Sunday, January 21, 2007

ANKARA’DA SU SORUNU ve YEŞİL POLİTİKA












ANKARA’DA SU SORUNU ve YEŞİL POLİTİKA









Doç. Dr. Mehmet TUNÇER



Bu ay, tarihte ilk defa ülkemizin kazandığı Nobel edebiyat ödülünden bahsetmemiz gerekirken, hayati konular her zamanki gibi öne çıktı..


Tabii Orhan Pamuk’un Nobel ödülü büyük bir onur, çağdaş Türkiye’nin bir göstergesi.. Ama, içme suyu giderek azalan ve tasarrufa önem verilmeyen, yağmur yağdığında da alt üst geçitlerde can pazarı yaşanan, pek de çağdaş olmayan bir Başkent’te “sudan sebeplerle” bu konuda yazamamak için gerekçe bulmak mümkün…



Neymiş, yağış azalmış, global ısınma imiş de, yeterli su gelmemiş gökten de.. Bunlar geçen kışı yaşamamış gibi konuşuyorlarJ Yaklaşık 2 ay neredeyse kar nedeni ile evlerde mahsur kaldığımızı unutuyorlar.. Yıllardır böyle kar yağmıyordu ve eridiği zaman sellere neden olacak, barajlar dolacak taşacak sanmıştık.. Nerde..



Tabii, global ısınma yok diyemeyiz ve de ona göre önlemler alıp, su kaynaklarını, havzalarını koruyacak önlemler almak gerekli..






Küresel ısınma yüzünden kar yağmayınca kış turizm merkezlerinin birçoğu sezonu açamadı. Turizmcilerin kulağı Meteoroloji'den gelecek kar müjdesinde!


Küresel ısınma nedeniyle yeterli kar yağışı olmaması kayak merkezlerindeki işletmecileri de zor durumda bıraktı. Kış turizm merkezlerinden hiçbirinde kayak yapılamazken birçoğu da sezonu açamadı.


Milliyet, 14 Aralık 2006




Geçen kış çoook kar yağdı, ama sular bahar-yaz ayında refüjlere hemen 40-50 metre aralıkla dizilen sarı muşamba giysili bahçıvan kılıklı adamların ellerindeki hortumlardan refüjlere ve yollara akarak eridi gitti..


Her gün izlediğim ve içimin sızladığı manzara, 20-40 m2lik alana tonlarca suyun boca edilmesi, hele öğlen saatlerinde biteviye sulama, yollara taşan ve kazalara neden olan aşırı su harcanması....


Biz evde musluğu çok açtınız diye kızlarımıza kızarken, koca koca adamlar tonlarca suyu acımasızca kullandılar.. Ve yeşillenen refüjler tam yeşil hale gelmişken bir anda Eskişehir yolu tarumar oldu! Refüjler kazıldı, yeşiller yok edildi..Ve de şimdi giderek susuz kaldık!..


Biraz önce Göksu ve Defne geldi ve “Ankara’nın 28 günlük suyu kaldı” diye haber getirdiler!.. Çocukları kimbilir nasıl etkiliyor bu haberler..


Bu sorun Konya’nın sorunu da aynı zamanda..Ovanın suyu giderek azalıyor..Gereksiz kuyu açmalar ve düzensiz sulama nedeni ile ovadaki yer altı suları da azalıp yok oluyor..Tuz gölü ve diğer göller küçülüyor, ovalaşma deniyor buna..


Nevşehir de, Niğde’de tüm iç Anadolu’da su kaynakları giderek azalıyor..Göller küçülüyor.. Sulak alanlar kuruyor…Dikkatsiz ve bilinçsiz politikalar suyumuzu ve verimli topraklarımızı alıp gidiyor elimizden..


Bu sabah da, bu sayıda yazısını okuyacağınız danışmanımız Barbaros hoca geldi ve tesadüfen benzer konuları yazdığımızı gördük birlikte..


Demek ki; “Yeşil Politika”, “Doğal Çevre Korunması”, “Havza Korunması” giderek hayati önem taşıyacak!


Ankara genellikle bir bozkır şehri olarak bilinir. Cumhuriyet öncesi bu niteliği daha belirgin idi.. Hatta bir çok seyyah Ankara’yı yazın toz topraktan geçilmeyen, kurak bir kasaba olarak tanımlar.. Ankara’da su sorunu yüzlerce hatta binlerce yılın sorunudur denilebilir..


