faillere altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir.

f)- 3194 Sayılı İmar Kanunu  
Göl kıyısında mevcut otellerden birisinin arka kısmında üç ayrı bina inşaatının yapıldığı tespit edilmiştir.
Abant Gölü Tabiat Parkında Uzun Devreli Gelişme Planı mevcuttur. Uzun devreli plana göre yapılacak bina ve tesisler için Çevre ve Orman bakanlığından gerekli izinlerin alınması gerekir. Bu tür bir plan bulunmadığına göre bu inşaat faaliyetleri ormanı işgal suçunu oluşturur ve yukarıda açıklandığı gibi Orman Yasasının ilgili maddelerine göre işlem yapılır.

g)- 2872 Sayılı Çevre Kanunu 
Abant Gölü Tabiat Parkında gerçekleştirilen eylemlerin çevre kirliliği yarattığı, bu nedenle çevre yasasının çevrenin korunmasına ilişkin hükümlerine aykırı olduğu açıktır. Bu nedenle yukarıdaki yasalarda hüküm bulunmaması veya açıkça çevre kanununa atıfta bulunulması durumunda çevre yasası hükümlerinin de  uygulanması mümkündür. Çevre Kanunu’na göre kirleten; faaliyetleri  sırasında veya sonrasında doğrudan veya dolaylı olarak çevre kirliliğine, ekolojik dengenin ve çevrenin bozulmasına neden olan gerçek ve tüzel
kişileri, kapsamaktadır. Çevre Kanunu’nu Madde 3’e göre başta idare (Valilik ve  İl Özel İdaresi), meslek odaları, birlikler ve sivil toplum  kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevli olup bu konuda alınacak tedbirlere ve belirlenen esaslara uymakla yükümlüdürler (Mad a). Çevrenin korunması, çevrenin bozulmasının önlenmesi ve kirliliğin giderilmesi alanlarındaki her türlü faaliyette;  Bakanlık ve yerel yönetimler, gerekli hallerde meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği
yaparlar (Mad b). Abant’ta tüm uyarılara rağmen hala işlemler sürdürülmekte ve tüm Kanunlara aykırı davranılmaktadır. Çevre Kanunu Madde 8’e göre; “Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten, kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler”. Ancak, bu yapılmamış ve işlemler sürdürülmüştür. Madde 9’a göre, “doğal çevreyi oluşturan biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitliliği barındıran ekosistemin korunması esastır. Biyolojik çeşitliliği koruma ve kullanım esasları, yerel yönetimlerin,
üniversitelerin, sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili diğer kuruluşların görüşleri alınarak belirlenir”.

 Ancak, bölgenin en önemli üniversitesi, Abant  İzzet Baysal Üniversitesi’nde Biyoloji, Çevre, Mimarlık ve  Şehir ve Bölge Planlama Bölümleri vardır. Bölgede uzun yıllardır çalışma yapan özellikle Biyoloji Bölümünde değerli bilimsel birikim bulunmasına rağmen bu birikim göz ardı edilmiş, değerlendirilmemiş ve görüş sorulmamıştır.  
Çevre Kanunu Madde 20 k Maddesine göre;  “Bu Kanunun 9 uncu maddesinin  (a) bendinde belirtilen hususlara aykırı olarak  biyolojik çeşitliliği tahrip edenlere, (d) bendi uyarınca ilan edilen Özel Çevre Koruma Bölgeleri için tespit edilen koruma ve kullanma esaslarına aykırı davrananlara ve (e) bendinin ikinci paragrafı uyarınca sulak alanlar için yönetmelikle belirlenen koruma ve kullanım usul ve  esaslarına aykırı davrananlar ile (f) bendinde belirlenen esaslara ve yasaklamalara aykırı davrananlara 20.000 Türk Lirası, (e) bendinin birinci paragrafına aykırı davrananlara 100.000 Türk Lirası idarî para cezası verilir.”
denmektedir.

h)- 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu 
Bolu  İl Özel  İdaresi tarafından izinsiz olarak gerçekleştirilen eylemler TCK’nun ikinci bölümünde yer alan “Çevrenin kirletilmesi” (m. 181) ve “İmar kirliliğine neden olma”(m. 184)  suçlarının oluştuğu da söylenebilir. Zira gerçekleştirilen eylemler mevcut uzun vadeli gelişim planı aykırı olup hiçbir izin veya ruhsata dayanmamaktadır.
Mer’a olarak kullanılan kısmın sular altında bırakılması nedeniyle de TCK 152. maddesinde düzenlenmiş olan nitelikli mala zarar verme suçunun oluştuğu kabul edilebilir.
Ayrıca, bu eylemlerde muhtelif derecede sorumluluğu bulunan devlet memurları ile olaylara seyirci kalan Çevre ve Orman ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü memurlarının TCK’nda belirlenmiş memur suçlarını işledikleri açıktır. Bu kişiler hakkında da ceza kovuşturmasının açılması sağlanmalıdır.

4.2. Uluslararası Hukuk Bakımından 
Uluslar arası sözleşmeler kural olarak iç hukukumuzun bir parçası sayılmaktadır. 1982 Anayasası’nın 90. maddesi, “Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma” başlığını taşımakta olup Türkiye’nin taraf olduğu ikili veya çok taraflı antlaşmaları hukukun kaynakları arasında saymakta ve normlar hiyerarşisindeki yerini de kanunla eş değer tutmaktadır.
Maddeye göre, (fıkra son) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Türkiye, çevre ve doğa koruma ile ilgili birçok antlaşmaya taraf olmuştur. Abant Gölünün korunması bağlamında konu ele alındığında, Biyoçeşitlilik Sözleşmesi, Cites Sözleşmesi, Ramsar Sözleşmesi ve Bern Sözleşmesi hükümlerinin bu olaya uygulama yeri bulacağı 
kuşkusuzdur. 
Biyoçeşitlilik sözleşmesinin yerinde koruma - in situ - ile ilgili hükümleri, türlerin yaşam alanlarının korunmasının esas olduğunu ve bunların yerinde koruma tedbirleri ile sürdürülebilirliklerinin sağlanması gerektiğini, yaşam alanlarının tahrip edilmemesi gerektiğini amirdir.
Diğer yandan, Cites sözleşmesi ve bu sözleşmeyi iç hukukumuza uyarlayan Cites Yönetmeliği hükümlerine göre, nesli tehlikede olan türlerin mutlaka koruma altına alınması ve bunların ve yaşam alanlarını koruyacak her türlü tedbirin alınmasını öngörmektedir.

D. Milletlerarası antlaşmaları uygun bulma
MADDE 90.– Türkiye Cumhuriyeti adına yabancı devletlerle ve  milletlerarası kuruluşlarla yapılacak andlaşmaların onaylanması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin onaylamayı bir kanunla uygun bulmasına bağlıdır.
Ekonomik, ticarî veya teknik ilişkileri düzenleyen ve süresi bir yılı aşmayan andlaşmalar, Devlet Maliyesi bakımından bir yüklenme getirmemek, kişi hallerine ve Türklerin yabancı memleketlerdeki mülkiyet haklarına dokunmamak  şartıyla, yayımlanma ile yürürlüğe konabilir. Bu takdirde bu andlaşmalar, yayımlarından başlayarak iki ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulur.
Milletlerarası bir andlaşmaya dayanan uygulama andlaşmaları ile  kanunun verdiği yetkiye dayanılarak yapılan ekonomik, ticarî, teknik veya idarî andlaşmaların Türkiye Büyük Millet Meclisince uygun bulunması zorunluluğu yoktur; ancak, bu fıkraya göre yapılan ekonomik, ticarî veya özel kişilerin haklarını ilgilendiren andlaşmalar, yayımlanmadan yürürlüğe konulamaz.
Türk kanunlarına değişiklik getiren her türlü andlaşmaların yapılmasında birinci fıkra hükmü uygulanır.
Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek: 7.5.2004–5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.
Buna ek olarak, 1979 tarihli Bern Konvansiyonu, Avrupa yaban hayatı yaşam alanlarının korunmasını öngörmektedir. Hatta bu tür alanların tahribine neden olabilecek her türlü faaliyetin kontrol altına alınmasını ve gerekli yaptırımların uygulanmasını öngörmektedir.
Ayrıca, Ramsar sözleşmesi de sulak alanların, su kuşlarının ve bunların yaşam alanlarının korunması ile bunları tehlikeye atacak her türlü faaliyetin önüne geçilmesini öngörmektedir.   Bu duruma göre Bolu  İl Özel  İdaresi’nce gerçekleştirilen eylemler çevre ve yaban hayatı ile nesli tehlikede olan türlerin ve bunların yaşam alanlarının korunmasına ilişkin bir dizi sözleşmeye aykırıdır.