Ankara'nın Kuruluşunda Vakıfların Rolü başlıklı yazısında Nazif Öztürk şöyle yazıyor:





18. yy. ın başlarında nüfusu 100. 000'e yükselen Ankara, bu yüzyılın sonları ile 19.


yy ın başlarında bir dü­şüş sürecine girmiştir. Bu düşüş bir ba­kıma şehrin ''velinimeti'' olan tiftik ke­çilerinin başka ülkelerde üretiminin başlamasına paraleldir. 187 4-75 yılla­rında hüküm süren kıtlık bu gerilemeyi hızlandırmıştır. Orta Anadolu 'yu kasıp kavuran, insanların ölümüne, çoğunun hicretine yol açan bu korkunç kıtlık se­bebiyle Türk unsuru önem ve zenginli­ğini kaybetmiş, ticaret azınlıkların eline geçmiştir.




Demek ki kıtlık ve susuzluğa alışkın bir kent, ama artık bunun çözümünü de geliştirecek teknolojilere sahip bir Başkent..


7-8. yüzyılda Arap akınlarına karşı şehir surları acele ile yapıldığında kalenin su sorununu çözmek için kale içinde sarnıçlar inşa edilmiş.. Bir de Kaleden Benderesine inen gizli dehliz ve geçitlerin kuşatma esnasında aşağıdan su almak için kullanıldığı söylenir..





Tabii artık Bendderesi yok, caddesi var!





Halbuki, iklimsel olarak Ankara o kadar da kurak bir bölgede değildir.. Ankara kuzeyindeki dağlık ve ormanlık alan Karadeniz bölgesine geçişin eşiğini oluşturur. Ankara'ya içme suyu sağlayan Kurtboğazı, Eğrekkaya ve Akyar Barajları Kızılcahamam sınırları içerisinde kalır.


90 km mesafedeki Kızılcahamam ve onun doğusuna düşen Ilgaz Dağları Ankara'ya oldukça yakındır. Bu günlerde Uzun Devreli Gelişim Planlamasını hazırladığımız Soğuksu Milli Parkı burada yer almakta.. Korumada ne kadar geciktiğimizi yazın çıkan bir yangın sonucunda daha iyi anladık..


Ankara'nın hava alanı ile önemli mesire yerlerinden olan iki Çubuk Barajı ve Karagöl, bu yükseltilerin güneyinde ve Ankara'nın kuzeyinde yer alırlar. Ankara kentinin en kurak mevsimlerde bile susuzluk çekmemesini sağlayan su kaynaklan gibi Ankara'nın denize en yakın noktası da kuzeydedir.


Ankara'nın güneyinde ise düz ve bozkır bir alan uzanır. Hemen yakınlardaki Eymir ve Mogan gölleri artık Ankara kentinin içinde kalmışlardır. Ve bunlar


Ankara`daki barajları yararlanma çeşidi itibariyle içme suyu, sulama suyu, içme ve sulama suyu, elektrik enerjisi sağlayan barajlar olmak üzere dört ayrı başlık altında toplamak mümkündür..





Cumhuriyetin ilk barajları Çubuk Barajlarıdır... Çubuk Çayı üzerinde 1930-1936 yılları arasında inşa edilmiş içme-kullanma ve sanayi suyu temini ve taşkın kontrolü amaçlı bir barajlardır... Çubuk I Barajı Ankara`nın sulama, mesire yeri, şehrin su ihtiyacının temin edilmesi, ağaçlandırma gibi amaçlarla 1930 yılında inşasına başlanmış ve 1936 yılında işletmeye açılmıştır.









Çubuk I Barajı İlk Açıldığı Yıllarda









Kaynak : http://www.byegm.gov.tr/YAYINLARIMIZ/yuzyil/1930-1939.htm







Atatürk 7 Mayıs 1938’de Çubuk Barajında

















Kaynak : http://www.anitkabir.org/index.php?action=viewarticle&artid=36





Ankara`nın 54 km. kuzeyinde Çubuk Çayı üzerinde Çubuk`un 5 km. kuzeyinde, vadinin nispeten daraldığı bir yerde şehrin su ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulmuştur. 1964 yılında faaliyete geçmiştir.





Kurtboğazı Barajı; Ova Çayının kolu olan Kurtboğazı deresi üzerinde kurulmuş ve 1977 yılında faaliyete geçmiştir. 5 km2 lik göl alanına sahiptir.





Çamlıdere Barajı ise Bayındır Deresi üzerindedir. 1985 yılında faaliyete geçmiştir. 32 km2 lik göl alanına sahiptir.