5. SONUÇLAR 
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda Bolu Valiliği, İl Özel İdaresi tarafından yapılan uygulamalar ve bunların biyolojik, ekolojik ve hukuksal yönden doğuracağı muhtemel etkiler daha önceki bölümlerde detaylı olarak incelenmiş ve açıklanmıştır.
Örencik Yaylası’nda oluşturulan gölet endemik ve ender bitki türlerinin bulunduğu mera alanını yok ederek Tabiat Parkının bu kısmının ekolojisini tamamen değiştirecektir. Ayrıca gölü besleyen ana dere üzerinde oluşturulan bu suni göl Abant Gölü’nün oluşumundan itibaren süregelen su rejimini değiştirecektir.
Yine Abant Gölü’nden Örencik Yaylasına giden yol ile oluşturulan suni gölün sularıaltında
kaldığı için yükseltilen Taşkesti Yolu 10 m’ye kadar genişletilmiştir.
Tabiat parkında UDG Plana ve Kanunlara aykırı olarak genişletilen yollar trafik yoğunluğunu arttıracak ve çevreye, yaban hayatına zarar verecektir. Bunların dışında Mudurnu yolu 12–14 m’ye kadar
genişletilmiş, bu çalışmalar sırasında göl kıyılarında dolgu yapılmış orman tarafında ise ağaçlar kesilmiştir. Göl çevresinde yapılan dolgu çalışmaları ile gölün kıyı çizgisi değişmiş, sucul yaşam için en önemli ekolojik zonlardan olan supralittoral zon önemli ölçüde ortadan kaldırılmıştır. Göle dökülen dolgu malzemesi göl sularının bulanıklaşmasına neden olarak gölde yaşayan alabalıkların olumsuz etkilemektedir. Ayrıca meydana gelen siltasyon göl tabanında oluşturmaya başladığı verimsiz tabaka nedeniyle pek çok su canlısının yaşamını
riske sokmaktadır. Gölün su seviyesinin yükseltilmesi de çevredeki pek çok ağaç topluluğunun ya tümüyle veya kısmen sular altında kalmasına neden olarak özellikle bu durumdaki iğne yapraklı ağaçların kurumasına yol açacaktır. Suyun yükselmesi ile nilüferler tamamen sular altında kalmıştır. Göl çevresindeki eski yolun genişletilmesi ve aydınlatma sistemi kurulması bu alanın tabiat parkından ziyade şehir parkı gibi algılandığı düşüncesini güçlendirmektedir. Abant Gölü bu uygulamalar sonucu bir havuza dönüşecektir. Özel statü ile korunan bir Tabiat parkı’nın yapay bir park gibi düşünülmesi ve inşaat alanına çevrilmesi,
ekolojik bilgisizliğin acı bir örneği olmuştur. Büyük çaba ve paralar harcanarak hazırlanan Uzun Devreli Gelişme Planı’nın dikkate alınmaması Tabiat Parkı”nı geri dönüşü zor bir tahribatla karşı karşıya bırakmıştır.
Abant Gölü Tabiat Parkı’nda yapılan uygulamalar doğaya ve tabiat parkı kavramına asla
uygun olmayan, çevrede onarılamaz hasarlar yapan ve geriş dönüşü olmayan bir hata ve 19
ihmaller zinciridir. Bu nedenle Bolu İl Özel İdare’since yapılan uygulamalara son verilmeli ve
çeşitli disiplinler ve uzmanlardan oluşan bir ekip nezaretinde sahada ekolojik restorasyon
çalışmalarına derhal başlanmalıdır.
Ayrıca, hukuki değerlendirme bölümünde de ifade edildiği gibi yapılan eylemler başta orman,
çevre ve milli parklar kanunu olmak üzere temel çevre yasalarına ve uluslararası sözleşmelere
aykırı olup suç teşkil etmektedir. Bu yasalar defalarca çiğnenmiştir ve hala çiğnenmeye
devam edilmektedir.  
Bu memurlardan bir kısmı Türk milletince kendilerine tevdi edilen, korumakla görevli oldukları milli serveti kendi elleriyle tahrip etmiş, bir kısmı da bu eylemlere seyirci kalmıştır. Bu eylemlerin orman ve çevrenin korunması konusunda birinci derecede sorumlu olanlar tarafından işleniyor olması ve bu objeleri korumakla görevli olanların bir kısmı tarafından olaylara seyirci kalınması, 21. yüzyılın eşiğindeki modern Türkiye imajı ile çelişen,  ülkemizi çevre ve yaban hayatı konularında uluslararası taahhütlerini yerine getirmeyen ülke
konumuna düşüren bir tablo oluşturmaktadır.
Kendi temel yasaları bu yasaları uygulamakla görevli olanlar tarafından çiğnenen bir ülkenin demokratik hukuk devleti olduğundan da söz edilemez. Bu nedenle durumun düzeltilmesi ve tekerrürünün önlenmesi için gerekli davaların bir an önce açılması ve sorumluların cezalandırılması kaçınılmaz bir zorunluluktur.

Hasan Basri Avcı 
TMMOB Orman Mühendisleri Odası 


Prof. Dr. Mehmet Tunçer     Prof. Dr. Sedat Ayanoğlu 
İzzet Baysal Üniversitesi      İ.Ü. Orman Fakültesi 


Prof. Dr. Tamer Öymen        Prof. Dr. Erdal Selmi    
İ.Ü. Orman Fakültesi             İ.Ü. Orman Fakültesi 


Doç. Dr. Ferhat Gökbulak   Doç. Dr. Doğanay Tolunay    
İ.Ü. Orman Fakültesi           İ.Ü. Orman Fakültesi  
                                                                                    

Yard. Doç. Dr. Zeynel Arslangündoğdu 
İ.Ü. Orman Fakültesi

Kaynak : http://ormuh.org.tr/attachments/483_abantkomisyonrapor2010.pdf

Saturday, December 10, 2011

ABANT TABİAT PARKI’NDA YAPILAN UYGULAMALAR İÇİN AÇILAN DAVA SONUÇ YÜRÜTMEYİ DURDURMA KARARI





Abant'ta yapılan uygulamalar için TMMOB Şehir Plancıları Odası tarafından açılan Davada mahkemenin sonuç kararı aşağıdadır:



Friday, December 9, 2011

TIMES SQUARE (1)



NEW YORK / TIMES SQUARE (1)

Mehmet Tunçer, 09 Aralık 2011, Bolu

Bu yazı dizisinde, New York şehrinin çeşitli alt bölgelerini, kentleşme ve mimarisini ele alarak kısaca anlatmayı hedefliyorum. Aldığım kısa notlar, gözlemler ve çeşitli kaynaklardan alınan bilgiler ile bu "Dünya Kenti" ni daha iyi anlamaya, anlatmaya çalışacağım. 