Bu kadar sulak bir yerde; tabii akarsuların tahribi için ne gerekiyorsa yapılmıştır. Kale’ye suyunu veren Bendderesi ilk kurbandır. Roma döneminde üzerinde bir bend olan bu dere önce kanalizasyona atıkları ile kirlenmiş, sonra da üstü kapatılıp cadde haline getirilmiştir.





Ankara Çayı, İncesu, Dikmen çayı vd. birçok dere ve akarsular ya üstleri kapatılarak yok edilmiş, kanalizasyona alınmış, ya da vadi içlerine kadar yapılaşmaya açılarak su toplama havzaları tahrip edilmiştir. Bu nedenle Ankara akarsularını kaybetmiş bir kenttir.. Nüfusun giderek arttığı göz önüne alınarak suyun akılcı kullanımına yönelik önlemlerin alınması, “Yeşil Politika” içeren bir “Master Plan” hazırlanması gereklidir ve hayatidir..hep söylenen gibi Orta Asya’dan buraya gelindi ama gidilecek başka yerimiz yok!.. Anadolu “Çöl” olmasın!





Bol yağışlı bir kış dilerim..













1 comment:

Mehmet Tuncer said...

1965-1968 Yılarında Dışkapıda,veteriner fakültesinin arkasında su süzgecinde, görevli bir abinin yanına ders çalışmaya giderdim.3 sene boyunca sular hakkında bilgim oldu. Hatta bazen klorlama işlerini gözetimlerinde ben yapmıştım. Sular gelir havuzlarda dinlenir, fıskiyelerle oksijenlenmesi sağlanır falan. Bu yer 50-60 nüfusa göre yapılmış bir tesis.
Yıllar geçti, Ankara'nın nüfusu arttı.Ankara'ya su lazım. Çubuk Barajı yetmedi, kentleşme sayesinde kurudu.Nereden getiririz diye çalışmalar başladı. Kurt Boğazı ve çevresinden,Münye Köyü ve Emir Gölü arasındaki kuyulardan,Etimesgut'tan geçen Ankara Çayı'ndan ve en son olarak Hirfanlı Barajı'ndan su ihtiyacı karşılandı.
Hirfanlı Barajı'nı biliyor musunuz? Ankara ' ya yaklaşık 100 km uzaklıkta. Bir zamanlar kerevitiyle meşhurdu. Yurt dışına ihraç eder, halkımızın geçim kaynağıydı. Şu an Kızılırmak , baraja gelene kadar geçtiği şehirlerin lağım sularını topladığından kerevit falan kalmadı. Evrim değiştirdi yeni bir hamsi kadar bir balık türedi. Vinçli kamyon barajın kenarına geliyor. İki kayık ağı karşı tarafa götürüyor. Vinç ağı çekiyor. 5 tona yakın balık geliyor. Günde 3 sefer yapıyorlarmış. Sordum bu nedir? Kedi-Köpek maması yapılıyor dediler...
Daha önceleri olmayan bir şey gördüm. Hİrfanlı Barajı'ndan su karıştırdıktan sonra arabamı yıkadıktan sonra beyaz beyaz lekeler oluşmaya başladı, hatta ellerimi yıkadıktan sonra kremlemek mecburiyetinde kalıyorum. Pütür pütür oluyor. İşte biz bu suyu içiyoruz.
Hiç, Şereflikoçhisar'dan Kulu' ya tuz gölünden geçtiniz mi? Hele bir geçin. Hayatta bir daha yemeklerinize tuz dökmezsiniz. Gölü toprak yığarak bölmüşler. Sağ taraf pırıl pırıl sol taraf simsiyah. Çok affedersiniz Konya'nın lağımı döküldüğünden bok yemeyelim diye.
Konya Ovası'nda tarlaları sulayalım diye çiftçi sondaj kuyuları açmış.1990 larda bu kuyular 30-35 metreden su alırdı, şimdi 100-150 metre derinliğe kadar çıkıyor.
Hatırladığım kadarıyla sondajda aldığın suyu aynı derinliğe iade etmek var. Kaplıca işletmeleri 200-300 metreden aldıkları suları ayıp olmasın diye kullandıktan sonra 40-50 metreye göstermelik olarak bırakıyorlar...
Ankara'nın suyundan başladık nerelere geldik. Sonuç olarak, geleceğimize pırıl dünya bırakmak için menfaatlerimizi düşünmemeliyiz...İsmet Yücel