Times Square (Meydanı)  alanı, aynı zamanda “Tiyatro Bölgesi” olarak da bilinir. Doğudan batıya doğru, 6. Ve 7 Avenue’ler (cadde) arasındaki yapı adaları ile güneyden kuzeye doğru Batı 40. ve Batı 53. Caddelerdeki yapı adalarını içerir.  Midtown Manhattan kesiminin batısındaki ticari bölgeyi oluşturur.
The extended Times Square area, also called the Theatre District, consists of the blocks between Sixth and Eighth Avenues from east to west, and West 40th and West 53rd Streets from south to north, making up the western part of the commercial area of Midtown Manhattan.


Önceleri Longacre Meydanı  olarak bilinen Times Meydanı; nisan 1940 tarihinde, New York Times merkezinin bu kesimde yeni inşa edilen Times Building’e taşınması ile yeniden adlandırılmıştır. Günümüzde “One Times Square” olarak söylenmektedir. Bu bölge Yeni Yıl Balolarının yapıldığı bölge olmuştur.
Formerly named Longacre Square, Times Square was renamed in April 1904 after The New York Times moved its headquarters to the newly erected Times Building, which is now called One Times Square and is the site of the annual ball drop on New Year's Eve.





Times Meydanı; “Dünya’nın Kesişme Noktası” ve “Büyük Beyaz Yol” olarak da adlandırılmaktadır. İkonik bir dünya “Landmark”ı, Amerika’nın ve  New York şehrinin bir sembolü olarak önemli bir statü kazanmıştır.
Times Square, nicknamed "The Crossroads of the World" and "The Great White Way," has achieved the status of an iconic world landmark and is a symbol of New York City and the United States.

Getting to the Core of 11 Times Square
Times Meydanı’nın kuzey üçgeni, teknik olarak Duffy Meydanı olarak bilinir ve 1937’de  Chaplain Francis P. Duffy için adanmıştır. Duffy’in anısına buraya bir anıt dikilmiştir. Ayrıca, George M. Cohan’in heykeli de buradadır.

The northern triangle of Times Square is technically Duffy Square, dedicated in 1937 to Chaplain Francis P. Duffy of New York City's "Fighting 69th" Infantry Regiment; a memorial to Duffy is located there, along with a statue of George M. Cohan, and the TKTS discount theatre tickets booth.













Thursday, December 8, 2011

ANKARA”DA BİR MAKEDONYA


ANKARA'DA BİR MAKEDONYA

            Türkiye gibi geri kalmış bir memleketin sanayileşme yoluna girerken sanayi merkezlerini parçalaması, yani bu merkezleri memleketin çeşitli yerlerine dağıtması en isabetli yoldur. Bu yol, hem çağımızın teknik şartları, hem Türk toplumunun sosyal sıhhati için seçilmelidir. Eğer böyle yapmazsak büyük şehirler etrafında, anormal nüfus yağılışının, sosyal huzursuzluk merkezleri olacak sanayi alanlarının getireceği meseleleri şimdiden göze almalı ve bunların sonuçlarına katlanmalıyız.

            Bu cümleleri, Ankara da ve hemen belediye sınırları içinde büyük sanayi merkezinin kurulması çabalarını görerek yazıyoruz. Bu çaba, garip bir anlayışsızlıkla hem de özel sektörden geliyor. Ankara’nın Belediye sınırlarının içi olan Gazi Çiftliğinin bir kısmı ve onun bitişiğindeki Macun Çiftliği sanayi bölgesi olacakmış. İnsanın,  pekiyi bırakalım olsun diyeceği geliyor. Bırakalım olsun ve 10 sene içinde bunlarda da en az 250,000 kişilik bir gecekondu mahallesi teşekkül etsin. Çünkü Ankara’da fabrikalar kuruluyormuş haberinin illerde ve köylerde ilk çalkantısı, Ankara’ya yeniden yüz binlerce insanın koşması olacak.

            Sıkışık sanayi şehirleri on dokuzuncu asrın mahsulüdür. Çünkü  on dokuzuncu  asrın tekniği, sanayi, kömür, buhar ve insan merkezlerine bağlıyordu. Halbuki bugünkü enerji nakli, bugünkü su, yakıt, hammadde ve taşıt meseleleri, hele bizim gibi yeni gelişen ülkelerde böyle şehirlerin doğmasını gerektirmez. Bugün Karabük’ün bile hem enerjisi hem ham maddeleri başka yerlerden gelir. Ve Karabük kurulurken Karabük’te birkaç çoban kulübesinden başka bir şey yoktu. Ama yeni olarak ve hem tesis, hem iskân şartları geniş bir palanla ele alınan koca Karabük şehri bugün, bir sosyal huzursuzluk merkezi değildir. Ama yarın Ankara’da Macun çiftliği bölgesi, hele çıkarılan başka bir şey düşünmeyen insanların elinde pekâlâ bir Makedonya olabilir.
Yukarıda işaret ettiğimiz gecekondu kelimesini ve gecekondu toplumunu da, sadece fena mesken ve kötü iskân şartları olarak almıyoruz. Gecekondu toplumu, gerek ruhi yapısı, gerek günlük yaşayışı, gerek her cepheden sosyal meseleleri ile asıl toplumdan kopmuş bir alemdir. Bunun böyle olduğunu görmek için bir gecekondu mahallesinde oturmak şart değildir. Herhangi bir akşam böyle bir mahallede ve onun dükkanlarında, kahvelerinde geçilecek birkaç saatlik zaman, nasıl bambaşka ölçülerin hakim olduğu, bambaşka bir alem içinde yaşadığımızı bize gösterir. Hem bu alemin gücünü ve kapalı potansiyelini, onun hareketsiz haline göre değil, taşkınlık imkanlarına göre ölçmelidir.
 Halbuki biz, iktisaden yeni gelişen bir memleketiz. Her şeyimizi yeniden yapacağız. Ve teşkilatlandıracağız. Bunu yaparken, köyden kasabadan kopması tabii, olan yurtdaşlarımıza insanlar gibi yaşayacakları, sudan; havadan, temizlikten ve aile mahremiyetinden faydalanacakları ışıklı siteler yapmak zorundayız. Bunun pekâlâ kabil olduğunu, iktisadi devlet işletmelerinin şehir kıyılarına değil, yurdun dört bucağına serpilmiş siteleri pekala gösterir.
            Halbuki bu yola gitmeyip de, dört oluklu saç, beş kontraplak içinde Ankara’da, İzmir’de, İstanbul’da her gün yeni kalafat yerleri yaratan ve bunların etrafında daha şimdiden bir milyon gecekondu toplayan düşüncesiz insanlar, yarın, bu ne isteseler haklı insanların dalgalanışı göze almalıdırlar.
Ankara’da Macun çiftliği sahası, aslından bir derme çatma sanayi yeri ve bir gecekondu merkezi olacak yer değildir. Bu güzel ve müsait yer Ankara’nın asıl kültür sitesi, üniversiteler spor alanları ve sıhhat merkezleri ile dolacak sahası olmalıdır. Yeni sanayi merkezleri, Ankara’nın ve şehirlerin dışında, uzağında Sakarya Vadilerinde kurulmalı ve oralara dağıtılmalıdır. Hem de tıpkı birer devlet işletmesi sitesi gibi mamur, yeşil ve ışıklı olarak.
            Ama hayır, biz burayı ille kalafat yerine benzeteceğiz ve onun etrafında yeni Taşlıtarla’lar yaratacağız diye direteceklerse pekala dedikleri olsun, Ama şimdi bütün büyük şehirlerimizde yaptığımız gibi Ankara’da da yaratılacak bu yeni Makedonya’nın, yani alttan alta daima kaynayacak huzursuzluk merkezinin getireceği yarınlara da katlanalım. Çünkü Cinci de cinleri iyi niyetle davet eder ama, bir daha geri göndermeyişin akıbetine katlanır.

Şevket Süreyya AYDEMİR
Vatan : 3 Ağustos 1962[1]


























[1] Pelur kağıttaki kopyasından yeniden yazılmıştır.M. Tunçer, Aralık 2011.